Sabah gözlerimi açmamın sebebi acıydı. Koltuktan düşmemle gözlerimi açtım.
"Ahh."
Bu seferde kolumu acıttım kahretsin! Bu lanet olası evde daha başıma neler gelebilirdi? Hava aydınlanmıştı. Sabah olmuş ama ben ben değildim. Kemiklerim acıyordu. Kolum acıyor, boynum ve belim tutulmuş vaziyette. O sıra lanet sevgili kocam uyandı. Suratında bokunda boncuk bulmuş mutluluğu ile.
"Sen yerde ne yapıyorsun?"
"Düştüm."
Keyifli bir kahkaha attı. Kahkahası tüm odada yankılanırken. Suratının her zerresinde hissedilen keyfi sinir bozucuydu.
"Senin gibi sakar ve şapşal bir kızla evlenmeyi hak edecek ne yaptım acaba?"
Kendisinin farkında mıydı bu acaba? Lanet, aksi, baş belası, sinir bozucu... ve dahası.
Cevap vermedim ona yerden kalktım. Dolabımdan kıyafetleri alıp banyoya geçtim.
"Hey hey banyo benim!"
Omzumu silktim.
"Üzgünüm canım."
Banyonun kapısını örttüm ve kilitledim. Bu deliye belli olmaz duştayken biranda soyunup yanıma gelecek arsızlık var bunda. Hele bir denesin öyle bir şeyi mahvederim o zaman. Duşa girdim. Bugün reklam çekimlerim vardı akşamında kızlarla buluşurdum belki. Duştan çıkınca bornozumu üzerime geçirdim. Buğulanmış aynayı elimle sildim yüzüm kızarmış fazla sıcak suya maruz kaldım herhalde yüzüme nemlendirici krem sürdüm o sırada.
"Hadisene kızım. İşe gideceğim keyfini mi bekleyeceğim senin güzellik banyosu yapıyorsan işe yaramaz. Aç şu kapıyı kime diyorum. Güzelleşmek için estetisyen yöneltmiştim onu dene. Açsana şu kapıyı."
"Patlama."
Ona gıcıklık olsun diye yavaş yavaş üzerimi değiştirdim sonra saçlarımı kuruttum banyodan çıktım.
"Sonunda!"
"Çıktık işte."
"Ohooo kızım bizim işimiz gücümüz var senin keyfini mi bekleyeceğim?"
"Bekleme o halde Rüzgar. Benim de işim gücüm var. Git bekarken kaldığım odanın duşunu kullan. 2+1 evde yaşıyormuşsun gibi triplere girme.”
Hemen banyoya girdi. Kuruyan saçlarımı taradım. Zaten kendiliğinden düz olan saçıma sadece bakım yağını sürdüm. Rimel ve ruj sürdüm. Makyajı günlük hayatta önemli bir şey olmadıkça kullanmıyordum. Cildimin temiz ve parlak olmasına önem veriyorum. Rüzgar'ın dediklerinin aksine çirkinde değildim! Altımda yırtık bir jean vardı üzerinde siyah bol bir tişört. Dolaptan spor ayakkabılarımdan birini aldım. Telefonum şarj aletim ve diğer eşyalarım içinde siyah bir sırt çantası. En son güneş gözlüğümü aldığımda hazırdım. Banyo biraz rahatlatmıştı ama boynum ve belim hala ağrıyordu ve tabiki kolum! O sıra Rüzgar banyodan çıktı. Refleks ile onun olduğu tarafa baktım. Beline doladığı havlu ile çıkmış. Vücudu kasları tamamen ortadaydı! Anlık refleks ile elimle gözlerimi kapadım! Bu halime güldü.
"Burada ben varken bu halde dolanma"
"Ama karıcım neden utanıyorsun ki. Hem beni kesiyordun az önce"
"Kapa çeneni. Seni kesmedim."
Rüzgar bana doğru yaklaştı. Kafasını eğdi. Şampuan kokusu burnuma doldu. Çok hoş kokuyordu. Nanemsi bir kokuydu fresh, temiz Beste klasik erkek şampuanı kokusu sende kudurmaya yer arama kızım! Dilin kopsun şu adamı beğenmeyeceksin demedim mi? Hemen toparlandım.
"Utanma bakabilirsin."
Elimle göğsüne doğru baskı yaparak iteklemeye çalıştım ama ne mümkün adam ayı gibi. Kızgınlığı belirten bir homurtu çıkararak.
"Ben aşağıya iniyorum seninle uğraşamam."
Ben odadan çıkarken arkamdan kahkaha atıyordu. Aptal! Merdivenlerden aşağı söylene söylene iniyordum biran Asiye ve Nebahat Teyze. Pardon pardon Nebahat Anne'nin konuşmaları kulağıma çarptı.
"Hanımım vallahi dün baya bir çaldım kapılarını ama açılmadı yani sesleri geliyordu ama beni odaya davet etmediler. Biraz kulak kesileyim dedim bizim gelin hanım ah çok acıdı gibi şeyler söyledi Rüzgar Bey'de ona sakin ol tamam gibi şeyler söylüyordu."
Neler oluyor orada bu neden bizim konuşmamızı anlatıyor. Hem Rüzgar sakin ol filan demedi bana.
"Yani sen araları iyiydi diyorsun Asiye dün karı koca gibi birlikteydiler yani."
"Valla hanımım odaya girdiğimde ikisinin de üstü başı derli topluydu ama baya telaşlı gözüküyorlardı utanmış olabilirler bana yakalandıkları için."
"Sen bir daha öyle bir şey olursa rahatsız etme onları geri dön. Dün baya atıştı bunlar sabahta yüzleri asıktı uçakta yorulduk filan dediler ama başka bir şey var bunlarda."
Neler oluyor Allah aşkına bunlar Rüzgar ile seviştiğimi filan mı düşünüyor. O salak bana elini dahi süremez. Nebahat Hanım'da maşallah hırsız polisçilik oynamaya pek meraklı. Ah ah yemin ederim millete çöpsüz üzümlü adamlar düşer bana bir evin bir oğlu geniş bir aile...O esnada omzumda bir el hissettim. Ani bir irkilme ile arkamı döndüm.
"Hih."
Karşımda o aptal suratı görünce öfkelendim.
"Neden sinsi sinsi geliyorsun!"
"Korktun mu karıcım?"
"Bana karıcım deme."
Yüzüme dokundu. Sırıtarak konuşmasına devam etti.
"Ne işler peşindesin çirkin ördek?"
Sessiz bir şekilde resmen fısıldayarak
"Annen ve Asiye konuşuyor aşağıda Asiye dün biz kapıyı geç açınca yanlış anlamış ben acıdı filanda dedim ya."
Sırıttı. Sırıttı ve saçlarıma dokundu.
"Nasıl yanlış anlamışlar?"
"Şey işte salak mısın acaba. Anlamadın mı?"
"Ney? Anlamadım hayatım anlat hadi."
Domuz bilerek yapıyordu. Homurdandım bu adam neden bu kadar uyuzdu ki.
"Seninle seviştiğimi zannetmiş. İmkansız ötesi bir şey."
"Kutsal bakireler tercihim değil." Dedi ve sırıttı yeniden.
Kutsal bakire kadar kafan patlar inşallah Rüzgar Efendi. Elimden tuttu ve aşağı indik tabi Asiye ve Nebahat Teyze bizi görünce.
"Ah günaydın çocuklar."
Gülümseyerek.
"Günaydın." Dedik
Ekrem Amca masa başında gazete okuyor. Tıpkı babam gibi. Yıl olmuş kaç bu adamların bu klasikten vazgeçmeyişi. Gözlükleri ile masa başına kurulup her sabah şöyle bir haberlere göz gezdirmesi. Küçükken babam gazete okurken bende bana bakan tarafını okurdum babam bitirince de hemen alır magazin haberleri okurdum o zamandan meraklıymışım sektöre. Şimdi Ekrem Amca’yı sabahları böyle gazete okurken görmek bana babamı hatırlattı. İçten gülümsedim. Sandalyeye geçtim. Asiye kahvemi verirken ona kötü bir bakış attım. Laf taşıyor birde! Laf taşınmasından nefret ederim. Zeynep öyle değildi mesela üzerine vazife değilse susardı bazen dertleşirdim bile onunla ama bir kez bile anne veya babama anlattığına şahit olmadı. Boynum acıyor zaten. Kahvemden bir yudum aldım ve ağzıma bir zeytin attım. Sofrada sessizlik hakimdi. Sevgili kayınvalidem nasıl konuşacak konu bulamaz. Bıdı bıdı normalde beyin ütülemeye başlaması gerekti. Kesin şeytani planları var. Bak bak saçlarını da yapmış zaten CHP kadın kolları fönü var muhakkak bugün gidip bir yerlerde ortalık karıştıracak kombini de üzerinde aman neyse benden uzak olsun da. Kahvemden bir yudum daha aldım ve sonra boynumu tuttum çok acıyordu. Çekim sırasında da bana sorun yaşatmaması adına.
"Asiye kas gevşetici var mı?"
"Tabi getireyim hemen."
Nebahat Teyze.... Aaaa şu kadına anne demeye alışmam zor olacaktı. Nebahat Anne endişeli gözlerle.
"Neyin var kızım?"
"Boynum tutulmuş. Belim filanda ağrıyor."
"Neden soğukta mı kaldın? Tatil de üşüttün mü yoksa? Çok zayıfsın zaten. Oh güzelim benim dikkat etsene.”
Oğlun şişko olduğumu düşünüyor ama kiloluymuşum gel de ona söyle. Tatlı dilli olabiliyor bazen şuan o suratındaki endişe sahici mesela gerçekten benim adıma endişe duydu. Beni seviyor ama bu yine de biraz uyuz olduğunu değiştirmez. O sıra yüzümü acı çeken minik bir köpek yavrusu gibi yaparak.
"Yok koltuktandır."
O an sandalyenin altından ayağıma bir tekme yedim. Rüzgar'ın demir sertliğindeki ayağı benim narin ince yapılı ayağıma geçicince acı ile bağırdım.
"Ah!"
Bu kez Ekrem Amca
"Kızım ne oldu?"
"Şey ben ayağımı sandalyenin kenarına çarptım yanlışlıkla. Parmağım!”
Sevgili kaynanam hemen araya girdi.
"Sen koltukta mı yatıyorsun. Neden boynun tutuldu senin söyle bakalım?"
"Ben şeyden dolayı..."
Ne diyeceğim senin bu hayvan oğlun beni yatağa almadı! Mecburen koltuk tepelerinde süründüm mü? Çalıştır saksıyı Beste hadi.
"Ben dün gece telefondan bir şey izliyordum koltukta. Ayaklarımı uzatmış öyle diziye dalmıştım ki uyuyup kalmışım koltukta Rüzgar'da uyuya kalınca bende sabah bir baktım koltuktayım."
