Ağırlık çökmüştü üzerime. Rakı çarpardı beni genellikle. Midem de bulanmaya başlamıştı.
"Gitsek mi?" dedim
"Gidelim."
Sandalyede asılı olan çantamı aldım içinden cüzdanı çıkardım parayı aldım.
"Hey saçmalama şaka yaptım ben hallederim."
Kaşlarımı çattım öfkeli gibi gözükmeye çalışarak.
"Seninle bir daha yemeğe gelmem. Ben ödeyeceğim."
Sırıttı.
"Tamam o zaman."
Parayı masanın üzerine bıraktım. Ayağa kalktım o anda başım döndü. Bilincim yerindeydi fakat uyuşmuştum. Rüzgar geldi elimi tuttu. Kıkırdadım. Bedenimi kontrol edemiyordum çakır keyif kafa ile uyku çekmekte en güzeli olurdu her zaman otele gidip uyumak istiyordum.
"Sarhoş değilim."
Kafasını salladı bir yandan
"Biliyorum değilsin."
Yürümekte zorlansam da Rüzgar'ın desteği ile daha iyiydim. Birlikte yürürken önümüze gazeteciler çıktı. Flaşların patlaması ile baş dönmem iki katına çıktı. Kalabalık sorular!
"Kutlama yemeği mi yediniz?"
"Dönüş ne zaman?"
"Sarhoş musunuz Beste Hanım?"
Benim konuşmama gerek kalmadan Rüzgar.
"İyi geceler arkadaşlar."
"Rüzgar Bey Beste Hanım neden konuşmuyor sarhoş mu? Mekanda kıskançlık krizi çıkardığı söyleniyor?"
Kim ben mi? Neyi kıskanmışım? Neden kıskanmışım? Kimden kıskanmışım? Yalan kardeşim! Mikrofonu ağzıma kadar soktular illa sesimi duyurmam gerekmiş gibi. Kıkırdadım.
"İyi geceler." Deyiverdim.
“Beste hanım eski sevgiliniz düğün gününüzde manidar bir paylaşım yapmış. Konuştunuz mu size mi gönderme yaptı? Kaan beyi unutamadığınız söyleniyordu ne diyeceksiniz?”
Aptal Kaan yine beni sıkıntıya düşürdü. Elbette cevap vermedim. Sonra aynı soru tekrar ve tekrar soruldu biz o sıra gelen bir taksiye bindik. Kafamı Rüzgar'ın omzuna yasladım. Midem bulanıyordu. Sonra
"Evlenince daha çok etrafımda olmaya başladılar."
"Önceden bu kadar değildi yani?"
"Her dışarı çıktığımda karşımda değillerdi en azından. Bir playboy ile evlenmem dikkatlerini çekti."
“Kaan aradı mı seni?”
Kafamı salladım olumsuz anlamda keşke arasa daha manidar olurdu.
“Konuştunuz mu? Ne paylaşmış?”
“Bağzıları.”
“Efendim?”
“Grup. Dinlediğimiz bir grubun şarkısı. Evleniyormuşsun bugün öyle diyorlar.”
Kahkaha attı komik mi geldi bu ona bence değildi.
“Ergen gibi gönderme mi yapmış cidden?”
Cevap vermedim. Gülümsedi. Çok konuşmadık. Konuşacak bir şey de yoktu. Taksi durdu ücreti ödedi indik. Otele girdik asansörün düğmesine bastı. Ben ayakta zor duruyordum. Topuklular mahvetmişti zaten. Asansör geldi hemen bindik. Gözlerimi kapadım o sırada.
"İyi misin?"
"Evet sadece biraz çakırım ve yorgun."
Kahkaha attı.
"Sarhoş olursan seninle ilgilenmem ona göre."
Gözlerimi açtım o sıra asansörde durdu. İndik.
"Ben seninle dün ilgilendim ama."
Odanın kapısını açarken.
