Evet arkadaşlar son bölüme geldik beğendiniz mi bakalım?
Kapı ardına kadar açıldığında kasabanın üzerine karanlık çöktü. Gök gürledi, yıldırımlar uzak tepeleri aydınlattı. Toprağın altından gelen uğultu, zincirlerin düşüşünden daha ürkütücüydü.
Kapının içinden uzanan siluetler Elif’in etrafını sardı. Kadın figürü hırıltıyla konuştu:
“Sen bizi duyuyorsun. Bizim yerimize zincirlendin. Bizi özgür bırak.”
Hasan bastonuna yaslanarak ayağa kalktı, nefesi kesilmişti.
“Hayır, Elif! Onlar artık insan değil. Onları kurtarırsan kasabayı yok edersin!”
Elif’in gözleri doldu. Nefeslerin içinde çocuk sesleri vardı. Çaresizce ağlıyor, yardım istiyorlardı. Günlüğün sayfaları yeniden açıldı, satırlar titreyen harflerle belirdi:
“Seçimini yap. Kanla mühürle. Bir bedel olmadan kapı kapanmaz.”
Elif’in bileğindeki mor iz aniden parladı. Siyah duman bileğine dolandı, damarlarına işledi. Ev onun seçimini bekliyordu.
Bir an gözlerini kapadı. Eğer kasabayı kurtarırsa bu çığlıklar sonsuza dek sürecek, aile zincirlerin ardında kalacaktı. Ama kapıyı açarsa… Belki onları kurtaracak, ama kasaba haritadan silinecekti.
Gözyaşları yanaklarından süzüldü. İçinden bir ses fısıldadı: “Kimseyi kurtaramazsın. Kendini bile.”
Elif ellerini kapının demirlerine koydu. Hasan arkasından bağırıyordu, “Hayır, yapma!” Ama artık çok geçti.
Kanı, bileğindeki yarıktan damladı ve kapının paslı demirine değdi. Demir kızıl bir ışıkla parladı. Kapının ardındaki figürler kulakları yırtan bir çığlıkla dışarı fırladı. Duman kasabaya yayıldı, evler titredi.
Son gördüğü şey Hasan’ın gözlerindeki dehşetti.
Karanlık her yeri sardı.
Ve sonra… sessizlik.
Sabah olduğunda kasaba boştu. Sokaklar ıssız, evler terk edilmiş gibiydi. Kapının önünde sadece günlüğün yırtık sayfaları rüzgârda savruluyordu.
Bir köşede, paslı aynanın yüzeyinde beliren bir yansıma vardı: Elif’in yüzü. Ama gözleri simsiyah olmuştu. Dudakları kıpırdadı.
“Nefes benim.”