O sıra Asiye ilacı getirdi. Onu içtim hemen. Nebahat Teyze
"Kızım öyle daha ilk zamanlarda kocandan ayrı yatma. Sizin birbirinize alışmanız gerek. Öyle koltuk tepelerinde uyuma. Yatağında izle dizini"
Kafa salladım. O sıra Rüzgar eğildi.
"Bak güzelim ben sana söyledim gel yanımda izle diye. Tutturdun koltukta koltuk."
İmalı ve o gülen ses tonunu fark etmemek mümkün değildi. Bakışlarımı ona çevirdim.
"Haklısın. Bugün yatağımda yatacağım!"
Evet yatacağım. Banane ondan. Yaklaşamaz bana hele dokunsun elini kırarım zaten. Neden koltuklarda sürünüyorum ben canım. Şu halime bak üç ay geçer mi böyle. Birkaç lokma daha aldım. Ekrem Amca ciddi ses tonuyla.
"Beste kızım bugün şirkete gel Rüzgarla müsait isen."
Ah Ekrem Bey Amcacım sizi bu yüzden seviyorum karınızın aksine naziksiniz. Müsait olup olmadığımı soruyorsunuz teşekkür ederim. Keşke bu kalasgillerden kütük oğlun da sana çekseydi naziklikte.
"Benim reklam çekimim var bugün öğleden sonra orada olmam gerek."
"Birkaç imza işi var kendi aramızda da ufak bir toplantı yapıp detaylar hakkında konuşacağız sonra biter işimiz gidersin. Sende olursan daha iyi olur diye dedim."
"Ekrem Amca..." o sıra Nebahat Anne!
"Baba kızım baba."
"Rahat bırak kızı Nebahat ne demek isterse desin. Üzerine gitme.”
"Ekrem Baba ben hiç anlamıyorum sizin bu işlerden gelmem şart mı?"
Rüzgar atıldı hemen. Gerizekalı sanki kuyruğuna bastık.
"Şart ki gel diyoruz. Sende yönetim kurulundasın. Hakların, imza yetkin var. Bedenen dahi olsa olman yeterli. Çekimine geç kalmazsın karıcım."
Karıcıma vurgu vardı. Buna ne oluyorsa sanki beyinsiz. Karıcın kadar yerin dibine gir inşallah. Nefesin içinde patlasın da oksijensiz kal mal herif. Kafamla tamam anlamında onayladım. Kahvaltıyı yapıp evden çıktık Rüzgar Bey kendi arabamla gelmeme izin vermedi şirkettekiler bırakırmış beni çekime şimdi birlikte gitmemiz gerekmiş! Aman her şey onun ve ailesinin istediği gibi olsun zaten. Ben nedne kendim gelemiyorum Allah aşkına. Arabada yol boyunca konuşmadık. Şirketin önüne gelince arabadan indik. El ele şirkete girdik. Gözler bizim üzerimizde. Yalnız şirkette herkes çok şık. Etekler elbiseler, şık pantolonlar yanlarında serseri bir kız çocuğu gibi kaldım bu yırtık jean ile. Rüzgar beni peşinden sürüklüyordu. Nereye gidiyorduk acaba. Asansöre bindik başkaları da vardı ve hala sessizliğimizi koruyorduk. Asansörden inince Rüzgar yeniden elimi tuttu. O elimi tuttuğunda tuhaf hissediyordum yanlış bir şey yapıyormuşum gibi onunla yan yana olmamalıymışım gibi. Rüzgarla bir odaya girdik. Onun odasıymış. Kocaman bir masası vardı üzerinde koca koca kâğıtlar cetveller. Devasa deri koltuğu... Gelen misafirlerin oturması için masasını karşısında karşılıklı duran süt kahvesi tekli koltuklar ve onların arasında kalan cam sehpa. Duvarındaki tablolar da özenle seçilmiş. Koltuğuna oturdu.
"Uzun zaman sonra çalışmak hiçte eğlenceli olmayacak."
O sıra içeriye kızıl saçlı, mavi gözlü minicik elbisesi ile elinde kahve fincanı ile çok güzel bir kız girdi. Ne kadar hoştu asistan mı almış manken sevgililerinden birini mi getirmiş belli değil.
Beni süzdü önce sonra Rüzgar'a döndü gülümsedi ve
"Kahvenizi getirdim Rüzgar Bey."
"Teşekkürler Leyla'cım."
Leyla'cım ooo çalışanlarla fazla samimiyet hem de bununla kadın ilik gibi birde bana bak parka oynamaya giden küçük çocuk gibiyim. Resmen cilve yaparak kıkırdadı. Şu hallere bak ya.
"Afiyet olsun. Özledik sizi."
Şu hadsiz kadına bak benim yanımda benim kocama asılıyor seni varya o kızıl saçlarından tutar bu şirketin yerlerini yalatırım. O benim anladın mı? Onunla ben evlendim. Aaa şu içimdeki kadınsal duygulardan kurtulamıyorum. Ne oluyor ya içimdeki şeytan çıktı banane ondan ben sadece yanımda böylesine rahat olmasına delirdim sonuç olarak evli olduğumuzu biliyordu ve Rüzgar'a böylesine yakın davranması. Çok ayıp evli bir adama kur yapılmaz. Rüzgar ona gülümsedi.
"Özlersiniz tabi. Biliyorsun işte evlilik olayları."
O sıra bakışlarını bana sabitledi Rüzgar, onunla birlikte Leyla denilen kızıl şeytanda bana baktı. Samimiyetsiz gülümseme ile.
"Tebrikler."
Aynı samimiyetsiz gülümseme ile.
"Teşekkürler." dedim
Leyla odadan çıktı Rüzgar kahvesinden bir yudum aldı sonra önündeki dosyalara baktı.
"Eee ben neden geldim?"
Kafasını dosyalardan kaldırıp bana baktı. Kahvesinden bir yudum daha aldı ve.
"Babanı bekliyoruz o gelince toplantıya gireceğiz."
Kafamı tamam anlamında salladım. Ayağa kalktım ve yürümeye başladım. Şirketleri hiç sevmem oldum olasıda sıkılmışımdır. Neredeyse on dakika böyle odanın içinde turladım sevgili kocam ise başını dosyalardan kaldırmadı. İnsan iki sohbet eder bana bir şey içer misin diye sorar düşüncesiz öküz! Kapı tıklandı ve Leyla geldi yeniden.
"Rüzgar Bey toplantı için sizi bekliyorlar."
Masadan kalktı kapıya yöneldi bende peşinden. Toplantı odasına girdik. Babam, Ekrem Amca ve kim olduğunu bilmediğim birkaç kişi daha vardı. Masaya geçtik. Ekrem Amca boğazını bir öksürük ile temizledi.
"Hepiniz hoş geldiniz. Biliyorsunuz ki şirket olarak yeni bir ortaklığa giriştik. Altınsoy Holding ile hem iş hem de akraba ilişkilerimiz pekişti. Bu yenilik ile birlikte şirkete yeni bir soluk olan tekstil departmanı eklendi aynı zamanda yurt dışındaki bir konut projesi için Rüzgar çizimlere başlayacak."
Eee banane bunlardan ben tüm bunların neresindeyim.
"Yönetim kurulu olarak herkesin onayını almak önceliğimiz sonraki aşama ise bu yenilikler hakkındaki önerileriniz."
Herkes sırayla konuştu bir şeyler söyledi açıkçası dinlemedim bile. Yani banane ki. İçimden büyük bir of çektim o anda Rüzgar
"Beste sen ne düşünüyorsun?"
Kafamı kaldırıp Rüzgar'a çevirdim.
"Efendim?"
"Bu tekstil departmanında ürünlerin nasıl yansıtılmasını istersin. Hitap edilen yaş aralığı?"
Dudağımı bilmem anlamında büzdüm.
"Ben çok anlamıyorum sizin bu işlerinizden yanlış yönlendirmek istemem."
O sıra karşımdaki esmer beyaz tenli benden belki iki üç yaş büyük olabilecek kadın. Güzel kadın bu şirkette hiç çirkin kadın da yok yahu.
"Eh yani aslında imza attıktan sonra gitseydiniz keşke sizi de böyle boğduk."
Bu iyi bir şey mi söyledi laf mı soktu şimdi? Anlamakta güçlük çektim suratındaki ifadeye bakınca ben değil de o babasının şirketindeymiş gibi tavrı vardı ama. Varlığımdan rahatsızmış gibi. Neden geldin sen dercesine bir haldeydi?
"Yo önemi yok kalmam gerekiyorsa kalırım."
"Sizin fikirlerinizi alırız diye kalmanızı istemiştik fakat görüyorum ki uzaktan yakından bir ilginiz yok. Yani zamanınızı çalmış olmayalım."
Gülümsedim.
"Ben oyunculuk okudum. Konservatuvar mezunuyum. Becerim, bilgim bu yönde bundan para kazanıyorum. Sizde bu şirkette çalıştığınız departmanla alakalı bölümü okudunuz sanırım. Maaşınızı biz veriyoruz. Yani doğal olarak benim değil de sizin fikir sahibi olmanız gerekli zaten. Onca parayı çöpe atmış olmayalım değil mi?"
Bozuldu. Evet bozuldu. Ortam gerilmişti ama umurumda bile değildi. Kılıçlar çekiliyorsa en alasını ben çekerdim. Benden ne istiyorsa sanki kendi halimdeyim burada. Uyumlu bir insan gibi geldim duruyorum babamın şirketinde tanımadığım çalışanlardan azar yiyorum. Cevap veremedi sustu kaldı zaten. Rüzgar araya girdi.
"Hayatım senin moda bilginden yararlanmak amacıyla burada bulunmanı istedik açıkçası. Yani sonuç olarak sen medya ile hepimizden daha içli dışlısın. Tanıdıkların çevren."
"Aslında birçok stilist arkadaşım var. Aynı zamana tasarım işinde bir numara olan insanlar tanıyorum. Hitap edeceğimiz yaş aralığı 18-45 aralığı olmalı bence alışveriş yapan kadınların yaş aralığı sonuç olarak. Yine de siz bilirsiniz ben dediğim gibi bu konularda pek iyi sayılmam." Dedim Esmer yellozun gözüne bakarak. Ay nasıl çirkinleştim yelloz falan Beste bu adamla evlenmek statünü düşürdü bilmem farkında mısın?
"İyi fikir." Dedi Rüzgar.
Herkes onayladı şimdilik burada bitti toplantı. İmza atmam gereken belgelere imza attım. Toplantı salonundan çıktık. Babamın yanına gittim hemen.
"Yakışıklım."
"Güzel kızım benim."
"Kahve ısmarlarsın artık. Şirkete kadar geldim sıkıcı toplantınıza katıldım."
"Hay hay küçükhanım."
Birlikte babamın odasına gittik. Kahveleri söyledi o sıra babamla lafladık. Annemi sordum. Kahvelerimiz geldi.
"Baba o kadın kimdi?"
"Hangisi?"
"Toplantıda ki esmer olan."
"Demet Hanım. İnsan Kaynakları Müdürümüz ama çok amaçlıdır birçok konuda elimiz ayağımız gibidir."
Yüzümü buruşturdum. Kahvemden bir yudum aldım.
"Hiç sevmedim onu."
"Dili sivridir biraz. İş aşkı olan bir kadın üzerine alınma."
Omzumu silktim.
"Banane. Çokbilmiş."
Gülümsedi babam. Kahvesinden içerken.
"Benim güzelim büyümüş şirkete gelmişte önerilerde bulunurmuş."
Büyük bir iş başarmış edası ile mutlu oldum. Sevinç gülümsemesi ile ellerimle
"Ne demek efendim. Görevimiz." Dedim
Babam daha çok eğlendi bu halime
"Seni serseri."
Kahkaha attım. Kahvemden bir yudum daha aldım ayağa kalktım.
"Gitmem gerek. Çekimim var benim."
Babamın yanına gittim. Boynuna kollarımı sarıp yanağına kocaman öpücük kondurdum. Kravatını yakasını düzelttim.
"Seni çok seviyorum anneme de selam söyle."
Yanağıma öpücük kondurdu.
"Tamam güzel kızım. Bende seni seviyorum."
Kapıya yöneldim tam çıkacağım sırada.
"Rüzgar'ın yanına uğra çıkacağını söyle."
Kafamı salladım. Babamın odasından çıktım. Rüzgar'ın odasına doğru gidiyordum hem şirketten bir araba ayarlatır bana çekime giderim. Odasının önüne geldim. Ben onun karısıydım kapıyı çalmama gerek yoktu diye düşündüm o yüzden kapıyı direkt açtım. O sırada masanın üstünde Leyla oturuyordu Rüzgar kendi sandalyesinde ve eli o kızın bacağında üstelik burun burunalar. Görüntü şok olmama sebep oldu. Rüzgar ve Leyla dönüp bana baktılar. İdrak edemedim olayı evet tamam bu aşk evliliği değildi ama sonuç olarak ulu orta beni aldatması gururumu zedeliyordu. Bir bok yiyor madem gidip kapıyı kilitlesin. Ya odaya giren başkası olsaydı. Ya babam veya babası olsaydı? Leyla masadan indi. Rüzgar ayağa kalktı.
"Beste."
Ne diyeceğimi bilemez bir tavırla.
"Kusura bakmayın böldüm."
Kapıyı geri örttüm ve hızlı adımlarla merdivenlere yöneldim. Az önce ihanetime mi tanık olmuştum ben gerçi buna daha önce balayında da tanık olmuştum. Biran önce gitmek istiyordum ve lanet asansörü bekleyecek vaktim yoktu. Bedenimi soğuk bastı titreme slaık verdi. Midem bulandı nefret ettim bu anı görmüş olmamdan. Umarım benim dışımda kimse görmemiştir bu rezilliği. Sen ahlaksız bir hovardasın Rüzgar. O sıra Rüzgar arkamdan.
"Beste bekler misin? Bir saniye dur lütfen."
Arkamdan geliyor birde. Pislik. Hızlı adımlarla inmeye devam ederken bileğimden yakaladı. Öfkeyle itekledim onu. Beceremedim tabi bir santim bile yerinden oynamadı.
"Dokunma. Bırak."
Merdiven arasındaydık ve pek kimse yoktu. Bana yanaştı.
"Biz konuşuyorduk. Yanlış anladın."
"Banane. Açıklama yapma bana."
"Öfkelendin görünce ama. Yanlış anlama."
Ağlamayacağım hayır. Güçsüz değilsin sen kızım! Ağlamak acizliktir. Ağlamanı göstermeyeceksin. Bu adam bunu görmemeli. Dalga geçmesine sebep vermeyeceğim. Derin nefes al.
"Bak ne yaptığın gerçekten umurumda bile değil ama beni ulu orta böyle asistanlarınla ya da şirketten biriyle aldatamazsın. Bu hakkı sana vermiyorum. Ya kapıyı açıp giren babam olsaydı ya da baban?"
"Kiminle ne yapacağımın kararı sana mı ait?"
"Yüz yüze geldiğim insanlar ile fingirdersen evet bana ait. Onun dışında ne yapmak istersen yap illa asistanım olacak diyorsan da bir otel tutun kendinize.”
Alaycı bir tavırla.
"Bu evlilik gerçek değil ki neden bu kadar önemli senin için kiminle nerede ne yaptığım?”
"Çünkü herkes bu lanet evliliği gerçek sanıyor ve sen beni aldatırken ben aldatılan acınası mağdur eş oluyorum. Ben zaten Kaan yüzünden geride bırakılmış imajında bir yıldır haber malzemesi oluyorum. Birde üzerine senin bu iğrençliklerin çıkar ise kimse beni işimle değil bu saçma olaylar ile ana. rAsla ama asla acınası olmak istemem. O yüzden defol git başka bir kızla ne halt edersen et! Ya da tedbirli ol.”
Kolumu tuttu kendine çekti.
"Benimle konuşurken ses tonuna dikkat et."
"Neden sana saygı duymamı mı bekliyorsun. Üstelik evliliğine saygın yok."
"Bu evlilik gerçek olsaydı asla böyle bir şey yapmazdım ama biz zorla evlendirildik ikimizde birbirimizden nefret ediyoruz ve ne yapıp yapmadığımızı bu kadar takmayalım. Kendi istek ve ihtiyaçlarımız da önemli.”
