6. BÖLÜM
YAVUZ HAN
Üzerimi değiştikten sonra ağrıdan sikilmiş kafamı rahatlatmak için çekmecenin kuytularına gizlenmiş son ilacı ateşleyip, ceketimi alıp çıktım odadan.
Şu an tek istediğim soğuğu ve sürati hissetmekti. Zaten başka türlü de rahatlayamayacak gibiydim.
Binadan çıktığımda Şafak timi çoktan helikoptere biniş yapmış kalkışa hazırlanıyordu ve ben Allah kahretsin ki kendimi, elinden en sevdiği oyuncağı alınmış kalbi kırık bir çocuk gibi hissediyordum.
Korkuyordu. Haklıydı da belki. Ama beni koruduğunu sanırken aslında daha fazla itiyordu karanlığa doğru. Sonundaysa o karanlık beni bütünüyle yutacaktı. Sadece kaçınılmaz olanı geciktiriyordu, hepsi bu.
" Komutanım... "
Caner'in sesiyle başımı çevirdim.
Üç yıllık, tertemiz bir üsteğmendi. Gençti, ateşli ve idealistti. Ayrı ekiplerde de olsak azmiyle beni etkilemeyi başarmış nadir insanlardandı.
Mahcup bir ifadeyle yanaştı yanıma.
" Komutanım, ben... "
" Bir şey söylemene gerek yok Caner. Mevzuu seninle ilgili değil. "
" Binbaşı sizin için gerçekten endişeli ama komutanım. Yani... beni yanlış anlamayın lütfen. Haddime değil belki bunu söylemek ama... O sadece sizi korumaya... "
" Korunması gereken ben değilim Caner. " Bakışlarımı karargâhın girişindeki nazlı yare çevirdim.
" Asıl korunması gereken, al kanlara boyanmış şu gördüğün şanlı bayrağımız. Asıl korunması gereken, dört bir yanda o soysuz orospu çocuklarının leş bedenlerinin kol gezdiği şu cennet vatan topraklar. Asıl korunması gerekenler işte bunlar Caner. Ben değilim. "
Tasdiklercesine başını eğdiğinde omzunu sıktım. " Dikkatli olun ve tek parça dönmeye bakın. "
" Emredersiniz komutanım. "
Caner gözden uzaklaşırken tanıdık bir sesle iç sesimden sıyrıldım.
" Yüzbaşı? "
" Doktor? "
" Bir dakika... Operasyon var ve sen burada mı kalıyorsun? Kıyamet mi kopacak, yoksa başımıza taşlar mı yağacak Allah'ım? "
Gözlerimi devirip ceketimin fermuarını boğazıma kadar çekerken merdivenleri adımladım hızla.
" Aynen doktor, kıyamet yakın. Chat time işine biraz ara versen iyi olur gibi. "
" Ha ha, güleyim de boşa gitmesin bari. Yine nemrut modumuzdayız bakıyorum da. "
Adımlarını hızlandırıp bana yetişmeye çalışırken Kara Şimşek'e atladığım gibi kapımı tuttu.
" Ay bak gerçekten merak ettim ama. Niye senin tim değil de Caner'in timi gönderildi? Yani onlar destek timi sonuçta, bunu herkes biliyor. "
" Çok fazla soru soruyorsun doktor. Seni ilgilendirmeyen konular için bu kadar merak iyi değil. Şimdi izin verirsen... "
Kapıyı sertçe örttüğümde panikle geri açtı.
" Ay dur dur! Dur bir. Tamam, özür dilerim. Belli ki önemli bir konu. Yani seni sinirlendirmek istemedim, sadece... "
Gözlerimi yumup sabır çektim.
" Özrün kabul edildi. Şimdi gerçekten izin verirsen... "
Bir kez daha kapıyı sertçe kapattığımda sabırsızca yeniden açtı.
" Acelen ne be adam? Bir şey söyleyeceğim söyletmedin. "
" Kızım bir salsan mı beni artık? "
" Yüzbaşı, senden... bir iyilik istesem... " Baş ve işaret parmaklarını birbirine yaklaştırdı. " Küçük. Küçücük bir şey yani. Gerçekten bak. "
" Doktor, kafam kazan gibi zaten. Kestirmeden dökül. "
" Arkadaşım bugünden geliyor buraya da, havalimanına gidip ona süpriz yapmak istedim. Uçağının inmesine de az bir zaman var. Yani kendim yetişmeye çalışsam... Acaba diyorum... "
Sıkıntıyla nefeslendim.
" Anlaşıldı, özel şoförlük istiyorsun yani. "
" Ay n'olur bir seferlik bir kıyak geçsen bana yüzbaşı ya? Hayır gören de senden her gün bir şey istiyorum sanır. "
Kaşlarım imayla havalandı. " Emin misin? "
" Ya bak şimdi... Tamam, iyi, birkaç kez gelmiş olabilirim yanına. "
" Birkaç kez? "
" Aaa! Sende yani ayaküstü iyi bozdun ha. Götürecek misin götürmeyecek misin beni? "
" Sanki götürmesem önümüzdeki sayısız gün boyunca bunun üzerine bana laf çarpmayacakmışsın gibi soruyor musun bir de? Atla hadi doktor. "
Sevinçle kapımı örtüp arabanın etrafından dolanıp yan koltuğuma yerleşti.
" Ya sen var ya bitanesin bitane! Bir de senin için... "
" Kemerini bağla, " dedim lafını bitirmesine izin vermeden.
Saçlarını keyifle geriye savurdu. " Aman canım, şurada on dakikalık yol zaten, bir şey olm... "
Karargâhın bahçesinden çıkış yaptığımda gazı köklememle birlikte korkuyla koltuğa sindi kedi gibi.
" Kemerini bağla demiştim. Ha ayrıca... " Omuz üzerinden sert bir bakışla işaret parmağımı ona doğrulttum. "Bir daha karargâh içerisinde benimle ilgili Nemrut suratlı, insanlarla konuşurken her an onlara saldıracakmış gibi duran bir dağ ayısı ve - özellikle söylüyorum - kadınlarla nasıl konuşması gerektiğini bilmeyen, tam da bu yüzden hâlâ bekar olduğum gibi şeyler konuştuğunu duyarsam doktor... "
Dehşete düşmüş bir ifadeyle baktı yüzüme.
" Dağ ayısı mı? Ay vallahi yalan! Kim uyduruyor onu ya? "
" Ha o yalan, onun dışındakiler gerçek yani? "
" Y... yüzbaşı şu an üzerime biraz fazla geliyor olabilir misin acaba? Gerçekten sen bunları nereden... " Aydınlanmış gibi baktı anlık. " Bir dakika. Kesin o Görkem hayvanı olmadık yerde ağzından kaçırdı değil mi? Pislik ya! Biliyordum zaten onun ağzının sıkı olmadığını. Onu gıybet grubundan çıkarayım da görsün, öküz herif! "
" Gıy... ne? Ulan karargâhta gıybet grubu mu kurdun bir de sen? Kızım manyak mısınız siz? Ne konuşmalar çeviriyorsunuz o grupta? "
" Y... yok, ya öyle bir şey değil bu. "
Sinirli bir gülüşle direksiyona vurdum. " Delirteceksiniz. Harbi harbi delirteceksiniz beni el birliğiyle. Ama dur. O Görkem itinin hesabını ayrı keseceğim. Beyimiz boş zamanlarında iyi lak lak yapıyor belli ki. Boşboğaz puşt. "
Korkuyla ağzına fermuar çekip başını eğdi yalancı bir mahcubiyetle. Başımı sallayıp yeniden yola odaklanırken parmaklarım direksiyona biraz daha sarıldı.