"Beni balkonda yatırmakla tehdit ettin. Hatırladım sabah." Dedi
Kahkaha attım. Odaya girince topuklu ayakkabıyı hemen çıkardım. Kendimi yatağa attım. Homurtu tarzında ses çıkardım. Gözlerimi ovuşturup yataktan kalktım. Üzerimi değiştirmek istiyordum. Muhteşem ötesi siyah geceliğimi aldım amma yakışırdı geceye değil mi? Çok manidar olacak. Sabırlar dilerim kendime. Elbisemin fermuarını açmaya çalıştım ama kafam öyle dönüyor ki onu bile beceremedim.
"Rüzgar."
O sıra oda tişörtünü gayet rahat şekilde benim yanımda çıkarmış başka bir tişört geçiriyordu üzerine. Ben seslenince durdu.
"Efendim."
"Fermuarı açar mısın?"
Sırıttı. Bana doğru geldi.
"Sen iyice alışkanlık haline getirdin bunu."
Kaşlarımı çatarak.
"Senden yardım isteyende kabahat." Dedim
Banyoya giderken daha doğrusu gitmeye çalışırken sendeledim kolumdan yakaladı.
"Dur dur bir yerini kıracaksın seninle uğraşmayım sonra. Sözde sarhoş değildin."
"Değilim tabi."
Arkama geçti o sıra. Omzuma dokundu sonra fermuarı açmak için harekete geçti. İçkiyi biraz kaçırmanın etkisinden mi bilmiyorum dokunması beni etkilemişti. Fermuarı açınca.
"Tamamdır baş belası tamamını çıkarmana yardım edeyim istersen. Seve seve yaparım biliyorsun daha önce de söyledim."
Birden ona döndüm. Burun burunaydık. Gözlerimi gözlerine sabitlemiştim. Nefes alışverişlerim düzensizdi. Anlık bir dürtü ile koluna dokundum sonra derin bir nefes aldım. Gözlerimi kapadım. Beynim bulanıyordu. Minik kelebekler gözümün önünde uçuşmaya başlamıştı bile. Hayır! Bunu yapamazdım uzak durmam gerek ondan. Neden bu kadar yakındık, anlamsız gereksiz yakınlıktı bu. O lanet bir playboy ve ben onun çekimine kapılan kızlardan biri olmayacağım. Olmamam gerek. Bunları beni baştan çıkarmak için yapıyor. Gözlerimi açtım göz gözeydik.
"Teşekkür ederim istemez." Dedim
Sırıttı. Evet tam da o serseri gülüşü ile.
"Neden bana öyle uzun uzun baktın?"
"Nedeni mi olmalı?"
"Sarhoşluğun etkisi ile benimle sevişmek mi istedin yoksa?"
Gözlerimi devirdim. Yok artık ebesinin tövbe sevişmek isteyecek adam mı kalmadı dünya da acaba... Sadece yüzü hoş gözüktü gözüme zaten yakışıklı olduğunu kabul ediyordum onun aksine ama sevişmek, etkilenmek ya da başka bir şey yoktu olamazdı. Eğer ondan etkilenirsem bunu korkmadan söylerdim zaten.
"Sarhoş değilim ve seninle asla sevişmek istemem. Sarhoş olsam bile istemem. Asla."
Elimi tuttu biranda sonra elimi çıplak vücuduna dokundurdu. Karın kaslarına. Çekmek istedim ama bu kez daha sıkı kavradı.
"Öpmek dahi istemedin mi yani beni?"
"Bırak elimi. İstemedim."
Kafasını bana doğru yaklaştırdı.
"Sakın bana aşık olayım deme küçük aptal. Bu senin sonun olur."
Kahkaha attım.
"Sana aşık olmak mı. Yeryüzünde bundan daha komik bir şey olamazdı. Dünyadaki tek erkek kalsan bile sana aşık olmam."
Kafa salladı. Elimi bıraktı.
"Güzel yoksa yazık olurdu o minik kalbine."
