CEYLAN-11

2351 Words
Ceylan ise teleferiğin orada dolmuştan inmiş Novada’ya doğru yürüyordu. Peşindeki araçtan habersizdi. Telefonu çaldığında çantasından çıkardı. Selim arıyordu. göz devirdi. Açmamayı düşündü ama sonra Göktuğ ile ilgili bir durum olabileceğini düşünüp açtı “Söyle.” “Sana da merhaba boncuğum.” Yüzü çok kötü bir şey yemiş gibi buruşurken “Şu saçma sapan hitaplarından vazgeç Selim. Midem bulanıyor çünkü.” Deyip döner kapının yanında bekledi. Biraz kıyı bir yere geçmiş kimseyi rahatsız etmeden konuşamaya çalışıyordu. “Neden ama bebeğim oysa bizim bir oğlumuz var. Geçmişi silip atamayız. Hem ben biliyorum. Sen çok sürmeden çıkıp geleceksin. Göktuğ anlattı. Çok da iyi davranmıyorlarmış. Kendi evin gibi olmuyor tabi ki. Bizi bizden başkası anlamaz.” Ceylan göz devirdi. Soluğunu bırakırken dişlerini sıktı. “Siktir git Selim. Göktuğ ile ilgili bir sıkıntı mı var. Ondan haber ver.” “Merak etme. Oğlumuz gayet iyi.” “Duy da inanma. Çocuğa dikkat et. Bir sıkıntı çıkarsa yemin ediyorum parçalarım seni.” “Beni tehdit etme Ceylan. Zaten küçük bir sürpriz seni bekliyor fazla ileri gidip canımı sıkma.” Kaşları çatılan Ceylan yine ne gibi bir belanın başına geleceğini düşünüp gerilirken “Sıkı can iyidir çabuk çıkmaz. Esas sen beni tehdit etme. Unutma, korkmuyorum senden” dedi. “Bilirim korkmazsın ama senin de yumuşak karnın var. Canını yakarım bir damla su veren olmaz.” “Sen git escortlara para yedir. Başka evli kadınlarla aşk yaşa. Benim de yakamdan düş.” Attığı kahkaha kadının yüzünü buruşturmasına yetti. Gözlerini kapayıp sabır dileyen Ceylan telefonu sıktı. “Onlar sen yokken pek tat vermiyor. Sen gel ondan sonra yapacağım. İşte o zaman tadından yenmez.” Genç kadın beklemeden telefonu kapadı. Elleri sinirden titrerken içeri girip mağazaların olduğu katları dolandı ama nereye girip ne baktığını hiç bilemedi. Akşam olduğunda Cansu içindeki savaşın bir tarafında kendini buluyordu. Dostundan bir şey saklamak istemiyordu ama Dağhan da susmasını istemişti. Anlattıklarını dinlediğinde bir yanı kardeşim dediği kadının mutlu olacağına emindi. Çok bunalan ikili sahile inip banklardan birine oturduğunda denir dalgalıydı. Kafayı bulmayı isteyen iki kadın birer bira aldı. Ceylan ilk kez içecekti. Şişeyi dudaklarına götürüp bir yudum aldığında geri püskürtmek istedi ama olmadı. Cansu’ya dönüp “Bu ne la? Kızım bunu nasıl içiyorsunuz” dediğinde onun güldüğünü gördü. “Gülme lan.” “İç iç bir şey olmaz.” Biraz içinde alışık olmayan Ceylan şarkı söylemeye başladı. Yok olmayı ister olmuştu şu aralar. Canı her zamankinden çok yanıyordu. Bilmiyordu ne hissediyordu ama bazı şeyler filiz vermiş kuru bir dal gibiydi çöle dönmüş topraklarında. Çaprazlarındaki banka oturmuş onlara bakan Dağhan ise kadını dinliyordu. “Vur kadehi ustam bu gece de sarhoşuz. Kalan sağlar bizimdir. Acıdan mayhoşuz. İki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze. Bundandır böyle dibe vuruşumuz. İki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze bundandır böyle dibe vuruşumuz.” Ayağa kalktı ve kollarını iki yana açıp denize bakarken “Kim hayatımı bok ettiyse Allah belasını versin!” diye bağırdı. Cansu “Âmin” derken başını yana eğmiş Dağhan hayatını mahveden herkesi yok etmeyi planlıyordu. Geri dönen genç kadın “Biliyor musun? Bugün Selim piçi aradı. Tehdit ediyor yine şerefsiz. Neymiş ben yine karısı olacakmışım. Neymiş bana sürprizi varmış. Ölürüm daha iyi. Bak gör oğlumu da dolduruyorlar böyle. Az düzenimi oturtayım gidip alacağım. Bırakmam orada.” Dediğinde kaşları çatılan kadın “Şunu dövdürelim mi? Valla bak Umut’un tanıdıkları var İstanbul da. Aldırırız façasını aşağıya tipini kaydırırız. İçimiz soğur amına koyim en azından kaçtır aklımda ama ortalık bulanıktı.” Dedi. Omuz silken Ceylan banka geri oturdu. Bir şişe bira sarhoş olmasına yetmiş gibiydi. En azından biraz çakır keyifti. Dağhan daha fazla beklemeden kalkıp yanlarına vardığında “İyi akşamlar hanımlar” dedi. “Ooh Serkan Beyimiz de buradaymış. İyi akşamlar efendim. Nasılsınız iyi misiniz inşallah? Yine kime iyilik melekliği yapacaksınız acaba?” Arkadaşını dürttü. “Bana çok iyi davrandı biliyor musun? Bir döner getirmişti aklını kaçırırsın o kadar lezzetli. Bir de kibar sakin. Sanırsın bu dünyadan değil.” Sarhoşluk değişikti. Cesaret geliyordu insana. Sohbet nasıl geçti ne oldu hatırlamıyordu Ceylan ama eve Serkan dediği adam getirmişti onu da Cansu’yu da. Kapıdan girerlerken dengesini şaşıran genç kadın adama yaslandığında başını kaldırdı. Kısa kalıyordu ama ona alttan bakmak tuhaftı. Gözlerindeki değişik renk dünyada çok nadir olmalıydı. Kaç yaşına gelmişti ilk defa laciverti gözlere denk gelip bakma fırsatı bulmuştu. “Böylesine sarhoşluğu iki şişeyle mi yaşıyorsun sen?” “Hıhı. Hiç içmemiştim ama ondan oldu herhalde.” Ceylan kıkırdarken Dağhan istemsiz iç çekti. Çok yakındı ve Hindistan cevizi karışımlı duş jeli kullandığını fark edebiliyordu. Saçlarından buram buram mentol kokusu dağılıyordu. Kullandığı şampuanı tahmin etmek zor değildi. Aynı şampuanın erkek için olanını kendi kullanıyordu sonuçta. “İçme bir daha.” Bunu söylemişti çünkü bir daha içerse yanında olmayabilir ve başına bir sıkıntı gelebilirdi. Genç kadın ise omuz silkti. “Olur içmem. Zaten herkes bir emir veriyor sende ver.” “Ben rica ediyorum. Sağlığına zarar.” Odaya girip kanepeye uzandığında üzerindekiler çok terli duruyordu. “Ceylan üzerini değiştirmen lazım.” “İstemiyorum.” “Bak yeni hastalıktan kurtuldun böyle yatarsan yine hasta olursun.” Gözleri kapalı olan kadın “Tamam ben hallederim sende git hadi.” Derken sesi homurdanır gibiydi. Dağhan iç çekerek etrafına baktığında gördüğü manzara ile kaşlarını kaldırdı. Bir oda hemen karşısı mutfak tek kanepe ayak ucunda sandık üzerinde katlı duran yorgan yastık battaniye. Yerde duvar dibinde örtü üzerindeki boncuklar malzemeler. Kendi ağzında gümüş kaşıkla doğanlardandı. Hiç sorun yaşamadan büyümüştü. Annesi Hümeyra Hanım babası Asım Bey onu hep en iyi şekilde yetiştirmeye çalışmıştı. Ceylan ise kendi evindeki odasından bile küçük bir evde hayat geçiriyor geçinmeye çalışıp ayakta duruyordu. O ara Ceylan ses olmayınca adamın gittiğini düşündü. kanepe açık halde olduğu için sırtı kapıya dönükken dizleri üzerinde yükseldi ve “Of çok sıcak.” Diye mırıldanıp üzerindeki ince kazağı atleti ile sıyırıp kenara attı. Ardından geri kanepeye yüz üstü uzandı. Dağhan nefesini tutmuş kadını izliyordu. Sadece iç çamaşırının olduğu sırtına baktığında yutkundu. O tendeki izler yaralar kilo kaybından dolayı belirgin çatlaklar lacivertlerine doluyordu. Yüzü buruştu önce çünkü bunların yeni izler olmadığını tahmin ediyordu. Adım attığında elleri iki yanında yumruktu. Tepeden kadının sırtını izlerken başını omuzuna eğdi. Ne kadar öyle kaldı bilmiyorum ama Ceylan “İzlemen bittiyse git lütfen.” Dediğinde sesinin boğuk çıkması ağlamaya başladığının belirtisiydi. “Ceylan, ben” dedi ama “Sus. Biliyorum aklından geçenleri. Bile bile çıkardım kazağımı ki yüzüme aldanıp kendini kaptırma beni de boşa yorma diye. Gördün. Miden bulandı. Ve sonuç? Gidiyorsun.” Diyen kadın oturur hale geldi. Başı ağrıyor kanındaki alkol cesaret veriyordu. Yoksa daha ne kadar tanıdığı bir adamın karşısında sütyeni ile kalmazdı. Dağhan ona o kadar sert bakıyordu ki normalde korkardı. Belki de artık korkmaktan bile yorulmuştu. Ayağa kalktığında sendelese de kolundan tutan adamın sayesinde geri oturmadı. Onun lacivertlerine bakarken dolan gözlerinden birer damla intihar etti ve yanaklarından aşağıya yuvarlandı. “Bak. İyi bak. Baştan ayağa kusurluyum. Bir erkeğin isteyeceği son kadın bile değilim. Bunun farkındayım ve senin de farkında olmanı istiyorum. Çünkü amacını anlayabiliyorum. Boşa değil bu yardımlar. Bu devirde kimse kimseye babasının hayrına yardım etmez.” Hemen yan tarafındaki küçük sehpanın üzerinde sigara paketi vardı. Uzanıp bir tane aldı ve yakıp içmeye başladı. Dağhan hipnoz olmuş gibi sadece kadını izliyordu. Tek kelime etmiyordu. Sadece her saniye biraz daha koyulaşan gözleriyle bakıyordu. Ceylan ağrıyan başını ovarken “Can alıcı gibi durma tepemde.” Dedikten sonra başını kaldırdı. Aslında çok saçma bir durumun içindeydi. Daha bir ay olmamıştı onu tanıyalı ve şu an evindeydi. Karşısında yarı çıplaktı. Yaralarını gösterip uzaklaştırma çabasındaydı çünkü gözlerini kapadığında irislerine tutunan tek şey bir çift lacivert göz olmuştu. Ali de olduğu gibi saçmalamak küçük düşmek istemiyordu. Annesi şu halini görse dayaktan öldürür sonunda orospu oldun derdi. “Gitsene.” Dağhan gitmedi. Aksine üzerindeki kabanını çıkardı ve odanın bir köşesine attı. Ardından ceketini de yanına yolladı. Ceylan kaşlarını çatıp ne yaptığına baktığında dudakları aralandı. “Ne yaptığını sanıyorsun?” “Kes sesini.” Gömleğin düğmelerini açtığında üzerinden yırtmak ister gibi sıyırdı. Şimdi o da yarı çıplaktı. Ceylan istemsiz bir korku ile ayağa kalktığında ona sırtını dönen adam oradaki bazıları derin bazıları ise yüzeysel izleri gözlerinin önüne serdi. Genç kadın şaşkındı. “Bu da ne?” “Bu benim senden aşağı kalır olmayan yanım. Sen kendine kusurlu diyorsun ya. Mademki bunlar kusur senin gözünde al benim kusurlarımı da gör. Belki senin miden bulanır sen uzaklaşırsın benden.” Ceylan ne diyeceğini bilemedi. İzlerin şiddetle olduğunu düşünmüyordu çünkü böyle bir adamın şiddetle işi olamazdı. Onun gözünde öyleydi en azından. Ne kadar tanıdığını da oturup tartışsa haksız çıkardı elbette ama bunu işin içine katmıyordu. Ona dönen Dağhan bu defa pantolonunun kemerini çözdü. Ceylan bunu görünce gözlerini büyüttü ve “Manyak mısın be adam ne yapıyorsun?” dedi ama “Sus dedim sana!” diye bağıran adamla yutkundu. Pantolon ayaklarının ucuna düştüğünde ona yine sırtını dönen adam bacak arkalarını gösterdi. Sırtındakilere benzer birkaç iz vardı. Önüne döndü ve bu defa öndeki izleri gösterdi. Ceylan sadece “Sana ne oldu? Bunlar” dedi ama sustu. “Ne olduğunun önemi var mı? Sonuçta bunlar kusur ve bende de bolca var. Hadi miden bulansın. Tiksin benden. Hatta bir daha görmek isteme. Olur mu?” Kaşlarını kaldıran kadın “Saçmala neden midem bulansın ki” derken şaşkınca cevap verdi. Sinirle soluyan adam ise “Kusurluyum. Bedenim de izler var. Sence de bu yeterli değil mi?” dediğinde ona bir adım yaklaşmıştı. Ayakkabısını girişte çıkardığı için ayak üzerine yığılan pantolondan kurtulmuş kadının karşında sadece siyah bir baksırla kalmıştı. “Saçmalıyorsun şu an. Ben senin yaralarından iğrenmedim.” “Benim senin tenindeki o izlerden iğreneceğimi nasıl düşündün peki?” Dudakları titreyen kadın yaşların akmasına izin verirken acı içinde inler gibi “Çünkü ben kadınım.” Deyiverdi. Dağhan bir adım daha yaklaştığında şimdi ayak uçlarına onun ayak uçlarına değiyordu ve bedenler arasında çok az santimler kalmıştı. “Kadınsan ne olmuş? Bu seni niye benden daha aşağı yapıyor? Sen benden yaralarım yüzünden uzaklaşmazken neden benim senden uzaklaşacağımı düşündürüyor?” Küçük bir kız çocuğunun babasına canını yakanları şikayet etmesi gibi dudak titreterek konuştu. “Çünkü hep öyle oldu. Ben izlerim yüzünden hep aşağılandım. Küçük düşürüldüm. Sevilmedim. İstenmedim.” Dişlerini sıkan adam “Alayının amına koyim ben onların” derken soluğunu bıraktı. Sıcak soluk kadının alnına burun ucuna ve dudaklarına değdiğinde garip bir ateş aralarında dolanmaya başladı. Dağhan hiç düşünmeden önce karnındaki sezaryen yarasına elini kaldırıp parmak uçları ile dokundu. “Bundan ötürü mü istenmedin? Akıllarını kaçırmış olmalılar. Çünkü bu iz senin nasıl bir savaşçı ve öz verili olduğunu gösterir. Bir canı dünyaya getirmek için bilmem kaç kat kesilmeyi göze almışsın. Sırf o doğsun diye kendi canının yıllar sonra bile bu kadar yanmasına razı gelmişsin.” Parmak uçları karnına değdikçe ve yara üzerinde gezindikçe teni titreyen Ceylan göz kapaklarını titreyerek kapadı. Gözlerinden düşen yaşlar adamın eline kadar damladığında lacivertleri onun yüzünü tavaf ediyordu. Omuzundan tutup usulca çevirdiğinde oradaki izlere dokundu. Genç kadın sanki canı yanıyormuş gibi irkilirken “Bunlar nasıl oldu?” diye sordu. “Kim kıydı sana?” “Herkes” dedi kadın. “Bunları kim yaptı Ceylan?” diyen adamın sesi sertleşiyordu. Tüm bedeni titrerken “Ailem” dedi. “Ailen?” “Hıhım.” “Kaç yaşındaydın?” Omuz silkti. Kendini bildi bileli dayak yerdi. Kaçıp evlenene kadar bu devam etmişti elbette ama o zaman da bitmemiş sadece boyut değiştirmişti. O yüzden “Bir önemi yok” dedi. Adam inatçıydı. “Var. Söyle.” Soluğunu alıp bırakan kadın alt dudağını dişlerken acımasını umursamadı. “Kendimi bildim bileli. Net hatırladığım altı yedi yaşlar ve sonrası.” Aslında cevap vermek istemiyordu ama garip aura vardı ve istemsiz o cevabı veriyordu. “Canın” dedi ama ne dese az gelecek gibiydi. Kadın onu anlamıştı. “Yandı. Çok yandı hem de.” O an hiç beklemediği bir şey oldu. Nefesini kesen ruhuna kadar inen bir şey hem de. Sırtında omuzlarındaki kabarık izlerin üzerinde sıcak dudaklar hükmünü sürmeye başladı. Adamın sesi kısık dudakları sıcak sözleri ise bir ateşten başka bir ateşe atıyordu. “Nasıl kıymışlar sana nasıl da vurmuşlar acımadan?” Hani bir an vardır. Tek bir an tüm hayata bedeldir. Daha önce içilmediği için çarpan içki, karşılıklı kusurlar ve ortamı ateşe veren tutku. Kirpik uçlarına kadar titreyen Ceylan zorlukla yutkunurken “Yapma” dedi ama sesi öyle bir çıkıyordu ki resmen devam etmesi için yalvarıyor gibiydi. Yapmaması gerektiğini kendine hatırlatmak istese de beceremiyordu. Üstelik karnından aşağıya kasıklarına inen o acımasız sızı, duvarları paramparça edecek istek, gizli kalmış arzu ve tutkulu bir merak. Bedenini ona döndüren kadın lacivertlere bakarken göğsü aldığı sık nefesten dolayı yukarı aşağı inip kalkıyordu. Dağhan, dudaklarını aralayıp hafifçe ıslatan kadına karşı kendine vurduğu son iki zincirin biri daha kırdı ve elini uzatıp ensesine koyduğunda kendine çekti. Dudakları birleştiğinde resmen birbirlerinin ağzına doğru inlemişlerdi. Birkaç saniye sürdü kanepeye oturan Dağhan’ın kucağında yerini alan Ceylan’ın acemice karşılıklar vererek öpüşmeyi alevlendirmesi. İkisinin de parmak uçları sırtlarındaki yaralara değerken bacak arasına baskı yapan şişlik aralarında olan ince kumaşlardan bile çok net belli oluyordu. Ceylan bir kumar daha oynamıştı. Attığı zarın onun için doğru gelmesini umarken beli kavislendi ve gayri ihtiyari kendini o şişliğe bastırdı. Dudaklarından kopan adam boynunu öperken yaptığı hamle dişlerin tenine geçmesine neden oluyordu. Dağhan, ilk kez bir kadına dokunurken böylesine istekli arzulu tutkulu ve doğru hissediyordu. Kolunu kadının beline sarıp kendine daha da çektiğinde iç çamaşırının altındaki erkekliği gireceği mabedi arıyor, sızlıyor, özgür kalmak istiyordu. Lakin biliyordu ki onu özgür bırakırsa kollarındaki kadın sabah uyandığında pişmanlık duyacaktı. Şu an sadece fazlaca duygu yoğunluğu ve biraz da içki etkisiyle böyle davranıyordu. Mantıklı yanı onu her an uyarırken sadece küçük bir temas dedi kendi kendine. Onun rahatlamasını sağlayacak kadar ufak bir temas hepsi bu. Acaba dediğine kendi uyabilecek miydi? Dağhan Murat Yasari kendini Serkan diye tanıttığı, ilk gördüğünde vurulduğu, kim olduğunu ve yaşadıklarını öğrendikçe ona daha da bağlandığı kadının sınırlarını o isteyene kadar geçecek miydi yoksa bekleyecek miydi? Sırtındaki eller saçlarına çıkıp orayı tutup çekiştirirken dişlerini bu defa göğüslerini ondan saklayan sütyene geçirdi. Omuzlarından askıları sıyırırken sadece sık nefesler ve inlemeler odaya doluyordu. Gözler önüne serilen iki tepe ise başkalarında gördüğü gibi küçük ve avuç içi kadar değildi. Dolgundu. Büyüktü. Ağzını ucuna kapadığında kadının titreyeceği kadar da hassas. Diliyle ucunu ıslatırken başını geriye atan Ceylan asıldığı saçlara biraz daha güç uyguladı. Hem itmek hem çekmek istiyordu. Beline yeniden dolanan kol onu şişmiş ve sertleşmiş erkeklik üzerine çekerken zevk almamak imkânsız duruyordu. En son ne zaman böyle zevk aldığını bilmeyen kadın tüm doğruları siktir etmek istiyordu. Başarabilir miydi? Belki de.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD