RÜZGAR
Beste baş belasının dağılmak isteme ve yüzü gözü şişene kadar ağlamak isteme temalı şarkısı annemi uyandırmış. İndir beni indir evime gideceğim diye cıyaklamaları da annem tarafından duyulmuştu. Sette olduğu için yemeğe gelemediğini söylemiştim akşam yemeğinde şimdi sarhoş halini nasıl açıklardım? Umarım daha fazla batırmaz işleri derken.
"Oooo Nebahat Hanım iyi geceler bizde oğlunla..."
Susturdum onu. Araya girdim hemen
"Şakacı annem ciddiye alacak kaptırma bu kadar kendini."
Kıkırdadı.
"Neler oluyor Rüzgar sarhoş mu bu? Niye içmiş."
Beste'nin yüzüne öpücük kondurdum.
"Sizi kandırıyor anne. Bir rol var ona hazırlanıyor role böyle hazırlanıyormuş hanımefendi o karakter gibi davranarak şimdi oynayacağı karakter uçuk kaçık bir karakter de."
"Ama evime gideceğim ben Rüzgar dedi senin adını söyledi."
Annem çöktü başımıza bırakmaz artık. Sorgu memuru bu kadını kandırmak imkansız
"Sarhoş değilim ki ben. Sarhoş gibi miyim? Değilim. Sarhoş muyum kocacığım."
Güldüm. Ben sana kocacığımı göstereceğim çirkin ördek göreceksin sen.
"Değilsin karıcığım. Anne kucağımda kaldı böyle izninle odamıza çekilelim yeni evliler olarak şimdi konuşturma beni."
"Aaa arsız çocuk tamam tamam aman git."
Hızla odaya giderken kucağımda çırpınıyordu. Yatağın üstüne bıraktım. Ayağa kalkmak için girişimde bulundu ama dengede bile duramıyordu. Deliydi bu kız akşam onun için ne kadar endişelendik oysa ki annem karın nerede diye ardı ardına sorular sorunca yalan söyledim onlara da Şeyma aramasa Beste kesin her şeyi babasına öttü diye korkmaya başlamıştım. Oyun bir evliliğe bağlılık istiyor ama neden birbirimize sevgi kırıntısı dahil hissetmiyorken ben neden bağlı kalayım ki bu evliliğe. Sarhoş hali öylesine komik ki yarın tüm gün onunla dalga geçecek sebepler var elimde. Hala homurdanmaya devam ediyordu.
"Bana dokunma. Senden nefret ediyorum."
Ellerini tuttum.
"Tamam nefret et ama sakinleş ve uyu hadi. Annem sabah canımıza okuyacak"
Kaşlarını çattı.
"Ben okuyacağım asıl senin canına. Annen senin canına okusun bana bir şey yapamaz”
"O nedenmiş?"
"Beni neden aldatıyorsun. Ben sana bunu yapsam hoş olur muydu? Sen ahlak kuralları bilmez misin?”
"Empatiden hiç hoşlanmam çirkin ördek." Dedim ve burnunu sıktım.
Bu kez masum bir kediye benzer tavrıyla.
"Beni aşağılamalarından sıkıldım. Senden bu evden ailenden her şeyden”
"Bunları sabah konuşuruz hadi uyu."
Ayağa kalktı.
"Gidiyorum ben uyumak istemiyorum. Evime gideceğim. Babama söylemem gerek. Senden kurtulmak istiyorum”
"Burası evin zaten."
Sinirlenmiştim. Yerinde duramıyordu illa ki bir yere gidecek! Evse burası evdi onun eviydi. Kolundan tuttum.
"Hadi lütfen oturur musun biraz? Sessiz ol”
Yüzü değişti biranda garip sesler çıkarmaya başladı. Kollarıyla benden destek aldı kafasını daha da yakınlaştırdı. Ne oluyor buna şimdi.
"Beste?"
Kafasını omzuma koydu.
"Neyin var?"
"Öggg."
Tişörtümün içinden akan sıcaklık onun kusmuğu muydu yoksa ben serap filan mı görüyorum. Umarım hayaldir eğer şuan o akan ılık şeyler gerçekten kusmuksa seni doğduğuna pişman ederim. Göz ucuyla baktım. Dişlerimi sıktım. Kokan kusmuk burnumun direğini sızlattı adeta. Seni yarın öldüreceğim küçük şeytan. Şuan bedenim onun kusmuğu ile dolmuştu. Bilerek yaptı bilerek intikam alıyor benden
"Rüzgar çok kötüyüm."
Dişlerimi sıktım. Daha kötü günlerin de olacak merak etme. Sana bundan daha kötülerini de yaşatacağım Beste Altınsoy.
"Tamam gel elini yüzünü yıkayalım."
Banyoya geçtik onu kenara oturttum önce tişörtümü çıkardım ama biranda klozetin başına çöküp yeniden kusmaya başladı. Kusuyor bir yandan ağlıyor. Önüne gelen saçlarını geriye atmaya çalışıyordu. Saçlarını elimle toplayıp geriye aldım. Yanına çöktüm.
"Tamam kus hadi."
İlk kez bir kız yanımda kusuyor. Tiksinmem gerek şuanda aslında ama ona yardım etmek istiyordum. Kimseyi klozete kusarken saçından tutup kusturmadım daha önce. Çok salakçaydı ama üzüldüm şu haline kızın. Bir kızı bu halde gördün mü acaba?
"Rüzgar."
İsmimi söylerken bir yandan ağlıyor.
"Ölüyorum galiba midem."
Tekrar kusmaya başladı. O kadar çok içmiş karıştırmış ki mideyi. Ağlıyor bir yandan da.
"Babam bu halimi görse olay çıkarırdı bana çok kızardı. Ama bende kızgınım
Küçük kız çocuğu gibi ağlarken onu ciddiye alamıyordum. Burnu bile akmıştı. Peçete ile burnunu sildim. Ağzının kenarına bulaşan kusmukları. Sonra birden ayağa kalktı.
"Benim evime gitmem gerek babamla konuşmam lazım bu evlilik devam ederse biz tükeneceğiz! Sen ve ben baştan olmaması gereken yanlıştık. Oyun bile olsa olamayız baksana. Tamamen zıtız seninle. Şu halime bak ben böyle içip dozutan bir kız değilim ki babamla konuşmam gerek. Taksi çağırır mısın? Gitmem ve olayları düzeltmem gerek”
Ne demek babasıyla konuşmak benim babam beni öldürsün sonra. İçme, dozutma kim dedi sana kendi kendine triplere giriyor deli. İstediğin tende olabilirsin diyen bu değil miydi? Git yat, seviş umurumda değilsin diye böbürlenen. Ayağa kaldırdım kollarını çekmek istedi ama fırsat vermedim. Kollarından tutup küvete soktum buz gibi suyu açtım ve başına tutmaya başladım çığlık attı başta. Onu kendine getirecek tek şey soğuk duştu. Bu evlilik bitemezdi biterse bende biterdim bir hafta olmadan ayrılmak istediğimizi babam duysa ayrı rezillik medya duysa apayrı bir olaydı. Asla kabul etmeyecektim.
"Aaa! Dondum. Kes şunu."
Bir süre suyu tutunca kapadım. Titriyordu. Kollarını kendine sardı kendince soğuktan korunma güdüsü ile yaptığı bir hareketti. Elinden tutup kaldırdım. Bornozu giydirdim. Saçını kuruladım. Hala titriyor ama çene yapmayı ihmal etmiyordu. Beste bana söylenmekle meşgul sarhoşken bile geveze. İçeriye geçtik. Dolabından kıyafet iç çamaşırı aldım.
"Beste şimdi üzerindekileri çıkar bunları giy tamam mı?"
Bana öfkeli öfkeli bakıyor. Titriyor bir yandan da. Çok sevimliydi bu hali. Banyoya geçtim üzerini değişsin diye. Bir iki dakika geçmeden pat diye bir ses duydum. Hemen içeriye koştum. Yere düşmüş. İç çamaşırları ile duruyor.
"Senin yüzünden düştüm. Kolum acıyor zaten beni yatağa da almadın pislik."
Kahkaha attım bu haline. Kendisi kalkmak istedi başaramadı ve tamamen yere bıraktı kendini. Yerden kaldırıp pijamalarını giydirdim ona. Saçını taradım. Saçını taradığım sırada hiç sesini çıkarmadı. Sanırım bundan hoşlanıyordu.
"Artık uyuman gerek."
Yatağa yatırdım. Bende üzerimi değiştirip hızlıca bir duşa girip geçtim yanına. Bana yanaştı biranda. Kafasını göğsüme koydu. Ne yaptığını sanıyordu bu çirkin ördek? Bu saçma yakınlıkta neyin nesi?
"Sen gerçekten yakışıklısın."
Bak sen çirkin ördeğe itiraf zamanı demek. Yakışıklıydım tabi. Yüzünü bana çevirdim.
"Sabah olduğu zaman hakaret edersen hatırlatırım."
"Yakışıklısın ama aynı zamanda düşüncesiz bir ayısında. Ben hislerimi gizlemem ki yakışıklı olduğunu hep iç sesimle kabul ettik ama salak olduğunu da.”
Kahkaha attım demek iç sesiyle kabul etti hanımefendi.
"Dış sesinle peki?"
"Dış sesim sen koca bir salak ve yürüyen ego olduğun için sana bunları söylemez."
"Şimdi söyledin ama."
Güldü.
"Hoşlanıyor musun peki benden?"
Yüzünü buruşturdu.
"Sen baş belası bir playboysun senden hoşlanmak mı? Sen hoşlanıyorsun bence benden. Sana bunu ispatlayacağım ben sana sadece çok uyuz oluyorum.”
"Ütopyalar dünyasında yaşama çirkin ördek."
Kafasını kaldırdı oturur pozisyona geçti. Sarhoşken bile hakareti eksik kalmazdı kalamazdı.
"Yatamıyorum midem bulanıyor."
Kolundan tutup balkona çıkardım hava alması için. Buz gibi sudan sonra üşüdü tabi titredi biraz. Kollarımı ona sardım ve beklenmedik şekilde oda bana sardı. Yüzünü bana doğru çevirdi. Kafasını kaldırdı ve yüzüme dokundu. Hayır bunu yapma bana yaklaşması hoşuma gitmedi bana nefret kusan kız altıma almam için yalvaracak neredeyse. Üstelik kendisi kutsal bakire!
"Seni başka bir kızla görürsem tekrardan bu balkondan atarım."
Gülümsedim. Kıskanıyor muydu bu beni. Yok artık yanlış sularda yüzüyorsun ufaklık. Sana sakın bana aşık olma demiş miydim? Demiştim. Peki Beste Altınsoy benim hastam olacak onun adını listenin başına yazın demiş miydim? Bingo onu da demiştim. Zavallı karıcığım.
"Peki ölmek istemiyorum dediğin gibi olsun."
Gözlerimin içine bakmaya devam ediyordu.
"Gözlerin çok güzel."
Bu kızdan iltifat almak için sarhoş etmek lazımmış demek ki. Kafasını iyice yaklaştırdı ve boynumu kokladı. Nefesini hissetmek dokunuşunu beni etkilemişti. Her erkek gibi tahrik oluyordum. Yüzüme bir öpücük kondurdu o anda kollarımla daha çok sardım onu. Kafasını kaldırınca burun burunaydık. Gülümsedi. Dudakları dudaklarımın üstüne doğru getireceği sırada:
"Uyumalısın Beste. Hadi."
Kafasını salladı.
"İstemiyorum."
Parmak uçlarında yükseldi ve dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Kurumuş dudaklarım onun dudakları ile ıslanmıştı. Beni öperken biranda elim kalçasına gitti sonra öpüşüne karşılık verdim. Bu bizim ilk öpüşmemizdi ve ne hissetmem gerek bilmiyorum. Kendini geriye çekti. Gülümsedi.
"O kadar da kötü değilim değil mi?"
"Efendim?"
"Benden etkilenmediğini söylüyorsun sürekli. Seni hiç etkileyemiyor muyum? Bence hiçte öyle değil gibiydi. Etkilendin işte. Hor görüyorsun beni ama şu haline bak beni beğeniyorsun”
Deli bu kız. Kahkaha attı. Alay ediyor benimle. Kendini ispatlamaya mı çalışıyordu yani. Amaç kendini ispatlamaktı öyle mi? Ondan etkilenip etkilenmediğimin denemesi yapılıyordu? Küçük bir şeytan kendisi Kolundan tuttum içeriye girdik.
"Sabah tüm bunlar için benim canıma okumak istediğinde sorumluluk almayacağım."
Yeniden bana döndü yüzümü avuçlarının arasına aldı. Gözlerinde hırs var resmen böyle gözü dönmüş gibi.
"Öp beni."
Sarhoşluk insanın içindekileri çıkarır derler bu deli kız resmen beni arzuluyor sorsan benden ölümüne nefret ediyordur ya da şuan kendince bir ispat peşinde
"Beste!"
"Kocam değil misin sen? Öp! Hep bunu istemiyor muydun? Birazcık eğlenelim karıcım, beni eve bağlayacak bir şeyler yaparsın belki karıcım...Şu geceliği giysene biraz sexy olsana. Bak karşındayım hadi!”
"Lütfen sarhoşsun ve artık uyu."
"Leyla gibi değilim tabi! Seksi, güzel ya da altına aldığın hiçbir kadın kadar iyi değilim. Sana göre çirkinim, bakımsızım, beceriksizim. Umurumda değil sen ve aptal düşüncelerin anladın mı?”.
"Kes artık şunu. Kendini başkaları ile kıyaslama."
Masumlaştı birden yeniden yanaştı ve dudağıma öpücük kondurdu. Minik ve yavaş adımlarla öpüyordu. Bu kız kaşınıyor resmen! Bir erkek olarak kendime engel olmakta oldukça zorlanırken hiç yardım olmuyordu. Öpüşmeye devam ederken kendini yatağa bıraktı birden. Onunla ilk öpüşmemizdi bu nasıl hissettirdiği konusu biraz tuhaf sanki lisedeyken ki öpüşmem gibi heyecanlı bir o kadar acemi ve korkakça. Öpüşmemiz derinleşirken kendimden uzaklaştırdım onu. Ben onu sevmiyordum oda beni üstelik çirkin ördeğimiz bakireydi ona bunu yapamazdım.
"Kendini sevdiğin adama sakladığını sanıyordum."
Anlamsızca baktı sonra gülümsedi şeytani bir ifade var yüzünde ne hinlikler planlıyor Allah bilir.
"Belki sana aşık olurum. Zor ama… imkansız mı?”
Ama ben sana olmam sen benim sevebileceğim türde değilsin ki fazla safsın, inatçı, dediğim dedik, çirkef, cadoloz, hiç susmayan bir dırdırcısın ben daha çok yatakta hırçınlaşan kadınları severdim.
"Olma ufaklık sakın bana aşık olma."
Kollarından tuttum ve yatağın içine soktum.
"Gözlerini açma sakın uyu artık."
Yatağa girdim bende yeniden bana sarıldı ve gözlerini kapadı. Umarım pişman olmazsın Beste ve sakın bana aşık olma çünkü aşkına asla karşılık bulamazsın. Seni mutlu edecek adam ben değilim. Üzerim, kırarım olmaz. Tek kadına bağlı kalamam. Güvenemem seni öpmemin nedeni bile sadece anlık bir etkilenmeydi. Evet sen seviştiğim o kadınlara hiç benzemiyorsun ve bu yüzden asla bana aşık olmana izin vermeyeceğim. Gözlerimi kapadım. Kokusu burnuma doluyordu. Parfümü.. Portakal çiçeği olmalıydı. Gözlerimi kapattım ve derin bir uykuya bıraktım kendimi.
Gözlerimi açtığımda hala uyuyordu. Üstelik hala kolları bana sarmış ve göğsümde yatar vaziyette. Gözlerini açtığında kıyamet kopacak. Kıpırdanmaya başladı hemen gözlerimi geri kapadım. Kafası göğsümden kalktı. Uyuduğumu düşündüğü için fısıltı ile.
"Neler oluyor ya!"
Sonra birden kolumu dürtükledi.
"Kalk Allah'ın cezası."
Yeni uyanmış gibi açtım gözlerimi.
"Neden seninle sarmaş dolaş halde yatıyorum."
Sırıttım. Bunu kendine sorsan keşke.
"Yapıştın bırakmadın. Kurtulamadım senden. Vantuz!”
"Ne! Ben sana yapıştım öyle mi? Pislik herif en son arabaya bindirdiğini hatırlıyorum beni gerisi yok. Ne yaptın bana? Ne içirdin pislik”
Dün gözlerinden ateş, şehvet fışkıran kızın bugün öfke fışkırıyordu.
"Vallahi ben sana yapmadım ama engel olmasam sen bana yapacaktın? Namusumu çok zor korudum."
Eliyle yüzünü kapadı. Homurdanıp tiz sesiyle viyaklamakla meşguldü. Komik görünüyordu
"Ne yapmışım?"
"Üstüme atladın resmen. Panter gibiydin karıcım bu ateşli yönünü de keşfettim sayende."
Yüzünde oluşan kırmızılık utanç belirtileri çok eğleniyordum. Onu köşeye sıkıştırmak eğlenceliydi.
"Yalancı!"
"Hatırlamıyor musun? Gel hatırlatayım."
Eliyle yüzümü geriye itti.
"Hatırlamıyorum, istemem hatırlatma. Sen yalancısın budala."
Yataktan kalktım. Utanmıştı güzel bunun üstüne gidip onu delirtmek hoş olurdu.
"Üzerime kustun bunun bedelini ödeyeceksin.
Sırıttı. Kıkırdadı hoşuna gitti bunu duymak
"İyi yapmışım."
Ben sana göstereceğim şimdi gününü.
"Üstünü değiştirmem bir hayli zor oldu ama."
Üzerindekilere baktı büyük telaşla
"Sahi kim değişti üzerimi?"
Ayağıma gelen topu tam kaleye atmanın zamanıydı.
"Ee ben kim olacak karıcım. Kocan seni ıslak ıslak uyutacak değildi."
"Sen mi? Pis sapık, iğrenç çıkarcı herif. Fırsatçısın sen. Nasıl yaparsın! Beni çıplak görmüş olamazsın. Sen tam bir domuzsun”
"Giyinemedin yere düştün iyilik yaptım. Bu devirde iyiliğin kıymeti kalmamış."
"Sen şimdi benim her yerimi... Kahretsin gördün mü gerçekten?"
Kahkaha attım. Nasılda utanmış, korkmuş bir halde. Eliyle yüzünü kapadı. Daha fazla utandırmak istemedim.
"İç çamaşırlarını kendin giyebildin ben sonrasına yardım ettim."
Ayağa kalktı. Derin bir oh çekti. Ben seni süründürürdüm de iyi bir adamım Allah'tan.
"Başım çatlıyor."
Onu kızdırmak ve uyuzluk yapmakta keyifliydi... Yanına yanaştım köşeye sıkıştırdım.
"Dünkü öpücükler çok ateşliydi."
Gözleri kocaman açıldı.
"Seninle öpüştüm mü?"
Kafamı salladım.
"Defalarca."
"Sende buna karşılık mı verdin seni pislik! Sen çıkarcısın çıkarcı. Ne oldu baya etkilenmişsin öpücüğümden herhalde?”
Kollarından tuttum
"Sonuç olarak bir erkeğim hormonlarım var değil mi çirkin bile olsa kızın biri şehvetle dudaklarımı öperken karşılık vermemek olmazdı. İlk öpüşmeye göre pek iyi değildi bence ama sana göre iyi bile sayılır. Benimle öpüştün sonuçta."
İteklemeye çalıştı ama beceremedi.
"İğrençsin."
"Dua et sen fazlasını istediğinde seni durdurdum."
"Yalancı. Yalan söylüyorsun ben asla öyle bir şey yapmam. Seninle şu odada olmak bile ürpertici zaten”
Parmağımı yüzünde gezdirdim.
"Hatırlamıyor musun?"
"Hatırlamıyorum. İğrenç! Seni öpeceğime kurbağa öperim daha iyi. Bir şey hatırlamıyorum ve senin hatırladıkların beni bağlamaz. Git kendine sakla bu zırvalıkları”
"Öyle mi?"
Kafasını salladı.
"Görüşeceğiz küçükhanım."
Üzerimdeki tişörtü çıkarıp ona doğru attım.
"Bu arada şunu çöpe at ya da Asiye yıkasın tıpkı sen gibi kokuyor ve kokunu hiç sevmiyorum."
BESTE
Suratıma tişörtü fırlattı ve banyoya girdi. Kokumu sevmiyormuş lanet olası. Bende sana bayılmıyorum zaten. Başım çatlıyordu dün geceyi çat pat hatırlıyordum. Gözlerimi kapadım ve biraz hatırlamaya çalıştım. Odaya geldik. Kustum evet evet onun üstüne kustum bunu biraz isteyerek yaptım sonra buz gibi bir suyun altındaydım. Parça parça geliyordu her şey aklıma. Yatağın başında onu öpmüştüm. Evet o haklıydı onu öptüm! Bu iğrenç neden onu öptüm ki. İspat istedim kendimi kanıtlamak ama gereksiz bir çabaydı bu. Yapmasam daha iyiydi. Sarhoşken salaklaşıyorum işte. Kendimi ispatlamak istedim ona demek etkilenmşyorsun bak bakalım şimdi tekrar demek istedim aptallık ettim işte ona bu kozu nasıl verdim ben. Midem bulandı dudaklarımı dezenfekte etmek istedim. Ona asla hatırladığımı belli edemem yoksa beni rezil eder. Tişörtünü kokladım evet ben gibiydi ama birazda onun gibi kokuyordu ikimizin kokusu karışmış birbirine. Yere fırlattım tişörtü. Üzerimi değiştirdiğim sırada Rüzgar'da üzerini değişmiş çıkmıştı. Bana baktı görmezden geldim odadan çıkacaktım ki kolumdan tuttu.
"Dün gece üzerime kustun. Tişört borçlusun bana."
"Hiçbir şey borçlu değilim."
"Bana bak zaten sinirliyim sana. Dün seni defalarca aradım telefonun kapalıydı ve bir barda sarhoş olmuş vaziyette buluyorum seni."
Dün bana karışma diye çemkiren adama bakın.
"İyi de sanane. Benim hayatım, benim kararım. Sana ben gel demedim benimle ilgilen demedim. Senden nefret ediyorum. Bencil ve kendinden başkasını düşünmeyen bir adamsın. Boyundan büyük bir egon var ve bu midemi bulandırıyor."
Kaşlarını çattı öfkeli gibiydi. Kollarımı tuttu ve biraz sıkarak.
"Dün gece seninle sevişmem için yalvaracaktın ama neredeyse. Çok yakışıklısın, gözlerin harika derken öyle demiyordun. Belki sana aşık olurum Rüzgar öp beni Rüzgar, seviş benimle..."
İttim onu kendimden nefret ettim neden yaptım bunu ondan gerçekten nefret ediyorum ona aşık değilim hoşlanmıyorum bile ama dün yaptıklarım.
"Seninle sevişmek mi?"
Kahkaha attım.
"Ben hatırlamıyorum. Yalan söylüyorsun."
"Yalan öyle mi?"
Bana yanaştı kafasını yüzüme yaklaştırdı. Kalçalarımı avuçladı.
"İstersen hatırlamana yardımcı olayım karıcım"
Kendimi geriye çektim. Hiçbir şey hatırlatmasına gerek yoktu her şey dip diri beynimin içindeydi.
"Bak Rüzgar, dün gece olanların tek bir karesini bile hatırlamadığım için seninle dünle alakalı konuşamam bu konuyu çok uzatma. Ben daha önce sarhoş olduğum zamanlarda da çok saçmalamışımdır. Eski sevgilime sarhoş olduğumda yaptığım saçmalıklar buradan Bursa'ya yol olur ben alkolü kaçırınca dozutan bir kadınım maalesef bana yaramıyor. Sana karşı nefretten başka bir şey yok içimde. Yemin ederim! Dört gözle boşanacağımız günü bekliyorum"
Kollarını çekti üzerimden.
"Ya ben sana ölüyor muyum sanıyorsun? Yüzün, ellerin, saçın, gülüşün, kokun her şeyin beni delirtiyor. Tahammül edilmeyecek kadar sıkıcısın."
Umurumda olmadı söyledikleri. Gülümsedim.
"İyi ya ölümüne nefret ediyoruz birbirimizden şu oyun ne kadar erken biterse o kadar iyi."
"Bence de!"
Aşağı indik birlikte. İkimizde öfke doluyuz. Kahvaltı masasına geçtik Ekrem Baba ve Nebahat Anne bizi süzdü şöyle. Yüzümüzden düşen bin parça.
"Günaydın." Dedim usulca.
Ekrem Baba "Günaydın kızım." Derken Nebahat Anne soğuk ses tonu ile "Günaydın." Dedi sadece. Kahvemden bir yudum almıştım. Başım öyle çok ağrıyor ki. Sofrada çıt sesi yoktu ta ki Nebahat Anne.
"Sen dün akşam neredeydin Beste. Telefonun kapalıydı?"
Kafamı kaldırdım. Yüz ifadesi kızgınlık, öfke doluydu. Hesap mı soruyordu. Tek kaşını havaya kaldırmış cevap vermemi beklerken ne diyeceğimi bilemedim. Oğlunu bastım sonra sinirle bara mı gittim diyeyim. Göz göze bakarken.
"Cevap verecek misin? Gece ki halin neydi öyle Rüzgar'a ben gideceğim deyip durdun. Öyle rol mü çalışmak olur kızım.
"Ben dün..."
Rüzgar atıldı araya.
"Anne üstüne gelmesene kızın sana söyledim dün çekimi uzadı arayıp bana haber verdi akşam yemeğini sette yemek zorunda kaldı zaten gece gidip aldım ben onu eve birlikte döndük işte."
"Evet ama oğlum insan biraz dikkat eder bize de haber verebilirdi."
"Bana verdi ya anne. Kocası benim önemli olan bu. Size söylemek zorunda değil. Yetişkin bir kadın o"
"Madem sana haber verdi sen gece gittin onu aldın sizin bu yüzünüzün hali ne? Surat beş karış kahvaltıya iniyorsunuz. Daha bir hafta oldu siz evleneli anlayamıyorum sizi."
"Anne işle alakalı bir konuya kafam takılı sadece. Bu aralar yoğunuz Beste desen kız daha düğün yorgunluğunu atlatamadan işe başladı. Normal yani her şey birden olunca."
Aferin canım kocam. Ne güzel savunuyor beni. Tam benim kocama yakışır şekilde. Beste! Kızım yine uçtun numara yapıyor o. Hemen kanıyorsun. Şeytan işte annesigil aldattığını öğrenir korkusuna böyle kıvırıyor. Uyuz.
"Peki oğlum."
Ekrem Baba atıldı bu kez.
"İstersen şirkete gelme sen bugün birlikte vakit geçirin akşam yemeğini dışarıda yersiniz."
"Hayır baba işleri halletmem lazım. Başka zamana."
Ay haspam ben seninle vakit geçirmeye bayılıyorum yüzünü ne kadar az görsem kardır.
"Beste kızım sen ne yapacaksın?"
Dudak büzdüm. Bilmiyorum ki çekimimde yok bugün. Gezerim herhalde.
"Planım yok. Şeyma'yı ararım büyük ihtimalle alışveriş yaparım."
Gülümsedi Ekrem Baba. Bu adama aslında bizi evlendirme şartı koştuğu için kızgınım ama iyi kalpli biri. Rüzgar hiç babasına çekmemiş. Ekrem Baba bana.
"Şirkete gel istersen hem daha çok içinde olursun. Hakim olmak isteyeceğin şeyler olur. Sen kendini soyutluyorsun ama bence istesen güzel şeyler çıkacak senden. Ben dünkü fikirlerini çok beğendim özellikle."
Gülümsedim. Ponçik misin acaba Ekrem Baba? Şirkete gelmeyi her ne kadar istemesem de!
"Çok teşekkür ederim Ekrem Baba. Gelirim tabiki önce Şeyma ile buluşur sonrasında şirkete geçirim olur mu?"
"Olur kızım keyfin nasıl isterse."
Gülümsedim. Birkaç şey daha atıştırdıktan sonra kalktım.
"Afiyet olsun ben çıkıyorum."
Rüzgar elimden tuttu.
"Bekle beni de."
Şuan yumruk atmak istiyorum buna. Elimi tuttu birlikte bahçeye çıktık.
"Ben kendi arabamla gideceğim."
"Annemlerin yanında ayrı ayrı çıkmayalım diye seninle çıktım yoksa şoförlüğünü yapacak halim yok."
"İyi."
Arkamı döndüm arabama binip uzaklaştım hemen. Şeyma'yı aradım hemen açtı.
"Ooo sarhoş uyanabildin mi?"
Sırıttım.
"Başım çatlıyor ama iyiyim."
"Seni öldürmek istiyorum."
"Nişantaşı'na geçiyorum gelsene bir şeyler alayım kendime oradan şirkete geçeceğim."
"Tamam fazla vaktim yok benimde zaten bugün senin için bir ön görüşme yapacağım. İki film var ikisinin de senaryolarını alacağım sonrasında birlikte inceliriz."
"Tamam tatlım."
Telefonu kapadım ve Nişantaşı'na doğru sürdüm. Biraz trafik vardı ama her şeye rağmen sonunda ulaşmış ve park etmiştim. Aradan indim. Mağazalara bakınırken Şeyma aradı.
"Neredesin?"
"Aysel'in butiğine geçiyorum gel sende."
"Tamam."
Butiğe girdim.
"Bestecim hoş geldin hayatım."
"Hoş bulduk. Nasılsın?"
"İyiyim güzelim. Gel otur şöyle bir kahve içelim."
Masaya geçtik.
"Bir güzelleşmişsin iyice evlilik yaramış."
Aman Aysel sorma evlendiğim günden beri sinir stres sahibi insan oldum ben. Gülümsedim sadece.
"Tam zamanında geldin yeni ürünler geldi tam senlik."
"Sana güveniyorum."
Şeyma geldi o sırada Aysel onu da büyük mutlulukla karşıladı. Kahvelerimiz geldi onları yudumlarken Aysel'e
"Ben aslında bugün alışverişten çok başka bir iş için geldim."
"Neymiş canım?"
"Bizim şirkete tekstil departmanı eklendi. Modaya yön vermek istiyoruz. İşinde bir numaralı stilistler, butik sahipleri, tasarımcı her şey en iyisi olmalı. Aklıma sen geldin. Senin butiğin Türkiye dışında bile çalışan başarılı bir butik. Çalışanların disiplinli ve başarılı. Bizimle çalışsanız nasıl olur."
Güldü Aysel. Derin nefes aldı.
"Süper bir fikir aslında ama daha önce hep bağımsız çalıştık şimdi böyle şirket bünyesinde nasıl olur ki."
"Olur merak etme sen sezonluk tasarım olacak zaten. Yani yaz kreasyonu, kış kreasyonu ona göre yaparız biraz sokak modası biraz gece şıklığı. Yaş aralığımız 18-35 olacak zaten. Sen bu işin altından kalkarsın."
"Senin içinde olduğun bir işte olmak beni mutlu eder Bestecim. Yıllardır tanıyorum seni. Kıyafet tasarımların her şeyini bize emanet edersin şimdi böyle bir iş teklif ettiysen eğer seve seve kabul ederim."
"Harika. Şirkete geçeceğim birazdan en kısa zamanda seninle görüşme yapalım."
"Olur tabi."
Ayağa kalktım.
"Şimdi alışveriş yapabilirim."
Butikte öncelikle spor sokak kıyafetlerine baktım. Siyah gül desenli önlerinde yırtık detayı olan bir pantolon aldım sonra bol paça başka pantolon. Üzerine Şeyma'ya seçmesi için bıraktım. Aysel bir elbise gösterdi. Straplez kalp yaka detaylı mini bir elbise. Üst kısmı taşlarla süslenmiş. Gri taşların üstünde belli yerlerde farklı renkler kullanılmış etek kısmı tül detalı uçuş uçuş mercan rengi bir elbise. O kadar şık gözüküyor ki.
"Yine harikalar yaratmışın."
"Sana ayırdım özellikle tam sana göre olacağından emindim."
Hemen kabine girdim denedim. Gerçekten tam bana göreydi. Bayıldım.
Sonra lila tonlarında uzun yırtmaçlı bir elbise daha getirdi kolları hafif düşük ama inanılmaz güzel. Bunu da beğenip aldım. Çok giymiyorum ama olsun dolapta lazım olur. Yeniden üzerimi değiştiğimde eşyalar paketlendi. Şeyma ödemeyi yaptı. Genellikle her şeyimle o ilgilendiği için kartlarımdan biri onda o yüzden her şeyde ona bırakırdım. Butikten çıktık tatlı yemek için bir yere oturduk. Siparişleri verdik.
"Ne yaptın dün gece. En son arkamdan beni de götür bu beni öldürür diyordun."
Kahkaha attım.
"Dün neler oldu neler?"
Şeyma merakla gözlerini açtı.
"Anlat"
Vallahi nereden başlasam bilmiyorum ki rezillik diz boyu resmen dün yaptıklarım aklıma geldikçe.
"Eve gittiğimizde çok sarhoştum bağırdım, çağırdım, güldüm. Rüzgar'ın üstüne kustum."
Bunu söyledikten sonra kahkaha attım. Aklıma geldikçe keyifleniyordum kurbağa prensin üstüne kustum oh olsun.
"En zevklisiydi sanırım."
Şeyma gülüyordu.
"Sonra ben sarhoşluğun etkisi ile Rüzgar'ı öptüm."
Şeyma şaşkınlıktan ağzını açtı sonra eliyle ağzını kapayarak.
"Nasıl öptün?"
"Bas bayağı işte kızım. Öpüştüm adamla. Gerçi ona hatırlamıyorum dedim yoksa burnumdan getirir."
"Neden yaptın?"
"Sarhoştum ve sarhoş insanlar aptalca davranır. Sanırım birde kendimi kanıtlamak istedim benden etkilendiğini görmek amacıyla."
"Yoksa ona."
"Saçmalama. Ondan nefret ediyorum."
Yüzünü inanmamış bir ifade bürüdü.
"Ama onu öpmüşsün."
Kaşlarımı çattım.
"Dizilerde de öpüşüyorum. Bazen rol arkadaşımdan nefret edebiliyorum ama yine de öpüşüyorum."
"Bu dizi değil ama siz evlisiniz."
"Oyun bir evlilik diziden farkı yok. Hem onu sevmiyorum. Gerçekten. Yemin ederim bir hissiyat yok içimde ona karşı. Yakışıklı ve hoş adam ama o kadar ben duygularımdan kaçmam Şeyma biliyorsun. Hissetsem hissediyorum derdim."
Gözlerimin içine baktı. Anlamaya çalışıyordu anla Şeymacım bak işte gözlerime sevmiyorum onu. Tatlılarımız geldi o sırada hemen koca parça attım ağzıma.
"Yemin ediyorum."
"Emin misin?"
"Yemin ettim işte. Sevmiyorum onu gerçekten nefret ediyorum yani o kadar itici ki neden seveyim onu. Tanrım Şeyma adam yürüyen ego!"
Kıkırdadı.
"Sarhoşken adamı götürmeye çalışmışsın ama."
Kahkaha attı.
"Az değilsin."
"Aman işte sarhoşken akılsızlaşıyorum. Pislik birde dalga geçiyor benimle."
"Neden?"
"Üzerime atladın diyor. Edepsiz herif! Kokumdan nefret ediyormuş sanki onun kokusu mükemmel."
Kokusu güzeldi aslında ama o benimkini sevmezse ben onunkini hiç sevmem.
"Siz yakında aşkı doruklarda yaşarsınız."
Sinirle yüzümü buruşturdum.
"Saçmalamayı kes."
Tatlımdan birkaç parça daha aldım. Pasta yerken aklıma doğum günü geldi.
"Aaa bugün Cenk'in doğum günüydü değil mi?"
"Aaa evet."
Elime telefonu aldım Cenk'i aradım açmadı.
"Açmadı bende resim atayım."
"Bende atayım burada değil ama sanırım bir defilesi vardı yurtdışında."
"Öyle mi? Neyse gelince telafi ederiz o halde."
Cenk bizim üniversiteden arkadaşımızı harika bir sesi vardı ama model olmayı tercih etti. Aranılan bir erkek modellerdendi ama. Hemen üniversite zamanında çekilmiş resimlerimizden birini aldım altına.
"Şu resmi dört yıl önce sıkıcı bir dersin sonrasında çekinmiştik. Hayallerimizin olduğu ve sürekli birbirimize güzel şeylerin olacağının telkinini verdiğimiz zamanlar. Yıllar geçti biz hala zor zamanlarda birbirimize telkin vermekten vazgeçmiyoruz yaş alıyoruz ama birlikte büyümenin de tadını çıkarıyoruz. İyi ki tanıdım seni canım. Çok sevilenlerde bugün başrol senin. Nice güzel yaşlara."
Resmimizi attım Cenk'i de etiketledim.
"Özledim geldiğinde muhakkak görüşme ayarlayalım."
"Tamam hallederim ben. Ne güzel yazmışsın ya şapşal."
Kıkırdadım.
"Gitmem lazım. Şirkete uğrayayım biliyorsun hem iş kadını hem oyunculuk ah ah annem beni şahane olayım diye doğurmuş. Sende senaryo görüşmesini yap sonrasında bana yollarsın bebek kız."
"Tamam canım."
Cafeden çıktık. Arabaya binip şirkete doğru sürdüm.Yıllardır uğraşmadığım şirketimle alakadar olmak bir garip. Hiç sevmiyorum bu işlerin içinde olmayı aslında. Şirkete geldim arabayı park edip indim. İçeriye girdim. Resepsiyondaki kız beni görünce.
"Hoş geldiniz Beste Hanım."
"Hoş bulduk."
Yukarı çıktım. Ekrem Babanın odasına gidecektim. Sekreteri
"Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk. Ekrem Baba müsait mi?"
"Tabi Beste Hanım geçin."
Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Beni görünce gülümsedi.
"Hoş geldin kızım."
"Hoş bulduk. Nasılsınız?"
"İyi çalışıyoruz. Sen nasılsın."
Masanın önünde duran tekli koltuğa oturdum. Rüzgar'ın odasına göre daha ağır ve gösterişli bir odası vardı.
"İyiyim bende. Bir arkadaşımla görüştüm bugün butiği var yurtdışında bile iş yapar kendisi tasarımcıları sektörün en iyileri bende ona iş teklif ettim. Yaz ve kış kreasyonunu hazırlayıp, defilelerimizi düzenleyebilirler. Aynı zamanda gerekli reklamlar yapılır bize çok katkısı olur."
"Çok iyi düşünmüşsün."
Gülümsedim. Kartını uzattım Aysel'in
"Uygun bir zamanda görüşmeye gelebilir. Anlaşacağınıza eminim."
Kafa salladı.
"Senin fikirlerine güveniyorum. Babanla Rüzgar'ı da çağıralım bu fikrini duysunlar sonra gerekli çalışmalar başlar."
Olur anlamında kafa salladım. Eline telefonu aldı.
"Kızım Rüzgar ve Salih Bey odama gelebilirler mi sor bakalım?"
Yaklaşık beş dakika sonra babam ve Rüzgar aynı anda geldi. Babamı görünce gülümsedim. Yanıma gelip saçıma öpücük kondurdu.
"Kızım şirketten çıkmaz oldun?"
"Ekrem Baba ile bir konu konuşmaya geldim."
Rüzgar ile göz göze geldik o esnada. Gülümsedi.
"Hoş geldin karıcım."
Samimiyetsiz köpek. Defol gitsene ne bok yemeye geldin Leycacın bekler bekletme kızıl şeytanı.
"Hoş bulduk."
Soğuk bir ses tonuyla, sonra babama döndüm.
"Tekstil departmanı için bir arkadaşımla görüştüm çok iyi işler yapıyor. Görüşmeye gelsin diyorum."
"Olur kızım. Ekrem Bey ne dedi?"
"Valla Salihcim gelinim çok becerikli ben ona güveniyorum. Yarın hemen görüşme yapalım."
Kafa salladım.
"Kahve içer misiniz?"
"Ben dışarıdan geliyorum bir şeyler atıştırdım, içtim. Teşekkür ederim."
"Olmadı böyle bir ara karşılıklı kahve içelim ama."
"Olur tabi."
Rüzgar'a döndü sonra
"Sen ne diyorsun Beste'nin fikri için?"
"Mantıklı sizde onay verdiniz. Hem defilede Beste'nin olması daha iyi olur bizim için."
Herkes hep bir ağızdan onayladı beni. Amanda aman ben süper miyim. İş hayatın bir girdim pir girdim. Mükemmelim resmen. Tamam tamam Beste bu salak Rüzgar'la takıla takıla sende egoist oldun.
"Ben gideyim artık."
Ayağa kalktım. Babam
"Kalsaydın biraz daha kızım."
"Ne yapacağım ki üzerime düşeni yaptım geri kalanla alakalı fikrim yok."
Yanıma geldi babam elimi tuttu.
"Tamam canım benim."
Yüzüne öpücük kondurdum babamın.
"Kolay gelsin Ekrem Baba."
"Sağol kızım."
Rüzgar kaşları çatık bana bakıyor ona bir şey söylemedim. Kapının önüne geldim.
"Bekle beni."
Arkamı döndüm. Yanıma geldi. Elimi tuttu. Kocaman elleriyle ellerimi kavradı. Ellerim onun avuçlarının içinde kaybolmuştu. Odadan çıktık. Ellerimi çekmek istedim ama başaramadım. Sessizce
"Bırak."
Odasının önüne geldik. Leyla oradaydı göz göze geldik. Kolumu çekmeye çalıştım başaramadım yine. Odaya soktu beni. Elimi bıraktı.
"Ne yaptığını zannediyorsun?"
Kollarımı tuttu.
"Senin bu tavırların ne?"
"Ne tavrım varmış?"
"Ben yokmuşum gibi davranıyorsun. Şirkete geliyorsun babam çağırmasa yanıma gelmeyeceksin."
"Zaten sen benim için yok gibisin Rüzgar. Gelmem mi lazım. Evet yoksun hem rahatsız etmek istemedim Leyla ile birliktesindir diye."
Eliyle çenemi tuttu bu kez.
"Saçmalama, kes şunu babamlar bir şeyler olduğunu anlıyor sen böyle davrandıkça. Sabah kahvaltıda annemin söylediklerini unuttun herhalde. Yüzümüzden her şey belli oluyor."
Kollarının arasından kurtulmaya çalıştım.
"Banane. Umurumda değil artık."
Beni itekledi!
"Sen delirmişsin. Daha ilk haftadan evliliğimizde pürüz çıkarsa ne olur. Sen mahvolursun bende ve babalarımızda ıımm biraz düşünelim evet işimizde! Aptallık yapma."
Onu affedemiyordum. Gözümün içine baka baka yaptığı şeyler. Yine ailem için katlanacaktım ama ona. Bir şey söylemedim. Yanıma geldi yüzüme dokundu.
"Hem dünkü gibi olsan ya hiçbir sorunumuz kalmaz."
Sırıttı bunu söylerken. Ben bunu nasıl öptüysem. Yüzünü bana doğru yaklaştırdı.
"Ne yapıyorsun?"
"Hala dün geceyi hatırlamıyor musun?"
Derin bir nefes aldım. Hatırlamaz olur muyum dudaklarımı dudaklarınla bütünleştirmiştim. Her öpücük daha da derinleşirken kendimi o anın akışına nasıl bıraktım ben. Ah delilik bu.
"Hayır. Çekil şuradan."
"Ama ben hatırlıyorum. Her bir ayrıntısını."
Amacı neydi bunun beni baştan çıkaracağını mı zannediyor. Kafasını sanki öpecekmiş gibi iyice yaklaştırdı.
"Çekil."
Gülümsedi. Dudakları iki yana doğru gerilirken nefesini yüzümde hissediyordum. Bir adım daha yaklaştı o esnada kapı açıldı birden. Hemen uzaklaştım ondan. Kapıya baktım Leyla elinde dosyalar ile birde kapıyı çalmıyor tabi patronla fingirdiyor! Yüzünde kızgınlık ifadesi var. Pardon? Sanki o beni kocasıyla bastı sürtük. Rüzgar kaşlarını çattı.
"Kapıyı çaldığını duymadım?"
"Efendim?"
"Kapının çalınma sesini duymadım."
"Şey ben."
"Çık dışarıya."
"Ama dosyalar."
"Çık dışarıya Leyla."
Yüzü asıldı ve odadan çıktı. Oh olsun sana aptal benim kocam seni böyle kovar odadan işte. Gerçi kocam daha dün kızı götürüyordu. Rüzgar'a döndüm.
"Niye kızı kovdun yazık şimdi üzülür?"
"Saçmalamayı kes. Hem sen bana söyleneceğine söyle bakalım bu Cenk Kulaksız ile fotoğraf atmışsın?"
"Arkadaşım ne oldu? Sen nereden tanıyorsun? Senin de mi arkadaşın? Sanmam gerçi seninle neden arkadaşlık yapsın… Hem yapsa bilirim."
"Yok ben öyle zırtapozlarla takılmıyorum. Bugün methiye yazmışsın yarım satır merak ettim karımın ilgisine mazhar olan adam kimmiş diye."
Kaşlarımı çattım. Kolunu cimcikledim kolunu tuttu.
"Ne oluyor yine?"
"Arkadaşıma zırtapoz dersen kurbağa gözlerini çıkarırım senin. Evet o methiyeler az bile ona."
"Methiye etmişsin attığın resim de maşallah ama senin de kıçında el kadar etek çocuğun eli nerende belli değil."
"Ben gidiyorum. Kolay gelsin."
Arkamı döndü tam çıkacakken kolumdan tutup çekti kendine.
"Yok öyle işine gelmeyince kaçmak."
"Kaçan yok haddini bileceksin o zaman arkadaşım hakkında düzgün konuş."
"Aman al tepe tepe kullan arkadaşını."
"Tamam kes."
Rüzgar'ın bir şey söylemesine fırsat vermeden odadan çıktım. Kapının önünde Leyla'nın ölümcül bakışları ile karşılaşsam da aldırış etmedim. Bu adamın derdi neydi böyle beni delirtip Leyla ile evlenme planları varsa bunu beni delirtmeden de yapardı keza ellerimle seve seve Leyla'ya verir düğünlerini yapar üzerine Cumhuriyet Altını bile takarım. Çünkü neden takmayayım kocamdan nefret ediyorum değil mi?