Bir şey demeden geceliği alıp banyoya gittim. Üzerimi değiştirdim ve elimi yüzümü yıkadım. Aptal ona aşık olacakmışım. Ona aşık olmak kadar saçma bir fikir yoktu bu tıpkı fokurdayan suyun içine elini sokmak gibi. Yanacağını bile bile acıyı bile bile göze almak ve ben asla acı çekmekten hoşlanmam! Banyodan çıktığımda Rüzgar aptalı koltukta televizyon izliyordu. Yatağa geçtim benim yatağa geçtiğimi fark edince.
"İyi geceler karıcım."
Beni sinir etmek için yapıyordu lanet herif. Cevap vermedim. Gözlerimi sım sıkı kapadım ve biran önce bu lanet balayı bitsin diye dua ettim.
Sabah uyandığımızda biraz yüzme molası verelim dedik eh tabi kedi köpek gibi itişme eşliğinde indik plaja. Rüzgar Bey benim şurada bir resmimi çek hadi diye diye beynimi yiyince sözde yakışıklı ve etkileyici gözüktüğünü sanarak poz verdi.
"Bu ne kılık böyle. Playboy olduğun on metreden belli oluyor bu pozla."
"Kıskanma çirkin ördek çek hadi."
Gözlerimi devirdim resmi çektim sonra baktım neden bu kadar iyi çıkmıştı ki bu.
Elimden geldi aldı telefonu.
"Bakalım becerebildin mi?"
"Beğenmezsen kendin çekersin uşağın yok."
"Uşağa ne gerek var sen varsın ya karıcığım."
"Ağzının ortasına tokat yemeden sussan iyi edersin kurbağa prens."
Fotoğrafa baktı gülümsedi.
"İyi iş çıkarmışsın. Bende seni çekeyim hadi."
"İstemem senden hiçbir şey."
Yerde duran çiçek parçasını alıp saçımın kenarına taktı kollarımdan tutup çekti kendine.
"Ne yapıyorsun kalabalık falan dinlemem sıkarım gırtlağını."
Kahakaha attı.
"Hadi işte yapmam bu iyiliği normalde ama çekeyim."
Kendi telefonumu uzatmama fırsat vermeden kendi telefonunu aldı.
"Çekerim burdan."
Poz vereceğim ama gülüp duruyor bana odaklanamıyorum.
"Hiç çekici gözükmüyorsun çirkin ördek bu ne böyle."
"Sen kendine bak istemiyorum çekme."
"Tamam tamam hadi bak."
Onu umursamadan poz verdim çekti gidip fotoğrafa baktım. Beğenmiştim güzel çıkmışım.
"Bana da atsana bunu paylaşırım."
"Atamam zaten çirkin çıkmışsın bence atma."
"Gıcıksın gıcık senden nefret ediyorum."
"Ben sana bayılıyorum çirkin ördek."
Dil çıkardım huysuz, gıcık, kalpsiz domuz. İtişe kakışa bitirdik günü. Sonraki gün rutin geçti. Rüzgar beni delirtmeyi ihmal etmedi. Birkaç kez birlikte dışarı çıktık. Orada bile kızları kesti. Başka kızlardan gözünü almad.! Ondan gerçekten nefret ediyordum. Balayı bitsin de döneyim diye dua ettim ve zorda olsa bitti o üç gün. Üç yıl gibiydi. Şuan o kocaman evin önündeydik. Mesut bavullarımızı taşırken kapı açıldı. Nebahat Teyze ve Ekrem Amca kapıda karşıladı bizi. Önce Rüzgar'a sonra bana sarıldılar.
"Hoş geldiniz. Nasıl geçti yolculuk."
Rüzgar homurdanarak.
"Ufaklığın klostrofobisi yüzünden orta koltukta geldim. Yine!"
Nebahat Teyze anlamadığını belirten bakışları ile.
"Neler oluyor. Kavga mı ettiniz yoksa?"
Cevap verecektim ki o anda Rüzgar elimden tutup.
"Hayır kavga etmedik yeni evliler kavga eder mi hiç. Beste'nin kapalı olan korkusu varda ondan biraz panikledim ona bir şey olacak diye."
Ekrem Amca
"Neden azarlıyorsun kızı o zaman?"
"Çok yorulduk baba ondan biraz agresifleştim. Biz dinlenelim biraz akşam yemeğinde görüşürüz."
El ele odamıza çıktık. Odaya girdiğim anda hemen çektim elimi.
"Beni bir daha azarlama sakın."
Beni umursamazca bir tavırla tişörtünü çıkardı. Dikkatim biranda vücuduna kaydı sonra yeniden toparladım. Bana hitaben konuşmaya başladı yürüyen ego
"Dinlenmeye ihtiyacım var sessiz ol."
Sinirden delirmek üzereydim. Dolabın başına gittim. Şükürler olsun günler sonra rahat bir pijama giyecektim. Dolaptan pijamalarımı alıp banyoya gittim. Yüzüme biraz su çarptım odaya girdiğimde Rüzgar Bey yatağa yayılmış.
"Ne yapıyorsun?"
Kafasını kaldırdı bana baktı.
"Dinleneceğim dedim ya kızım. İzin verirsen."
"Yatakta yatamazsın."
Sırıttı. Beni önemsemez tavırla.
"Pardon. O nedenmiş?"
"Yatakta ben yatacağım."
Suratına kızgınlık ifadesi yerleştirdi.
"Kocaman yatak gel yat."
"Seninle aynı yatakta yatamam."
Yataktan doğruldu işaret parmağını kaldırarak.
"Bana bak ufaklık balayında zaten üç gün boyunca o koca yatakta yattın ve sesimi çıkarmadım. Şimdi ya gelir yatarsın ya da koltuk orada."
Koltuğa baktım ama bu koltuk oteldekinden küçüktü ve hiç rahat gözükmüyordu ve ben yatakta yatmak istiyordum.
"Ama."
"Şimdi ya sessiz olur gelir burada yatarsın ya da koltuğa geçersin."
Homurdandım. Öfkeli olduğumu belli edecek sesler çıkardım. Yatağın başına gittim yastığı aldım dolaptan pikeyi aldım ve koltuğa geçtim. İkili bu koltuk ayaklarım bile sığmıyor.
"Ama benim buraya ayaklarım sığmadı."
"Ayaklarını kes o halde."
Dalga geçer ses tonu ile! Ardından kahkaha attı. Komik değildi gerçekten komik değildi. Zekasında problem olabilir mi? Çok kötü şakalar yapıyordu. Şaka yapmak bir zeka işiydi Rüzgar bunu beceremiyordu. Nefret ediyorum bu adamdan. Ağlamaklı bir sesle cevap verdim.
"Ama rahat değil."
"Bana bak Beste o zaman gel burada yat homurdanmayı kes. Çocuk gibisin resmen."
Ayaklarımı katladım. Pikeyi tamamen üzerime çektim ve gözlerimi kapadım. Tam bir hayvanla evliydim. İnsanlıktan nasibini almamış bir hayvan hem de. Gözlerimi kapadım uyumaya çalıştım ama çok rahatsızdı ve uyumak mümkün değildi. Kafamı kaldırdım Rüzgar'a baktım adam uykuya dalmış bile. Benimde uykum var hadi yapabilirsin Beste kapa gözlerini. Gözlerimi sım sıkı kapadım bu lanet koltuğu düşünmemeye çalışarak uykuya daldım. Uykumu bölen şey kapı tıkırtısıydı. Kapı ısrarla vuruluyor. Hava kararmış. Bu lanet koltukta bu kadar uyumuş muydum? O sıra Rüzgar'da gözlerini açtı. Uyku sersemliği ile etrafına bakındı.
"Ne oluyor?"
"Kapı çalınıyor."
Tam ağzımı açıp
"Gel." Diyecektim ki.
"Şişt sakın. Buraya gel çabuk."
"Neden?"
"Seni orada mı görsün. Çabuk."
Asiye'nin sesi duyuldu o sıra.
"Rüzgar Bey girebilir miyim?"
"Bir dakika."
Hemen pikeyi yastığı alıp onun yanına gidiyordum ki ayağım takıldı düştüm.
"Ahhh! Lanet olsun."
Rüzgar yanıma geldi hemen
"Baş belası! Ne oldu?"
Dizim acımıştı yüzüme acılı bir ifade yerleştirerek.
"Çok acıdı! Senin yüzünden."
Rüzgar kolumdan tutup kaldırdı. Yatağın sütüne oturdum.
"Gel Asiye."
Asiye içeri girdi kafası önünde.
"Özür dilerim rahatsız ettim akşam yemeği hazır Sevgi Hanım ve Salih Bey'de geldiler."
"Annemler mi geldi yaşasın."
Çocuk gibi sevinirken Asiye odadan çıktı. Dizimi tuttum.
"Off!"
Rüzgar dizime dokundu.
"Bakayım, seni sakar."
Dizime dokundu hafif ovalar gibi yapıp.
"Çok mu acıdı?"
Dizimi geri çektim. Bana dokunmasına tahammül bile edemiyordum. Çıkarcıydı şimdi bundan bile bir anlam çıkarır kesin.
"Tamam tamam buz koyarım geçer."
Yataktan kalktım üzerimi değiştirmek için dolaptan bir şeyler alıp banyoya gittim. O sıra hala dizimin acısını hissediyordum. Aptal herif her şeyi ile başıma bela. Banyodan çıktım oda üzerini değiştirmiş beni bekliyordu. Birlikte aşağı indik annem beni görünce boynuma atladı.
"Güzel kızım benim. Nasılsın?"
"Annecim iyiyim. Çok özledim sizi."
Sonra babama sarıldım. Saçımdan koklayarak öperdi babam. Yüzümü sevdi daha sonradan. Nasıl özlemişim onları. Yemek masasına geçtik hemen. Dizimin acısı bir yandan hala devam ediyorken o koltukta yattığım için boynum ve belim sızlıyor. Çorbadan kaşıklarken Nebahat Teyze
"Eee artık sık sık gider geliriz birbirimize eskisi gibi."
Annem büyük bir sevinçle.
"Tabiki."
Nebahat Teyze konuşmaya başlayınca durmazdı.
"Ay Sevgicim hatırlar mısın daha senin kız beş altı yaşlarındaydı tekneyle tatile çıktığımız yaz bizim bu çocuklar yine atışıyor. Beste Rüzgar benim yanımda oynamasın istemiyorum onu diye ağlıyordu bizim Rüzgar ona kızıp kızın dondurmasını yalamıştı. Bir saat ağlattı kızı."
Pislik Rüzgar çocukken bile beni üzmüş. Nefret ediyorum senden. Biz zaten hiç iyi anlaşmazdık bununla çat pat hatırlarım o zamanlarda zorba biriydi.
"Sende az değildin ama Beste. Kurbağa yakalayıp Rüzgar'a bunu öpersen yakışıklı olursun şişko olmazsın demiştin çocuk inanmış öpmüş birde."
Kahkaha attım. Salak buna kim inanır. Rüzgar araya girdi.
"Kurbağa ihtiyacım kalmadı annecim gördüğün gibi."
"Evet benim yakışıklı oğlum."
Nebahat Teyze konudan konuya atlıyordu. Annem bana döndü.
"Kızım senin arkadaşlarından biri uğradı siz balayındayken. Düğüne gelemedim tebrik etmek için geldim dedi."
"Kim geldi anne?"
"Yiğit diye bir çocuktu esmer uzun boylu biri."
"Yiğit mi? Soyadı felan yok mu?"
Biraz düşündü.
"Yiğit Kara eski diziden dedi."
Yiğit mi! Aman ne güzel. Eski dizimdeki yardımcı yönetmendi bir ara aramızda bir şeyler olacak gibiydi ama sonrasında istemedim ve uzaklaştım ama o uzak kalmayı bilmedi devamlı ama devamlı etrafımda olmaya devam etti.
"Kızım."
"Hı efendim anne."
"Kim arkadaşın? Tekrar uğrarım ben dedi zaten."
Aman uğramasın manyak herif. Düğüne zaten çağrılmamıştı bile ne demeye tebrik için geliyorsa.
"Şey yani şeyden hani benim şey vardı ya."
O sıra Rüzgar'ın soğuk ama tok sesi ile.
"Şey demeyi bırakta kim olduğunu söyle."
Ani hızla kafamı ona çevirdim. Göz gözeydik. Yeşil gözleri öfke saçıyordu ama neden beni mi kıskanmıştı yoksa rol mü yapıyordu? Tavrı hoşuma gitmedi ama üzerinde durmadım.
"Arkadaşım işte."
"Nereden?"
"Ne oluyor Rüzgar?"
Elindeki çatalı biraz sertçe masaya bıraktı.
"Bir şey mi olması gerek sorularıma cevap vermeni istiyorum sadece. Kimmiş bu gizemli Yiğit karımı ziyarete geliyor biz yokken?"
O sıra Ekrem Amca araya girdi.
"Oğlum büyüklerin yanında tartışmayın baş başa halledin konuşmanızı."
"Yok baba tartışmıyoruz."
Kaşlarımı çattım bu kadar insan içinde hesap mı soruyor bana.
"Sesini yükseltme o zaman."
"Yo baba eğer küçükhanım bir şeyler gizliyorsa bilelim."
Kaşlarımı çatıp ona baktım ne bu tavır oldu da gizliyorum bir şeyler ona ne sanki ona ihanet ediyorum. Kaldı ki yaptığım hiçbir şeyin hesabını ona vermem ailemin yanında bana nasıl böyle davranırdı.
"Gizlediğim bir şey yok. Uzatma."
Babam atıldı o an.
"Ne ima ediyorsun oğlum sen kızıma benim kızım asla yalan söylemez."
Güldü Rüzgar dalga geçer gibi. Terbiyesiz herif bu tavrı sen öyle san senin kızın yalancının teki dercesineydi.
"Salih Baba merak ettim sordum ben sadece doğal olarak. Yalan demedim belki söylemek istemediği bir şey vardır diye dedim."
"Yok Rüzgar gizlemiyorum bir şey."
"Kızım kocan o kıskanır tabi."
"Siz karışmayın Nebahat Teyze. Kıskanılacak bir şey yok"
Ben öyle deyince ağzı açık kaldı kadının. Donmuş yüz ifadesi ile.
"Teyze mi?"
Hakaret mi ettim neden alındı bu kadın.
"Kızım siz evlisiniz anne desene bana artık."
Annem karşımda oturuyor sen annem filan değilsin.
"Ama ben..."
"Ama olur mu kocanın annesine teyze denildiği nerede duyulmuş."
"Ben anne diyemem benim zaten bir tane annem var bu konularda geriliyorum. Zorlamayın ne olursunuz.”
Annem atıldı o sıra
"Güzel kızım olur mu hiç öyle teyze denmez."
Annem yine atlamış beni yumuşatmaya çalışıyor. Zorla evlenmeme yardım ve yataklık eden insanlara anne baba mı diyeyim birde tamam Rüzgar an önce Salih Baba dedi ama bu onun tercihi benim değil asla değil hem de.
"Ben..."
"Beste'm kızım büyüklerini üzme kuzum."
"İyi tamam anne! Oda sizin istediğiniz gibi olsun."
Nebahat Teyze
"Oda derken başka ne oldu ki kızım?"
Derin bir nefes aldım. Rüzgar ile göz göze geldik. Kızmış gibi bakıyor bana.
"Özür dilerim Nebahat Anne. Yorgunluğu üzerimden atamadım gerginim o yüzden."
"Tamam kızım önemli değil."
Yiğit konusu arada kaynamıştı böylelikle. Benimde işime gelmişti. Yemeklerimiz bitince Türk Kahvesi faslı oldu. O sıra telefonum çaldı. Arkadaşlarımdan biri arıyor.
"Canım."
"Beste nasılsın hayatım döndün değil mi?"
"Döndüm İdilcim. İyiyim evdeyim sen?"
"İyi kızlarla Nişantaşı'ndayız gelsene."
"Hıı bilmiyorum ki."
Arkadan kızların sesi geliyor "Lütfen gel." Diye. Bu arada herkes muhabbeti kesmiş beni dinliyor.
"Canım şuan aile yemeğindeyim de."
"Gece yarısından sonra gel."
Derin bir nefes aldım. Bu şuan için çok doğru hareket sayılmazdı evleneli bir hafta bile olmadan kız kıza çıkmak. Gece yarısı hem de haber yapmaya fırsat doğardı.
"İdil ben daha sonra katılayım. Basın olur şimdi hoş olmaz."
"Olmadı böyle evlendin direkt satışlardayız. Tamam bir daha ki sefere ekmek yok."
"Tamam canım."
Telefonu kapadım. Bakışlar hala üzerimde. Ne olduğunu merak eden bakışlar. Açıklama yapma gereği duydum.
"Kızlar aradı dışarı çıkalım diye."
"Aman kızım evlendin barklandın artık senin bir başına ne işin var zaten."
Zihniyete bak ama oğlun gece yarısı gelsin eve değil mi! Yok bu kadınla benim yıldızım hiç barışmadı çok paldır küldür birisi boş boğaz ve otoriter. Hasbinallah
"Ne ilgisi var evlenmekle?"
"Kocanla gidersin gezeceğin yere."
"Kocam olmadan gidemiyor muyum?"
"Yok kızım öyle mi dedim."
"Ne demek istediniz acaba? Rüzgarla ördek ailesi gibi her yere peşin sıra gidecek halim yok onun da benim de kendi hayatlarımız da var ayrı ayrı. O da istediği gibi arkadaşları ile takılır bende."
"Yavrum erkek milletini boşlamaya gelmez ama."
"Ne alakası var. Lütfen böyle konuşmayın."
"Kızım gelirsin sözüme de neyse."
Rüzgar araya girdi.
"Neyse annecim sonuç olarak şuan buradayız değil mi? Uzatmayalım."
Kafa salladı. Biraz daha oturmanın ardından bizimkiler kalktı. Onları uğurladıktan sonra hemen odaya çıktım. Yeniden pijamalarımı giydim yatağa geçtim. Benden beş dakika sonra Rüzgar girdi üzerini değiştirip yanıma geldi. Yanıma!
"Ne yapıyorsun sen?"
"Yine yatak mevzusu konusunu açacaksan baştan söyleyeyim sonsuza dek yatakta yatacağım durumdan şikayetçiysen öğlen ki koltuk seni bekler."
Bu ukala tavırları, çokbilmişlik taslayıp bana yukarından bakmaları hepsini sana yedireceğim serseri. Yatakta doğruldum tam çıkacaktım bileğimden yakaladı.
"Karıcım istersen hemen gitme. Imm biraz eğleniriz ne dersin? Kırmızı geceliğini giyersin belki"
Bileğimi geri çektim. Sırıtan suratını elimde itekleyerek.
"Senden nefret ediyorum."
Gözlerimin içine baktı ve
"Benim senden ettiğim kadar değil."
Yastığı ve pikeyi alıp koltuğa geçtim. Bu adam da centilmenlik namına bir şey kalmamış önceden erkekler böyle tek yatak olunca gerekirse yerde yatarlardı kadın yatakta kalırdı. Tamam dizilerde öyleydi en azından gerçek hayatta ne eksik. Reva mı bu bana? Allah'ım şu adamı benim başımdan al. Boşanacağımız günler çabuk gelsin. Gözlerimi sım sıkı yumup biran önce uykuya dalıp sabah olması için dua ettim!