Yazarın anlatımı
Akşam çökmüştü.
Bağ evinin avlusunda hafif bir serinlik vardı.
Mangalın dumanı ağır ağır yükseliyor, et kokusu ortama yayılıyordu.
Kapı çaldı.
Fidan açtı.
İçeri Seyit ve Zilan girdi.
Zilan’ın yüzünde sıcak bir gülümseme vardı.
Daha selam bile vermeden doğruca bebeğe yöneldi.
“Hasret’im…” diyerek Hasret’i kucağına aldı.
Sevdi, kokladı, öptü.
Berfin’in gözleri yumuşadı o an.
O da eğildi.
Zilan’ın oğlu Arda’yı kucağına aldı.
Küçük çocuk kahkaha attı.
Arda gerçekten çok tatlıydı.
Yuvarlak yanaklı, parlak gözlü…
Berfin dayanamayıp öptü yanağından.
O sırada Şervan Hewleri yaklaştı.
Çocuğun başını okşadı.
“Amcam… Arda nasılsın?” dedi.
Çocuk hiç çekinmeden cevap verdi.
“İyiyim Şervan amca, sen nasılsın?”
Şervan hafifçe gülümsedi.
Sevdi çocuğun kafasını.
Ama asıl baktığı kişi…
Berfin’di.
Kızın kucağında çocukla o hali…
Bir an durdu.
Gözleri yumuşadı.
İçinde bir şey kıpırdadı.
Gülümsedi.
Zilan bunu fark etti.
Göz ucuyla baktı.
Sırıttı.
Her şeyi anlıyordu.
Seyit ise ağır adımlarla yaklaştı.
Berfin’e selam verdi.
“Hoş geldiniz abi” dedi kız saygıyla.
Seyit başını salladı.
"Hoşbulduk Berfin'im "
Sonra gözleri Hasret’e kaydı.
Ardından Berfin’e baktı.
“Berfin…” dedi.
“Yakıştı eline erkek çocuk.”
Bir an durdu.
Gülümseyerek ekledi.
“Hasret’e bir erkek kardeş lazım.”
Cümle havada kaldı.
Berfin’in yüzü değişti.
Bir an durdu.
Yutkundu.
Derin bir nefes aldı.
Gözleri bir saniyeliğine yere indi.
Sonra toparladı kendini.
“Hayırlısı olsun abi…” dedi.
Ama sesi temkinliydi.
“Daha erken… Hasret küçük.”
Şervan o an başını çevirdi.
Kaşları çatıldı.
Hiç düşünmeden konuştu.
“Birlikte büyürler.”
Sesi sertti.
Kesindi.
Berfin irkildi.
Ama belli etmemeye çalıştı.
Başını salladı.
“Haklısın…” dedi.
Zoraki bir gülümseme ile.
Ama içi daralmıştı.
Şervan bunu gördü.
Görmemesi imkânsızdı.
Ama bir şey demedi.
Seyit omzuna vurdu Şervan’ın.
“Gel lan…” dedi.
Mangalın başına geçtiler.
Ateş yakıldı.
Közler kızardı.
Seyit sigarasını yaktı.
Şervan’a döndü.
“Oğlum…” dedi.
“Korkutma lan kızı mal.”
Kaşlarını çattı.
“Ne diye bağırdın öyle?”
Şervan sigarasını yaktı.
Derin bir nefes çekti.
Gözleri Berfin’deydi.
Kız, Hasret ve Arda ile oynuyordu.
Ama yüzündeki gerginliği görüyordu.
“Çocuk istemiyor…” dedi Şervan.
Sesi düşüktü ama sertti.
“Görmedin mi?”
Seyit kaşını kaldırdı.
“Niye istemesin oğlum?”
Şervan gözlerini kısmıştı.
“Niye istemiyor sence?”
Seyit omuz silkti.
“Niye oğlum?”
Şervan mangala eğildi.
Ateşi karıştırdı.
Sonra yavaşça konuştu.
“Gitmek istiyor…”
Sesi boğuktu.
“Gideceğine dair umudu var.”
Seyit bir an durdu.
Sonra sinirle güldü.
“Lan ne alaka amına koyayım!”
Başını salladı.
“Ne değişik adamsın sen!”
Şervan cevap vermedi.
Sadece ateşe baktı.
“Şu dakika git desem…” dedi.
“Koşar.”
Sonra Seyit’e döndü.
“Onu bana mı anlatıyorsun oğlum sen?”
Seyit bu sefer ciddileşti.
Berfin’e baktı.
Kız çocuklarla oynarken gülüyordu.
Ama o gülüşün altında bir şeyler vardı.
“Ama bak bence öyle değil…” dedi.
“Alışmış sana.”
Şervan gözlerini tekrar kıza çevirdi.
Bir süre baktı.
Uzun uzun…
Sonra istemsizce gülümsedi.
İçinde başka bir istek kabardı.
Berfin’den bir çocuğu olsun…
Ama bilmediği bir şey vardı.
Berfin çoktan kararını vermişti.
Doktorunu aramıştı.
İlaç kullanıyordu.
Şervan’dan çocuk istemiyordu.
Asla.
Ailesi bebeğin eşyaları içinde gizlice bir senelik ilaç göndermişti nerdeyse ...
Seyit derin bir nefes aldı.
“Velat…” dedi.
Sonra sustu.
Şervan’ın kaşı çatıldı.
“Ne olmuş o ite?”
Seyit sigarasından bir nefes çekti.
“Senin kız kardeşle…” dedi.
“İyi değillermiş.”
Şervan durdu.
“Boşanmak istiyoruz demişler.”
O an…
Her şey değişti.
Şervan’ın eli durdu.
Gözleri sertleşti.
“Sebep?” dedi.
Sesi buz gibiydi.
Seyit omuz silkti.
“Kız kardeşin çalışmak istemiş…”
“Velat istememiş…”
“Anlaşamamışlar.”
Şervan’ın yüzü karardı.
“Sikerim sorunlarını lan!”
Sesi yükseldi.
“Madem kaçtılar…”
“Sevdalıyız diye!”
“Şimdi boşanmak ne lan !”
Seyit bu sefer ciddi konuştu.
“Boşanma olursa…”
Durdu.
Şervan’ın gözlerinin içine baktı.
“Berdel biter.”
Bir saniye sessizlik oldu.
“Bu da…” dedi.
“Berfin’in gitmesi demek.”
O cümle…
Şervan’ın göğsüne saplandı.
Nefesi kesildi.
Eli titredi.
Maşayı daha sıkı kavradı.
Gözleri karardı.
Gidemez…
İçinden bir ses bağırıyordu.
Gidemez…
Yutkundu.
Ama boğazı düğümlendi.
“İzin vermem…” dedi.
Kısık ama ölümcül bir sesle.
Seyit ona baktı.
Anladı.
Bu adam ciddiydi.
“Öldürürüm…” dedi Şervan.
Sesi fısıltı gibiydi.
Ama içi doluydu.
Seyit sinirlendi.
“Lan yeter!”
“Öldürürüm öldürürüm!”
“Mal herif!”
Ama Şervan durmadı.
Gözleri sabitlenmişti.
Seyit’e baktı.
“Yemin ederim…” dedi.
“Bu defa ölür…”
Bir an durdu.
“AMA GİDEMEZ.”
Son cümle sert çıktı.
Kesin.
Tehlikeli.
“Bak Kur’an çarpsın…”
“Gebertip gömerim buraya.”
Seyit’in bile içi ürperdi.
Bu artık laf değildi.
Bu…
Gerçekti.
Mangalın başında hava ağırlaşmıştı.
Seyit bir anda sinirle ayağa kalktı.
Elindeki sigarayı yere attı.
Ayakkabısının ucuyla ezdi.
“Bana bak…” dedi sertçe.
“Yeter üzme lan şu kızı!”
Şervan başını hafif yana eğdi.
Gözlerinde o tanıdık, tehlikeli ifade vardı.
Seyit devam etti.
“Kızın bir şeyden haberi yok lan!”
Şervan dudaklarını kıvırdı.
Sırıttı.
Kafasını yavaşça salladı.
“Olsa bile…” dedi.
Sesi sakindi ama içi karanlıktı.
“Gidemez.”
Bir adım attı.
Gözlerini kısmıştı.
“Berfin benim…”
Bir an durdu.
“Benim kalacak.”
Seyit birkaç saniye ona baktı.
Sonra dayanamadı.
Güldü.
“Harbi manyaksın oğlum sen, Kur’anıma…”
Şervan gözünü bile kırpmadı.
“Manyak değil…” dedi.
“Aşık.”
Seyit kahkaha attı.
“Yav he he…” diyerek elini salladı.
Ama içten içe biliyordu…
Bu adamınki aşk falan değildi sadece.
Takıntıydı.
Saplantıydı.
Ve tehlikeliydi.
O sırada biraz ileride…
Zilan ile Berfin yan yana oturmuş konuşuyordu.
Zilan’ın yüzünde garip bir heyecan vardı.
Ellerini birbirine sürttü.
Sonra eğildi Berfin’e doğru.
“Berfin…” dedi.
Sesi alçaktı ama içinde bir sevinç vardı.
“Ben galiba hamileyim…”
Berfin’in gözleri bir anda büyüdü.
Şaşkınlıkla geri çekildi.
“Hamile misin?!” diye yüksek sesle çıkıverdi.
Ses avluda yankılandı.
Mangalın başındaki iki adam bir anda döndü.
Şervan ve Seyit aynı anda baktı.
Seyit kaşını kaldırdı.
“Hamile misin?”
Zilan gözlerini devirdi.
Derin bir “of” çekti.
“Kızım mikrofon verelim sana…” dedi.
“Böyle olmadı.”
Berfin utandı hemen.
Elini ağzına götürdü.
“Ay özür dilerim canım…” dedi.
“Heyecan yaptım.”
Mahcup bir şekilde gülümsedi.
Seyit hiç beklemedi.
Hızla yürüdü yanlarına.
Gözleri parlıyordu.
“Hamile misin güzelim?” dedi.
Zilan hafifçe başını eğdi.
Gülümsedi.
“Yani evet…” dedi.
“Sürpriz yapacaktım sana.”
Seyit’in yüzü bir anda değişti.
Sevinç…
Gurur…
Heyecan…
Hepsi bir aradaydı.
Eğildi.
Saçlarını öptü.
Sıkıca sarıldı ona.
“Güzelim…” dedi.
“Yine dünyaları verdin bana…”
Gözleri dolmuştu.
“Arda abi olacak ha…”
Arda biraz ileride oynuyordu.
Hiçbir şeyden habersiz.
Zilan utandı.
Başını Seyit’in göğsüne yasladı.
Gülümsedi.
Berfin onlara bakıyordu.
Gözlerinde hem sevinç…
Hem de tuhaf bir hüzün vardı.
“Kusura bakma Zilan…” dedi.
“Sürprizi bozdum.”
Zilan hemen başını kaldırdı.
“Önemli değil canım…” dedi gülerek.
“Zaten duramazdım ben de.”
O sırada…
Şervan Hewleri ağır adımlarla yaklaştı.
Eller cebinde.
Yüzü yine o sert ifadeyle kaplıydı.
Ama gözleri…
Berfin’i arıyordu.
Buldu.
Kıza baktı önce.
Sonra Zilan’a döndü.
“Bacım…” dedi.
“Hayır olsun.”
Başını hafifçe eğdi.
“Sağlıkla alın kucağınıza.”
Zilan gülümsedi.
“Sağol Şervan abi.”
Şervan başını salladı.
Ama çok oyalanmadı.
Gözleri tekrar Berfin’e kaydı.
Yavaşça yaklaştı.
Elini uzattı.
Kızı belinden tuttu.
Kendine çekti.
Berfin’in kalbi bir anda hızlandı.
Şervan kızın saçlarını geriye attı.
Boynuna yaklaştı.
Nefesi kulağına değdi.
“Biz…” dedi alçak bir sesle.
“Ne zaman alırız bu haberi?”
Berfin’in içi daraldı.
Ama yüzüne yansıtmadı.
Gülümsedi.
Kalbi göğsünü zorluyordu.
Güm… güm… güm…
Şervan bunu hissetti.
Gülümsedi hafifçe.
“Cevap vermedin yavrum…”
Berfin gözlerini kaçırdı.
“Sonra konuşalım mı Şervan…”
Sesi yumuşaktı.
Ama kaçıyordu.
Şervan kaşını kaldırdı.
Bir saniye baktı yüzüne.
Cevabı anlamıştı.
Zaten biliyordu.
Ama zorlamadı.
“Olur…” dedi sadece.
Ve geri çekildi.
Ama aklında tek bir şey vardı.
O çocuk olacak…
İstese de istemese de.
Berfin’in içindeyse…
Başka bir savaş başlıyordu....