"Öyle mi sen bilirsin benim ailem bu evliliğin koca bir yalan olduğunu biliyor sen kendin düşün şurada üç beş güne senden boşanacağım."
Sırıttı cevap vermedi daha çok öfkelendirdi bu beni. Dişlerimi sıktım sinirden. Kollarımı onun ellerinin arasından kurtardım ve arkamı dönüp hızla merdivenlerden inmeye devam ettim. Bir şey söylemedi. Hatasını kabul eden özür dileyen tek bir cümlesi dahi yoktu. Taksiye atlayıp çekim yerine gittim. Yolda Şeyma'ya mesaj atmıştım. Orada buluştuk. Yüzümün asık olmasından anlamıştı zaten bir şey olduğunu ama sonra anlatırım diye bir şey demedim. Hazırlık için aldılar. Saçlarımın dolgun gözükmesi için şekle sokuyorlardı bir yandan makyaj ve kıyafet ayarlanıyordu. Hazırlıklar bitince yönetmen:
"Hazır mısın?"
Başparmağımı havaya kaldırıp gülümsedim.
"Tamam başlıyoruz. 3 2 1 kayıt."
"Saçlarınızı şekillendirmekten mi korkuyorsunuz? Ben korkmuyorum! …. yeni onarıcı bakım serisi saçlarımı kökten uca besliyor ve daha güçlü saçlara sahip oluyorum."
O esnada ellerimle saçlarımı salladım.
"İçeriğindeki Pro-v vitaminleri sayesinde saçlarıma bakım yaparken onarıyorum. Saçlarım kökten uca sağlıklı ve güçlü gözüküyor. Deneyin ve saçlarınızdaki değişimi fark edin."
Saçlarımı önüme aldım biraz daha ön planda tutarak. Kamera çok daha yakınımda yüzüm ve saçlarım zoomlanmış. O sıra araya giren saç kremi görüntüsü
"Sadece şampuan yetmez bakım kremini uygulamayı unutmayım."
Sonra elime aldığı şampuanı kameraya gösterdim. Söyleyeceklerim bitti. Yönetmenin.
"Kestik." Demesi ile farklı açılarda çekim yapılmaya başlandı.
Birçok kare yakalamaları gerekiyordu. Farklı açılarda çekimleri de bittikten sonra kulise geçtim. Şeyma yanıma geldi.
"Neyin var senin yüzünden düşen bin parça?"
Ağlamak istedim o anda Şeyma'ya sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlamak.
"Hiç. Bizim mekana gidelim mi bugün bir şeyler içeriz?"
"Olur. Rüzgar'da mı gelecek?"
Rüzgar ismini duymak sinirlerimi bozmuştu. Öfkeli ses tonumla.
"Hayır sen ve ben."
"Ama şimdi gazeteciler gelir biliyorsun bir sürü haber çıkar ayrı ayrı takılıyorsunuz diye."
"Sen gelmezsen ben tek giderim Şeyma."
"Tamam tamam bir şey olmuş belli."
Kuliste toparlandıktan sonra detaylarla Şeyma ilgilendi ve sonrasında birlikte çıktık. Onun arabasına geçtik yol boyunca bir şey sormadı sorsaydı da herhalde öfke dolu cevaplar verirdim ve bunu çok iyi bildiği için tek bir kelime etmedi. Mekanın önüne geldik. Arabayı park edince indik hemen. Sürekli gelirdik zaten buraya. Saat 19.00'a geliyordu. İçeri girdik daha çok kalabalık değil.
"Hoş geldiniz. Siz şöyle geçin."
Oturacağımız yere doğru geçtik. Şeyma derin bir nefes aldı.
"Evet dinliyorum."
"Rüzgar beni aldatıyor."
"Ne?"
Yüzündeki şok ifadesi ile oda ilk aşamada bir şey diyemedi tabi.
"Nasıl ya kiminle?"
"Asistanı."
Şeyma dişlerini sıktı. Suratındaki ifade benden daha çok şaşkınlık içeriyordu. Ben ise şaşırmamıştım ondan böyle bir şeyi zaten bekliyordum sadece asistanı ile olmasını beklememiştim.
"Sen nerede gördün?"
"Şirkette odasında kızla burun burunaydı. Bacaklarına dokunuyordu."
"Oha ya hayvan."
Siparişi vermek için garson geldi o sırada. Şeyma söylemeden
"Tekila olsun. Tepsi getirin siz!"
Şeyma bana baktı
"Yavaş git istersen."
"Ya eşlik et ya da git Şeyma. Kafam atık ama ben ona yapacağımı biliyorum."
Yüzünü buruşturdu bir şey demedi. Kafamda annem gibi bik bik bir şeylere karışan değil yanımda kafamı dağıtmama yardım edecek biri lazım. Garson gidince devam ettik.
"Sen neden kızdın bu kadar?"
"Neden mi kızım evlilik oyun peki tamam ama benim gururum ne olacak bir basına haber sızsa ben ne olurum. Kariyerim yerle bir olur? Kaan yüzünden yazılanları biliyorsun şimdi bir de aldatılma haberim yayılırsa…”
"Haklısın."
Tekila geldi o anda. Limon tuz. Diğer şeyler. Bardakları servise hazırladı ve gitti garson. Birinci shotı hemen bitirdim.
"Balayımızda odanın önüne kızla geldi biliyor musun? Öpüştüler kızla."
Şeyma daha çok şaşırdı bu sefer. Gözleri kocaman açıldı ağzı aralandı beklemiyordu oda böyle bir şeyi.
"Nasıl yaptı mı bunu gerçekten?"
"Yaptı hayvan herif kız beni tanıdı birde. Acır gibi özür dilerim ben yuva yıkmak istemem ayakları."
"Rüzgar'a cidden pes!"
Konuşurken içmeye devam ediyordum. Aşırı sinirliydim.
"Nefret ediyorum ondan."
Elimi tuttu Şeyma.
"Boşversene bu oyun biteceğinde ondan sonsuza dek kurtulursun."
"Güzel değilmişim, benden asla etkilenmezmiş. Sanki benden etkilenmesini isteyen var ama biliyorum ki o adam da benim kapım da yatmazsa. İki cilve yapsam hemen yelkenleri indirir ama gururlu adam ayakları. Ben ona neler yapacağım.”
"Deneseydin tavrını ölçerdin."
"Zamanı var hepsinin."
Gözümden bir yaş aktı. İncilen gururum için akan bir yaştı sevmediğim bir adamla evli olmak zorunda kaldığım içindi, kırılan kalbim içindi bu akan yaş... Babama anneme olan kırgınlığım içindi.
"Bana çok kötü davranıyor."
Şeyma gözlerini kocaman açtı.
"Ne yaptı sana zarar mı verdi yoksa eğer öyleyse canına okurum onun. Bu evlilik biter. Salih Babam ile konuşayım mı hemen. Canını mı acıttı?"
"Hayır fiziksel anlamda bir şey değil daha çok ruhumu yaralıyor. Kalbim acıyor."
"Ne yapıyor ki?"
Ne mi yapmıyor bana ezikmişim gibi hissettirmek için her şeyi. Berbat hissediyorum.
"Devamlı dalga geçiyor benimle. Küçük görüyor. Görmezden geliyor."
"Sende ona aynısını yap."
Yüzümü buruşturdum. Onunla aynı seviyeye inince olaylar boka sarıyor düğün öncesi ettiğimiz kavga gibi aynı.
"Umurumda değil."
İçmeye devam ettim o esnada telefonum çaldı. Rüzgar arıyor. Sevgili kocacım. Saat 19.30 tabi akşam yemeği yenecek. Canım kaynanam merak etmiştir. Telefonu tamamen kapadım şimdi gör sen.
"Telefonunu kapat Şeyma."
"Neden?"
"Kapat çabuk. Rüzgar seni aramadan kapat."
Kafasıyla onayladıktan sonra telefonunu çıkarıp kapadı. İçmeye devam ettik ve konuşmaya. Müzik eşliğinde bağıra çağıra şarkı söylemeye ara ara kalkıp dans etmeye. Özgürlük, sınırsız içki, dans ve kahkaha... Midemi karıştırmaya yemin etmişim gibi barmenin yanına gidip ne bulduysam hepsinden içtim. Viski istedim o baya çarpınca votka aldım, martini en son elimde alkollü meyve kokteyli var ve ben bir yandan dans ediyorum. Şunu bilmelisiniz ki asla birbirinden farklı alkoller aynı günde alınmamalı ve ben hayatımın hatasını yaptım bugün. Midemdeki dalgalanmalar dönen başım ayağımdan kayan yer ama benim her şeyin aksine kahkahalar ile dans edişim. Şeyma beni durdurmak için.
"Artık gidelim hadi çok geç oldu saat."
"Nedenmiş kaç oldu ki?"
"11:30 hadi bak Rüzgar'da merak eder."
"Etsin o hayvan meraktan ölsün hatta."
Elimdekini içerken ara sıra insanlarla çarpışıyordum. Başım dönüyordu midem artık içindeki her şeyi dışarı çıkarmak istiyordu. İçkim bitince garsonun tepside götürdüğü şarabı aldım. Kime olduğu umurumda değildi benimdi artık. Yanıma gelip selfıe çektirmek isteyenlere gülerek poz veriyordum sarılanlarla sarılıyordum hatta şarkı söylüyorduk hep birlikte.
"Beste bırak şunu içme artık."
"İçeceğim bırak."
Kaşlarını çattı. Etrafa gözünü gezdirip tekrar bana baktı.
"Şeyma çok kötüyüm lütfen gelme üstüme."
"İnsanların dikkatini çekiyorsun."
"Ne var ben hep dikkat çekerdim."
Şaraptan içerken bir yandan.
"Senden nefret ediyorum Rüzgar Soykan." Diye bağırıyordum.
Şeyma ağzımı kapadı. Masaya götürdü zorla, eline telefonunu aldı ve kulağına götürdü.
"Rüzgar Beste sarhoş oldu ve durduramıyorum gelsen iyi olacak. Moonshine'dayız kafası hayli atık. Hızlı ol lütfen."
Ayağa kalktım.
"Ne yapıyorsun onun gelmesini istemiyorum."
"Konum atacağım sana şimdi."
Telefonu kapadı yerime oturtturdu.
"Kendine gel bak biri fark eder görüntü alırsa eğer."
Omuz silktim.
"Banane. Ben gezmek istiyorum. Bağırmak, şarkı söylemek. Hatta belki sevişmek."
Şeyma kollarımdan tuttu.
"Aptal aptal konuşmayı kes."
"O varya bugün benim avcumun içinde olacak."
"O ne demek ne diyorsun Beste?"
"Bakalım kim kimi beğenmiyor. Bakalım bana karşı koyabilecek mi?”
"Ne var aklında."
"Bugün beni nasıl beğendiğini görecek oda. Kurbağa prens hak ettiği dersi alacak."
"Ne yapacaksın Beste akılsızca bir şey yapma sakın. Sarhoşsun. Lütfen.”
Umursamadım onu şarabımdan yudumlarken kendimce eğlenmeye devam ettim. Şarkılara eşlik ettim yerimden kalkmak istediğim her anda Şeyma tuttu. Sıkılmıştım.
"Tamam ben gidiyorum."
"Gidemezsin bir yere otur."
"Karışma Şeyma. Gidiyorum sıkıldım."
Şeyma öfkeli bakıyordu. Durdurmaya çalışması sonuç vermedi
"Dışarıda basın var seni aptal. Otur diyorum."
Çantamı aldım onu dinlemeyecektim. Varsa vardı basın hayatımı basın yönetmiyordu ya. Sarhoş olmuş bir insandan doğal ne olabilirdi ki. Gitmek istiyordum sadece.
"Gidiyorum!"
Tam arkamı döndüğüm anda birine tosladım. Burnuma tanıdık güzel bir koku doldu amber ve zambak karışımı o erkeksi tanıdık koku. O beğendiğim markanın en güzel kokularından birisi. Kafamı yavaşça kaldırdım Rüzgar. Evet kokunun sahibi oydu.
"Nereye gidiyorsun bakalım çirkin ördek?"
Kollarımla onu iteklemek istedim ama olmadı. Sarhoşluğun etkisi ile daha da güçsüzdüm.
"Git buradan."
"Eve gidiyoruz. Seni ne kadar merak ettik haberin var mı? Telefonu neden kapadın."
"Leyla'yı çağırsaydın akşam yemeğine."
Gülümsedi. Komik mi? Rahatlığı beni deli ediyor. Arsız.
"Hadi."
Ellerini belime sardı. Kurtulmak istedim ama izin vermedi.
"Rüzgar dışarıda basın var önden çıkamayız."
"Konuştum mekanın işletmecisi ile arka kapıyı güvenli hale getirdiler. Hemen çıkalım."
Rüzgar beni sarmalamış bir vaziyette mekandan çıktık. Ayakta o kadar zor duruyordum ki. Beni arabaya bindirdi kemerimi taktı Şeyma'da bindi. Araba hareket etmeye başladı. Mekanın önüne doğru giden yolda gazeteciler fark edince çekmeye başladılar. Arabanın camını açmadık. Soruları cevaplamadık. Zaten şuan kafam o kadar iyiydi ki soru umurumda değildi.
"Şeyma bu baş belasını neden aradın. Seninle asla konuşmayacağım."
"Çünkü aptallık edecektin."
"Bu pislik beni aldattı biliyorsun değil mi?"
Rüzgar sessizce bizi dinliyordu. Şeyma
"O tartışılması gereken ayrı bir konu tabi. Rüzgar umarım mantıklı bir açıklama yapar."
"Öpüşmedim bile kızla bunun neresi aldatmak?"
"Balayındakini öpmüşsün ama."
"O sarhoşluğun etkisiydi. Hem bunları konuşmayalım şimdi. Nesi var bunun?"
"Gururu kırılmış onu böyle görmezden gelemezsin."
"Görmezden gelmiyorum. İkimiz de birbirimizden hoşlanmadığımız için söylenilenler batıyor."
Laflara bak sen benden deli gibi hoşlanıyorsun da benim senden nefret ettiğim doğru. Sen varya bana aşık olacaksın o egoist takılmaların boşuna. Şeyma'nın evine geldik. O arabadan inince camı açtım
"Beni de al."
"Ne?"
Kapı kilitli olduğu için açamıyordum kafamı camdan sarkıttım.
"Beni de götür yanında bu beni öldürür. Çok korkutucu bana bir şey yapabilir."
"Saçmalama Beste."
Dudak büzdüm
"Beni bu adamla bırakma. Bana devamlı kötü davranıyor lütfen Şeyma gitme."
"İyi geceler size." Dedi ve gitti.
Araba yeniden çalışmaya başladığında ağlamaya başladım. Bir yandan da
"Beni indir bu arabada gelmek istemiyorum. Sana ihtiyacım yok benim. Pis playboy."
Yol boyu aynı şeyleri tekrarlayıp durdum. Beynim uyuşmuş vaziyetteydi. Midem berbat bir halde. Bana cevap vermek yerine gülümsüyordu sürekli gülümsemesi tüm sinirlerimi daha çok ayağa kaldırıyordu. Araba durdu beni indirdi.
"Sessiz ol eğer ses çıkarırsan yarın annem felaketin olur."
Kıkırdadım. Düşecek gibiyken kolumu boynuna sardım.
"Ondan da korkuyorum. Her şeye hakim olmak istiyor. 26 sene nasıl yaşadın onunla?"
Gülümsedi. Parmağını dudaklarına götürdü ve sessizlik işareti yaptı. Evin kapısını açtı yukarı çıkarken biranda.
"Beni neden getirdin Rüzgar Soykan istemiyorum geri gideceğim."
"Yüzüm gözüm şişene kadar ağlamak istiyoruuummmmm. Müsadelenle bu gece dağılmak istiyorum kocacığııııım."
Ağzımı eliyle kapadı ve kucağına aldı beni.
"İndir beni ya istemiyorum seni. Dokunma bana. Evime gideceğim ben."
Kafamda sarhoşluktan mı yoksa gerçekten mi duyduğuma emin olamadığım bir ses.
"Oğlum Beste'nin bu hali ne nereye gidecekmiş?" sesi yankılandı.