Bölüm 3: Eğlenilecekler ve Evlenilecekler

1533 Words
Unutulmuş nice hatıra, yaptığımız onca eşeklik ve kaçamaklar şimdi onun tam gözlerine bakarken aklıma bir bir dolmaya başladığında, dudaklarımın arasından, onu ne zaman görsem bozulan edebimle birlikte bir küfür firar ediverdi. "Hassiktir!" Gülümsemesi büyüdü, onun gülüşü büyüdükçe aşırı değişmiş ama bir o kadar da aynı kalmayı başarmış yüzünde tanıdık yaramaz bir ifade belirdi. Hala bana uzattığı telefonu almamama bile aldırmadan bu defa uzanıp kollarını bana sardığında gerçekliğinden bir tık emin olamadığım bu adamdan artık emin olmuş gibiydim. "Oha lan!" Taner'den bahsediyorum. Taner Doğan'dan! Onunla yemediğim halt kalmayan arkadaşımdan... "Bende seni özledim!" derken keyifli sesi kulaklarıma ulaşıyordu. Unuttuğum, hatta rehberimde hala durduğunu bile fark etmediğim dostumdu o benim. Mezun olduktan sonra aniden ortadan kaybolan, hiçbir aramama cevap vermeyip sırra kadem basan arkadaşımdı. Hiçbir zaman ona ne olduğunu bilmediğim, kalbimi kıran sevgilim olmayan ilk adamdı. Halbuki o kadar emindim ki ölene kadar üç kişilik bir arkadaş grubu olarak bir araya geleceğimize... Ortadan kaybolduğu o senelerde bunu acı bir şekilde suratıma vurduğundan kırılmıştım ya ona! Yine de garip bir his vardı içimde... Çünkü senelerdir görüşmemiş olsak da o bana bu şekilde sarılırken ve gülüşü, sesi kulaklarıma dolarken o kadar uzaklaşmamışız gibi hissettiriyordu. Sanki alt tarafı bir haftalık bir tatile çıkmış da dönüşünde bana sürpriz yapmış gibi... "Sen gerçek misin? Sen cidden gerçeksin!" derken önce ona sıkı sıkı sarılmış ardından da sırtına sertçe birkaç yumruk geçirmiştim. "İnanmıyorum sana! Sen nasıl kendini unuttursun bana ya?" Sevincim hiddete dönmeye başladığında tehlikenin farkına varabilmiş gibi beni sarmayı bırakıp geri çekildi ve bileklerimi tutup beni durdurdu. Yüzündeki gülüş biraz perdelenmişti, ben şaşkınlığımı atlatana kadar çoktan bir metro gitmiş, ötekinin gelişine de beş dakika kalmıştı. "Tamam çok kızma! Lütfen, dur!" Hiddetimin yerini bu defa hüzün almaya başladığında ise bileklerimi hırsla onun elinden kurtardım ve dolmaya başlayan gözlerimle sızlayan burnumla ağlamamak için adeta direndim! "Betül!" dedi usulca. "Ben seni çok özledim biliyor musun?" "Neden habersizce çekip gittin, bir daha da haber vermedin bana o zaman?" Ellerimi tutup hafif dolu dolu olmuş gözlerini benim aksime gizlemeye gerek görmeden "Özür dilerim!" dedi. "Ama bana kızmadan dinle önce. Olur mu? Daha bu hafta sonu döndüm ülkeye..." "Bir de ülkeyi mi terk etmiştin?" "Kızma diyorum ama..." derken ellerimi daha sıkı tuttu. "Şu an ne hissedeceğimi bilmiyorum." dedim ellerimi çekerken. "Hem mutlu oldum hem kırıldım sana." Bu defa karşı koymadı. Birkaç dakikada bir sürü duyguyu aynı anda yaşadığımdan çok fazla yıpranmıştım. Başımı iki yana sallayıp telefonumu onun elinden aldım ve kalan iki dakikayı beklemek için ondan birkaç adım uzaklaştım. Dengesiz gibi görünebilirdim ama aradan beş sene geçmişti. Rehberimde hala kayıtlı durduğunu bile bugün fark etmiştim. İsmi bile bana hiçbir şey çağrıştırmamıştı. "Ne zaman geçer bana olan kızgınlığın?" Sorusuyla birlikte ona doğru döndüm sinirle ama tek kelime etmedim. "Şu an bir otelde kalıyorum, bir an önce ev arkadaşı olacağımızı umut ediyorum da..." Tam küfür etmek için ağzımı bir kez daha açacaktım ki metronun sesi tüm tüneli doldurdu ve akabinde de bir insan seli oluşmaya başladı. Küfür bile etmeden ardıma döndüm ve hızla binip oturacak yer olmadığından kenara geçtim. Hala olduğu yerde durmuş beni izlerken göz göze geldiğimiz an tebessüm etti ve bana el salladı. "Pislik..." diye mırıldanmadan edemedim. "Bir de güzel gülüyor... Gülmesene!" Kapılar kapanma uyarısı verdiğinde elini yeniden cebine soktu. Harekete geçtiği ansa gözden kayboluşu saniyeler sürdü. Sıkı sıkı demire tutunduğum esnada hala elimde tuttuğum telefonum mesaj bildirimi ile beklemeden ekranı açtım. Gördüğüm mesaj beklediğimdendi tabii! Yarın görüşür müyüz? "Sürün biraz..." diye mırıldandım. Akşam akşam keyfimde yerine gelmişti açıkçası. Her zaman böyle mutlu olma fırsatı ele geçmiyordu. "Yarın cevap vereceğim, inat değil mi?" Tutunduğum demirin yanında duran koltuklarda oturan yaşlıca bir kadınla göz göze geldiğimizde elimde tuttuğum telefona kısa bir göz atıp duraksadım. Tabii ben kendime akıllıydım ama el aleme deli deli gözükmem normaldi. Bana olağan gelen monoloğum birilerine göre farklı algılanabilirdi. "Erkek dediğin biraz sürünecek." dedi beklemediğim anda. Kaşlarım havalandı. Bana mı diyordu? "Dışarıdan yakışıklı bir çocuğa da benziyordu ama asıl yakışıklı olandan korkacaksın. Çirkin olsun senin olsun kızım, ama yakışıklı adam dikkat çeker... Elinde tutmasını bileceksin, tutmak için de süründüreceksin." Elimde tutmak için neden süründüreyim? Adam sürününce bırakmaz mı asıl beni? "Aferin sana! Böyle devam et. Hemen elini tutturma, sarılmasına izin verme. Her boşlukta korkut gözünü. Seni kaybedeceğini sansın... Öyle sansın ki hep tetikte kalsın." Başımı hafifçe salladım. Şimdi, burada, hayatımla hiçbir bağı olmayan ve tahminen bir daha hiç karşılaşmayacağım bir kadına onun arkadaşım olduğunu ve durumun romantik bir ilişkiden çok kaotik bir ölüm planı olduğunu anlatacak değildim. Ne beni psikopat bellesin ne belleğinde böyle gereksiz bilgiler yer edinsin... "Teşekkür ederim teyzeciğim." "Erkekler kaybetmekten korkarlar hep. Sen gözü kara olur da onu bırakacağını düşündürürsen bir bakmışsın kapında yatıp kalkar hale gelmiş! Sonra da takarsın yüzüğü parmağına, iş biter!" Asıl o zaman elde tutman gerekmiyor mu? "Peki tüm bu taktikler..." derken olduğum yerde eğildim ve yere oturmadan çömeldim. Şimdi teyzeyle daha yakındım ve bu kültürlenme zamanı daha verimliydi. "Arkadaş içinde geçerli mi?" "Tabii geçerli!" dedi gülerek. Elindeki çantasına biraz daha sarılıp "Ama senin arkadaşın da pek yakışıklıymış." dedi. Burun kıvırdım. "Bende fark ettim." dedim anında. "Eskiden böyle değildi, daha bir karizmatik falan olmuş." "Belli belli..." "Beni bir anda terk etti ama." dedim anında. Çokta sempati kazanmasını istemezdim şimdi! "Beş senede de ne aradı ne sordu! Şimdi bir anda çıktı karşıma. Unutmuşum neredeyse onu." Birkaç kez cıkladı. "Eh yüzü güzel olsa da adam değilmiş demek ki! Eğlenilecek farklı evlenilecek adam farklı gördün mü? Güzel olsa da dönme buna. Affetme." "Affetmem zaten." dedim gaza gelip. "Ne yaparsa yapsın dönüp bakmam suratına." Kadın bir süre yüzüme baktıktan sonra derin bir nefes alıp ağır ağır başını salladı. "Yine de fikrini değiştirip affedecek olursan, ki affedecek gibi duruyorsun, iyice burnunu sürt. Aynı hatayı yapamasın." Başımı salladım. Bir yanımın affedesi vardı öteki yanımın affetmeyesi. Bende arada kalmıştım bir şekilde. Olduğum yerden doğrulup kalktım ve arkama yaslandım. Gözüm yeniden telefonuma kaydığında ani bir karar vererek ona cevap yazdım. Görüşürüz. Mesaj kısmından çıktıktan sonra telefonumu cebime soktum ve yeni durakta inen insanları ve binenleri izlemeye başladım... Dışarıda huzursuz olduğum için müzik dinlemeyi sevmezdim. Yolculuklarda kulağımı kapatacak en ufak şeyden hoşlanmazdım. Etrafımdaki her sesi, her şeyi izlerdim, dinlerdim. Bu da benim kötü bir alışkanlığımdı. Tehlikenin nereden geleceği hiç belli olmazdı... İneceğim durağa vardığımda ise yanımda oturan kadına dönüp kısa sohbetimizin verdiği hukuka dayanarak "İyi günler teyze." dedim. Tebessüm etti. Elini kaldırıp bana tatlı tatlı el salladı. Metrobüsten indikten sonra durağa doğru harekete geçtim. Boş durakta bir süre boş bekleme tahtalarına oturup gelecek otobüsü beklerken telefonuma bir bildirim daha geldi. Ne zaman görüşürüz? Saat kaç gibi? "İflah olmazsın sen..." Mesajına görüldü atıp çıktım ve son aramalardan Funda'nın numarasını bulup aradım. Telefon bir iki beklemeden sonra cevaplandı. "Efendim?" "Bil bakalım az önce kiminle karşılaştım?" "Ünlü biri mi?" Göz devirdim. "Benim ünlü biriyle aynı muhitte olmam bile imkansız! Metrobüse kaçak binmeye çalışan Boran Kuzum'u gördüm, evet!" Kahkahası telefondan kulağıma dolduğunda bunu cidden hayal ettiğini ve ona tepki verdiğini anladım. Arkadaşım diye demiyorum ama cidden manyaktan bir tık azdır. "Ay, iyi güldüm! Şimdi kimi gördün, onu de." "Taner'i." dedim anında. "Hangi Taner?" Sessiz kaldım. Kısa bir an yolun başında duran ışıklardaki otobüsün numarasını okumaya çalıştım ama başaramadım. Hava da iyice kararmış, karardığı içinde soğumuştu. "Lütfen bana okuldaki Taner deme!" dedi sitemle. "Ölmediyse olay çıkarırım! Çünkü ölümden başka bir sebep onu beş senedir haber alamamızı açıklamaz." "Hayır, ölmemiş. Kanlı canlı, aşırı yakışıklı, biraz karizmatik ve hayallerimdeki bey olarak geri gelmiş." Bir kahkaha daha attı. Ama bu defa ona fırsat vermedim. "Üstelik nereden duyduğunu bilmiyorum ama oda kiraladığımı duymuş. Şu an odama talip!" "Bayağı hızlı bir giriş yapmış." dedi sakince. Bu duruma aşırı tepki veren ben miydim yani bir tek! Onu gördüğüm an önce sarılıp sonra dövmüştüm, arkasından da bir dolu sövmüştüm. "Öyle..." dedim onu destekleyerek. "Senin ilanını birkaç w******p grubuna atmıştım. Belki birinden görmüştüm." "Grupta olacak ve sen fark etmeyeceksin ha!" "Belki hala konuştuğu birileri vardır, o ilanı da o konuştuğu birileri söylemiştir." Kısa bir an duraksadım. Aklıma gelen ihtimalle birlikte aniden ayağa kalktım. "Sakın bana o 'birileri'nin sen olduğunu söyleme!" Az önceki keyifli haline nazaran uzun bir sessizlik doldurdu her ikimizin arasını. Bu durum gittikçe enteresanlaşıyordu. Arkamdan neler dönüyordu tam olarak? "Tamam, haberim var döndüğünden. Bana da geçen hafta mesaj attı. Ülkeye dönüyorum diye! Bir haftadır burnunu sürtüyorum ve canlı canlı acı çekmesini sağlıyorum. Onsuz yaptığımız tüm aktivitelerden bahsedip moralini bozuyorum! Tam altı doğum günümüzü kaçırdığından bahsettiğim son seferde uzun süre ağladı hatta!" dedikten sonra uzun cümlelerinin arasından hiç nefes almadığından kısa bir es verdi. "Buraya dönünce eve ihtiyacı olacaktı. Bende senin oda kiralamak istediğinden bahsettim. Bu sayede eskisi gibi best friend forever olabiliriz diye düşündüm. Hem tanıdığımız bir adam! Ev arkadaşlığının iyi olabileceğini düşünüyorum. Tuvalet sifonunu çektiği ve kirli çamaşırlarını kendi yıkadığı sürece bir sorun olmayacaktır." Yaklaşan otobüsün numarasını görünce yeniden oturdum. Funda'nın mantıklı olsa bile benim arkamdan iş çevirdikleri tüm bu cümleler sonrasında ise derin bir nefes aldım. "Şimdi sende herkes gibisin Funda!" "İnan bana değilim!" dedi kendinden emin bir şekilde. "Hem siz birbirinizin yedeği değil miydiniz? Kırkınıza kadar evlenemezseniz evleneceksiniz. Yan yana durun da belki o kadar beklemenize gerek kalmaz." "Bu şehre gelişini yasaklıyorum senin!" dedim sitemle. "Her zamanki gibi ship damarın tutmuş. Git biraz dizi izle, beni rahat bırak. Kapatıyorum!" "Tamam bebeğim, dikkat et kendine! Görüşürüz!" Cevap vermeden telefonu kapattım ve derin bir nefes aldım. "Sanırım..." diye mırıldandım. "Bana pek söz hakkı verilmedi." Biraz da umursamaz bir edayla arkama yaslandım. "Evimde yaşarken süründürebilirim, aynı zamanda."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD