1. BÖLÜM
YAVUZ HAN
Delicesine uğuldayan kulaklarıma inat toprak ve kanla birbirine yapışmış kirpiklerimi kırpıştırıp, düştüğüm yerde başımı çevirdim güçlükle.
Kan, barut, toprak ve ölüm...
Hepimizin fazlasıyla aşina olduğu ve şu an ciğerlerimizi dolduran yegâne kokuydu bunlar.
Yaklaşık 50-60 metre ötemde donuk bakışları gözlerime kilitlenmiş, hareketsizce yatan Efe'yi farkettiğimde ciğerlerim sökülürcesine bir nefes alıp yerden destek alarak ayaklandım.
" Efe... "
Sesim hırıltıdan farksız çıktığında güçlükle yutkunup bir kez daha seslendim.
" Efe! "
Yalpalayarak ona doğru birkaç adım attığımda, kulağımı yırtarcasına çınlayan bebek sesiyle olduğum yere kilitlenip kalmıştım.
Hayır, gerçek değil... Bu bebek gerçek değil... İnanma Yavuz, bu kez sakın inanma onlara.
Göğsümdeki derin sızıyı ve kulağımı yırtan ağlamayı görmezden gelerek, kalan son gücümle ilerledim yerde yatan aslan parçasına. Ama bacağıma sertçe sarılan el engel olmuştu bana.
" Senin yüzünden... "
Başımı çevirdiğimde kamuflajındaki kandan omzuna dikili al bayrak dahi görünmeyen Asım'ın öfkeli gözleri gözlerime kilitlenmişti.
" Senin yüzünden," dedi bir kez daha.
" Hayır... Asım hayır... "
Ve bu kez tanıdık gelen o ses...
" Abi! "
Aniden önüme atılan delik deşik olmuş bedeni yere düşmeden sıkıca kavrayıp diz çöktüm onunla birlikte.
" Oğuz! Hayır... Hayır hayır, Oğuz gitme! Sende gitme..."
Göz kapakları kapanmadan kardeşimin dilinden de tek ve tanıdık cümle dökülmüştü o an.
" Senin yüzünden... "
*****
Boğazım sıkılırcasına nefesim göğsümde tiz bir hırıltıyla sıkışıp kaldığında, aniden açılan gözlerimle uzandığım yerden doğruldum hızla. Komodinin çekmecesinden el yordamıyla arayıp bulabildiğim ilaç kutusundan avucuma boşalttığım kalan son birkaç hapı ağzıma attığım gibi tek seferde yutkunup, başımı yatak başlığına dayayıp gözlerimi yumdum tekrar.
Hiçbir boka yaramayacağını bile bile, nefes al, nefes ver...
Dakikalar ya da saatler... Ne kadar zaman geçtiği konusunda gram fikrim yoktu. Nefesim nihayet yavaş yavaş düzene girmeye başladığında terden su kesmiş tişörtümden kurtulup duş almak için banyoya yöneldim, suyun arındırıcı gücünden bir kez daha medet umarak.
Kimsenin görmediği, ama benim tam 1 yıldır kokusunu ciğerlerime dek hissettiğim avuçlarımdaki o kurumuş kanı bir gün gerçekten temizleyebileceğine inanarak.
Ben Yüzbaşı Yavuz Han Öztürk, nam-ı diğer Kuzgun. Bir bakışıyla düşmanın dizlerini titreten, bir gölge misali enselerinde bitip onları sonsuz cehennemlerine uğurlarken gözlerinin erişebildiği son şey, o keskin bakışlarında ölümün soğuk yüzü olan adam.
Şimdiyse en büyük gayesi, en ön safta şehitlik mertebesine erişip, gözlerini bir an önce şehadetle kapamayı hayal eden adam.
Ben Yüzbaşı Yavuz Han Öztürk. Öz kardeşini ve kardeşim dediği askerlerini korumayı dahi becerememiş boktan bir komutan.
İçim tam bir enkaz. Yıkık dökük, paramparça, dağılmış.
Dışımsa hâlâ o bildikleri, güçlü, yıkılmaz sert adam.
Ben Yavuz Han Öztürk.
Gülmeyi, ağlamayı, nefes almayı, hatta konuşmayı dahi unutmuş, aynadaki suretine bile ölümüne söven adam.
Yük ağır, af yok, yüreğimdeki acıyla gözlerimi kapayacağım günü bekliyorum yalnızca.
Ben Yavuz.
Artık koca bir hiç...
*****
Güvenlik bariyerini aşıp bahçeye giren zırhlı fren yaptığı gibi kendimi dışarı atıp, hızlı adımlarla içeri yöneldim. Kimseye tek kelime etmeden yönümü direkt odama çevirdiğimde Ateş'in sesi duyuldu koridorun diğer ucundan.
" Komutanım! "
Kısa bir an için gözlerimi kapayıp açtım. Arkama dahi bakmadan odama doğru ilerlemeye devam ettiğimde beni rahat bırakmayacağını adım gibi biliyordum.
" Komu... "
" Sikeceğim şimdi komutanını Ateş! " diye kükreyip ani bir hamleyle ona döndüğümde dudakları alaylı bir ifadeyle yukarı doğru kıvrıldı.
" Abi bence bunu kendine yapmak istemezsin. "
" Ateş, " dedim bir kez daha dişlerimin arasından hırlar gibi. " Yorgunum, üzerimi değişip binbaşıya rapor vereceğim ve sonra duş alıp uyumak gibi planlarım var. Şimdi eğer siktir olup gidersen? "
Yeniden arkamı döndüğümde adımlarımı hızlandırıp odamın olduğu koridora saptım, ama belalı sapığımmış gibi peşimden gelmeye devam etmişti pezevenk.
" Yaralısın, " dedi adımlarını bana eşitlemeye çalışırken. Sesi bu kez az önceki alaycı tondan oldukça uzaktı. " Ve yaran ciddi, dikiş atılması gerek. Öyle kendi başına sarıp da halledebileceğin kadar basit değil bu sefer. "
Adımlarım bıçak gibi kesildiğinde belli belirsiz bir nefes aldım. " Oğlum ne puşt herifsin lan? Manitan mıyım ben senin, ayarsız. Git hatunun kafasını sik, benimkini değil. "
" Ulan bir kere de beni dinlesen sikin kopar, değil mi? "
Yalancı bir keyifle cıkladım. " O benim kıymetlim, biliyorsun. Gözüm gibi bakıyorum ona. "
" Hâlâ işin makarasındasın amına koyim. Komutanın karşısına bu hâlde mi çıkacaksın yani? Adam anlamayacak mı ne bok olduğunu? "
" Ne varmış lan Yavuz'un hâlinde? "
Kartal binbaşının sesiyle gözlerimi yumup koca bir siktir çektim içimden. Bir kere de zamansız yakalamasa beni şaşardım zaten.
Koridoru inleten sert adımları yanı başımızda son bulduğunda, şüpheci bakışları üzerimizde gezindi.
" Size sordum lan, dalyaraklar. Ne çeviriyorsunuz yine ikiniz? "
" Yavuz komutanım operasyonda yaralandı, revire gitmeme konusunda da ısrarcı komutanım. "
Ateş'in saniyesinde dökülmesiyle gözlerimi belertip baktım suratına.
" İspiyoncu pezevenk. "
" Ateş, uza. "
" Emredersiniz komutanım. "
' Siktim belanı ' bakışıma karşılık haince göz kırpıp uzaklaştığında, binbaşı hırlar gibi nefesini verip yürümeye başladı.
" Odama! "
" Ko... "
" Han, siktirtme belanı! Odama! "
Yerleri döve döve adımlayıp odasına girdiğinde peşinden girip kapıyı örttüm. Masanın diğer tarafına geçip ellerini masaya yasladığında ki o yüz ifadesinden, beni ne şekillerde sikmeyi planladığını tahmin etmek zor değildi.
Yaklaşık 2-3 dakika boyunca odada duyulan tek ses onun öfkeli hırıltısıydı yalnızca. Nihayet sessizliği bozmaya karar verdiğinde beklemediğim bir sakinlikle konuşmuştu.
" Niye karargâha iner inmez yanıma gelmedin? "
" Hâlim ortada komutanım, toz pislik içindeyim. En azından üzerimi değişip... "
" Kes lan! " Dişlerini sıka sıka yanıma adımladı. " Yalanını sikeyim lan senin ben, it! Toz kir içindeymiş, peh! Sanki bundan önce operasyonlarda gül suyuyla yıkıyorlardı sizi, değil mi? "
" Komutanım, ben sadece... "
İşaret parmağını sertçe göğsüme bastırdı.
" Sen sadece komutanını bir kez daha aptal yerine koyup, odanda tek başına yaralarını sarmak istedin! Bir kez daha, Han! Sandın ki Kartal binbaşı fark etmez ya da siklemez! Ha, öyle mi? " Elini gergince saçlarından geçirip önümde birkaç adım gerilediğinde hafifçe nefeslendi. " Şu an seni anadan üryan soyundursam şuracıkta, adım gibi eminim, benden gizlediğin daha zibilyon tane yaran ve çürüğün olduğuna. "
" Komutanım, ben iyiyim. Gerçekten iyi... "
" Bok iyisin amına koyim! Bok iyisin lan, nereye iyisin gerizekalı! " Yumruğunu yüzümün ortasına patlatacakmış gibi havada sıktığında öfkeyle geri çekildi. " Değilsin Yavuz. İyi falan değilsin oğlum, kabul et artık şunu. 1 yıl oğlum. Koskoca 1 yıl lan. " Dudakları devamını getirmek için aralansa da bakışlarımı çevirdiğimde konuyu değiştirdi. " Hem sen... söyle bakayım bana. Sana söylediğim doktorla seanslarına devam ediyor musun? "
Hafifçe boğazımı temizledim. " Evet... komutanım. Ediyorum. "
Belli belirsiz başını sallayıp gözlerini gözlerime dikti. " Nasıl gidiyor peki görüşmeniz? "
" İyi gidiyor komutanım. Gayet iyi gidiyor. "
" Gayet iyi gidiyor demek. Ulan it, beni mi sikiyorsun ayak üstü lan sen? Pezevenge bak! İyi gidiyor diye sıkıyor bir de yüzüme yüzüme! Ulan en son geçen ayın sonunda gitmişsin adamın ofisine. Onda da tehdit etmişsin adamı, gelmediğini bana haber vermesin diye. Ulan asker misin, şehir eşkıyası mı belli değil, puşt! "
Gergince dudaklarımı ıslattım. " Komutanım, tehdit falan yok bir defa. Gayet medeni bir şekilde anlaştık biz doktorla. "
" Medeni? Lan adam göt korkusuna adresini telefonunu değiştirmiş, zor bela ulaştım adama! Hâlâ geçmiş karşıma medeni diyor! "
Ortamı yumuşatmak istercesine hafifçe güldüm. " Komutanım, kusura bakmayın da, ama size baya bir sıkmış yani. Ya ben niye tehdit edeyim adamı? Tarzı hoşuma gitmedi, salak salak sorular sorup duruyordu. Ben de dedim böyle olmaz, biz böyle anlaşamayacağız seninle. İyisi mi ben başka doktor bulayım kendime. Ha, evet. Size söylemesini istemedim, o da yani size ayıp olmasın diye. Yoksa ben... yani... başka bir doktor bulunca... "
Kollarını göğsünde birleştirip kalçasını masasına dayadı ciddiyetle.
" Ondan önceki doktor? Şule Hanım, ona gitmeyi neden istemedi peki o paşa gönlünüz? "
Hafifçe ensemi ovuşturdum. " Valla komutanım, o Şule'nin niyeti biraz bozuktu. Baktım iş sakata gidiyor... "
Masasındaki kalemi kafama fırlattığında başımı eğip kurtuldum anlık.
" Lan pezevenk! O kadın 50 yaşındaydı lan, 50! Ona da bir kere gitmişsin zaten, sonrası yine yok! "
" Komutanım, sorması ayıptır siz bunların hepsini nereden biliyorsunuz? "
" Çünkü malımı tanıyorum Yavuz. Senin her seferinde bir katakulli yapıp doktordan kaçacağını bildiğim için ısrarla ensende geziyorum, ama hâlâ akıllanmış sayılmazsın. "
Anlamsıca kaşlarımı çattığımda masanın üzerindeki dosyayı kucağıma fırlattı. " Aç, oku hadi. "
Dikkatle dosyanın sayfalarına göz gezdirdim. " Sağlık bakanlığıyla ortak bir protokol mü? " Başımı kaldırıp yüzüne baktım. " Yeni bir uygulama mı bu? "
Hafifçe nefeslendi. " Aynen öyle. Milli Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ortak bir protokolle yeni bir uygulama başlatmayı hedefliyor. Amaç, özellikle doğu ve sınır bölgesinde görev alan askerlerin ruhsal ve psikolojik açıdan sağlık durumlarını olabilecek en iyi şekilde değerlendirebilmek. Göreve devam etmesinde sakınca görülebilecek askerleri tespit edip, onları yetkili birimlere bildirmek. Ki hem kendilerini, hem de arkadaşlarını tehlikeye atmamaları için. Şimdilik bu protokolün uygulanması için birkaç pilot bölge seçildi. Bu bölgelerden biri de biziz. Eğer uygulama başarılı seyrederse ülke geneline yayılacak. "
" Uygulama ne zaman başlıyor peki? "
" Uygulama çoktan başlatıldı. 5 güne de bize atanan bu alanda uzman psikolog geliyor karargâha. Ve onun ilk görüşeceği kişi de sen olacaksın. "
" Ne? "
" Duydun beni Yavuz efendi. Öyle seni her yolladığım psikologu bir şekilde atlatıp, terapilerden daha fazla kaçamazsın. Burada, gözümün önünde olacaksın tedavini. Süreci doktorla görüşüp bizzat takip edeceğim. "
Rulo hâline gelen dosyayı parmaklarım sıkıca kavramışken ona doğru bir adım attım. " Komutanım, yapmayın bunu. "
" Üzgünüm koçum. Ama beni buna sen mecbur ettin. "
" Komutanım, daha önce de konuştuk sizinle. Terapiye falan ihtiyacım yok benim. İyiyim, elim ayağım tutuyor, tek parçayım. Operasyonları yönetebilecek kadar kafam da yerinde. Hiçbir anlamı olmayan soruları daha fazla yanıtlamak zorunda bırakmayın beni, lütfen. "
Çenesi kasıldığında bana doğru bir adım attı gözlerini ayırmadan.
" İyisin, öyle mi? Pekala, şu sorumu yanıtla öyleyse. En son ne zaman uyudun Yavuz, ha? En son ne zaman gerçekten başını yastığa koyup da uyudun? "
" B... ben... Ben uyuyorum komutanım. Bizimkiler gibi saatlerce değil belki, ama uyuyorum. "
" Gözlerin kan çanağı, gözaltların mosmor. Uyumadığını anlamamak için aptal olmak gerek. Seni tanımasam bi şeyler kullandığını düşünürdüm Yavuz. Sırf bazen gözün açıkken bile gördüğün kabuslardan uzaklaşabilmek için benden gizli bir şeyler kullandığını düşünürdüm. Ama bunu yapmazsın sen, öyle değil mi? "
Belli belirsiz yutkunup başımı salladım.
" Çünkü öyle bir şey yaparsan seni asla affetmeyeceğimi bilirsin. " Aramızdaki mesafeyi kapattığında eli sertçe omzumu kavradı. " Gelecek olan psikologla görüşme konusunda sana seçenek sunmuyorum bu kez. O seanslar yapılacak ve ben senin toparlandığından emin olacağım. "
" Ko... "
Omzumu sıkışı sertleştiğinde sustum.
" Ha, yine de eğer dersen ki, " Sonuçları ne olursa olsun o doktorla tek kelime bile konuşmam. " Derince yutkundum. "İşte o zaman tim komutanlığına veda ettiğin an olur. "