Hazar gitme ne olur beni bırakma...🥀🥀

1230 Words
Yazarın anlatımı Bir hafta geçmişti… Ama bazı yaralar zamanla kapanmazdı. Dilan için bu bir hafta… Yok oluş gibiydi. İlk günler sadece ağladı. Geceleri uyuyamadı. Yatağa uzandığında Şervan’ın sesi kulaklarında çınladı. “Boş ol…” Üç kelime… Ama bir ömrü yıkmaya yetmişti. Günlerce aynaya bakamadı. Kendine bile tahammülü yoktu. Ama… Dilan o kadınlardan değildi. Yıkılıp kalanlardan… O, yıkıldıkça daha tehlikeli olanlardandı. Bir sabah… Gözyaşlarını sildi. Aynanın karşısına geçti. Kendine baktı. Gözleri kızarmıştı. Ama içindeki o karanlık… Daha da büyümüştü. Dudaklarını sıktı. “Ölümün benim elimden olacak Berfin…” Sesi fısıltıydı. Ama içinde yemin vardı. “Kocamı elimden aldın…” Gözlerinden yaş süzüldü. “Senin ölümün benim elimden…” O an… Dilan artık sadece terk edilmiş bir kadın değildi. Bir düşmandı. Bağ evinde sabah doğmuştu. Güneş yavaş yavaş içeri süzülüyordu. Berfin erkenden kalkmıştı. Sessizce mutfağa indi. Başına ince bir örtü attı. Saçları omuzlarına dökülüyordu. Doğallığı… İnsanın içini ısıtıyordu. Masaya geçti. Sarma içini hazırladı. Pirinç, baharat, soğan… Ellerinin arasından geçtikçe… Sanki ruhunu da katıyordu içine. Yaprakları haşladı. Masaya oturdu. Tek tek sarmaya başladı. Ev kokmaya başlamıştı. Bir yuva gibi… Üst katta… Şervan uyandı. Elini yatağın diğer tarafına attı. Boştu. Kaşlarını çattı. Bir anda sinirlendi. “Nereye gitti lan yine bu kız!” Yataktan kalktı sertçe. “Kaç defa dedim…” “Yanımdan kalkma diye!” Üzerine bir tişört geçirdi. Merdivenlerden hızla indi. Adımları sertti. Mutfaktan gelen sesi duydu. İçeri girdi. Ve durdu. Berfin… Masada oturmuş sarma sarıyordu. Üzerinde yırtmaçlı bir elbise vardı. Bacağı görünüyordu. Göğüs kısmı hafif açıktı. Başındaki yazma… Ve omuzlarına dökülen saçları… Şervan’ın bakışı değişti. Ama sinir daha ağır bastı. Yanına gitti. “Nerdesin lan sen?” Berfin irkildi. Başını kaldırdı. “Sarma sarayım dedim…” Sesi sakindi. “Hani Zilan ve Seyit abi gelecek ya…” Şervan masaya sertçe vurdu. “Senin işin mi lan bu?!” Berfin sıçradı. Gözleri doldu. “Hayır ama…” “Ben yapmak istedim…” Şervan dişlerini sıktı. “Yapmayacaksın!” Sesi yükseldi. “Koynumdan çıkıp gitmeyeceksin!” Bir adım yaklaştı. “Sen sadece bebeğine bak, yeter!” Berfin başını salladı. Ama gözleri doluydu. “Şervan…” Sesi kırıldı. “Neden bu kadar sinirlisin?” Şervan durdu. Bir an… Kızın gözlerine baktı. Dolmuştu. Yumuşadı. İstemeden. “Tamam…” dedi. “Seni üzmek için demedim.” Nefes verdi. “Sadece…” “Sadece yanımdan kalkma lan.” Sesi bu sefer daha düşüktü. “Gitme…” Gözleri ciddiydi. “Ben seni çok bekledim Berfin.” Bir an durdu. “Korkuyorum seni kaybetmekten.” Berfin’in yüzü yumuşadı. Yaklaştı. Gülümsedi. “Ben senin karınım…” Sesi sıcak çıktı. “Nereye giderim ki…” Gözlerinin içine baktı. “Sadece bizim için bir şeyler yapmak istedim.” Bir an durdu. “Kendimi gerçekten buraya…” “Ve sana ait hissetmek istiyorum.” Şervan dondu kaldı. Bu cümle… Onun içinde bir yere dokundu. Derin bir yere. Gülümsedi. O sert adam… Bir anda yumuşadı. Berfin yaklaştı. Yanağına bir öpücük bıraktı. Kulağına fısıldadı. “Benim elimden yemek istemez misin hem…” Şervan’ın eli hemen beline gitti. Çekti kendine. “Zehir olsa yerim.” Berfin güldü. O gülüş… Adamın içini eritti. Şervan elinin tersiyle yanağını okşadı. “Yorma kendini…” “Ben duşa gireyim.” Yanağını öptü. Ve çıktı. Berfin başını salladı. “Ne zor adam…” dedi kendi kendine. Ama gülümsüyordu. Saatler geçti. Berfin durmadı. Sarmalar… Börekler… Tatlılar… Her şeyi hazırladı. Akşam mangal da yapılacaktı. Ev bir sofraya dönüşmüştü. Üst katta… Şervan duştan çıkmıştı. Üzerinde sadece eşofman vardı. Hasret’i kucağına almıştı. Odada dolaşıyordu. “Gülüm…” Kızın saçını okşadı. “Sen alıştın ama…” “Bak bu şekilde gezmeye…” Kendi kendine konuşuyordu. “Kız bak…” “Ben öyle gezen tozan kız istemem.” “Büyüyünce de gezmek yok.” Gülümsedi. “Babayı dinleyeceksin tamam mı Hasret’im…” Berfin kapıda durdu. Dondu kaldı. “Hasret’im…” O kelime… Kalbine saplandı. Gözleri doldu. Zaman geri sardı. Hazar… Kızını kucağına almıştı. “Hasret’im…” diyordu. “Berfin yavrum bu kokuttu!” Berfin gülüyordu. “Saçmalama Hazar…” "Hasret'im bak anan inanmadı bana .." Berfin duydu .. “Hasret’im mi diyorsun ona?” Hazar iç çekmişti. “Sanki doyamayacakmışım gibi geliyor…” Ve sonra… Beş ay sonra… Şehit haberi gelmişti. Şimdi… Gerçek. Berfin’in boğazına bir şey düğümlendi. Nefesi daraldı. Karnına bir ağrı girdi. Gözleri karardı. Kapıya tutundu. Zorla ayakta duruyordu. Şervan Hasret’i beşiğe bıraktı. Döndü. Berfin’i gördü. Yüzü değişti. “Berfin…” Ama kız duymuyordu. Eliyle karnını tuttu. Midesi bulandı. Gözleri tamamen karardı. Ve o an… Dilinden kaçtı. “Hazar…” Sesi titredi. “Gitme…” Gözlerinden yaş süzüldü. “Hazar gitme…” “Ne olur bırakma beni…” Ve yere yığıldı. Şervan dondu bir an. Ama duydu. Her kelimeyi duydu. Yüzü karardı. Sinir damarlarına yürüdü. Koştu hemen. “Berfin!” Kızı kucakladı. Yatağa taşıdı. Yüzüne hafif tokatlar attı. “Kendine gel!” Suyu aldı. Yüzüne serpti. Dakikalar geçti. Berfin gözlerini araladı. Ve ilk gördüğü… Şervan’dı. Ama Şervan… Öfkeydi. Kolunu sertçe tuttu. “Düşerken ne dedin lan sen?!” Sesi sertti. Tehlikeliydi. “O itin adını…” Dişlerini sıktı. “Nasıl anarsın lan benim yanımda!” Berfin titriyordu. Korkudan nefesi kesildi. Çünkü… En son söylediği şeyi hatırlıyordu. “Hazar gitme…” Ve şimdi… O isim… Yanlış kulakta yankılanmıştı. Berfin gözlerini araladıktan sonra birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi. Nefesi hâlâ düzensizdi. Kalbi göğsünde sert sert atıyordu. Şervan’ın yüzü çok yakındı. Ama o yüz… Az önceki şefkatli adamın yüzü değildi. Sertti. Gergindi. Tehlikeliydi. Berfin yavaşça doğruldu. Boğazı kurumuştu. Gözlerini kaçırdı. “Şervan…” dedi kısık bir sesle. “Ne dediğimi hatırlamıyorum…” Bu bir kaçıştı belki… Ama aynı zamanda korkuydu. Şervan’ın çenesi sıkıldı. Bir anda elini uzattı. Kızın saçlarını kavradı. Sertçe çekti kendine. Berfin’in canı yandı. Ama ses çıkaramadı. Şervan yüzünü iyice yaklaştırdı. Gözleri karanlıktı. “Bak…” dedi dişlerinin arasından. “Bir daha…” Sesi daha da düştü. “Eğer bir daha başka bir erkeğin adını…” Bir an durdu. Öfkesini yutamadı. “O ağzından duyarsam…” Parmakları saçlarında daha da sertleşti. “Senin o güzel vücudunda kırılmadık yer bırakmam.” Sözleri ağırdı. Tehdit değildi sadece… Gerçekti. “Tanınmayacak hale gelirsin.” Berfin’in içi buz kesti. Titriyordu. Gözleri doldu ama ağlamadı. Sadece baktı. Korkuyla. “Şervan…” dedi titreyerek. Ama devam edemedi. Şervan hemen sözünü kesti. “İşte aynen böyle.” Saçlarını bırakmadı. Gözlerini sabitledi. “Sadece ama sadece Şervan diyeceksin.” Sesi buyurgandı. “Senin kocan benim.” Bir an daha yaklaştı. “Erkeğin benim.” Berfin yutkundu. Nefesi kesildi. Başını hafifçe salladı. “Tamam…” dedi. Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. Ama Şervan duydu. Yetti ona. Bir anda… Siniri başka bir şeye dönüştü. Kızın yüzünü tuttu. Ve sertçe dudaklarına kapandı. Öpmeye başladı. Sertti. Sabırsızdı. İçindeki öfkeyi de, arzuyu da aynı anda boşaltıyordu. Her hareketi daha hırçınlaşıyordu. Berfin bir an dondu. Ama sonra… Karşılık verdi. Çünkü biliyordu. Bu adamı sakinleştirmenin yolu buydu. Ellerini kaldırdı. Adamın omuzlarına koydu. Yumuşakça karşılık verdi. Şervan’ın nefesi yavaşladı. Öfkesi gevşedi. Öpüşü sertliğini kaybetti. Daha derin ama daha kontrollü oldu. Sonra… Bir anda geri çekildi. İkisi de nefes nefeseydi. Şervan birkaç saniye kızın yüzüne baktı. Gözlerindeki sertlik yavaşça silindi. Elini kaldırdı. Berfin’in saçlarını okşadı. Bu sefer nazikti. Gerçekten nazik. “Özür dilerim…” dedi. Sesi değişmişti. Daha insandı. “Çok fazla tepki gösterdim…” Gözlerini kaçırdı bir an. “Özür dilerim.” Berfin ona baktı. Hiçbir şey söylemedi. Sadece başını salladı. Ama içinde… Korku hâlâ duruyordu. Ve o korkunun yanında… Yeni bir şey daha vardı. Bu adamı yönetmek zorundayım… Yoksa… Kaybolacaktı. Ve Berfin şimdiden çok yorulmuştu . Şervan dengesizlik üstüne dengesizlik yapıyordu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD