bc

KUZGUN VE BÜLBÜL [+18]

book_age18+
86
FOLLOW
1K
READ
dark
contract marriage
HE
love after marriage
friends to lovers
drama
kicking
soldier
lies
war
like
intro-logo
Blurb

Bir doktor, bir asker ve iki yaralı ruh... Yüzbaşı Yavuz Han Öztürk, nâm-ı diğer Kuzgun. 1 yıl evvel timiyle birlikte düştüğü hain bir pusuda öz kardeşini ve iki askerini şehit verir. Bu kayıplar ruhunda derin bir yara açarken, ailesiyle arasındaki kopmadan sonra yaşadığı suçluluk duygusuyla kendisini dış dünyaya tamamen kapatır ve hiçbir duygunun zerresini hissetmeyen, canından bile vazgeçmiş acımasız bir adam hâline gelir. Geçici bir görevlendirmeyle karargâha gelen psikolog Aybüke'yle başlayan mecburi terapi süreci, özel bir görev için kendilerini evlilik oyununun ortasında bulmalarıyla farklı bir noktaya evrilir. İki zıt kutup ve karşı konulmaz çekim.

chap-preview
Free preview
TANITIM
Tipinin uğultusundan güç bela duyulan cızırtılı telsizlerden Ateş'in sesi yükseldi. " Komutanım, giriş temiz! " Dibinde bittiğim son piçi de sessizce indirdikten sonra maskemin görüşünü kapatan karı temizleyip, olabilecek en seri şekilde bata çıka mağara girişine doğru ilerledim. Ve nihayet saatler sonra buradaydık işte. İçeri girdiğimde sivillerden biri yerde öylece yatıyor, diğeri ise duvar dibinde çökmüş, önünde piçin biri arkası bana dönük dikiliyordu. İçeri adım attığımda botumun buz tabakasında çıkardığı o çatlak sesle hızla bana dönüp silahına davransa da, alnının ortasından kurşunumun tadına bakmaktan kaçamamıştı. Yerde yatan sivili kontrol ettim önce. Üstü başı perişan bir vaziyette, soğuktan adeta mosmor olmuştu. Nabzını bir umut kontrol etsem de bakışlarım bedeninin altında birikmiş ve dondurucu soğuktan buz tutmuş kan birikintisine döndüğünde dişlerimi sıkıp ayağa kalktım. En fazla 18-19'larında, gencecik bir kızdı. Öleliyse saatler olmuştu. Az önce vurduğum şerefsizin hemen önünde duvar dibine sinmiş, donuk bakışları yerde yatan kıza kilitlenmiş kadını fark ettiğimde ona yöneldim bu kez. Aynı şekilde üzerindeki kıyafeti neredeyse parçalanmış, vücudu aldığı darbeler ve soğuğun etkisiyle morarmış, ayakları çıplak ve tabanları mahvolmuş... Ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol ettim el çabukluğuyla. " İyi misin? Ciddi bir yaran var mı? " O cevap vermezken hızlıca kamuflaj ceketimi çıkarıp üzerine bıraktığımda fermuarını çektim, içinde kaybolmuştu resmen. " İyi misin, " diye sordum bir kez daha. Bakışlarını nihayet yerdeki cesetten alıp yüzüme çevirdiğinde titreyen gözbebekleri korkuyla irileşti. " Dokunma bana Allah'ın belası! " Var gücüyle beni ittirdiğinde dizlerimin üzerinde yıkılmamak için ellerimle yerden destek almıştım. Öfkeli yumruklarını peş peşe göğsüme savururken, kısılmaya dönmüş çatallı sesiyle bağırmaya devam etti. " Çek o pis ellerini üzerimden! Dokunma dedim, bırak! " Maskemi tek hamlede çıkartıp kenara bıraktığımda, daha fazla kendine zarar vermemesi için bileklerini kavradım sıkıca. " Dur! " diye bağırdım dikkatini bana vermesi için. " Dur, sakin ol ve beni dinle, tamam mı? Canını yakmayacağım, söz veriyorum. " Gözyaşları yanaklarından sicim gibi akarken başını hızlıca sallayıp ellerimden kurtulmaya çalıştı, ama elbette boşaydı. " Bırak beni! Dokunma bana, bırak! " " Bunu görüyor musun? " Başımı çevirip gözlerimle göğsümdeki al bayrağı işaret ettim. " Sizin için geldik. Daha fazla canını yakamazlar, anladın mı? Hepsi ait oldukları cehennemde artık. " Bakışları bir an için arkamdaki bedene kaydığında yanaklarını kavrayıp, yüzümü yüzüne yaklaştırdım. " Sadece bana bak. Yalnızca bana, başka bir yere değil, tamam mı? Geçti artık, hepsi geçti... " Geçmemişti oysa. Geçmeyecekti. Bazı acılar ne yaparsak yapalım geçmiyor, bazı yaralar ne kadar sarılırsa sarılsın tekrar ve tekrar kanıyordu inatla. Bazı şeyler ne kadar uğraşırsak uğraşalım unutulmuyordu işte. Tıpkı benim zihnimden asla silinmeyecek, gözlerimin önünde yitip giden o üç kutsal can gibi. Ruhumun tükenmek bilmeyen bir ızdırapla sonsuza dek yanacak olması gibi. Ve şimdi dışarıdaki cehenneme inat birbirine kilitlenmiş bu iki çift gözün, görünenin ardında çok daha fazla acıya şahitlik etmesi gibi. Derler ki; yaralı ruhlar birbirlerini uzaklardan duyar, bir bakışta tanır, suskunlukta konuşurlar. Çünkü bilirler. Benzer izleri taşıyanlar, kelimelere ihtiyaç duymazlar. Kanayacaktık. Ve belki en sonunda yine birbirimizde şifa bulacaktık.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

AŞKLA BERDEL

read
88.6K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
539.9K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
53.3K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
80.9K
bc

HÜKÜM

read
228.3K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
33.6K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook