O gece Elif uyumadı. Yatakta doğrulmuş, duvarların içinden gelen uğultuyu dinliyordu. Ama bir süre sonra fark etti ki artık sadece nefes yoktu. Fısıltılar, başka bir şeye dönüşüyordu. Bir davete…
Sabaha karşı evin koridorunda yürürken gözleri duvardaki eski bir aynaya takıldı. Çerçevesi kararmış, kenarları çatlamıştı. Elif daha önce bu kadar dikkatle bakmamıştı. Ama şimdi yansıması tuhaf görünüyordu.
Aynada kendini gördü… Ama birkaç saniye gecikmeli. Göz kırptığında, aynadaki Elif hâlâ gözlerini açıp kapatmıyordu. Kalbi hızla çarpmaya başladı.
Bir adım geri çekildiğinde aynadaki Elif yaklaşmaya devam etti. Camın ardında yaşayan başka bir benlik gibiydi.
Fısıltılar yeniden yükseldi.
“Geç…”
Elif ürkekçe elini aynaya uzattı. Soğuk bir yüzey beklerken, parmakları camın içine gömülür gibi oldu. Ayna sıvılaşmıştı. Ardında karanlık bir boşluk vardı.
Tam o anda, arkadaki odalardan biri gürültüyle kapandı. Elif irkilip geri çekildi. Parmağında ince bir kesik vardı, sanki ayna ona bir iz bırakmıştı. Camın üzerinden siyah bir damla süzüldü, yere düştü.
Elif nefesini kontrol etmeye çalıştı. Aynadan gözlerini ayıramıyordu. Birkaç saniyeliğine, arkasında zincirli kapının görüntüsünü gördü. Ama bu kez zincirler yoktu. Kapı ardına kadar açıktı ve karanlıkta bir siluet beliriyordu.
Elif çığlık atıp arkasına döndü. Koridor bomboştu.
Tekrar aynaya baktığında, her şey normale dönmüştü. Yansıması onunla aynı hareketleri yapıyordu. Ama artık biliyordu: Aynalar, evin gizlediği şeyleri gösterebiliyordu.
Elif günlüğün sayfalarını karıştırırken, küçük bir not buldu:
“Onlar aynalardan izler. Göz göze gelirsen, artık geri dönemezsin.”
O anda aynadaki yansıması, kendi kendine gülümsedi. O gülümsemeyi Elif yapmamıştı.