
Telefonun ucundaki arkadaşına verdiği sözü tutmak için yıllar sonra çıktığı yol, Dağhan Yasari'nin kaderini değiştirecekti.
İstanbul'un gölgesinde hüküm süren, sözü kanun sayılan bir adamdı o. Merhameti kadar öfkesi de ağırdı. Verdiği emir sorgulanmaz, karşısına çıkan ikinci bir şans bulamazdı. Hayatında hiçbir kadına ikinci kez dönüp bakmamıştı.
Ta ki o düğün gecesine kadar...
Horonun ritmiyle omuzlarını usulca titreten, bordo takım elbisesi içinde gamzeleriyle gülen bir kadın, kalabalığın arasında tek başına bütün dikkatini üzerine çekti.
Adı Ceylan'dı.
Geçmişini sırtında taşıyan, yaralarını kimseye göstermemeyi öğrenmiş, hayatla sessizce savaşan bir kadın...
Dağhan ise ilk kez bir kadının sadece güzelliğine değil, gözlerinin ardında sakladığı acıya tutulmuştu.
Fakat bu hikâye yalnızca bir aşk hikâyesi değildi.
Biri İstanbul'un korkulan aslanı...
Diğeri Ordu'nun yaralı ceylanı...
Aralarında beş yıllık yaş farkı, kapanmamış yaralar, sırlarla örülü bir geçmiş ve onları ayırmaya yemin etmiş insanlar vardı.
Peki, geçmişinden kaçan bir kadın yeniden sevmeyi başarabilir mi?
Kalbinin etrafına duvarlar ören bir adam, aşk uğruna ilk kez diz çöker mi?
Ve en önemlisi...
Yaralı bir ceylan, İstanbul'un aslanına gerçekten yaren olabilir mi?

