3

1538 Words
Gecenin karanlığında dışarıdan sesler gelmeye başladığında, Batuhan annesine yaslanarak uyuya kalan oğlan çocuğuna baktı. Simsiyah saçları vardı. Uzun kirpikleri yanağında gölge yapıyordu. Annesinin koluna kafasını yaslamış, küçük elleriyle montunu sıkıca kavramıştı. Batuhan, çocuğun masumiyetinde bir şeyler bulmuştu. Bir zamanlar kendisinin de bu kadar saf olduğu günleri hatırlıyordu. “Çocuğu al ve üst kata çık. Kapıyı da kilitle,” dedi ayağa kalkıp silahını alırken, sesinde kararlılık vardı. Lara'nın gözleri dehşetle genişledi, ancak oğlunu kucağına alıp hızlı adımlarla merdivenlerden çıktı. Üst kattan kapının kapanma sesi geldiğinde Batuhan sanki bambaşka biri olmuştu. Yüzünde, savaşın kazandırdığı o ifadesiz bakış belirdi. Lara üst katta odaya girdiğinde kapıyı kilitleyip çocuğunu yatağa yatırdı. Korkmuş, endişeli gözlerle oğluna baktı. Çocuk, bu korkunç gecenin farkında olmaksızın huzurlu bir şekilde uyuyordu. Lara'nın içi parçalanıyordu, ama şimdi güçlü olmalıydı. Hızla pencereden dışarı baktı, Batuhan'ın ne yapmak üzere olduğunu görmeye çalıştı, kalbinde büyük bir tedirginlikle. Kapı zorlanıyordu. Batuhan, dışarıdaki iki adamın homurtularını duyuyordu. Kalbinin atışları, anın gerilimini yansıtıyordu. Eski bir asker olarak, savaşın ve mücadelenin ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Bedeni, bu tür anlara tepki vermek üzere eğitilmişti. Silahı elinde, harekete geçmeye hazırdı. Ancak içinde bir yerde, savaşın bittiğine inanmak isteyen o parça hâlâ yaşıyordu. Kapı zorlanıyordu. Batuhan, dışarıdaki iki adamın homurtularını duyuyordu. Kalbinin atışları, anın gerilimini yansıtıyordu. Eski bir asker olarak, savaşın ve mücadelenin ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Bedeni, bu tür anlara tepki vermek üzere eğitilmişti. Silahı elinde, harekete geçmeye hazırdı. Ancak içinde bir yerde, savaşın bittiğine inanmak isteyen o parça hâlâ yaşıyordu. Kapı sonunda açıldı. İlk adam, silahını çekip içeriye atıldı. Batuhan, refleksleriyle hemen yan taraftaki duvarın arkasına sıçradı. Adam ateş etti, mermiler duvarı delip geçti. Batuhan, açıyı değerlendirdi, hızla duvardan çıkıp ilk adama ateş etti. Adam yere yığıldı, yüzünde şaşkın bir ifade vardı. İkinci adam, Batuhan'a doğru atıldı, yumrukları havadaydı. Batuhan, adama doğru hareket etti, yumruklarını ve ayaklarını ustaca kullanarak ona vurdu. Adamın bıçak çektiğini gördüğünde, elini yakalayıp bıçağı yere düşürdü. Daha sonra, birkaç sert vuruşla adamı yere serdi, yüzündeki öfkenin yerini acı bir memnuniyete bırakmasına izin verdi. Her şey birkaç saniye içinde olmuştu. İki adam da yerde cansız yatarken Batuhan’ın yüzünde tek bir ifade bile okunmuyordu. Bu iki salak aradıkları kişinin burada olup olmadığından bile emin değilken saldırıya geçmişlerdi. Silahını beline geri takıp cesetleri kapının önünden sürüyerek odalardan birine soktu. Yere bulaşan kanları da temizleyip, odanın kapısını kilitledi. Ağır adımlarla üst kata çıkıp kapıya birkaç kere üst üste vurdu. “Benim Batuhan, kapıyı açar mısın?” Lara kapıyı hafifçe aralayıp açtı. “Artık korkmana gerek yok. Güvendesiniz,” Batuhan, kendi yatağının içinde yastığına sarılıp uyuyan Mert’i gördüğünde içten bir gülümsemeyle karşılık verdi. Çocuk mışıl mışıl uyuyordu. “Ne oldu gittiler mi?” diye sordu Lara, sesi titriyordu. Batuhan bir süre sessiz kaldı. Evet, gitmişlerdi ama cehenneme. Ve zebanileri olmaktan hiç şikayetçi değildi. Yüzündeki ifade, sadece Lara'ya değil, kendine de yalan