Son bulaşığı sakince kuruladıktan sonra rafa yerleştirip kapağını kapattım. Ardından duvardaki saate göz attım, biraz daha zamanım olduğunu görünce hızlı bir duş almaya karar vererek kendimi banyoya attım. Pek banyo keyfim olmadığından on dakika sonra aklanmış paklanmış bir vaziyette çıkmıştım.
Üstümü değiştirdikten sonra bir de saçlarımı kuruttum. İşim bitinceyse odamı toparlayıp salona geçtim. Hava artık gittikçe soğuyordu. İlk kar bugün bekleniyordu hatta. Şimdilik yağıp geçeceği söylense de dışarıdaki sıcaklık hiç yağdıktan sonra erimesine izin verecek gibi değildi.
Üstüme aldığım ceketin önünü kapattım ve televizyonun kumandasına uzandım. Yaklaşık iki saat önce Taner'e konum atıp gelmesini söylemiştim. Kalacağı odayı gördükten sonra oturur durumları konuşuruz diye düşünmüştüm ama dönüş yapacak gibi değildi.
İşten çıkıp eve döndüğümde saat neredeyse yedi olacaktı ama onun da trafiğe takılma sorununu hesap edememiştim tabii.
Ekranda bir dizinin tekrarı dönerken arkama yaslanıp hikayeyi ve karakterleri bilmesem bile izlemeye başladım. Çok izlediğim söylenemezdi zira aklım bu ayki yaklaşan kredilerimdeydi. Henüz elimde pek bir şey yoktu ve maalesef ki bankalar henüz acıma emaresi göstermiyordu.
Düşünceli bir şekilde ekrana bakarken erkek kahramanın kadını belinden tutup kendine geçtiğini ve göz göze geldiklerini fark ettim. Yüzüm anında buruştu.
Kendim aşık olamadığım için gerçek ya da sahte fark etmeksizin bu aşklara uyuz oluyordum. Kumandaya uzanıp herkes ölse bile bitmeyecek tek diziye çevirdim kanalı.
Arka Sokaklar!
Yüzümde hafif bir sırıtma oluştu. Kendimce aşklara engel olduğumu falan düşünüyorum tabii!
Kapının zilini duyduğum anda başımı o tarafa çevirdim, ardından usulca ayaklanıp görüntülü diafondan beklediğim adamın suratını görünce kapıyı açtım.
İşte bu ev görüntülü diafonu olan bir evdi. Anladınız mı şimdi?
Onu kapıda beklemek yerine mutfağa dönüp kahve makinesine iki bardak su döktüm. Makineyi çalıştırdıktan sonra da raftan iki bardak çıkardım. En azından bir kahve yapardım, şimdilik misafirdi sonuçta.
Kapıya vurulduğunu duyunca "Geldim!" diye seslendim. Ellerimi yıkadıktan sonra kuruttum ve hızlı adımlarla kapıya vardım. Kolu tutup çevirdiğim an karşımda asla gülmekten pes etmeyecek olduğunu düşündüğüm Taner'le karşılaştım.
Elinde tuttuğu poşeti havaya kaldırıp salladı ve bana uzattı. "Sana pasta aldım."
"Pasta mı?" dedim hayretle poşeti elinden alırken. "Neyi kutluyoruz?"
"Ev arkadaşı olmamızı tabii ki de!" dedi.
Başımı iki yana salladım. "Eğer parasal sıkıntılar çekmeseydim seni üç ay şu eşikten içeri almazdım. Dua et!"
İçeri girdikten sonra kapıyı kapattı ve ayakkabılarını çıkardı. Üstündeki montu da çıkardığı sırada pastayı mutfak tezgahına bırakıp kaynayan suyu kahve doldurduğum bardaklara döktüm.
"Sen böyle bir siteden nasıl ev almayı başardın?"
"Henüz başardığım söylenemez." derken kahvelerin birini ona uzattım. Beni takip edip mutfak tezgahına yaslanmış beni izliyordu. "İpotekli, yani bankanın sayılır."
Kahvemden bir yudum aldıktan sonra bana döndü. "O yüzden parasal mevzu sıkıntılarındasın!"
Başımı salladım. "Dedemle annem uzun süredir küsler, sende hatırlarsın hatta! Dedem annemi geçip bana bıraktı tarlasını ama tarlada çok ortak olunca satılıp para paylaştırıldı."
"Deden vefat mı etti?"
"Geçen sene." dedim. Annem özellikle evlenip gittikten sonra dedem ona daha çok kızmıştı. Gerek beni burada bıraktığı için, gerekse artık onu göremeyeceği için. Sonrasında onun yokluğunu fark ettirmemek adına ben sık sık yanına gidip gelmiştim. Normalde pek samimi olmayan dede torun ilişkimiz o zamanlar daha da artmıştı. Dedem vefat ettiğinde ise mirasından annem yerine beni haklı gösterdiğini öğrenmiştim.
Tarla satıldıktan sonra dört kardeş bölüşmüşlerdi, normalde annemin olması gereken kısmı ise ben almıştım.
Annem durumu hiç yadırmamıştı, hoş üç kuruş edecek para da pek umurunda değil gibiydi.
Bende fırsat bu fırsat diyerek on sene çalışsam dahi sahip olamayacağım bu evi ipotek ettirerek az miktardaki nakitimle almayı başarmıştım.
Almayı başarmıştım da elimde tutabileceğim gibi değildi mesele...
"Allah rahmet eylesin."
"Amin!" dedim. Ortamın garipleşmemesi için devam ettim. "O parayla aldım işte evi ama tabii tek o yetmedi. Bankaya evi ipotek gösterip anca kredi çektim."
Kahveden bir yudum daha alıp hafifçe cama doğru yaklaştı. Pek bir manzarası yoktu, yol ve trafik vardı ama güzeldi. En azından yazın camları açtığım zaman muazzam esiyordu. Klimaya gerek yok yani!
"Ben tamamım buraya." dedi küstah küstah. Ardından bana döndü. "Evi gezdirecek misin?"
"Gel..." diyerek onu koridora çektim. Peşimden geldiğinde önce tuvalet ve banyoyu, ardından da benim odamla onun kalacağı odayı gösterdim. Evi aldığımda dayalı döşeli olduğundan benim odam ve onun odası arasında pek fark yoktu. Sadece onun odası bir misafir yatak odası olarak tasarlandığından benimkinden biraz daha küçüktü.
"Sana helal olsun diyorum." dedi yeniden salona geçtiğimizde. "Büyük risk almışsın ama bu eve değer be!"
Bir de bana sor sen!
"Değer değer." dedim onu taklit ederek. "Eski tanıdık sayılırsın, sana pek pahalı fiyat vermeyeceğim. Ama evin faturalarından birini seçip sen ödersin adil olması için. Yeme içme işi de ne seversen alır gelirsin eve. Ortak takılmayız onda da."
Başını salladı. "Anlaştık." dedi başını ağır ağır sallarken.
"Ortak alanları kullanmanda hiçbir sorun yok. Abartmadığın sürece kendi evin gibi takılabilirsin."
"O halde pastayı açalım mı?"
Beni dinlediğinden bile şüpheliydim zaten. Aklı fikri pastada!
Tezgahın üstündeki pastayı kutusundan çıkardıktan sonra iki tabağa birer dilim koyup çatalla birlikte yeniden onun yanına geçtim. Beni beklerken L koltuğun kısa kısmına oturmuş telefonuyla ilgileniyordu.
"Al bakalım!"
"Teşekkürler." diyerek tabağı elimden aldı. Fakat yemek yerine önce sehpaya bıraktı ve derin bir nefes aldı.
Bense koltuğa çöktükten sonra tıpkı onun gibi pastamı bırakıp ona doğru döndüm. Benim bakışlarımın kendi üstünde olduğunu görünce kısa bir bana bakıp kaş göz hareketlerinde bulundu.
"Anlatmayacak mısın?"
Ne demek istediğimi adı kadar iyi biliyordu ama yine de her zamanki kaypaklığı ile bilmezden geldi.
"Neyi?"
Eğer beni deli etmekse amacına ulaşmasına çok az kalmıştı, zira her ne kadar onun ev arkadaşım olmasını kabul etmiş olsam da hala aramızda çözülmemiş gerginlikler ve sorunlar varken eskisi gibi olmamıza imkan yoktu. O da bunun farkına varmalı ve bana olanları anlatmalıydı.
Kimse nedensizce aniden ortadan kaybolup seneler sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi geri dönüp hayatına devam edemezdi. Hele benim hayatıma girmek istiyorsa aklımdaki tüm soru işaretlerini silmesi gerekirdi.
"Neler olduğunu?" diye sordum. "Bir anda nereye gittiğini, neden gittiğini, bunca sene ne yaptığını, neden döndüğünü?"
Tebessüm etti. Bacak bacak üstüne atıp arkasına yaslandı. "Uzun bir hikaye desem?"
"Kaçamazsın!"
Kolundaki saate bir an için baktı.
"Saat çok geç oldu..." dedi bana dönerken. "Ben artık kalkayım."
"Kaçıyorsun yani?"
"Daha geçen hafta döndüm ülkeye Betül. Döner dönmez ilk aradığım insan sen ve Funda'ydı. Ama aynı zamanda başımda bir sürü yapmam gereken iş var. İnan bana, şu an sana burada oturup kaybettiğimiz bu beş senede ne olduğunu anlatmam ne seni ne beni mutlu edecek... Artık sadece ileriye odaklansak? Geçmişte bir hata yaptım, bunun içinde senden özür diliyorum, tekrar! Fakat daha fazlasını bekleme benden."
Söyledikleri, bir nevi çektiği bu rest alınmama sebep olmuştu. Kendince kararlar vermiş, bu kararların sonucunu da sanki bizim adımıza düşünmüş gibi kendinden bu emin tavrı huzurumu kaçırıyordu. Başına ne gelmişti tam olarak?
Sözlerinden sonra aramızda garip bir sessizlik oluştu. Arkadaşım olabilirdi, aslında artık arkadaşım olup olmadığından da emin değildim. Ama bu kendinden emin cümlesi ile aramıza kesin bir set çektiğinden emindim. Geçmemem gereken sınırlar vardı ve bu sınırları o belirlemişti.
"Pekala..." dedim üstüne gitmeyip. "Madem sen, bana anlatmamayı tercih ediyorsun, istediğin gibi olsun. Sana bundan sonra tek soru sormayacağım bu konuda!"
"Teşekkür ederim."
Ama çabuk teşekkür ediyordu.
"Aynı zamanda aramızdaki ilişkinin kiracı ilişkisi olarak kalmasının daha iyi olacağını düşünüyorum. Çünkü görünen o ki geri dönmüş olsan da benim arkadaşım olarak dönmemişsin..."
İtiraz etmek için açılan dudakları keskin cümlelerim sayesinde yeniden kapandığında bunun ona verdiğim bir ceza olduğunu düşünebilirdi ama bu cezadan çok daha fazlasıydı.
Paraya ihtiyacım vardı ama ek gelir kaynağı oluşturabileceğim bir iş imkanım ya da zaten bu işe ayıracak bir vaktim yoktu. Çalıştığım şirkette yeterince esnek çalışma saatleri kapsamında gerek ofiste gerek evimde mesaiye kalıyorken part - time'a hiç vaktim yoktu.
Elimdeki tek opsiyon evimin kullanmadığım bu misafir odasıydı. Yine şartlarımca evime kiracı olarak alacağım kişinin tanıdık biri olması benim açımdan daha güvenliyken Taner'i tam manasıyla hayatımdan da çıkaramazdım.
Kabul etmek istemesem de en zor anımda fark etmeden bana destek olmuştu. Belki beni, bana bir açıklama yapacak kadar önemsemiyordu ama sorun değildi. Bundan sonra bende onu, onun beni önemsediği kadar önemserdim olur biterdi.
Aslında bu denklemde olmayan tek şey paraydı...
Para insana tüm kırgınlıklarını bile bir kenara bıraktırıyordu.
"İstediğin buysa, tamam." dedi. Ardından çok yemek istediği pastadan tek lokma almadan ayağa kalktı ve elini bana uzattı. "Anlaştığımıza memnun oldum Betül Hanım. Yarın, gün içinde size mesaj atarım ne zaman taşınacağım hakkında."
Ayağa kalkıp elini sıktım ve başımı salladım. "Taşındığınızda aramızda bir sözleşme de yapalım. Kuralları ortak koymamızda fayda var. İkimizin rahatsız olacağı şeyler farklı. Beraber yaşayacaksak birkaç belirli kurallar olmalı."
"Bana uyar." dedikten sonra elimi bırakıp kapıya doğru ilerledi. Onun peşinden bende adımladım. Önce montunu giydi, ardından da ayakkabılarını. Tamamen hazır olduğunda ise bana döndü.
Onun konuşmasına müsaade etmedim. "Yarın bir anahtar daha çıkartırım. Taşındığında veririm."
"Olur." dedi ve kısa bir an yeniden duraksadı. Fakat her ne diyecekse vazgeçmiş olacak ki dönüp kapıyı açarken "İyi geceler." demekle yetindi. Herhangi bir cevabımı da beklemeden kapıyı kapatıp gitti.
Burun kıvırdım.
"Alt tarafı bir açıklama istiyoruz... Üstüne bir de trip at! Ay, hiç çekemem kusura bakma Taner efendi."
Çekebilsem annemi çekerdim ben, onu bile çekemeyip kocasına yolluyordum iki gün sonra.