" Karargâh kazan, sen kepçe anasını satayım. İşi gücü olan olmayan herkes senin yanında alıyor soluğu. Kapı önünde çekirdek çitleyip dedikodu çeviren mahalle kadınları gibisiniz. Ama bak, seni son kez... "
" Tamam, " dedi panikle ellerini kaldırıp. " Bir daha senin hakkında tek bir gıybet yok. "
" Kızım konu bir tek ben miyim cidden şu an? Biraz daha kurcalasam eminim Türk istihbaratından daha fazla bilgi çıkar senden karargâhtakiler hakkında. "
Yarım bir gülümsemeyle göğsünün kabarttı. " Ay yok canım, o kadar da... "
" Doktor! "
" Ay tamam, sustum. Of ya. N'apayım, canım sıkılıyor bütün gün öyle kös kös revirde oturmaktan. Hem ben tövbeliyim bir kere tamam mı? Ama millet boş durmuyor. Onlar öyle solumdan solumdan yanaşınca bana... "
" Ezo, " dedim dişlerimin arasından bir kez daha.
Kollarını birleştirip sıkıntıyla yayıldı koltuğa.
" Aman iyi, tamam. Hem zaten benim bestim geliyor yanıma, daha da kimseleri istemem. O bir başlasın göreve, sen o zaman gör beni yüzbaşı. "
" Umarım o gelecek olan arkadaşın da senin gibi çatlak değildir. "
" Çatlak mı? Pisliksin ya! "
" Cırlama kulağımın dibinde! "
" Ne çatlaklığımı gördün benim? Açık sözlü denir benim gibilere, n'aber! Ayrıca evet, o da benim gibi. Konuşmayı da, dinlemeyi de çok sever. Tencere kapak misali birbirimizi bulmuşuz işte. Canım Aybüşüm. "
Belli belirsiz nefeslendim. " Yandım desene. "
" Ay kız gelmeden gömdün, bir üstüne toprak atmadığın kaldı. Hem sen niye yanıyormuşsun? "
Nihayet havalimanı girişine geldiğimizde arabayı sert bir frenle durdurdum.
" Yolculuğun burada sona eriyor doktor. "
" Ay şükür Allah'a, tek parça hâlinde ulaştırdı beni bestime. Yemin ediyorum beyaz ışığı gördüm sayende. "
Üzerinden eğilip kapısını açtım.
" Artık inmeyi düşünüyor musun? "
Çantasını alıp indiğinde kapıyı örtmeden başını uzattı son kez.
" Teşekkür etme doktor. Bir daha benimle ilgili gereksiz teoriler üretme, yeter. "
" Madem teşekkür istemiyorsun, o hâlde benden sana küçük bir doktor tavsiyesi. Böyle gıcık ve nemrut bir herif olarak takılmaya devam edersen erkenden yaşlanıp hepten çekilmez, huysuz bir ihtiyar olup çıkacaksın, benden söylemesi. İşin daha da acı kısmı, bu huysuzlukla yaşlılığında bile bekar bir adam olarak kalacaksın. "
" Ben hâlimden gayet memnunum doktor ve mümkünse bundan sonra hayatımın geri kalanına tek bir kadın bile dahil olmasın artık. Bir erkeğin hayatı boyunca maruz kalabileceği tüm dır dır kotamı tüm gün karargâhta seninle fazlasıyla dolduruyorum zaten. "
Sevimsiz bir gülümsemeyle baktı. " Uyuz herif, ne olacak! "
" Sana da iyi akşamlar doktor. "
Sinirle kapıyı örtüp paltosunun yakalarını kaldırdığı gibi hızlı adımlarla girişe doğru ilerleyip gözden kaybolmuştu bile.
Derin bir nefes alıp başımı geriye attım sıkıntıyla. Kar gittikçe şiddetini artırırken bakışlarım arabanın ön sileceğinin hızlı ritminde takılı kalmış, iç cebimden çıkardığım sigaramı yakıp derin bir nefes çektim.
Haklıydı. Bu kafayla, bu iradeyle daha kendime bile bir hayrım dokunmuyorken, etrafımdaki insanları kırıp dökmekten başka bir şey yapmıyordum. Değil o boktan hayatıma birilerini dahil etmek, bir adım ötemde bana yaklaşan kim varsa hepsini gücüm yettiğince kendi lanetimden uzak tutuyordum.
Ben ve lanetim, son nefesimde de toprağa baş başa girecektik. Kimsesiz ve yalnız.