Gece kasabaya çöktüğünde hava ağırdı. Ne rüzgâr esiyor, ne de köpekler havlıyordu. Sanki herkes aynı anda nefesini tutmuştu. Ama Elif, kendi evinde nefeslerin çoğaldığını hissediyordu.
Duvarlardan, tavandan, hatta yerdeki tahtalardan yükselen soluklar birbirine karışmış, tek bir dev koro haline gelmişti. Ve o koro, tek bir şeyi haykırıyordu:
“Aç!”
Elif titreyen elleriyle günlüğü açtı. Satırlar kendi kendine yazılmaya başladı:
“Bu gece zincirler yok olacak. Kapı açıldığında seçimin yapılacak.”
Birden camlar çatladı, odanın kapısı gürültüyle açıldı. Elif sanki görünmez bir güç tarafından koridora sürüklendi. Ayakları kendi isteğiyle hareket etmiyordu. Ev, onu kapıya doğru itiyordu.
Bahçeye çıktığında Hasan’ı gördü. Yaşlı adam zincirleri tutmaya çalışıyor, elleriyle kapıyı kapalı tutmak için uğraşıyordu. Ama gücü yetmiyordu. İkinci zincir büyük bir gürültüyle koptu. Üçüncüsü hemen ardından düştü.
Hasan yere çöktü, gözleri yaşlarla doluydu. “Git buradan, Elif! Kapı açılırsa hepimiz mahvolur!”
Ama Elif kıpırdayamıyordu. Gözleri zincirlerin düştüğü kapıya kilitlenmişti. Sonunda son zincir de paramparça oldu. Demir kapı yavaşça aralandı.
O anda kasabanın üzerinde kara bulutlar toplandı. Yer sarsıldı. Kapının arkasından siyah bir duman yükseldi, içinde kıvranan siluetler vardı. Kadın, erkek ve çocuk figürleri çığlık atarak dışarıya doğru uzanıyordu.
Elif bir anda tanıdı: Fotoğraftaki aileydi. Ama yüzleri bozulmuş, gözleri simsiyah olmuştu. Nefesleri acı ve öfke doluydu.
“Bize ihanet ettiler,” dediler hep bir ağızdan. “Bizi zincirlediler. Şimdi sıra onlarda!”
Hasan bastonunu kapının önüne sapladı, bütün gücüyle bağırdı: “Onlar artık insan değil, Elif! Sakın yaklaşma!”
Ama Elif’in kalbi paramparça olmuştu. Günlüğün sayfaları rüzgârda uçuşuyor, tek bir cümle tekrar tekrar beliriyordu:
“Ya onları kurtar… ya da kasabayı kurtar.”
Kapının ardındaki siluetler ellerini ona doğru uzatıyordu. Hasan ise hıçkırıklar içinde dua ediyordu.
Elif bir seçim yapmak zorundaydı.
Ve kapı, ardına kadar açıldı.