söylemeye yetecek kadar soğuktu. “Merak etme, size artık zarar veremezler. Burada yeterince güvende değilsiniz ama, hava ışımak üzere. Birkaç saat uyu ve buradan gidelim,” dedi, sesinde yorgun bir tebessüm vardı, yılların ona kazandırdığı o bilge yorgunluk. “Ama” Adam bir süre kadının gözlerinin içine sadece baktı. Lara'nın yüzündeki korkuyu ve endişeyi görebiliyordu, ama aynı zamanda bir cesaret parıltısı da fark etti. Lara yutkundu. Korkusu ve endişesi ön plandaydı ama karşısındaki adam güvende olduğunu ve uyuması gerektiğini söylüyordu. “Ya geri dönerlerse?” diye fısıldadı Lara, sesi titreyerek. “İmkânsız,” dedi Batuhan omuz silkerek, içinde bir yerde ise kendine olan bu güvenin yerini, dövüşün verdiği yorgunluk ve aşinalıkla karışık bir acıya bıraktığını hissedebiliyordu. Eski bir asker olarak, savaşın getirdiği bu acıyı çok iyi biliyordu. “Oda da banyo var, git bir duş al ve uyu. Kapıya kıyafet koyarım. Ben aşağıdayım.” Lara, Batuhan'ın gözlerinin içine bakarak bir an tereddüt etti. Sonra, içgüdüsel bir güvenle başını salladı. Batuhan'ın soğukkanlılığı, ona bir nebze olsun rahatlama getirmişti. “Tamam,” dedi Lara yumuşak bir sesle, oğluna son bir kez bakıp odadan çıktı. Batuhan, odanın kapısını yavaşça kapattı ve koridordan aşağı indi. Her adımında, savaşın ağırlığı omuzlarında biraz daha hissedilir oldu. Eve sığınan bu kadın ve çocuk, ona eski hayatını hatırlatıyordu. Şimdi onları korumalıydı, ne pahasına olursa olsun. Aşağıda, ölülerin cansız bedenleri ve dövüşün izleri onu bekliyordu. Ancak içindeki disiplin ve görev duygusu, onu bu anın üstesinden gelmeye itiyordu. Silahını yeniden kontrol etti ve pencereden dışarı baktı. Gece yavaş yavaş yerini sabaha bırakıyordu, ama Batuhan için bu gece asla bitmeyecek gibi görünüyordu. Cebindeki telefonu çıkarıp birini aradı. Uykulu bir ses geldi karşı taraftan. “Ali, hazırlanıp ormandaki eve gel,” dedi Batuhan, sesinde bir tür acele ifade eden ton varmış gibi. “Sana da günaydın patron, beni rüyanda mı gördün gece gece diyicem de neredeyse sabah olmuş,” diye karşılık verdi Ali, gerçek dünyaya dönüşle birlikte şaşkınlığını ifade ederken. “Bir kere de dediğimi sorgulamazsan olmaz değil mi?” Batuhan'ın sesinde yorgun bir sinirlilik vardı. “Çıks olmaz, o zaman seni nasıl sinir edebilirim ki?” Ali'nın sesinde bir espri tonu belirdi, Batuhan homurdandı yine de konuşmaya devam etti. “Yanında temizlik ekibi de getir gelirken.” “Temizlik ekibi mi?” Uykulu ses bir anda açılmıştı. “Çok acil mi lazım?” Batuhan kilitli olan kapıya baktı. Orada yatan cesetlerin, eve yaydığı ölüm kokusunu düşündü. “Sabaha kadar temizlenmesi gerek. Kokuyor ev resmen.” “Anladım, iki saat sonra oradayım.” Batuhan telefonu kapattı, gözleri anın ağırlığı ile daldı. Bu, eski asker olarak gördüğü ilk ölüm değildi, ancak her biri onda kalıcı bir iz bırakıyordu. Şimdi önünde başka bir görev vardı, Lara ve oğlunu güvende tutmak. Birkaç saat sonra, Ali'nın ekibi eve vardığında Batuhan, onları içeriye aldı. Temizlik ekibi hızla işe koyuldu, Ali ise Batuhan'ın yanına geldi. “Neler olduğunu anlatmalısın, dostum,” dedi Ali ciddi bir ifadeyle. İki ceset evden çıkartılırken Ali adamları durdurdu. “Üzerlerini arayın kim olduklarını bulun sonra da evden uzak bir yere gömün “dedi. “Kolay bulunmasınlar” “Emredersin Patron” “Durun” “Batuhan ne oldu?” “Cesetleri depoya götürün” dedi Batuhan. Ali başını salladı. “Anlat şimdi kim bu adamlar. Niye sana saldırdılar. “ “Bana değil başkasının peşindeydiler. Sadece yanlış kişiye bulaştılar “ dedi omuz silkerek. “Ketumluğundan nefret ediyorum. Adam gibi anlat şunu ya” “Dün gece , kapıma bir kadın ve beş yaşlarında bir oğlan çocuğu geldi.” Dedi Batuhan. Ali saçlarını yolmak istiyordu. “Tabi sende içeri aldın demi “ “Sence” “Sonra” “Sonrası yok. Yarım saat sonra bu piçler damladılar. Kapıyı bile çalmadan saldılar” “Kapıya bile vurmamak çok büyük terbiyesizlik” dedi alaylı bir sesle. Ali adamlara acımadan edemedi. Batuhan, Ali'ye bakarken ciddiyetini yitirmedi. “Terbiyesizlik, evet. Ama bu işin en küçük kısmı. Onlar sadece uşaklar, arkalarında kim olduğunu bile bilmiyorlar,” dedi, suratında birkaç saniyeliğine anlayışlı bir ifade belirdi. Ali alnını çattı. “Peki, kadın ve çocuk nerede şimdi? Ve neden senin evine geldiler?” Batuhan kısık bir sesle, “Üst katta uyuyorlar. Neden geldiklerine dair fazla bir şey bilmiyorum, sadece yardım istediler ve kaçıyorlardı.” Ali başını salladı, gözlerinde endişe belirmişti. “Bu işler tehlikeli, Batuhan. Sen eski bir asker olabilirsin, ama bu işler çok farklı olabilir. O kadın ve çocuğun kim olduğunu, neyle karıştıklarını biliyor musun?” Batuhan duraksadı, sonra başını salladı. “Hayır, bilmiyorum. Ama biliyorum ki, masumlar ve yardıma ihtiyaçları var. Bunu hissedebiliyorum.” Ali bir süre sustu, sonra omuzlarını silkti. “Peki, sen bilirsin. Eğer yardım etmek istiyorsan, senin yanındayım. Ama dikkatli ol, bu işin nereye gideceği belli olmaz.” Batuhan gülümsedi, eski dostunun sadakatine minnettar bir ifadeyle. “Teşekkür ederim, Ali. Seninle olduğum için şanslıyım. Ama unutma ben Bulut Keskinin oğluyum “ dedi buz gibi bir sesle. Ali'nın yüzünde samimi bir gülümseme belirdi. Bunu nasıl unutabilirdi ki. Birkaç saat sonra, ev tertemizdi, cesetler de depoda saklanıyordu. Batuhan, üst kata çıkıp Lara ve oğluna bakmak istedi. Kapıyı yavaşça açarken, yatağında huzurlu bir şekilde uyuyan küçük oğlan çocuğuna baktı. O anda, bu işin doğru olduğunu biliyordu. Onları korumak, ona verilmiş bir görev gibiydi. Lara uyandı, gözleri korkuyla açıldı. Batuhan'a baktı, sonra anlayışla başını salladı. “Teşekkür ederim,” dedi fısıltıyla. Batuhan yavaşça başını salladı. Çocuğu uyandır ve aşağı gel” dedi odadan çıkarken. On beş dakika sonra Lara kucağında oğluyla alt kata indi. Mert merakla etrafını inceliyordu. “Anne burası neresi?” “Burası benim evim” dedi Batuhan Lara’nın önüne gidip Mert’in gözlerinin içine bakarak. Mert, Batuhan'ın büyük, ciddi gözlerine baktı, ama korkmuyordu. Adamın yüzünde samimi bir gülümseme vardı. Küçük çocuk hafifçe gülümsedi, belki de bu yüzden buranın güvenli bir yer olduğunu hissedebiliyordu. “Sen kim?” diye sordu Mert meraklı bir şekilde. Batuhan diz çökerek çocuğun göz seviyesine geldi. “Ben Batuhan. Senin ve annenin yardımcısıyım. Şu anda burada kalmanız gerekiyor.” Mert başını hafifçe eğdi, sanki bu durumu anlamaya çalışıyordu. “Neden?” Batuhan, söyleyeceği şeyleri basit bir şekilde ifade etmeye çalıştı. “Bazı kötü adamlar var, onlardan uzak durmamız gerekiyor. Ama burada güvende olacaksınız.” Mert, annesine baktı, sonra tekrar Batuhan'a. “Sen kötü adam mısın?” Batuhan, bu soruya içtenlikle gülümsedi. “Hayır, ben kötü adamlara karşı savaşan iyi adamım.” Mert memnun bir ifadeyle “Tamam” dedi. Lara, bu kısa konuşmayı izlerken içinde bir rahatlama hissetti. Batuhan, kendilerine yardım etmek için buradaydı, ve oğlu da bunu hissedebiliyordu. “Kahvaltı yapmak ister misiniz?” diye sordu Batuhan, ayaklanırken.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD