Yine bir kâbusla aralamıştım gözlerimi. Şu sıralar istemsizce gördüğüm bu kâbusları nasıl yorumlayacağımı bilmiyordum. İçimdeki kasvet günden güne artıyordu. Bunun sebebi özel hayatım değildi. Lakin ne olduğunu bilmiyordum. Bunalıyor, bir yerlere sığamaz oluyordum. Yetersiz hissettiğim bir şeydi bu…
Gözlerimi kapatıp sakinleşmeye çalıştım. Saat beşti ve neredeyse hava hafiften aydınlanmıştı. Pencereyi araladım. Terlememi engellemek için enseme yapışan saçları toparladım. Aklıma bir hafta önce yaşadıklarım geldi. Bu bir haftada Tarık’la hiç yüz yüze gelmemiş, hiç birbirimizi görmemiştik. Beni bu kadar kısa zamanda nasıl sevmişti? Bunu kendime de sormam gerekiyordu oysa. Ben de Tarık’tan farklı değildim. İki ay olmuştu birbirimizi tanıyalı ve bu iki ayda bu kadar yoğun his yaşamama ne demeliydim?
Amcamla da bu süreçte doğru dürüst konuşmamıştık. O gün benden sakladığını bile bile belli etmesi incitmişti. Bu yüzden ona kırgın olduğumu belli ediyordum. Çok kez gönlümü almak istese de buna izin vermemiştim. Ne zaman bana gerçekleri söylerse işte o zaman onu affederdim.
Geri yatmak istedim ama olmadı. Zaten erken yatmıştım, bu yüzden uykumu iyi almıştım. Bugün Aylin’in nikâh hazırlıklarına yardım edecektim. Nikâha çok az kalmıştı, o da bu yüzden biraz tedirgindi. Musa ile araları çok iyiydi, sadece kıskançlık konusunu aşamamışlardı. Kendisi Musa’ya kızıyordu ama o da farklı değildi. Bu kadar kıskanç olduğunu Musa ile tanıştıktan sonra fark etmiştim. İkisi de aynıydı ama Aylin inkâr etmeye devam ediyordu. Düşündükçe gülesim geliyordu.
Yataktan kalkıp odanın penceresini araladım. Sabahın taze havasını ciğerlerime çekmem beni biraz olsun rahatlatmıştı. Aklımdakilerin hepsi sırtıma yük olmuştu.
Art arda derin nefesler alıp verdim. Sonra aydınlanan havanın ardından gelip geçen insanları izledim. Biraz olsun iyiydim. Odadan çıkışım evdeki sessizliği bozdu. Mutfakta yengemle Aylin’in sesi vardı. Sanırım amcam işe gitmişti, bu onunla karşılaşmamam için iyi olmuştu.
“Günaydın,” dedim mutfağa girerek. İkisi de bana bakıyordu. Yengem, ocak başında bir şeyler pişirirken Aylin köşedeki sandalyeye oturup elmasını yiyordu. Biraz yorgun gibiydi, gözlerindeki kızarıklı pek uyumadığını gösteriyordu.
“Günaydın Leylacığım.” Yengemin verdiği karşılık ile gülümsedim. Tezgâh başına geçip yapabileceğim bir şey var mı diye baktım. Yengem köşedeki yumurtaları gösterip, “Çırpabilir misin?” diye sorunca beklemeden beş adet yumurtayı derin bir kapta çırptım. Yengem de biberleri acele etmeden soteliyordu.
“Hadi Aylin, canlan biraz.” Aylin, dudağını büzüp yengeme baktı. Onların bu hali çocuk gibiydi. Yengem, yarı kızgın bir şekilde elindeki tahta kepçeyi kaldırıp, “Hadi hadi,” dedi. Aylin, bu sefer söylenmeden götürülecekleri masaya taşıdı. Yengem işi olduğunu söyleyerek yanımızdan ayrılınca Aylin’e takılmadan edemedim.
“Hayırdır, sabaha kadar beşik mi salladın?” Yaptığım imayı anlayınca göz devirdi.
“Yok ya, Yağmur uyutmadı. Bu gece nöbetçiydi yurtta. Uyumadı sabaha kadar.”
“Niye, ne konuştunuz ki?”
“Hiç. Hazırlık için işte. Öğlenden sonra o da gelecek bizimle.” Yağmur’la çok bir muhabbetimiz olmamıştı, biraz da fırsatımız olmamıştı.
Yengem geldiğinde masaya oturduk. Sessizce kahvaltımızı yaptıktan sonra Aylin ve yengem çalışma odasına geçmişti. Sanırım öğlene kadar ders yapacaklardı. Ben de düşünmeden girdim içeriye. Aylin, içeriye girdiğimi duysa da dersi bırakmadı. Ezbere okuduğu sayfayı sorunsuzca vermişti yengeme. Yengem bundan epey memnun olmuştu.
“O zaman diğer sayfaya geçebilirsin. Bugün biraz daha iyiydi.” Aylin, rahatlamış gibi nefesini soludu. Geri yaslandığında göz göze geldik.
“Talat abi hafızdı değil mi?”
“Evet, hafızdı. Feride anneye verirdi ezberlerini.”
“Ay ne güzel ya.” Buruk bir tebessüm oturdu dudaklarıma. Onları çok özlemiştim. Özellikle Feride annemle vakit geçirmeyi, Talat babamla oturup sohbet etmeyi…
Yengem okuduğu Yasin suresini onlara dualayınca birden gözlerim doldu. Ne ara okumuş, ne ara duasını yapmıştı hiç takip edemedim. Aylin, sessizce fatihayı okuyunca ben de onu tekrar ettim. Tekrar edince de unutmadığımı fark ettim. Saate baktı, epey bir zaman geçmişti.
“Hadi hazırlanalım yavaş yavaş Leyla.”
“Tamam,” diyerek ayaklandım. Odaya geçip üzerime hazırda olanları giydim. Çok uzun sürmezdi benim hazırlığım, bu yüzden Aylin’den önce çıkmıştım bile. O da namazını kılıp yanıma gelmişti. Çok geçmeden de aramıza Yağmur katıldı. Onun arkasından giden Tarık’a takıldı gözüm. O da bana kısacık bakmış, daha sonra arabasına binerek uzaklaşmıştı.
“Eeee nereye geçiyoruz?”
“Kızılay’a geçelim diyorum, işimiz bitince biraz takılırız oralarda.”
“Tamam, biz sana uyarız.” Hep beraber arabaya geçtik. Çok geçmeden de büyük bir alışveriş merkezinde bulduk kendimizi. Daha önce Ankara’da çok kez kalmıştım ama buraya ilk defa gelişimdi.
“Önce gelinlik.” Yağmur çılgınca atıldı ortaya. Biz de ona katıldık. Gelinlik mağazalarından birine girdik. O kadar çok çeşit vardı ki birini seçmek çok zordu ama Aylin, sanki daha önce kafasında bir model belirlemiş gibi sakince bakındı ve çok geçmeden bir model seçti. Düz bir elbiseyi andıran ama elbise kadar da düz olmayan bir modeldi. Çok güzeldi. Bir model bu kadar sade olup nasıl güzel olabilirdi diye düşünmeden edemedim.
“Sen daha ben gelinlik bulamadım diye depresyona girecektin ya, haksızlık bu.” Yağmur’un bu tabirine Aylin dâhil hepimiz güldük. Hatta bir ara çalışan da bize katıldı.
“Sana asla koz vermem ben.”
“Bu yüzden zaten ya.” Gelinlikçiden çıktık. Daha sonra düğün ve kına için birkaç aksesuar aldık. Sonra aramıza Musa ve Tarık katıldı. İkisini yan yana görmeyi beklemiyordum elbette. Sanırım diğer kalanları da halledecektik. Musa ve Aylin önde yürümeye başladılar. Eşya işini burada değil de dışarıda halledeceklerdi. Bu yüzden çıkmadan evvel bir yerlerde oturup bir şeyler içmeye karar verdik. İlerideki kafeye geçtik.
“Ne içersiniz?” Soruyu Musa sordu. Beyler çay alırlarken biz soğuk kahve istedik. Aylin birkaç eşya belirlemişti, onu Musa’ya gösterip beğenip beğenmediğini sordu. Musa her şeyi Aylin’e bırakmıştı ama ortak karar vermeleri gereken yerde beraber bakınıyorlardı. Musa’dan onay alınca bize gösterdi.
“Ama halıya karar veremedim. Sizce normal halı mı olsun ince kilim tarzı olan halı mı?” Birkaç seçenek gösterdi bize.
“Sanki ince halı daha iyi olur. Eşyaların minimal olması bence halıyı daha iyi gösterir.” Yağmur da bana katıldı.
“Evi nereden tutacaksınız, karar verdiniz mi?”
“Bugün bakacağız inşallah.” Hazırlık telaşasına biraz ara verip normal bir sohbete döndük. Kızlar kendi aralarında konuşurlarken ben kaçamadığım bakışlara döndüm. Onu da bana bakarken görmek çok şaşıracağım durum değildi. Musa lavaboya gitmiş olmalıydı, o ise masada tekti.
“Leyla, sen ne diyorsun?” Koluma dokunan Aylin’le bakışlarımın hedefi şaştı.
“Hı, ne oldu?” İkisi de bana değil Tarık’a döndü. Yaptığım hata ile kızardım. Kızlar ima ile gülüşmeye başladığı an daha da kızardım.
“Bu kız gerçekten Leyla olmuş.” İkisi de haylaz bir çocuk gibi sıktı yanaklarımı. Yağmur parlayan gözlerle bana baktı. Hislerimi saklamakta berbattım.
