Bölüm 9: Eski Günler

2072 Words
Anahtarı yuvasına sokup çevirmeye çalışsam da işe yaramayınca zorlamadan çıkarıp zile dokundum. Belli ki Taner evdeydi ve anahtarı da kapının arkasındaydı. Arkamda hafifçe sırıtarak telefonuyla ilgilenen Funda ise ara ara başını kaldırıp bana bakıyordu. Belli ki Adana'dan gönlü boş gelmemişti. İlk aşkıyla olmasa da başka bir aşkla sahalara geri dönüyordu. "Geldim!" diyerek kapıyı açmayı başaran Taner beni görünce tebessüm etti. Daha o konuşmadan kenara çekildim ve elimle arkamda kalanı işaret ettim. "Bak sana kimi getirdim!" Doğrusu ben getirmemiştim, o kendisi peşime takılmıştı. "Taner!" diyerek ona kollarını açan Funda, telefonu elime bıraktı ve üç adımı dramatik bir hava yaratarak aştı. Kollarını Taner'in boynuna dolarken Taner'de Funda'nın beline sardı kollarını. Onlar kapı önünde özlem giderirken aralarından sıvışıp eve girdim ve kapının önündeki pufa oturdum. Ayakkabılarımı çıkardıktan sonra onları rafa koydum ve çantamı omzumdan çıkarıp kenara attım. Seri adımlarla mutfağa doğru ilerledim ve kendime bir bardak su doldurup içtim. Bardağı lavabonun kenarına bıraktıktan sonra ocağın üstündeki yemeği görünce uzanıp cam kapağı kaldırdım. Yüzüme çarpan buharla biraz geri çekildim ve buhar dağılınca muhteşem gözüken yemeğe göz gezdirdim. Yumurtalı ıspanak yemeği... Eğer üşengeçliği yaşam biçimi olarak kabul etmesem haftanın dört günü yemekten bıkmayacağım favori yemeğim. Kapağı yeniden kapattıktan sonra ocağın arka gözünde kalmış ufak tencereye de göz gezdirdim. Maşallah bey oğlumuz da pek hamaratmış! Kremalı mantar çorbası, yumurtalı ıspanak yemeği ve makarna mı? Bugün ki menü beni kalbimden vurdu doğrusu. Taner Bey'e puanım on üzerinden on! "Ya sen bir de yemek mi yaptın bana?" diye yükselen bir sesle arkama dönüp mutfak masasına yaslanmış Taner ve ona aşık aşık bakan Funda'ya kısa bir an baktım. Elim istemsizce enseme gitti ve arkamda kalan ocağı işaret ettim. "Sahiden, sen mi yaptın bunları?" Taner başını salladı. "İşten yorgun döndüğüne eminim, en azından yemek ye." "Ay, bir de düşünceli..." dedi Funda. Ellerini çenesinin altında birleştirip olduğu yerde hafifçe sallandı. "Hayalimdeki erkek tipi!" "Üzgünüm ama sana aşık değilim Funda!" dedi Taner yalancı bir alayla. "Ama lütfen sana aşık olmadığım için intihar etme ve hayatına kaldığın yerden devam et." Funda yalancı gözyaşlarını silerken "Olsun..." dedi. "Hala başarılı yemek yapan arkadaşımsın. Aşkını olmasa da yemeğini yerim!" Ellerimi çırpıp bu Flash TV oyunculuğunu andıran tiyatroya son verdim. "Ben ellerimi yıkamaya gidiyorum." duraksadım ve Taner'e döndüm. "Bizim için yemek yapmışsın, masayı da biz kurarız. Teşekkürler!" Taner başını salladı. "Hayır demem!" Masanın üstüne yayılmış durumda olan bilgisayarını, defterlerini, kitaplarını ve kalemlerini bir bir toplarken Funda'da mutfak dolaplarını karıştırmaya başladı. Banyoya girip önce ellerimi ve yüzümü yıkadım. Ardından saçlarımı tepemde topladım. Banyodan çıkıp odama geçtikten sonra üstümü değiştirdim ve tamamen ev moduna giriş yaptım. Çoktan masayı kuran Funda sandalyenin birine çöküp salata yapan Taner'i izlerken onların yanına geldim. Dolaptan içecek bir şeyler çıkarıp bardağa doldurdum ve masaya bıraktım. Ardından çorbaları kaselemeye başladım. Ben sessizliği sürdürürken Funda ve Taner çok olağan bir sohbetin içine girmişti bile. Funda, Adana'da yaptıklarından kısaca bahsettiğinde bir yandan onu da dinlemiştim. "Bugün öğle yemeğinde de işte Betül'ün peşine takıldım. İşten çıkana kadar çarşı pazar dolaştım durdum." "Çıkıp gelseydin ya, neden Betül'ü bekledin? Ben evdeyim bu aralar hep." "Ne bileyim işte, çarşı dolaşasım tuttu. Zaten çıkana kadar işim bitti, tam bitti yani!" Yoğurt kasesini de masanın ortasına bıraktığım sırada elindeki salata tabağını bana uzatan Taner'in elinden cam kaseyi aldım. O an Funda'yla göz göze geldik. Dudaklarında bariz bir sırıtmayla bir bana bir Taner'e bakıp sırıtıyordu. "Hayırdır, neden sırıtıyorsun?" "Hiç!" dedi uzata uzata. "Siz böyle bayağı iyi gözüküyorsunuz da gözüme! Şaşırdım doğrusu." Taner Funda'nın karşısına geçip oturduğunda masada servis açılmış tek yere, Taner'in yanına oturdum bende. "Neye şaşırdın?" dedi Taner, kaşığı çorbaya daldırıp karıştırdı bir yandan da. "Ay illa söyletecek misin?" "Bence söyleme, kovarım!" dedim anında. Benim ruhu shiplere doymayan arkadaşımın aklından başka ne geçerdi? Derdi günü aşk meşk olmuştu ki iki senkronize hareket görmeyegörsün, anında couple damgalıyordu. "Çirkef!" diye mırıldandı. Beklemeden çorbadan bir kaşık aldı ve kısa bir an duraksadı. Başını kaldırıp Taner'e baktı. Taner, onun tepkisini büyük bir merakla beklerken istemsizce gülümsedim. Funda, şöyle bir yüzünü ekşitse dünyası başına yıkılacaktı sanki. "Bayıldım!" dedi Funda. Eğer şu an bir emoji olacak olsa gözlerinden kalp fışkıran ve tiksinç bulduğum o emoji olurdu. "Taner, bu ne böyle? Ne kattın sen bunun içine! Alt tarafı bir çorba!" Taner, aldığı tepkiden memnun gülümsedi. "Benimde kendime göre gizli tariflerim var tabii!" "İstiyorum o gizli tarif neyse artık!" Bu tepkilerden sonra kısa bir an çorbaya baktım ve ekmek daldırmak yerine kaşığımı elime aldım. Taner'in gözlerinin bu defa benim üstümde olduğunu fark etmemek elde değildi. Çorbadan beklediği gibi bir yudum aldıktan sonra kısa bir an duraksadım. Beğendim. Ama Funda'nın abarttığı kadar olduğunu da düşünmüyorum hala! "Güzel..." dedim ne diyeceğimi bilemeyip. "Ellerine sağlık." Taner'in tebessümü büyürken başını salladı. "Afiyet olsun." İçi içine sığmaz gibi sandalyesinde hafifçe oynadı ve önüne dönüp çorbasını sonunda gönül rahatlığıyla içmeye başladı. Bende hafifçe güldüğüm esnada Funda ile bir kez daha göz göze geldik. Her boku yanlış anlayacak bir tip var şu an bunda! Dikkatli olmak lazım... "Senin günün nasıl geçti Betül?" Sorunun muhatabı benim ama yemek yerken konuşmamak gibi bir huyum olduğundan huzursuz oldum. Yemek yerken sohbet etmeyi kim çıkardı Allah için! Yemeğimizi yiyelim bir önce, sonra sohbet ederiz. "Güzel!" dedim ikisine de göz atıp. "Normal bir ofis çalışanı olarak, sıradan ve yorucu." duraksadım ve Taner'e döndüm. "Asıl sen tüm gün evde ne yaptın?" Biraz düşündü. "Buranın spor salonu harikaymış. Sabah onu keşfettim. Üyelik falan istiyor çalışma koçu için." Kaşlarım havalandı. "Öyle mi?" Başını salladı. "Sen gitmedin mi?" "Yok, ben spor sevmiyorum." Funda hafifçe güldü. "Bu evi alırken tüm bunlar için aldı ama hiçbirini yapmaz, ne yapmayı bilir ne de yapar!" "Aşk olsun Funda!" dedim sitemle. Taner aldırmadı. "Ben ona öğretirim. Neyi bilmiyorsun ki?" "Yüzmeyi bilmiyor, spor yapmayı bilmiyor, insanlarla iletişime nasıl geçilir bilmiyor! Komşu fobisi var biliyor muydun?" "Abartma." dedim ters ters. "Samimiyet sevmiyorum." "Tanışık olmak adam öldürmüyor ama." Aslında öğlen oldukça güzel bir sohbet içindeydik biz. Funda o sıralar hala dostumdu! Fakat şimdi benden daha çok favorisi olan Taner'i bulmuştu ya, pabucum benim tam teşekküllü sitemin B blokunun damına atılmıştı! "Aslında tam olarak o kadar kötü değil." dedi Taner. Sanki ben burada yokmuşum gibi benim hakkımda şimdi de kendi aralarında sohbet ediyorlardı. "Dün market dönüşü karşı komşuyla tanıştık." Funda bana döndü. "Cidden mi?" Başımı salladım. "Asansörde karşılaşınca tanışmış gibi olduk." "Kim peki?" Duraksadım. Gözlerimi kısıp adamın ismini hatırlamaya çabaladım, dilimin ucunda ama bir türlü çağrıştıramadığım bir isimdi. Halbuki ismi zor bir isim gibi de değildi. "Murat..." duraksadım ve Taner'e döndüm. "Murat mıydı?" "Hayır, Mert'ti." dedi sakince. Funda güldü. "Bak, tanışsa da unutması üç saniyesini alıyor." "İsim hafızam yok, ne yapabilirim!" dedim sitemle. "Sen neden bugün beni yerip duruyorsun?" Bitirdiği çorba kasesini Taner'e uzatırken bana bakıp sırıttı. "Sen benim favori dostumsun." Yalandan güldüm. "Hiç inandırıcı değilsin." Taner, çorba kasesini Funda'nın elinden alıp kalkarken "Çorba mı yoksa yemek mi?" diye sordu. "Yemek!" Suyumdan bir yudum aldığım sırada çalan zille birlikte kısa bir an duraksadım. Bakışlarım Taner'e döndü. "Birini bekliyor muydun?" Başını iki yana salladı. "Hayır." "Bende beklemiyordum!" diye mırıldanıp sandalyemi ittim ve kapıya doğru adımladım. Kapının gözcü deliğinden bakınca tanıdık gelen simayla anahtarı çevirip kapıyı açtım. Az önce söz ettiğimiz karşı komşumuz elinde bir tabakla kapıma gelmişti. Önce elindeki tabağa ardından da ona baktım. "İyi akşamlar." dedi tebessüm ederek. "Kimmiş?" diyerek yanımda beliren Taner, elini arkamdan kapıya yaslayıp Mert'e baktı. Ardından gülümsedi. "Tekrar merhaba!" Mert başını salladı. "Bugün annem gelmişti, fazla fazla getirmiş. Size getireyim dedim." Komşuculuk mu oynuyoruz? "Hatırladım!" diyerek uzandı ve beyaz tabağı elinden aldı. Getirdiği kasede sütlaç vardı. "Teşekkür ederiz." Taner'in sıcakkanlı sesi aralarındaki samimiyetin bir günde de olsa ilerlediğini anlamam için yeterliydi. Elindeki tabağı aldım ve tam içeri geçmek için hareket edecektim ki Taner'in "Biz de tam yemek yiyiorduk. Gelmek ister misin?" sorusuyla duraksadım. Bundan sonra adını unutmamak için gayret edeceğim adam başını salladı. "Hiç rahatsızlık vermeyeyim kardeşim. Size afiyet olsun!" "Ya olur mu öyle şey! Gel beraber olsun!" Kaşlarım havalandı. Bir best couple daha mı geliyor ne? Mert, bu itirazdan sonra ayakkabılarını çıkarıp eve girdiğinde Taner omzumdan tutarak beni geri çekti ve kapıyı kapatıp bana döndü. "Geçelim mi?" Hayır desem şimdi neye yarayacak zaten? "Geçelim, Funda'da yalnız kaldı." "Misafiriniz mi vardı?" dedi Mert bana dönüp. Başımı salladım. "Eski arkadaşımızdır. Rahatsız olma." Ben önden geçip elimdeki sütlaçla mutfağa geçtiğimde Funda bana göz kırptı. "Ne oldu?" Ona cevap vermek yerine sütlacı tezgaha bıraktım ve bir yemek tabağı çıkarıp masaya koydum. Diğer şeyleri de Funda'nın yanına koyarken Taner'le Mert'te geldiler ve masaya geçtiler. Funda merakla bu adamın ona takdim edilmesini beklerken onun bu gözlerinden okunan isteği Taner yerine getirdi. "Fundacığım, karşı komşumuz Mert." duraksadı ve Mert'e döndü. "Mert, üniversiteden arkadaşımız Funda." Funda, ona doğru elini uzattı. "Tanıştığıma memnun oldum." "Bende." yanıtından sonra araya girme gereği duydum yoksa Funda bariz bir şekilde adamı sorguya çekmek için zaman kolluyacaktı. "Çorba içer misin yoksa yemek mi katayım?" duraksadım ve devam ettim. "Taner yumurtalı ıspanak yapmış." Başını salladı. "Yemek alayım ben." Yemeği kattıktan sonra tabağı önüne koyup yeniden Taner'in yanına oturduğumda ortam hiçte gerginleşmeden doğal bir sohbete dönüşüverdi. Tabii bunda Funda ve Taner'in büyük katkısı vardı. Açıkçası soğuk bir insan olmasam bile yeni tanıştığım insanlara karşı daima mesafeli olurdum. Daha sessiz, daha çok dinleyen taraf olmak hem yeni insanı tanımama neden olurdu hem de aramıza ne kadarlık bir mesafe koymam gerektiği hakkında fikrim olurdu. Bana kalırsa on numara insanım. "Bizde bu sabah spor salonunda karşılaştık." dedi Mert sakince. "Beni bir masraftan kurtardı Taner." Funda, "Öyle mi?" dediğinde suyumdan bir yudum aldım. Taner, "Önemli değil! Üyelik fazla pahalı geldi bana. Bildiğim dışarıda bir spor salonu var, onu önerdim." Funda gözlerini kırpıştırarak Taner'e döndü. "Ya, hatırlıyor musun Taner? Okuldayken beraber spor salonuna giderdik hafta sonları." Giderlerdi. Ben gitmezdim. Yurtta oturup dizi izlemek daha eğlenceli gelirdi. Ayrıca okulla yurt arasındaki mesafe o kadar fazlaydı ki yürüyerek gidemezdim. Otobüse binmem gerekirdi ve tüm gün hiç yoktan sadece otobüs ve spor salonuna vereceğim 10 Lira benim için çok bir meblağdı. Üniversitede günlük on beş lirayla geçinmeye çalışırdım hep. Sonu hep açlık hep açtık! "Hatırlıyorum! Betül'e de çok dil dökerdik ama gelmezdi." Açık açık "Fakirdim." dedim. "Öğrenci adamın öyle lüksleri olmaz. Ben gerçek bir fakirdim." Funda ve Mert gülerken Taner bana döndü. "Görünen o ki hala fakirsin." İstemsizce sırıttım. "Evet, hala fakirim." Sohbetin geri kalanı üniversite senelerimizi anarak, birkaç rezil anıyı da Mert'le paylaşarak geçip gittiğinde saatte epeyce ilerlemiş ve hava karanlığı zifirileşmişti. Mert, izin isteyip kalktığında Taner onu geçirirken bende tüm masayı toparlamış bulaşıkları da makineye atmıştım. "Bende gideyim artık." diyen Funda tezgahı sildiğim esnada yanağıma bir öpücük bıraktı. "Geç oldu." "Kal bugün." dedim sakince. "Koyun koyuna yatarız." Gülümsedi. "Yarın iznim bitiyor. İş başı vakti!" Başımı ağır ağır salladım. "Nasıl dilersen." Taner son kalan gözden kaçırdığım bardakları getirip makineye atarken Funda'ya döndü. "Ben bırakayım mı?" Funda başını iki yana salladı. "Yok tatlım. Ben kendim giderim." "O zaman taksi çağıralım, bekle." derken telefonunu eşofmanının cebinden çıkardı. "Hava karardı, bu yol çok tenha oluyor." Funda omuz silkti. "Bak o olur." Ellerimi kağıt havluyla silip çöpe attım ve masanın sandalyelerini düzelttim. Gün çoktan bitmişti ve ben daha göndermem gereken birkaç dosyayı bitirmemiştim. Arada yaparım bu tip haylazlıklar. "Çok eğlendim." dedi Funda yeniden. Bir dakika sessiz kalsak o sessizlik hanımefendiye batıyordu da dolduruyordu hemen. "Uzun zaman olmuştu bir araya gelmeyeli. Böyle eski günlerdeki gibi yeniden bir aradayız şimdi." Gülümsedim. Başımı ağır ağır salladım. "Sen yine de fazla bağlanma." dedim sitemle. "Bir bakarsın yarın yine iki kişi kalırız." İma ettiğim şey bizzat yerine ulaştı. Zira Taner telefonunu tezgaha bırakıp bana döndüğünde bariz bir sıkılmışlık vardı yüzünde. "Bu defa sen mi gideceksin?" "Hayır, sen." dedim. "Huyun bu değil mi? Giderim, gelirim, ama hiçbir açıklama yapmam! Öyle değil misin?" Funda araya girmek için "Arkadaşlar..." dediği sırada Taner onun sözünü kesti. "Önüme bir fırsat çıktı, bende bunu değerlendirdim Betül. Neden sana bir açıklama yapmak zorunda kalayım ki?" Elimle yüzüme gelen saçları ittim. Yeniden ona baktım ve başımı salladım. "Haklısın, bir açıklamayı bile çok gördüğüne göre sen bizim arkadaşımızdın ama biz senin için arkadaş değildik." duraksadım ve elimle evin kapısını işaret ettim. "Az önce uğurladığın o komşun yarın çekip gitse zerre umursamazdım ama söz konusu sensin!" dedim. "Öylesine tanıştığım biri değil, sensin! Üniversitede on anımdan sekizinde olansın..." Sessiz kaldı. "Kusura bakma! Bu aklıma gelince pek mutlu bir geçmiş yad etme yapamıyorum." Funda bana öylece bakarken arkamı dönüp odama gitmek için adımladım. "O halde neden beni kabul ettin?" diye sordu Taner. "Sakın bana paraya ihtiyacım vardı deme! Bana bu kadar kinli olsan son kişi ben kalsam bile beni kabul etmezdin. Evi de verirdin, giderdi!" Kısa bir an duraksasam da vakit geçirmeden odama girdim. Kapıyı kapattıktan sonra derin bir nefes aldım. Haklı olduğunu biliyordum. "Yine de o neden gittiğini söyleyene kadar dibine kadar inkar!" Benim de yöntemim karşımdakini hayattan bezdirerek gerçekleri almaktı işte. Bezmesine de az kalmıştı!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD