5.Bölüm

1401 Words
Dialgo ile büyük konferans salonunda otururken okulun düzenlediği 'Daha İyi Bir Uyum İçin Birbirimizi Tanıyalım' adlı proje neymiş diye merak ediyordum. Dün hastaneden çıktığımda koca bir hafta bitmişti ve ben güzel bir psikolojik tedavi almıştım. Zihnimdeki iki farklı sesi nasıl bastırmam gerektiğini artık biliyordum. Ara sıra onlara izin verecektim sadece. Bir hafta boyunca aldığım tedavi beni hem dinlendirmiş hem de kafamı toplamama yardımcı olmuştu. Doktor Begüm, Roshan kadar iyi olmasa da alanında iyiydi. Roshan psikoloji ve psikiyatri  alanında uzmandı ve belki de beni benden çok daha iyi tanıyan nadir insanlardan biriydi.  Ben bu gidiş ile okulda doğru dürüst vakit geçiremeyecektim anlaşılan. Okulun üçüncü haftasındaydık ve ben hala daha okula alışamamıştım. Gelir gelmez konferans salonuna gelmiştik İstiklal Marşı’ndan sonra müzik öğretmeninin talimatı ile. Müdür bey sahneye çıktığında Dialgo ile konuşmaya ara verip Müdürün dediklerinde dikkatimi yoğunlaştırdım. ‘‘  Biz iyi eğitim için uğraşan bir okul olduğumuz gibi iyi bireyler de yetiştirmek bizim görevimiz. Kültür Koleji'nin öğrencileri birbirini tanıyan, birbirlerine destek çıkan, birbirlerini koruyup gözeten ve birbirlerini seven öğrenci olmalıdırlar. Bu proje öğrencilerin birbirini daha iyi tanıması için düzenlendi. Bu projede daha önce bulunmayan öğrenciler ellerini kaldırsın! ’‘   dediğinde gözlerimi devirmemek için kendimi tuttum. Ortak bir kişiden nefret etmek de birlik ve beraberlik örneğiydi. Dialgo ile elimi kaldırdım. Bizden başka dokuzuncu sınıflar da ellerini kaldırdı. ‘‘  Okulumuzun sitesi ellerini kaldıran öğrencilerin geçmişleri hakkında araştırma yaptı. ’‘  deyince korku ile gerildim. Geçmişim hakkında mı? Adımı ve soyadımı değiştirmiştim. Hakkımda bir şey bulamazlardı değil mi? Allah'ım ne olur korktuğum şey başıma gelmesin. Geçmişimi saklamak için çok büyük bir çaba vermiştim. Acılarım yeni yeni diniyordu; tekrar bu acıları yaşayamazdım. Bu kadar korkmama gerek yoktu, sakin olmalıydım. Derin bir nefes aldım ve yavaşça verdim. ‘‘  İlk Dialgo ve Dilay'la başlayalım. Tek on birinci sınıf onlar. ’‘  deyince dizlerim titremeye başladı. Sakinleşmek için ne kadar uğraşırsam uğraşayım hiçbir işe yaramıyordu. Müdür Bey’in arkasındaki yansıtım perdesinde bir bebek resmi belirdi. Bu Dialgo'ydu. Allah'ım ne kadar tatlı bir bebekti. Ona bakıp gülümsediğimde o da bana gülümsedi. Biraz da olsa sakinleştiğimi hissederken tekrar perdeye döndüm ve devam eden videoyu izlemeye başladım. ‘‘   Dialgo Hücana, Liberya'da 23 Haziran 1998'de doğdu. Geçirdiği ağır hastalıklar yüzünden çoğu kez ölüm ile burun buruna geldi. Dört kardeşi onun ile aynı hastalık yüzünden öldü. Dialgo için umutları kalmayan aile dağılma noktasına geldi. Dialgo hayatta kalmayı başardı ve şimdi ülkesinin önde gelen sporcularından biri. Yüzme dalında iki altın, üç bronz, bir gümüş madalyası var. Okulumuza gelme sebebi kendini geliştirmek. ’‘   slâyt Dialgo'nun yarışlarda çekilmiş fotoğraflar ve madalya aldığı videolar ile bitmişti. Arkadaşım ile gurur duyarken aynı zamanda kendim için korkuyordum. Karnımda tuhaf şeyler olurken Dialgo ‘‘  Vay canına bu kadar şeyi nasıl buldular? ‘‘  diye sorunca korkudan titremeye başladım. Benim hakkımda bir şey bulamazlardı değil mi? Ne de olsa gerçek adımı ve soyadımı bilmiyorlardı. Adım, soyadım farklıydı, her şey farklıydı. Bir yetim olarak dünyaya gelmiş gibi gözüküyor olmalıydım. Avukatımız ve aile dostumuz Harun Aksoy her şeyi halletmişti. Ekranda anne ile babamın fotoğrafı belirince başımdan aşağıya kaynamış su dökülmüş gibi şok oldum. Geçmişim şu an karşımdaydı ve ben ne yapacağımı bilmiyordum. Bende bile annemin fotoğrafı yokken onlar nasıl bulmuşlardı? Küçükken, babam izin vermediği için çalışma odasına gizlice girip babamın bilgisayarında bir kez görmüştüm annemin fotoğrafını ama onun dışında bir daha görememiştim. Bende sadece annemden bana kalan bir kolye vardı. Ayağa fırladım ve var gücüm ile bağırdım.  ‘‘  Durdurun şunu! ‘‘  Öğrencilerin arasından geçmeye çalışırken söylediklerim hiçbir işe yaramamış gibiydi.  ‘‘  Sakin ol, herkesin geçmişi gösterildi burada. Korkmana gerek yok. ’‘   dedi Müdür Bey sanki normal bir durummuş gibi. Burada yıllar boyunca altında ezildiğim acılar gün yüzüne çıkacaktı ve korkmama gerek yoktu, öyle mi? Adama olan tüm sempatimi kaybetmiştim. Ara koridora çıktığımda önüme bir beden çıktı ve beni kollarının arasına alıp yanına oturttu. ‘‘  Bırak beni! ‘‘   diye haykırıp beni tutana zarar vermeye çalıştım ama kılı bile kıpırdamadı. Beni bırakmalıydı. Her şey durmalıydı. Engel olmalıydım. Unutmaya çalıştığım gerçekleri tekrar hatırlamak istemiyordum. ‘‘  Asıl adı Melinda Kaya olan Dilay Çevik, ünlü avukat Yıldırım Kaya ve Beren Kaya'nın kızıdır. ‘’ Gözlerimden yaşlar akarken ' hayır, hayır ' diye mırıldanıyordum. Bana bunu yapamazlardı. ‘’ Annesi Beren Kaya doğumda ölünce Yıldırım Kaya, Hülya Köse ile evlendi. Emre adında küçük bir çocuğu olan ailenin mutluluğu Dilay'ın beyninde tümör olması nedeni ile bozuldu. Dilay on yaşındayken kurtulma ihtimali düşük olan ameliyata girdi. Ameliyat başarılı geçti ama ailenin başındaki uğursuzluklar dağılmadı. Yıldırım Kaya bir gün ofisinde ölü bulundu. Hülya Kaya trafik kazasında ölünce Dilay ve Emre yetimhaneye yerleştirildi. Esrarengiz bir şekilde yetimhanede ölü bulunan Emre Kaya Dilay'ın aldığı son darbeydi. ‘‘   Kutlu'nun uzaktan ‘‘  Yeter artık! ‘‘   diye bağırdığını duydum. Bu daha da şiddetli ağlamama sebep olurken bana acıdığı için ondan ve buradaki herkesten nefret ettim. Bu zamana kadar yaşadığım acılar üzerime çullanırken içimin acı ve nefret ile dolduğunu hissediyordum. ‘‘  Yetimhaneden kaçtı sanılan Dilay, 14 Ağustos 2010 yılında organ mafyacılığı yapan çetenin elebaşlarından biri olan yetimhane müdürünün yakalanmasını sağladı. Kardeşi Emre'ye yapılan otopside organlarının alınmış olduğu öğrenildi. Ve yetimhanede daha önceden ölmüş bulunan diğer çocuklara yapılan otopsi de aynı sonucu aldı. ‘‘    Ekranda Emre'min resmi gözükünce hıçkırıklarımı tutamaz hale geldim. Minik meleğim. Kaç yıl olmuştu ha? Kaç yıldır ondan mahrumdum? Kaç yıldır onsuz nefes alıyordum bu lanet hayatta? Dialgo ‘‘ Ona işkence etmeye hakkınız yok! ’‘   diye bağırsa da slâyt bir türlü durmak bilmiyordu. Beni saran kollardan bir türlü kurtulamıyordum. Aksine kollar beni zoraki bir şekilde tutmuyordu. Şefkat ile sarmıştılar beni. Ben ne kadar geçmişimi gömmeye çalışsam da insanlar onu gömdüğüm yerden kazıp çıkarmışlardı. Beni paramparça ettiklerinin farkında değillerdi. Oysaki parçalarımı tek tek toplamıştım ben; ellerim, yüreğim kanaya kanaya yapıştırmıştım. Düzgün değildim, sağlam değildim. En ufak bir rüzgârda dağılırdım. Ama onlar hayatıma fırtınayı sokmakta bir sakınca görmüyorlardı. Beni parçalamaktan çekinmiyorlardı. Slâyt benim bundan bir yıl önce bir kampüsün bahçesinde yetimhane grubumuz ile ' Everybody Hurts ' şarkısını söylediğim video ile bitti. Bu kadar kötü bir sonu hak etmemiştim, bu kadar utandırılmayı, bu kadar acı çektirilmeyi. Tekrar kanatılmayı. Sanki bir insanın hayatını değil de bir magazin olayını anlatıyorlardı bu kadar pervasızca. ‘‘  Birçok kez amatör olarak sahne alan Dilay Çevik'in hedefi Türkçe öğretmenliği. ‘‘   ' Don't know, Don't know if I can do this on my own Why do you have to leave, me It seems, I'm losing something deep inside of me ' … Slâyt bittiğinde herkes sessizliğe gömülmüştü. Müdüre baktım. Artık ondan nefret ediyordum. Herkesten, her şeyden nefret ediyordum. İçimde öyle keskin bir öfke vardı ki bir şeylere zarar vermek, birilerinin canını yakmak istiyordum. Beni saran kollardan son bir hamle yaptığımda sonunda kurtulabilmiştim. Ayağa kalktım ve kararsızlık ile durdum. Ne yapmalıydım? Aklımda bir senaryo belirdi. ‘ Müdüre doğru ilerliyorum. Ellerimin titremesini saklamak için ellerimi yumruk yapıyorum. Tam karşısında duruyorum ve sessizce konuşmaya başlıyorum. ‘‘  Okulunuzun amacı iyi bireyler yetiştirmek mi dediniz? Sizin tek amacınız hayata tutunmak için bin türlü savaş veren birini tekrardan öldürmek. Benden izin almadan geçmişimi araştırmaya nasıl cüret edersiniz? Bu okuldayım diye beni istediğiniz gibi kullanamazsınız. - sesim sonlara doğru yüksek çıkmıyor ve sonra beni şaşkınlık ile izleyenlere dönüyorum - Eğer bana acımaya kalkarsanız yemin ediyorum yer yerinden oynar. Kaybedecek bir şeyim yok. O yüzden dediklerimi dikkate alın. Bana yine acımasızca davranın, konuşmayın, zarar verin. Yeter ki acımayın! ‘‘   diyorum ve kimseye bakmadan okulu terk ediyorum. ‘ Bu seçenek beni daha da zayıf gösterecekti. O yüzden gülümsedim ve herkesin önünde referans yaptım. THE HUNGER GAMES'ten alıntı yapmak en mantıklı çözüm gibi gelmişti şu anda gözüme. ‘‘  Umarım beğenmişsinizdir! ’‘   dedim ve göz ucu ile beni az önce tutan kişiye baktım. Savaş'ı görünce kalbim teklese de önemsemedim çünkü kalbim acı ile kavruluyordu şu an. Savaş'a acı bir şekilde gülümsedikten sonra okulu bekçiye yakalanmadan terk ettim. Kaldırımlarda nereye gittiğimi bilmeden dolaşmaya başladım. Bilmiyordum! Ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilmiyordum. Tek düşündüğüm bu sefer nasıl toparlanacağımdı. Tekrar gülmeyi başarabilecek miydim? Hayal kurmaya devam edebilecek miydim? Cebimden telefonumu çıkarttım ve hayallerimi yıkanlardan, beni fırtınanın ortasında bırakanlardan hesap sormak istedim. Uzun zamandır aramadığım bir numarayı tuşladım. İkinci çalışta açtı ve hızla konuşmaya başladım. ‘‘  Kültür Koleji'ne dava açmak istiyorum. Ama sakın basına duyurulmasın Harun Abi. Ayrıca geçmişimi harika saklamışsınız! ‘‘  dedim alaycı bir şekilde.  Harun Abi ‘‘  Dilay, kızım elimden geleni yaparım. Suçlama ne? ‘‘   diye sorunca hiç düşünmedim.  ‘‘  Özel hayatın gizliliğinin ihlalinden soruşturma açmanı istiyorum. ’‘   dedim sert bir ses ile. Harun Abiyi biraz daha bilgilendirdikten sonra telefonu kapattım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD