Çalan zille uyumuş olduğumu anladım. Yarım saat deliksiz uyumuştum ve bu bile dinlenmeme yetmişti. Suyumu yerden alıp içerken kütüphanenin kapısı hızla açıldı ve öğrenciler bilgisayarların başına akın ettiler. Oturduğum yerde iyice büzüştüm ve konuşmalarını dinledim.
‘‘ Okulun sitesinde bir şey açıklanmış, herkesin telefonuna siteye girmeleri gerektiği ile ilgili mesaj geldi. İşe bak dün de internet paketim bitti. Şu lanet bilgisayar neden açılmıyor? ‘‘ diyen bana en yakın bilgisayarın başında oturan kızdı. Bu kız Pelin'in arkadaşlarından biriydi, onu hatırlamıştım. Kütüphanenin kapısında mini eteği ve dekolteli bluzu ile Pelin belirdi ve arkadaşının yanına gitti. Bu kızı görünce kan beynime sıçrıyordu. Pelin bilgisayarın başında oturan arkadaşına ‘‘ Kalk! ‘‘ dedi emrivaki bir şekilde. Kız kral görmüş köle gibi yerinden fırladı ve Pelin'in oturması için sandalyeyi ona bıraktı. Yüzümü buruşturdum, bu Pelin denilen mahlukat kendini ne sanıyordu? Ben bu kıza kafayı takmaya başlıyordum anlaşılan. Ondan intikam almak için içimde büyük bir istek vardı. Bana iftirayı atanın o olduğunu düşünüyordum çünkü kağıtlar ortaya çıkmadan hemen önce bana pis pis sırıtmıştı. Yaralı ceylanın kanının kokusunu alan çakal gibi.
Siteye ilk giren Pelin'in arkadaşının açtığı bilgisayardı bu yüzden herkes Pelin ile arkadaşlarının başında toplandı ve benim de görebildiğim videoyu izlemeye başladılar.
Sesi sonuna kadar açan Pelin ‘‘ Sessiz olun! ‘‘ diye bağırdı ve ses, çıt çıkmayan kütüphanede yayıldı. Kral emir verdi! Nurdan Abla'nın yüzünü ekranda görünce çok şaşırdım. Ne oluyordu böyle?
‘‘ Dilay benim tanıdığım en namuslu kızdır. Şu ana kadar tanıdığım en akıllı, en sevgi dolu insan o. Kalbine sığamayacak kimse yoktur. Bazen çılgınca şeyler yapar sevdikleri için, onları korumak için yapmayacağı şey yoktur. O tanıdığım en güçlü insan. Kardeşinin cansız bedenini o buldu ve buna rağmen yine de gülmeyi başarabiliyor. ‘‘ dedi gözlerinden akan yaşları eşarbı ile silerek. Bende ağlıyordum, benim hakkımda düşündüğü şeyler çok güzeldi. Ekranda Ulaş'ın yakışıklı yüzü belirdi. Pelin ‘‘ Bu çocuk dün okula gelmişti. ‘‘ diye mırıldandı ekranda ki Ulaş'ı gösterirken. Pelin'in bakışlarında bariz bir ilgi vardı. Pis pis sırıttım, Ulaş dünyada başka bir kız kalmasa bile bu kızın yüzüne benim yüzümden dönüp bakmazdı bile.
‘‘ O cehennemi basıp Dilay'ı oradan kurtarmıyorsam bu ona saygı duyduğum içindir. O okulda olanları şimdi senden duydum ve inan bana kan beynime sıçradı. Hangi insan böyle bir canavarlığı yapabilir ve bir insana iftira atabilir? O cinsel istismara uğradığı dediğiniz kız öyle yaşamaktan ise ölmeyi tercih eder be! Ve siz hangi akla hizmet bir insanı ölüme sürüklersiniz? Bir kızı, özellikle Dilay'ı, nasıl en zayıf noktasından acımasızca vurup ağzınıza sakız yaparsınız? O ' Sahtesin!’ ‘ Git buradan! ' ‘ Okulumuzu geçmişinle lekeliyorsun! ' dediğiniz kız, o kadar saf, kırılgan ve temiz ki ben ona dokunmaktan korkuyorum. Siz ise, o katrana bulanmış yüreğiniz ve elleriniz ile onu parçalamaktan çekinmiyorsunuz! Geçmişi pis olan o değil; sizsiniz. Allah'ım onu sizin gibi vicdansızlarla sınıyor. Ne diyeyim; Allah belanızı versin! ‘‘ dedi bağırarak.
Ulaş, biriciğim, kardeşim. Sesimi, ağladığımı duymasınlar diye ellerim ile ağzımı kapatmıştım. Slâyt minik Şule'nin peşinden suya atladığım bölüm ile devam etti. Ardından ekranda kucağında Şule olan Büşra belirdi. Yanında da Umut vardı.
‘‘ Dilay, kuzum, o insafsızların dersini neden vermediğini anlamıyorum. Senin gibi insanlara alışık değil öyle piçler. Hala Roshan'ın ya da Kim Jae'nin dediği gibi yurt dışında okuyabilirsin. Senin gibi insanlar onların seviyesini yükseltiyor. Boş ver, seviyesizlikleri ile kendilerini yok etsinler.
Keşke Rüzgâr ile İngiltere'ye gitseydin. Eğer gitseydin şimdi bu insanların insafına kalmazdın. Sen güçlüsün ve onlara haddini göstereceksin. Şule de bir şey söylemek istiyor. ‘‘ dedi ve Şule'nin kulağına eğilip bir şey söyledi.
Şule o güzel gözleri ile kameraya gülümsedi ve ‘‘ Bas - tıyy Dil - ayyy! ‘‘ diye bağırdı.
Umut karizmatik bir şekilde güldü ve ‘‘ İçtikleri suyu onlara haram et! Senin ile uğraşmak neymiş görsünler! ‘‘ dedi. Gözyaşlarım sessizce akıp giderken yüzümde kocaman bir sırıtma vardı. Videoyu izleyenlere baktım, hepsi büyük bir ilgi ile, bir dakika! Yüzlerinde gördüğüm utanç mıydı? Cidden bilinçaltım bana oyun oynuyordu.
Belki içtiğim çay saçma sapan rüyalar görmeme sebep oluyordu ve bu da birazdan bitecek bir mucizeydi. Ekranda beliren surat donup kalmama sebep oldu. Kanım damarlarımda dondu, birden buz kestim. İçimi saran öfkenin alevi benliğimi aşıp katıksız bir nefrete ve öfkeye büründü. Yanıyordum cayır cayır. Kitapları, rafları sandalyeleri fırlatmak istiyordum, burayı yerle bir etmek istiyordum. Acım öfke ile harmanlanıp içimde bir volkan gibi büyüyordu. Patlayacaktım, her yere her şeye zarar verecektim.
Gri duvarlar arasında demir bir masanın ardında elleri kelepçeli oturan dazlak adam çipil gözleri ile bir yere bakıyordu ya da birine. Tam yerimden kalkıp bilgisayarı duvara fırlatacaktım ki konuşmaya başladı. Sesi kulaklarımı tırmalıyordu. Ruhumu boğan iplere dönüşüyordu sesi; sanki binlerce, yüzbinlerce tebeşir tahtaya sürtülüyordu. ’‘ Kardeşinin organlarını sattığım doğrudur ama ona elimi bile sürmedim. O kıza yeterince acı çektirmiştim, daha fazlasına sizde bile olmayan insanlığım, vicdanım el vermezdi zaten. ‘‘ dedi ve görüntü birden kesildi. İyi ki de kesilmişti; daha fazla onu dinleyemezdim. Gözyaşlarım firari kaçaklar gibi hızla yerlerini terk ediyordu. Az önceki mutluluğumun üstüne onun yüzünü görmem kara bir bulut çökmüştü sanki ve onun görüntüsü gidince yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı bu sefer bu bulutlar. Ekran karanlığa gömülüp Avril Lavigne'nin Hush Hush şarkısından bir kesit çalmaya başladığından onu aklımdan tamamen attım ve şarkının sözlerine odaklandım.
Don't, don't, don't you ever say a word, word
Of what you ever thought you heard, heard
Don't you ever tell a soul
But you know
Gerçekten bu şarkı özetliyordu demeye çalıştığım şeyleri. Gerçekleri bildikleri halde tek bir kelime etmeyip yalan bir şeye inanmayı tercih etmişlerdi. Video bittiğinde herkes suspus olmuş bir şekilde öğle yemeklerini yemeye gittiler. Pelin bile videonun etkisindeydi. Ama bu gerçekleri öğrendiği için mi yoksa Ulaş'ı gördüğü için mi bilemedim.
Ben de Hush Hush şarkısını mırıldanarak koltuğa oturdum. Ben de acıkmıştım ama biraz düşünmeye ihtiyacım vardı. Böyle bir şeyi yapan, benim için mucizeyi gerçekleştiren biri vardı. Videoyu çekenin yüzü gözükmüyordu ve bitene kadar hiç konuşmamıştı.
Bunu benim için kim yapardı? Elimde bir kanıt vardı, daha doğrusu dudaklarımda; dudaklarımdan dökülen kelimelerde. Her şeyi o yapmıştı! Benim için, bu sefer mutluluktan ağlamaya başladım. Artık insanlar her şeyi biliyorlardı, bundan sonra yapacakları davranışların sorumluluklarını alacaklardı.