“Çok mu belli ediyorum?” Sesim içime kaçmıştı resmen. Benimle dalga geçmelerine bile müsaade ediyordum.
“Ne oldu en son?” Aylin son olandan sonra bir daha sormamıştı ama merak ediyordu. Ona anlatsam belki rahatlayacaktım.
“Geçen gün, bana hislerinden bahsetti.” İkisi de şaşkınca ellerini ağızlarına götürdü. Allah’tan Tarık’ta masadan kalkmıştı da duymuyordu dediklerimi. İkisi de kafenin terasına geçmişti.
“Gerçekten mi?” Yağmur’un cıvıl cıvıl çıkan sesi ile yanaklarım yanmaya başladı. “Sen ne dedin?”
“Kaçtım. Ona alenen kimseye güvenmediğimi söyledim.”
“O adamı unutamadın mı hala?”
“O aklıma bile gelmiyor. Yine de bıraktığı yara kapanmıyor Aylin.”
“Abim seni incitmez ki.” İncitmez! Bu kelimeyi kaç defa duymuştum. Bir önemi yoktu. Her şey zaten daha yeniydi. Buraya geleli yedi ay olmasına rağmen Tarık’a olan hislerim tazecikti.
“Hanımlar, kalkalım mı artık.” Tarık’ın sesini duyunca toparlandık. Yağmur gelen telefonla yanımızdan ayrılırken biz genç çifte ayak uydurmuştuk. Alışveriş merkezinden çıkıp kalabalık sokağa girdik. Musa tanıdık biri olduğunu söyleyip bir mağazaya girmişti. Kocaman olan mağaza bütün eşyaları içerisinde barındırıyordu.
Karşıdan gelen güler yüzlü bir beyefendi Musa’ya sarıldı akabinde bize de başı ile selam verip, “Hoş geldiniz,” dedi. Daha sonra Musa ve Aylin eşyalara bakındı. Aylin aklındaki eşyaları kolaylıkla buluyordu, zaten mağazada her modelden vardı. Onları tek bırakmak istedim, beraber bakınmaları daha iyi olacaktı.
Yanımdaki hareketlenme Tarık’a aitti. O da karşımdaki sandalyeye oturdu. Bana bakmaktan kaçınır gibiydi. Hatta hep gülen yüzü bugün gülmüyordu. Onu kırmışım gibi hissediyordum ama ben kendimi ifade etmiştim sadece.
“Musa ile tanışıyor muydunuz?” Oturuşunu düzelttikten sonra bana döndü.
“Nişandan sonra birkaç kez görüştük. Öncesinde bir tanışıklığımız yoktu.” Anladığımı belirtircesine başımı salladım. İnadına gözlerime bakmaya devam ediyordu.
“Bugün çalışmıyor muydun?” Ben de inadına lafı başka yöne çevirmeye çalışıyordum.
“Nöbetten geldim, bugün evdeyim.” Bu sefer konuşmamızı bölen mağazanın sahibiydi.
“Gençler ne içersiniz?” Tarık çay söyleyince ben de aynı şekilde ona ayak uydurdum. Bir iki dakika sonra gelen çaylarımızı yudumlamaya başladık.
“Musa’yı çocukluktan beri tanırım, kızımızla da tanışmış olduk.”
“Siz, neyi oluyorsunuz?”
“Babasının en yakın arkadaşıyım. Çocukluktan beri tanırız birbirimizi. Çok şükür hiç de ayrılmadık. Şimdi de Musa oğlumuzun mürüvvetini gördük elhamdülillah.”
“Ne güzel, insan yanında büyütünce farklı olur herhalde.”
“Olmaz mı! Musa’yla benim oğlan hep beraberlerdi. Bazen bizde kalırlar bazen de Süheyl Bey’lerde. Bir aile gibiyiz.” Bu zamanda böyle komşuluk ilişkilerinin kalması beni şaşırtıyordu. Ya da bana, böyle ilişkilerden uzak olduğum için şaşırtıcı geliyordu.
Mağazanın sahibi olan Ender abi gençlerin yanına gittiği için daha fazla konuşmadılar ama her kimden dinlersem dinleyeyim Musa’yı övmeden geçemiyorlardı. Şu birkaç ayda ben bile duruşunu beğenmiştim. Evlilikleri için içimden dualar ettim.
“Aylin’in korkularını azaltmıştır bu anlatılanlar.” Güldüm. Aylin’in panik hallerini bilmeyen yoktu.
“Musa’yı kabul etmeden önceki hallerini düşününce sanırım dediğin çok doğru.” Gülümseyip başını iki yana salladı. O gülümseyince bakışlarım onda takılı kalıyordu ister istemez. Bir insana gülümsemek nasıl bu kadar yakışırdı ki?
Elini çenesinin altına koyup aynı şekilde o da bana baktı. Öyle derin bakmaması gerektiğini bilmeliydi. Ben onun gibi cesaretli değildim, biraz da korkuyordum.