CEYLAN-15

2193 Words
“Uyanık mısın?” Birkaç dakika sonra cevap geldi. “Uyanığım. İşleri hallediyorum. Sen, işini halledebildin mi? Bir sıkıntı var mı?” “Yok. Hallettim. Şimdi eve geldim. Biraz dinlenip uyanınca hemen geri geleceğim.” “Saat çok geç değil mi? Yani bu saate kadar uzadı mı işin?” Dağhan kadının şüpheli ve çekingen sorusu ile iç çekti. Ardından mesajla uğraşmayıp görüntülü aradı. Genç kadın üzerinde askılı atleti ile oturuyor boncuk diziyordu. Bir yandan da film izleyip ağlıyordu. Mesajda sıkıntı yoktu da arama gelmesi hem de görüntülü bocalamasına neden olmuştu. Güya saçlarını düzeltip burnunu silip cevapladı ama kahveleri kızarmıştı. Dağhan önce kadının yüzünü ardından gözlerini gördü. “Ceylan? Bu ne hal?” “Şey, iş yaparken film izliyordum da içlendim galiba ağladım biraz.” “Filme?” “Evet. Valla bak başka bir şey yok.” Oysa vardı. Filmi izlerken aklında hep Murat vardı. Ya gelmezse ya sıkılırsa ya yine yarı yolda kalırsa diye düşünüp durmuş onda da ağlamıştı. “Niye kendine bunu yapıyorsun ki? Ne kadar kızarmış güzelim gözlerin.” Omuz silken kadın burnunu çekti. sonra “Pardon” değip hemen peçete ile sildi ama fazla sildiğinden burnunun ucu kızardı. Dağhan onun bu haline kızsa mı yoksa sevimli bulup izlese mi karar veremiyordu. Küçük bir çocuk gibiydi. konuyu değiştirmek adına “Ben yokken ne yaptın bakalım? Şu sabah kavga ettiğin kadından bir ses çıktı mı?” deyip bekledi. Ceylan’ın yüzü gölgelendi onu duyunca. Dudaklarını birbirine bastırıp durdu. Cevap beklediğini belli etmek adına “Ceylan?” diyen adamla soluğunu bıraktı. Bir sigara yakıp derince zehirli dumanı içine çekerken işittiklerini hazmetmeye çalışıyordu. “Ortalığı biraz karıştırmış. Beni suçlu çıkarmaya uğraşmış. Oysa anlık tepki verdikten sonra umursamama kararı almıştım. Görsem de söylemeyecektim bir şeyler ama o durmamış.” “Ne oldu? Ne demiş ki?” Gözleri yeniden dolsa da omzu silkti yeniden ve “Hiç. Annemlere bir erkekle birlikte olduğumu evime kimin girip çıktığının belli olmadığını ona iftira atmak için çabaladığımı evden atılmamın intikamını almaya çalıştığımı anlatmış.” Dedi. Aslında söylediğine de pişman olmuştu çünkü adamı dertleri ile sıkmak istemiyordu. Genç adam uzandığı yerden doğruldu ve oturdu. Kaşları çatılırken “Sen bunları nereden öğrendin? Kim söyledi?” derken sesinde anlamak ister gibi bir tını vardı. Ceylan ise ne diyeceğini düşündü. En başından keşke söylemeseydim dedi kendi kendine ama iş işten geçmişti. Adam sorusunu tekrarladı. “Sen nereden öğrendin?” İç çeken kadın yanındaki sodasından bir yudum aldı ve dudaklarını silip annemlerin evinin tarafında işim vardı. Cansu da benleydi. Karşılaştık. Orada öğrendim. “Kimle karşılaştınız?” “Annemlerle.” “Ve sana bunları söylediler.” “Evet.” “Normal bir şekilde? Kavga gürültü olmadan?” Ceylan baktı işin içinden çıkamıyor adamın gözlerine bakıp “Sen ne zaman geleceğim demiştin. Ben, galiba seni özledim.” Dediğinde burnundan soluk alan adam üstelemedi. Elbette öğrenecekti. Kadının sözlerine uydu. “Bende seni özledim yalan yok.” Genç kadın kıkırdadı. Onun solgun da olsa gülüşünü duymak hoşuna gitmişti. Dakikalarca konuştular. Sonra sen çalış ama telefonu da kapatma ben seni izleyeyim. Olur mu dediğinde genç kadın gülümsedi. Telefonu tam karşısına ayarladı ve işine devam etti. Kaç defa boncuğu heyecandan elinden düşürünce Dağhan güldü. “Ya Murat gülmesene.” “Ne yapayım? Bu hallerini yeni görüyorum ve çok hoşuma gidiyor.” “Hım. Öyle mi?” “Öyle.” Ceylan esnediğinde iç çeken genç adam “Hadi bırak sonra yaparsın uyu dinlen. Yarına dinç ol gezmeye gideceğiz çünkü.” Değince şöyle bir işe baktı. Çok az dizilecek işi kalmıştı. Süsleme işi dizme bittikten sonra olacaktı. Hızlı gidiyordu ve bunu sevmişti. Adamı dinledi. Kalıp kanepeyi açtı ve uzanıp üzerine battaniyesini çekti. adama baktığında dikkatle izlediğini görünce gülümsedi. “Çok dikkatli bakıyorsun? Neden?” “Seni daha iyi görebilmek için?” Kadın güldü. “Peki neden görmek istiyorsun?” “Seni daha iyi tanıyabilmek için.” Kırmızı başlıklı kızla kurdun konuşmasına dönmüştü konuşma ve daha adam bunu fark etmemişti. “Peki niye tanımak istiyorsun?” Burnundan aldığı soluğu yine burnundan veren adam dudağının ucunu sol tarafa kıvırdı. “Seni daha iyi sevebilmek için.” “Çok hızlısın sipidi gonzales.” Dağhan kahkaha attı. Ardından lacivertleri koyulaşmaya ve farklı duygular doluşmaya başladığında mırıldandı. “Hayat beklemek durmak için fazla kısa ve hızlı.” “Biliyorum. Hoş ben bu yaşıma kadar nasıl yaşadım geldim dönüp bakınca üzülüyorum.” “Neden?” “Kendim için hiçbir şey yapmamışım. Mutlu olmamışım mesela. Göktuğ’un varlığı beni mutlu etmiş sadece ama o da çocuğum olduğu için yoksa öyle aşktır meşktir hiç biri bana uğramamış. Cansu’ya diyorum hep ot geldim saman gidiyorum diye.” Bunu söyledikten sonra bakışlarındaki buğu, yüzündeki hüzün ve aynı zamanda utanç bir çift lacivert göze sirayet etti. İç sesi “Kendini adama acındırma” diye bağırırken hafifçe başını sallayıp “Neyse işte öyle” diyerek konuyu geçiştirdi. “Ben seni severim biliyorsun değil mi? Güzel severim hem de.” Genç kadın kanepeye oturdu ve bir sigara yaktı. Aslında astımı vardı bu kadar içmesi sorundu ama yine de içiyordu. Bunu fark eden adam “Nefesin tıkanmıyor mu senin? Fazla içiyorsun” demesine aldırmadı. “Sen seversin. Bende severim sorun o değil ama bilmiyorum ben Murat.” “Neyi bilmiyorsun? Aklına takılan ne?” “Aslında yüz yüze konuşmak daha mantıklı ve sağlıklı ama ben senin yüzüne bakarken konuşamıyorum. Galiba böylesi daha iyi. Soruna gelirsek de ben bildiğin benim işte. Halim orta da. Bir erkeğin arzu edip sevebileceği bir kadın mıyım bilmiyorum. Hani ailesinin sevmediğini kimse sevmez derler o hesap. Sen böyle hızlı gidince ben bocalıyorum ister istemez. Gülme ama öyle flörttür sevgililik durumlarıdır pek bilmiyorum. Hoş anlamışsındır da işte öyle.” Daha önce de ufak tefek konuşmuşlardı ama genç kadın hazır adam da uzaktayken içindekileri dile getiriyordu. “Çok kırdılar beni Murat çok fazla üzdüler. Ben daha kendim ne isterim neye heves ederim bilmiyorum. Bir erkek nasıl sevilir sevildiğini nasıl anlarsın çözemiyorum. Güven ve sadakat konusunda o kadar yaralıyım ki bedenimde gördüklerinin bin katı ruhumda var. Korkularım, acılarım, sorunlarım, sorularım, hayatımla ilgili bildiklerin ve bilmediklerim o kadar fazla ki sanki dışarıdan izliyorum kendimi.” Dağhan da oturdu. O da tıpkı genç kadın gibi sigarasını yaktı. Dumanını içine çekip kendini zehirledi. Ardından ekrana bakıp değişik lacivert gözleri ile allak bullak olmuş kadını izledi. “Bana baktığında sana ne hissettiriyorum. Yani gördüğünde ilk ne hissettin?” İçine çektiği havayı birkaç saniye tutup bırakan kadın alt dudağını dişledi. Bakışları kameradan saparken kulağının altını kaşıdı. Ne diyeceğini düşündü. ne hissettiğini anlamaya çalıştı. Dağhan ise cesaretlendirmek adına “Tamam o zaman önce ben başlayayım.” Dediğinde merakla ona baktı. Başını sol omuzuna eğen adam konuşmaya başladığında kadının nefes almadan onu dinlediğini biliyordu. “Ben seni ilk gördüğümde hastanedeydik. Aslında ilk sosyal medya hesabında gördüm. İnceledim. Bunu inkar edemem. Daha resimlerinde bile çok güçlü bir kadın olduğuna kanaat getirdim. Sonra yaptığın işlere baktım. Başkaları gibi kendini değil işlerini ön planda tutmuştun. Bu hoşuma gitmişti. Resimlerde bile o güçlü duruşunun altında adın gibi bir ceylanın olduğunu anlamak için kahvenin en güzel olan gözlerini görmek yetmişti. Güzeldin işte. Hem bakışların hem de yüzün güzeldi. Sana ulaştım. Aradın konuştuk. Sesini işitmek gözlerimi kapadığımda huzur bulduğum bir mekânda gibi hissetmeme neden oldu. Naif, ince, hoş ve insanı kendine bağlayan bir tının vardı. Ardından hastanede karşılaştık. Hastaydın. Seni orada öyle görüp bırakamazdım. Başkası olsa bu kadar ilgili olur muydum orası muamma yalan söyleyemem. Lakin sen başkasın işte. Bir adamın aradığı gönül güzelliğine sahipsin. Yanında olmak bana iyi hissettiriyor. Ben ciddi bir ilişkiye hiç sıcak bakan biri değildim ama senle sanki kayıp yanıma kavuşmuş gibiyim. Sana dokunmak, öpmek, sıcaklığını hissetmek aynı zaman da yanında uyuyup uyanmak ayrıcalık gibi ve ben bu ayrıcalığa sahip olduğumu gördükçe kendimi şanslı hissediyorum. Kısacası benim seni sevmem öyle çok da zor ya da imkânsız değil olması gerekendi. İlk görüşte aşk de sevgi de ne dersen de. Bende olan bu.” Gözleri dolan Ceylan sertçe yutkundu. Dudakları aralandı ama ne diyebilirdi ki. Masumca sordu. “Böyle sevgi olur mu? Yani bir anda öylece. İlk görüşte. Tanımadan bilmeden.” “Olur neden olmasın. Kalp bu. Saati planı belli bir yolu olmaz ki. Görürsün hissedersin bu doğru olanı dersin ve bir bakmışsın oluvermiş. Hadi sıra sende? Sen anlat bakalım.” Yanakları kızaran genç kadın gülümserken başını eğdi. Adam ise bunu kaçırmamak için “Ne olur gülüşünü benden saklama. Onlar artık bana ait ve görmek de hakkım.” Değince daha da utanan kadın kendini zorlayıp ekrana baktı. Kaşlarını kaldıran adam elini sol yanına koyup “Ah kalbim. Nasıl da güzelsin bir bilsen. Şu gülüşe bin şişe devrilir binine de şiir yazılır.” Dedi. Ceylan ise soluğunu alıp bırakırken konuştu. Nasıl olsa yanında değildi. Buna güveniyordu. “Ben, seninle ilk konuştuğumda kendi kendime sesi çok güzel dedim. Hani bazı seslerin tıpkı yüzler gibi karizması vardır ya senin sesinin de ayrı bir karizması var. O beni etkilemişti. Sonra yüzünü gördüğümde ateşim başımda değil resmen kıçımdaydı. Hastaydım. En savunmasız halimleyken gördüm ve dedim ki sesi kadar yüzü de karizmatik. Babayiğit bir adam belli ki. Boyunun uzunluğu yüzünün o karakteristik yapısı sesin davranışların derken bir yanım vay canına adam gibi adam be derken diğer yanım kendine gel deyip beni uyarıyordu. Kendimi hep o sana bakar mı diye telkin edip frenledim. Tabi ilgin alakan yakınlığın duygularını hiç gizlemeyişin şirazemi kaydırdı. Bir daha hayatımda kimse olmaz olamaz diye kendimi şartlarken bir anda seninle yakınlaştım. Galiba en tuhaf ve muallaklı kumarımdın sen benim. En olmazlarımı olur kılmaya başladın. Hani karanlık bir yol vardır. Gitmeme gibi bir şansın varken merakına yenik düşersin ve hiç senlik olmayan bir cesaretle karanlığa güvenip adım atarsın. Ben sana öyle bir adım attım.” Dağhan bir süre sustu. Genç kadın da sesini çıkarmadı. Daha sonra sohbet yeniden başladı. Sevdiklerinden sevmediklerinden bahsettiler. Dağhan üstün körü ailesini anlattı. Ceylan “Benim ailem de tipik aile işte. Kızından nedenini bilmediğim şekilde nefret eden bir anne. Mülayim baba. Fesat içten pazarlıklı abi. Her şeyin en iyisine sahip olmuş ama asla değer bilmemiş bir kardeş. Az biraz nankör evlat -ki ben böyle olmasın diye elimden geleni yapmıştım ama ergenlik başa bela- Herkesin yükünü sırtlanan bir adet ben.” Deyip burukça tebessüm etmişti. İkisi de uzanmış konuşurken sonunda ilk uykuya teslim olan Ceylan oldu. Gözleri kapanırken mırıl mırıl hala konuşuyordu. Dağhan derin ve sakin solukları dinlerken “Umarım her şeyi öğrendiğinde benden kaçmazsın Ceylan. Yoksa seni kendimle altın bir kafese mahkum ederim ve gitmene asla izin vermem” diye mırıldandığında esnedi ve telefonu sabitleyip gözlerini kapadı. Sarıldığı yastığı genç kadın gibi düşündü. bunun huzuru ile uyudu. Aslında genç kadın adam gittikten sonra baya hareketleri ve sıkıntılı bir zaman geçirmişti. Onu da adama detayları ile yansıtmayı doğru bulmamıştı. Her şeyi bilmesine gerek yok diye düşünse de asıl korkusu sıkıntılarından dertlerinden bıkıp usanması ondan gitmesiydi. Bu devirde hangi erkek bir kadının ailevi derdi ile dertlenip onunla uğraşırdı ki. Cevap; hiçbir erkek. Gün içinde ikili yine mesajla görüştüler. Alana geçerken Cansu’ya müsait olup olmadığını sorduğunda genç kadın müsait olduğunu söyledi. Aradığında ise “Cansu Hanım bana sadece dün Ceylan ailesi ile ne yaşadı onu anlatın” derken sesi sert ve otoriterdi. “Ceylan size anlatmadı mı?” “Üstün körü paylaştı. Lakin bir şeyleri eksik anlattığına eminim. Yanında siz de varmışsınız. Neler oldu?” Genç kadın anlatmaya başladı. Dağhan’a her ne kadar kim olduğunu sakladığı için kızsa da arkadaşını gerçekten sevdiğini anlamıştı. Korur kollar diye düşündü. Bu nedenle susmadı. “O tarafta işimiz vardı. Kapının önünden geçerken önce annesi cama çıkıp bağırdı dur falan diye. Sonra kapıyı açatı eve gir falan dedi küfretti. Üst katten kardeşi de indi. Gelin olan çıngıraklı yılan da vardı. ben girmeyelim dedim ama Ceylan bırak ne diyecekler merak ediyorum. Daha beni kendinden ne kadar nefret ettirebilirler ki deyip girdi. Bende arkasından tabi. Kavga çıktı. Gelin abuk sabuk konuşmuş. Doldurmuş herkesi. Kardeşi üzerine yürüyünce araya girdim ama annesi birkaç kez vurdu. Hatta burnu kanadı. Babası da dışarıdan gelmişti o da senin gibi kızım yok karşıma çıkma öldürürüm falan dedi. Evden çıktık ama Ceylan çok kötüydü. Eve taksiyle döndük. Ağlamaktan içi çıktı. Beni engellemese evlerini basmıştım. Dağhan Bey. Bu kadına burada huzur vermezler artık. Verseler de sağ da sol da ağızlarından çıkanı kimsenin kulağı duymaz. Madem seviyorsunuz alın götürün ama önce kendinizi açıklayın. Durumu sizden değil başkasından duyarsa öğrenirse kimse onu tutamaz. Aşkından ölse dönüp size bakmaz. Biliyorum arkadaşımın huyunu. Ben bile resmen namlu ucundayım söylemediğim için.” Dağhan gözlerinin karardığını sinirinin hiç olmadığı kadar yükseldiğini hissediyordu. Askerdeyken Mehmet ile araları iyiydi. Neye sıkışsa onun yanında ablasını arar ondan isterdi. Allah var hiçbir isteği de geri çevrilmezdi. Ona bu denli düşkün olan ve ilgilenen ablasını nasıl görmezden gelir onu ne hakla itip kakardı aklı almıyordu. Hele anne babası. “Anladım Cansu Hanım. Merak etmeyin bu durumu çok uzatmayacağım.” “Lütfen bildiğinizi belli etmeyin size bu tür şeyleri yansıtmak istemiyor.” “Neden? Halbuki söylese canı sıkılmaz çözüm bulurum.” Cansu iç çekti. Ceylan’ın ne düşündüğünü biliyordu. “Size anlatırsa dertleri ile sizi boğarsa bıkıp gideceğinizden korkuyor ya da bir kavga anında tüm yaşadıklarını yüzüne vurmanızdan.” Soluğunu bırakan adam “Bunu nasıl düşünür?” dese de aldığı cevap anlamasına yetiyordu. “Neden düşünmesin ki? Onun şu yaşına kadar yaşadıklarını siz de yaşasanız değil hayatınıza birini almak güvenmek mağarada yaşar gölgenizi bile kale almazdınız.” Konuşmayı bitiren adam telefonu kapadığında boynunu hafifçe yana çevirip kütletti. Kızgındı. Sinirliydi. Ona el kaldıran insanların ellerini kırmak istiyordu. Kim olduklarının bir önemi yoktu. Sevdiği kadının canını yakan canının yanmasını göze almış demekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD