10.Bölüm

4963 Words
Hayat bana birçok şey öğretmişti. Yalnızlığı, terk edişleri ve zamansızlığı… Ben bunların altından kalkacak kadar güçlü müydüm orasını bilmiyordum. Yine de güçlü olmaya çalışıyordum. Buna mecburdum ve güçlü olursam her şeyi halledebileceğimi biliyordum. Yine kendimi bu ikilemde bulmuştum. Yasemin’le saatlerce sohbet etmiş, nişan fotoğraflarına bakmıştık. Temmuz ayında düğünleri olacaktı. Bir ay gibi bir süre vardı. Bana gitme demişti ama burada kalıp kimseye dert olmak istemiyordum. Hem Ankara’da bir düzen kurmuştum. “Ne kadar güzel olmuşsun. Onur sana bakarken içten gülümsemiş.” İç çekti. Birbirlerine ilk sevdiklerini itiraf ettiği günü hatırladım. O günden sonra da hep aynıydılar. “Sen anlat asıl, neler yapıyorsun Ankara’da?” “Amcamda kalıyorum biliyorsun. Kuzenim Aylin var o da yeni nişanlandı. Bir de yeni tanıştığım Yağmur var Tarık’ın kardeşi. Onlarla tanışmanı çok isterim, seveceğinden eminim.” “E gelin işte düğüne hep beraber.” “Olabilir, bir konuşmam gerek.” “Bu Tarık, neden sana yardım ediyor?” “Aslında sadece bana yardım etmiyor, kendisinin de bir meselesi varmış bilmiyorum.” Düşünür gibi bir an duraksadı. Ben de çok düşünmüştüm zamanında ama hiçbir şey elde edememiştim. Şimdi her şeyi akışına bırakıyordum. Bu en doğru olanı gibi geliyordu ama kalbimden geçenler bunu onaylamıyordu. Tarık ve Onur hastaneye geçmişlerdi. Ben onun yüzünü görmemek için burada kalmayı tercih etmiştim. Hâlâ elini kolunu sallaya sallaya dolanabiliyordu ortada. Nefretim her gün biraz daha artıyordu. Ben bunca zaman nasıl sevmiştim ki bu adamı, böyle gözlerim kör olabilmişti? Nasıl bu kadar hızlı soğuyabilmişti yüreğim? Yoksa hiç sevmemiş miydim? Yasemin’in getirdiği çaydan bir iki yudum aldım. Haziran ayındaydık ama akşamları serindi. Serin havaları hep sevmişimdir ben. Sıcakta soğukta bana göre değildi. “Haber var mı?” Ben de Tarık’ın numarası olmadığı için haber alamıyordum. Kaç defa Yasemin’in başının etini yediğimi biliyordum ve o da bıkmadan cevap veriyordu. Yine olumsuz bir cevap verişi omuzlarımı düşürdü. “Tamam ya, bir bekle. Hemen düşürme yüzünü.” Omuz silktim. Başını iki yana sallayıp yanımdan ayrıldı. Ayaklandım ve pencere kenarına geçtim. Aklım oradaydı ama kalbim öğreneceklerimin endişesindeydi. Yasemin’in telefon sesini duyunca heyecanla arkama döndüm. Yasemin birkaç saniye konuştuktan sonra bana bakıp başını olumsuz şekilde salladı. “Konuşturamamışlar.” “Belliydi zaten.” Kızdım, kırıldım en çok da üzüldüm. “Bu gece Onur’da kalacakmış Tarık abi, kahvaltıya geleceklerini söyledi. İki arkadaş yılların özlemini gidereceklerini söyledi.” “Sen daha önce görmemiş miydin Tarık’ı?” “Görmedim, sadece ismini duymuştum. Onur bana en yakın arkadaşı olduğunu söylemişti sadece.” … Bütün gece Yasemin’le balkonda oturmuştuk ve neredeyse kafeinden ve yağlı gıdalardan zehirlenecek hâle geldik. Sanırım bir dizi bitirmiş sabaha kadar ağlamıştık. Yasemin’in duygusal film sevdası yüzünden ben de kahrolmuş hiç ağlamadığım kadar ağlamıştım. Kafamda öten borazan gibi sesle yastığı başıma çektim ama Yasemin buna bile engel olup yastığı kollarımın arasından hışımla çekti. Bu kızı bildim bileli hep az uyurdu. Ne kadar geç yatarsa yatsın en fazla sekize kadar uyurdu ve bu beni sinir ederdi. Günlerden sonra ilk defa bu kadar deliksiz uyumama rağmen ne yazık ki uykumdan edilmiştim. “Yasemin seni geberteceğim.” Kahkahası odada yankılandı. Yastığımı çektiği yetmiyormuş gibi pencere kenarına gidip acımasızca güneşliği açtı ve güneşin içeriye girmesine izin verdi. Gözlerime vuran ışık yüzünden hırsla ayağa kalktım. “Yasemin yerinde olsam kaçarım.” Bakışlarım onu korkutmuştu. Ellerini teslim olur vaziyette kaldırsa da asla dinlemeyecektim. Hem onun yüzünden geç yatmış hem de erken kalkmıştım. Yerde duran yastığı aldığım gibi ölümcül bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Çığlık atarak odadan çıktığı gibi peşinden koştum ama pijamanın uçlarına takılmamla sendeledim. Ne vardı bu kadar uzun olmaya. Pijama üzerimde salaş bir hâl almıştı. “Kaçma, yakalayacağım seni.” Ben de odadan çıktım. Amacım odasına gitmek ve yastığı kafasına geçirmekti lakin hızımı alamadığım için bir bedene çarptım. Ne yazık ki pijamanın oyununa gelip takıldım ve düştüm. Kalçamın acısı ile dudaklarımın arasından inilti çıktı. Çok sert düşmüştüm. “İyi misin?” Tepemde bana bakan kişinin Tarık olmasını beklemiyordum. Ne olduğunu anlamak ister gibi şaşkın bakışları etrafta dolandı. Resmen rezil olmuştum. Üzerimde salaş bir pijama, dağınık olan saçlarımın çirkinliği hiç olmadığım kadar rezil etmişti. “İyiyim.” Uzattığı elini tuttum ama kalkmamla kalçam sızladı. Yüzümün buruşması bir yana ne hâldeydim kim bilir. “Yürüyebilecek misin?” “Yürürüm.” Ah Yasemin ah! Soracağım sana bunun hesabını. “Şey, sağ ol.” Hızlıca odaya geçtim. Boy aynasından kendime baktığım an gözlerim irildi. Evet, çok güzel... Berbat gözüküyordum şu anda. Kim bilir adam ne düşünmüştür. Saate baktım. Bu kadar uyumuş muydum ben? Tarık’lar bile gelmişti ama ben tembellik etmiştim. Hızlıca kendime çeki düzen verdim. Uzun saçlarımı tepeden bağladım. Şimdi biraz daha iyi gözüküyordum. Odadan çıktım. Yasemin gülerek bana bakıyordu. Yanına yaklaşıp koluna çimdik attım. Acısındı canı, bana ne! “Rezil ettin beni, rezil. Pü sana.” Suçlu değilmiş gibi bir de omuz silkiyordu. Hiç sevmediği şeyi yapıp eşarbının önünü çektim. Dakikalarca uğraştığı eşarbını bozmanın verdiği haklı gururla sırıttım. Ama o yüzsüzdü. Hızlıca uzandı ve saçımı tokamı çekip saçımı dağıttı. “Kızım, sen var ya tam bir çocuksun.” “Ay sen sanki farklısın.” İflah olmazdı. Tokamı elinden alıp tekrar saçlarımı tepeden toparladım. En azından benimki kolay toparlanıyordu ama o yine dakikalarca eşarbıyla uğraşacaktı. Bu bile keyiflenmeme yetiyordu. “Hadi kızlar, kahvaltı hazır. Çocukluk etmeyin de gelin.” Yasemin gerisin geri dönerken ben mutfağa ilerledim. “Bunlar hep böyleydi. Çocuk gibi kavga edip dururlardı.” Masada ben dâhil hepimiz güldük. Masada bir tek Yunus amca yoktu. Biz uyumaya geçerken o işe gidiyordu. “Aşk olsun Süheyla teyze.” Süheyla teyze gülerek saçlarımdan öptü. Onu çok seviyordum. Buradayken bana ablalık yapmıştı. Annesizliği hiç hissettirmemiş, Yasemin’e nasıl davrandıysa bana da öyle davranmıştı. “Bence hâlâ çocuklar.” Onur’un keyifli sesi ile bu sefer Yasemin araya girdi. “Bu çocukla evleneceksin iyi düşün.” Onur gülerek geri yaslandı. Yasemin’i sinir etmeyi seviyordu. “Artık yaptık bir iş.” “Hata mı diyecektin yoksa?” Yasemin sinir olsa da biz şaka olduğunu bildiğinde bu hâllerine gülüyorduk. “Ben öyle bir şey mi dedim?” Onur Yasemin’e irilen gözleri ile baktı. Yasemin bu sözlere bile itimat etmedi. Dudağını büzdü ve ayağa kalktı. “Dedin dedin. Ben de seni oturmuş dinliyorum.” Mutfaktan çıkarken şaşkınlığımız bir boyut daha atladı. Yasemin gerçekten alınmıştı. Onur peşinden koşarken söylenmeyi ihmal etmiyordu. Resmen şaka yapacağım diye güme gitmişti. “Eyvah eyvah.” “Onur, büyük oynadı.” Tarık’ı onayladım. Yasemin ne ara böyle alıngan olmuştu. “Neyse çocuklar, siz kahvaltınızı yapın. Alışığız biz.” Demek ki ilk değildi. Süheyle teyze de onlara bakmaya gitmişti. İçi rahat etmemişti. Sessizce önüme döndüm ama bana bakan safirlerden kurtulamadım. Ne olmuştu da bana böyle uzun uzun bakmaya başlamıştı. Zorda olsa yutkundum ve başımı kaldırıp neden baktın der gibi baktım gözlerine. Dudağı usulca kıvrıldı. Gülüşüne takıldım önce. “Neden öyle baktın?” “Burada bambaşka biri olduğunu fark ettim.” Kaşlarım aralandı. Burada bambaşka mıydım gerçekten? Peki orada nasıldım? “Kötü manada mı?” Parmaklarını yüzüne koyup bir kısmıyla çenesini ufaladı. “Bir Yasemin vakası yaşamayacağız değil mi?” Kendimi tutamayarak kıkırdadım. “Ben alınmam. Ama konuşurken de düşünmeni tavsiye ederim.” “Pişman ederim diyorsun yani.” “O kadar da iddialı değilim.” Gülüşerek önümüze döndük. Başka bir şey konuşmasak da arada birbirimize bakmamız yetiyordu. Bazen onu bana bakmazken yakalıyor bu anı fırsat bilip çehresini ezberlemek gibi uzun uzun bakıyordum. Kendimi bilinmez bir çemberin içinde hissediyordum. Zihnim kalbimden asla soyutlanamıyordu. Beni bu alana hapseden hislerime engel olamamaktı aslında korkularım. Hayır, tutulamazdım Tarık’a? Daha kendime bile güvenmezken Tarık’a nasıl güvenebilirdim ki? Kahvaltımı yaptıktan sonra artık gitmemiz gerektiğini söylemişti Tarık. Semih’i bir türlü konuşturamamışlardı. Elde delil olmayınca da bir şey yapamamışlardı. Onur ise acil işi olduğu için hastaneye geçmişti bir saat öncesinden. “Düğüne bekliyorum ona göre.” “Tamam dedim ya Yasemin. Başımın etini yedin ya.” “Kes be. Daha çok yiyeceğim.” Yunus amcada gelince hepsiyle vedalaştık. İki günde olsa onları görmek iyi hissettirmişti. Biz arabaya geçerken onlarda eve geçti. Artık onlardan uzaklaşmıştık. Tarık gelen telefonlarla ilgileniyordu. En son Onur aramıştı ve acil hastaneye gelmesini söylemişti. Vereceği bir şeyi olduğunu söyleyince de Tarık yönünü değiştirdi. Çok geçmeden geldik hastaneye. Daha önceden çok kez gelmiştim ama ne hikmetse ilk defa gözüme bu kadar büyük gözüktü. “Burada mı beklersin, iner misin?” “Bahçede olurum.” Başı ile onayladı ve anahtarı bana uzattı. “Arabaya geçmek istersin belki.” Kucağıma koyduğu anahtarı aldım. Arabadan çıkınca hafif rüzgâr yüzüme dokundu. Tarık çoktan içeriye girmişti. Aslında buraya gelmek germişti ilk başta beni ama burada olduğunu sanmıyordum. Umarım yanılmıyorumdur. İlerideki banklardan birine oturdum. Tarık’ın içeriye girmesi epey olmuştu. Biraz sıkılmıştım. Gelen geçeni izliyordum. Bazen telefona dalıyor bazen de resim çekiyordum. Artık tatmin olmayınca ayaklandım. Biraz ilerledikten sonra hastaneden çıkan kişi ile ayaklarım benden bağımsız durdu. Boğazımda takılı kalan bu hissi tanımıyordum. Kalbim onu gördüğünde hep başka atardı ama şimdi… İlk defa nefretim ağır bastı. Midem bulanıyordu yüzüne baktıkça. Hızla yanına gittim. Öfkem bilendikçe kendime hâkim olamıyordum. Tam dibine geldim ve hızla tokat attım. Bir insan bir insandan kolay kolay nefret edebiliyormuş meğer. “Leyla, açıklamama izin ver.” “Neyi açıklayacaksın be?” Yakasına yapıştım. “Hangi hainliğini açıklayacaksın?” İttirdim. Yine hırsımı alamamış gibi tokat attım. “Ölmemi isteyecek kadar mı sevmedin beni?” “Sevdim.” “Kapa çeneni.” “Mecbur kaldım.” “Kapa çeneni dedim. Umarım bir gün yaptıklarının vicdanını bir bir çekersin.” Konuşacak başka bir söz yoktu. Ne konuşabilirdim ki hem? Anlar mıydı sanki. Onu görmek bile istemiyordum. Gidecektim ama izin vermedi. Önce kolumu tuttu sonra önüme geçti. “Bak gerçekten benim suçum yok. Beni tehdit ettiler. Öldüreceklerini söylediler.” Alayla güldüm. Sağ elimin üstünü sol avucuma vurup, “Öldüreceklermiş,” diye kahkaha atarak arkama döndüm. Bir elim belimde diğer elim alnımdaydı. “Sen onlar seni öldürmesinler diye beni ölüme terk ettin gerizekalı.” Döndüm arkamdaki adama. “Korkaklık yaptın.” “Leyla, o günden sonra seni çok aradım.” “Mezarımı mı?” “Leyla, affet beni. Ben seni gerçekten sevdim.” “Kes ya kes.” Omzuna sert bir darbe bıraktım. “Bense nefret ediyorum senden.” Bileklerimi tutması gücümü etkisiz bıraktı. Kollarımı bırakması yanımıza gelen Tarık sayesinde olmuştu. Ne zamandır buradaydı bilmiyordum ama kaşları çatıktı. “Leyla, müsaade et konuşalım.” “Leyla’nın seninle konuşacak bir şeyi yok. Arabaya geç Leyla.” Dediğini yapacaktım ama Semih izin vermedi. Bu da olayın büyüyeceği anlamına geliyordu. “Konuşacak bir şey varsa bunu emniyette halledeceksin Semih. Benim seninle konuşacak hiçbir şeyim yok.” Daha fazla müsaade etmeden arabaya geçtim. Bedenim öfkeden titriyordu. Camdan dışarıya baktım. Tarık öfkeli bir şekilde Semih’le konuşuyordu. Semih ne dedi bilmiyorum ama Tarık’ın parmağı tehditkar bir şekilde havaya kalkıp son sözünü de söyledikten sonra arabaya geldi. Arabayı çalıştırışı, hareket edişi çok kısa zamanda oldu. Bir şeyler düşünüyordu. Yüz ifadesi sertti ve kendi kendine mırıldanıyordu. Konuşsun istedim, bir şeyler desin ve beni bu çıkmazdan çıkarsın istedim ama o neredeyse on beş dakikadır hiçbir şey demedi de sormadı da… “Ne kadardır tanıyorsun Semih’i?” Buz gibiydi sesi. Bana bakmamaya çalışıyor gibiydi. “İki yıldır.” Nefesini sertçe soludu. Direksiyonu sıkan eli beyazlaşmıştı. “Hiç mi anlamadın bu iki yılda?” Maalesef ki anlamamıştım. Bu kadar kapılmışım ki sevgi sözcüklerine, tek bir şey anlayamamıştım. Sustum, verecek cevabım yoktu çünkü. O kadar kötü ve aptal hissediyordum ki kendimi bu beni sessizliğe itiyordu bir yerde. “Ben kimse soruyorum ki! Hââ onu severken anlamaman normal.” Oysa onu sevmiyordum artık. Tarık’ın neye inanıp inanacağı beni ilgilendirmese de böyle yanlış anlamasını da istemiyordum. Kendimi savunmadım, savunsaydım şayet diğerlerine de verecek cevabım olmalıydı. Sessizce söylenip önüne döndü. Neden bu kadar sinirlenmişti ki? Benim onu sevip sevmemem umurunda olmamalıydı. Belki de dava içindi bu kızgınlığı ama ben ne yapabilirdim ki? Kanmıştım işte, beni sevdiğini zannetmiştim. Bu suç değildi, bu sadece aptallıktı. Camı sonuna kadar açtım. Yüzüm hem öfkeden hem de acıdan yanıyordu. Saatlerce çevirmedim dışarıdan bakışlarımı. Aklımda kalbimde doluydu. Bir haykırsam neler söylerdim ama susmak da bir yerden işime geliyordu. Gözümdeki yaşı sildim. Ben istemedikçe ardı ardına akıyordu. Semih’i görmeseydim belki böyle hissetmeyecektim ama kandırılmak hepten kötü hissettirmişti. Bana kendini savunurken bile bencildi. Artık inanmayacaktım kimseye, sevmeyecektim kolay kolay. Güvenemezdim ki… Bu yüzden sadece yoluma bakacaktım. Madem ki bir yerlerden başlamıştım kendimi bu yolda heba edemezdim. … Hava günden güne daha fazla ısınıyordu. Bursa’dan geleli iki hafta olmuştu. Bu süreçte amcamla Tarık dava üzerinde çok çalışıyorlardı. Onları ilk defa eve bu kadar az uğrarken görüyordum. Bazen Tarık’la karşılaşıyordum. O günden sonra bana soğuk davranmaya başlamıştı. Hatta benimle çok nadir konuşuyordu. Sanırım ona yardımcı olamamıştım bu konuda. Bu yüzden omuzlarıma çok fazla yük binmişti. Şu an Aylin’le dükkânı temizliyorduk. Akşam eşyalar yerleşecekti ve bu hafta işe başlayacaktık. Nişanlısı ile görüşmüş, dükkân işinde ortak karara varmışlardı. Musa sorun çıkarmamıştı şükür ki bu konuyu kolaylıkla halledebilmiştik. Temmuzun ilk haftası düğünleri olacaktı. Bu kadar çabuk karara varmaları beni şaşırtmıştı. Aylin Sevda hocaya güvenerek bu kararı vermişti, zaten Musa ile birkaç kez konuşmam benim bile güvenimi kazandırmıştı. Gerçekten efendi ve iyi biriydi. “Temmuzun son haftası da Yasemin’in düğünü var. Hepimizi çağırdı.” Ona Yasemin’i ta başından anlatmıştım hatta o da merak edip duruyordu. “Gideriz, çok memnun oluruz hatta.” Önümüzdeki işlere dönerken kapı tıklatıldı. Camekandan görebildiğimiz kadarıyla bir kuryeydi. Aylin kapıyı açtı ve paketi alıp geldi. Kucağında kocaman bir çiçek buketi vardı. İçindeki not kâğıdını alıp okuyunca gülümsemesi çoğaldı. “Musa göndermiş.” Nasıl da sevinmişti. Çiçeği hemen köşeye koyup işlerine geri döndü. “Nasıl gidiyor enişte beyle?” Sanırım ikimizde işe adapte olamayacaktık. Merak ediyordum işte, ne yapabilirdim. “Her gün yeni bir yanını keşfediyorum.” “Ne gibi mesela?” “Mesela, aşırı kıskanç.” “Kıskançlık… Hoşuna gitmez mi?” Düşünür gibi yaptı. “Dozunda olmalı ama Musa zirvede.” Güldüm. Ben Semih’le sevgiliyken bunları yaşamamıştım. O dümdüz bir karakterdi. Meğerse sebebi belliymiş de ben görememiştim. “Ne yapıyor ki?” “Şu an buraya gelene kadar yirmi defa aradı mesela. Arabayla geleceğimi söyleyince rahatladı. Bir de belli etmedim ama peşimizdeydi. Neymiş trafikteyken bile çok şey yaşayabilirmişim.” “Valla mı?” “Bakma sen kuzu gibi durduğuna. Adam bana nefes aldırmayacak neredeyse. İyi hoş ama kıskançlığına söz geçiremiyorum.” Şaşırmıştım. Gerçektende dışarıdan kuzu gibi duruyordu. Demek ki kendi aralarında çok farklı bir kişiliğe bürünüyorlardı. Bütün işi bitirmemiz akşamı bulmuştu. Amcam aramış eşyaların geleceğini söylemişti. Son işleri de hallettikten sonra tam da zamanlı gelen araca ilerledik. Araçtan önce amcam indi. Sanırım bize bir iş kalmayacaktı. “Hadi çocuklar açın kapıyı.” Aylin hızlıca kapıyı açtı. Adamlar tek tek eşyaları getirdiler ve dediğimiz yerlere yerleştirdiler. İşimiz bitince eve geçtik. Yorulduğumu eve gelince anlamıştım, bu yüzden hiç düşünmeden kendimi yatağa attım. Bakışlarım tavandayken aklıma düşenle hafiften tebessüm ettim. Gözlerimi kapattığım anda safir gözler zihnimi talan ediyordu. Sanki bu his bambaşkaydı ve ben bu hissi hiç tatmamıştım. Olamazdı değil mi? Daha birkaç haftadır tanıdığım adama tutulamazdım. Semih’le beraberken bile bunu hissetmemişken o adama karşı neden hissetmiştim bunu? Belki de düşündüğüm gibi değildi. Ya da Semih’i hiç sevmemiştim kim bilir. Nefesimi seslice soludum. Pencereden yan tarafa baktım. Balkon kolaylıkla gözüküyordu buradan. Belki o da balkondadır diye düşünmüştüm ama yanılmıştım. Gerisin geri yatağa geçtim. Kapım tıklatıldı ve çok geçmeden içeriye Aylin girdi. Elinde bir katalog vardı. Yanıma oturup katalogu uzattı. “Ya ben iki tane gelinlik seçtim ama bir türlü karar veremedim. Sence hangisi?” Gelinliğin ikisini de tek tek gösterdi. İkisi de çok güzeldi ama biri daha fazla ilgimi çekti. Sade değildi ama göz yormuyordu. Kırık beyaz vücuda tam oturan bir tasarımı vardı. Balon kol bileklerde parıltılı taşlarla bütünleşmişti. Aynı şekilde yaka kısmı ve üst bölümü de taşlarla bezeliydi. Yaka kısmı boyunlukluydu. Bele oturan tasarımı eteklere doğru çok fazla olmayan kabarıklığa meyil vermiş, üste tezat olarak hiç boncuk detayı almamıştı. “Şuna bayıldım Aylin.” “Değil mi? Aslında ben de en çok onu beğendim ama bu da hoşuma gitmişti.” İkimizde aynı gelinlikte karar kıldık. Katalogu masanın üzerine koyup tekrar yatağa oturdu ve bağdaş kurdu. “Sen niye düşüncelisin, hayırdır. Bursa’dan geldikten beri dalıp dalıp gidiyorsun.” Aylin’e sormalı mıydım acaba? Ona sorarsam kesin beni yanlış anlardı, bu yüzden, “Hiç,” demekle yetindim. Aylin irdeleyici bakışlarını asla üzerimden çekmiyordu. “Kesin hiçtir. Kızım anlat işte.” “Ya bir şey yok diyorum niye anlamıyorsun.” “Bana bak, seni sabaha kadar uyutmam.” “Bana ne ya.” Koluma aniden çimdik attı. Çığlık atıp kötü bir bakış attım yüzüne. Asla susmayacaktı. “Bana bak anlatıyorsun hemen.” “Öf be, iyi.” Ne kadar inattı öyle. Sanki çok önemli bir şeymiş gibi beni darlıyordu. “Şey, gelirken Tarık’ı biraz kızdırdım sanırım. Ona Semih’i anlatmadım.” “Semih kim?” Hızlı bir şekilde elimle ağzımı kapattım. Bunu ben Aylin’e de anlatmamıştım. “Ya Leyla, hadisene.” “Eski sevgilim.” “Hani yoktu senin sevdiğin biri.” “Ama şu an sevdiğim biri değil.” “Öyle mi ya, sağ ol çok açıklayıcı oldu.” Kıkırdadım. “Ne kızıyorsun ya, anlatmıyorum bana ne.” “İçeriye gider Leyla’nın sevdiği biri varmış diye bağırırım.” Yapardı, buna asla şüphem yoktu. “Beni o adamların eline veren o.” Kaşları aralandı. “Delil olmadığı için de bir şey yapamıyoruz.” “Neden anlatmadın?” “Çünkü onu hatırlamak istemiyordum.” “Tarık abi niye kızdı?” “Onu sevdiğimi zannediyor.” Şaşırdı. Yanlış anlamasın diye, “O adamın yaptıklarına rağmen koruyormuşum gibi gördü.” “Bu yüzden de ne kızar ya Tarık abi.” “Tabii bundan. Neyden olacak başka?” “Salak mısın kızım sen? Adam sana kızdı diye yüzünü düşürüyorsun, ona sevmediğini bile söylemediğin için o sana kızıyor. Sence bunlar o yüzden mi?” Neyi kastettiğini anlamıyordum. Kahkaha attı. “Ay saf aşıklar sizi.” “Ne aşkı be, niye her şeyi yanlış anlıyorsun?” Burnunu kırıştırdı. Beni hiç dinlemiyordu. “He canım he, yanlış anlıyorum kesin. Git aynaya bak da yanlış anlıyor muymuşum bak.” Arkamdaki aynaya baktığımda Aylin’e nasıl koz vermiştim gördüm. Kızarmak neydi ya? “Bana bak Aylin, kapa o çeneni.” Omuz silkti. Elindeki telefonu kurcalarken bir an ne yaptığına baktım. Yağmur’a bir şeyler yazıyordu. Kaşlarım çatıldı anında. “Yağmur Tarık abiyi balkona yollasana.” Ne yapmaya çalışıyordu bu kız? Düşündüğümü yapmıyordu değil mi! “Niye, gece gece ne hinlik geldi aklına?” “Lan gönder işte, ne gevezelik yapıyorsun.” “İyi be!” Aylin sinsi gülüşünü yüzümde gezdirdi. “Düşündüğümü yapmıyorsun değil mi?” Tam da düşündüğümü yapıyordu. “Git konuş.” “Hiç işim olmaz. Hem sana ne ya, seni ne ilgilendiriyor.” Göz devirmesi bir yana beni büyük bir ateşin ortasına attığının farkında değildi. “İyi, ben konuşurum.” Gözlerim irildi. Bunu yapmamalıydı, Tarık’a neden açıklama yapıyordum ki hem ben. Asla beni dinlemeyen yanı tutmuştu bir kere. Yataktan kalktı ve balkona ilerledi. Onu bu işe karıştıramazdım. “Ya tamam, dur.” Zafer kazanmışçasına güldü. Benimle oynamayı bırak resmen elinde oynatıyordu. “İyi, git konuş. Çok durma bak.” “Niye, sen değil misin beni yollayan.” “Haram lan, haram. Bana bak beni harama ortak etme, sadece iki dakika konuş gel.” “Bana ne! Onu çağırmadan önce düşünecektin.” Onu arkamda bırakıp balkona geçtim. Haram! Bana ne çok uzak olmuştu bu kavram. Oysa ben bunlara dikkat etmezdim ki. Şimdi yine yanlış mı yapıyordum ben. Tarık’ı gördüm. Benden önce gelmişti ve sessizce karşıya bakıyordu. Geldiğimi hissetmiş gibi bana döndü. Yüzündeki ifade tebessüme dönüştü. Sanki sabah suratsız gezen o değildi. “İyi akşamlar.” Sesim cılız çıktı. Tarık da bana aynı şekilde karşılık verdiğinde ne konuşacağımı bilemedim ilkin. Gerçekten doğru muydu Aylin’in ithamları. Bu adama karşı bir şey hissedemezdim değil mi? Asla! Güven duygum yerle bir olmuşken yeniden açamazdım kalbimi birine. “Aylin mi gönderdi seni?” Tarık’ın bu kadar kolay anlamasına şaşırdım. “Evet. Şey, sen bana soru sormuştun ya sabah…” Meraklı gözlerinde bir istek oluştu. Cevabım onun için önemliymiş gibi böyle bakmasına ne tepki vereceğimi bilemedim. “Artık Semih’e karşı bir şey hissetmiyorum.” Tebessümü genişledi. Ona neden bu açıklama yapma gereği duymuştum bilmiyordum ama bu sayede biraz içim rahatlamıştı. “Sabah neden vermedin cevabını?” “Bilmiyorum.” Sesim puslu çıktı. Tarık sanki kalbime kast eder gibi uzun uzun bakıyordu. Neden böyle güzel bakardı ki? “Neyse, ben gideyim. İyi akşamlar.” Tam kapıya ulaşmışken, “Leyla,” diye seslendi. Yapmamalıydı, ismimi bu kadar güzel seslenmemeliydi. Düşünceli yüzüne döndüm. Sanki başka bir şey diyecekmiş de vazgeçmiş gibi, “Aylin’e teşekkürlerimi ilet,” dedi. Oysa diyecekleri bu değildi, çok iyi anlamıştım. Başımla hafiften onaylayıp içeriye girdim. Aklım deyip vazgeçtiği düşüncesinde kalmıştı. Sanırım ben bu eve birçok sırrın arasında kalmak için getirilmiştim. Kimse bana bir şey demezken ben ne düşünebilirdim ki. … Aylin’in verdiği başörtüyü alıp kapıdan girmeden evvel başıma başladım. Saçlarımın gözükmemesine dikkat ettiğim gibi Aylin’e her bir saniye, “Nasıl olmuşum,” diyerek darlıyordum. “Ay Leyla, tamam çok güzelsin en güzel sensin de hadi girelim içeriye artık.” Tatlı bir sırıtış belirdi yüzümde. Önden yengemle Lamia abla arkadan da biz üç genç kız girdik. Bu gece uzun zamandır aklımda olan sohbete gelmiştim. Aslında hâlâ nefsimle savaşıyordum ama Aylin’in ısrarlarına dayanamamıştım. İçeriye girdiğimizde kalabalık karşılamıştı bizi. O kadar insan geliyormuş meğer sohbete. Ben bunu beklemiyordum. Köşedeki boş olan yere geçtik. Gençlerin de ağırlıklı olduğu ama daha çok yaşlıların olduğu oda sohbet havasına dönmüştü. Yengemle Lamia abla köşedeki yaşlı teyzelerle konuşuyordu, sanırım tanıdıktı hepsi. Aylin’le Yağmur’da birkaç genç kızla sohbete dalmıştı. Ortada bir ona bir buna bakan sap gibi kalakalmıştım. Çok geçmeden de Sevda hocayla beraber birkaç kadın girdi odaya. Sanırım sohbeti yapacak kişi bunlardı. Önce selam verdiler daha sonra köşedeki masaya geçtiler. Herkes biraz önceki kargaşayı bırakıp hocalara odaklandılar. Bu ortama o kadar yabancıydım ki nasıl bir şey olacağını bilmiyordum. Sevda hoca Kur’an okudu, daha sonra dualadı. Yanındaki genç kadın ise bir şeyler anlatmaya başladı. Sevda hocanın okuduğu kısa surenin tefsirini yapıyordu. Bunu şu an Yağmur demişti. Uzun uzun konuştu. Diksiyonu, yüz ifadeleri o kadar sakindi ki bitirdiği sohbetin tadına doyamamıştım. Yağmur’la Aylin yanlarına gittiğinde yalnız kalmamın verdiği hisle Yeşim hocanın anlattıklarını düşündüm. Yirmi dört yaşına gelmiş biri olarak şu zamana kadar hiçbir şeyi tam yapabilmiş değildim. Peki ya sonrası için; eksiklerimle tam olabilir miydim? “Merhaba.” Duyduğum sesle başımı kaldırdım. Yanıma gelen benim gibi tam örtünmeyen genç kızın gülümseyen yüzüne takılı kaldım. “Sanırım yenisin.” “Evet, sende mi öyle?” Gülümsedi ve, “Yok, iki üç sefer gelmiştim ama uzun zaman sonra ilk diyebilirim,” deyince bir şey diyemedim. Karşımdaki kızın cana yakınlığı beni şaşırtmıştı, sanırım oldukça arkadaş canlısıydı. Ben tam aksine, hiçbir zaman bana gelmeyen birine gidemezdim. “Ne güzel. En azından aşinasın ortama.” Başını salladı ve gamzesi gözükecek şekilde gülümsedi. Tatlı bir yüzü vardı. “Öyle. Bu arada ben Burcu.” “Ben de Leyla.” Uzattığı elini tuttum. “Sanırım biraz şaşırdın böyle birden tanışmak isteyince.” Gülmeden edemedim. Şaşırmamıştım ama tuhaf gelmişti. “Biraz.” “Aslında çok arkadaşım yok ama ne bileyim seni görünce tanışma isteği oluştu. Oysa burada da birçok genç kız var ama böyle hissetmemiştim hiç.” Kaşlarım aralandı. Tuhaf bir dürtüydü. Şu an ben bile Burcu’ya bakarken kanım kaynamıştı. “Ben de burada yeni olduğum için hiç arkadaşım yok, tek değilsin yani.” “O zaman arkadaş olabiliriz.” “Olabiliriz.” Sevinmişti. Çocuk ruhluydu, bunu gülüşünden anlayabiliyordum. Çağrılınca yanımdan ayrılmak zorunda kalmıştı. Bir an tuhaf hissetsem de çok sürmedi bu. Biz de ilerleyen saatte kurstan çıktık. Aklım geride kalanlardaydı ama kalbim bu ana hasretmiş gibi dinginleşmişti. Belki de biraz istekle dolmuştum. Sanırım yengemin de dediği gibi başlangıçlar yolun ardındaki güzelliğe ulaşmada en büyük yardımcıdır. … Amcamın kaçışları, beni cevapsız bırakışı hiç olmadığım kadar üzüyordu. Ne zaman ona sorular sorsam geçiştirici cevaplar veriyordu ama ben anlıyordum her şeyi. En çok da gözlerinde görüyordum bu hissi. Amcamı tanıyordum, onun benden kaçabileceklerinin bir mecburiyet olduğunu anlayabiliyordum. En azından şu anlık bunu askıya alacaktım. Amcam bana zamanı gelince anlatacaktı ve ben ona güveniyordum. Belki de düşünmek istediğim buydu. Her ne kadar zor olsa da düşünmemek, çabalayacaktım. Emniyete giriş yaptığımda herkes beni tanıyor olacak ki baş selamı verip işlerine dönüyorlardı. Geçen gün birçok göz hapsine maruz kalınca tanınmamam imkânsız gibiydi. Amcamın odasına giriş yapmamla istediğim manzarayı bulmam bir oldu. Buraya geleceğimden haberi olmadığı içinde biraz şaşırmıştı haliyle. “Amca, bana ihtiyacın varmış gibi duruyor.” Amcam yaptığım ima ile gülüp oturuşumu izledi. Ona bakarken babamın özlemini gideriyordum. Kokusu, bakışları, gülüşü hep babamdı. Belki ben babamı çok hatırlamıyordum ama kokusunu asla unutamıyordum. Biraz da beni sakinleştiren buydu sanırım. Amcamla avunmak yapabildiğim tek şeydi. “Allah Allah, hangi kuşlar dedi acaba onu!” Tatlı bir tebessüm sundum kısık gözleriyle bana bakarken. Kalktığım gibi dibine yaklaştım. Arkadan boynuna sarılmam onu mutlu etmişti. “Ben bulurum bir kuş, sen merak etme.” Yanağına sıkıca bir öpücük bıraktım. Boynunda duran elime şefkatle vurdu. “Gel buraya haylaz kızım.” Köşedeki sandalyeyi dibine çekti. Biraz daha yakın oturuyordum ona karşı. Böyle anlarda babam hakkında konuşurduk hep, şimdide bunu yapacaktık anlaşılan. “Amca, iyi ki varsın.” Sarmaladığı elimi okşadı. İyi ki vardı ve beni yalnızlığımdan çektiği için minnettardım. Uzun bir sessizlik oluştu aramızda. Benim ne düşündüğüm değil onun ne düşündüğü önemliydi benim için. Böyle anlarda anlıyordum biraz da. Yüzündeki ifadeyi de görünce babama karşı özlem duyduğunu fark edebiliyordum. Haklıydı. Sonuçta onlar beraber büyümüşler, aynı kandan aynı candan olmuşlardı. Benimde bir abim vardı ama onu neredeyse hiç hatırlayamıyordum. En çok da onun olmasını istiyordum biraz da. Abisi olan herkesi çok kıskanırdım. Bazen onları uzun uzun izler abime karşı özlemimle yüzleşirdim. Oysa umut yoktu artık. Belki de o beni hiç hatırlamıyordu. “Amca sana bir şey sorabilir miyim?” Amcam onaylar vaziyette başını salladı. “Abim hakkında bir şey öğrenebildin mi?” Amcamın yüzü donuklaştı. Neden böyle tepki verdiğini anlamış değildim. Biraz daha anladım amcamın benden bir şey gizlediğini. Hem de çok büyük bir şey gizliyordu. “Öğrendim.” Bu sefer ben şaşırdım. Gözlerimin irileşmesine engel olamadığım gibi donup kaldım. “Biliyor musun yerini?” “Biliyorum.” “Amca.” Yalvaran bir tonda çıktı sesim. “Leyla, söyleyemem.” Dolan gözlerime laf dinletemedim. Bana bunu yapmamalıydı. Beni korktuklarımla yüzleştirirse dayanamazdım. “Amca.” Amcama ne kadar yalvarırsam yalvarayım bunu yapmayacaktı biliyordum. Yanımdan kalkması ile beraber odadan çıkışı bir oldu. Neydi ona bunu mecbur kılan. Hakkımdı abimi bilmem, onunla kavuşmam. Ama amcam buna bile izin vermiyordu. Yanaklarımdaki nemi silip oturduğum yerden kalktım. Odadan çıktığımda Tarık’ı gördüm. Şu an kimseyle konuşmak istemiyordum, bu yüzden onu görmezden gelip ilerledim. Ardımdan seslenişiyle adımlarımı hızlandırdım. Ne hissediyordum bilmiyorum ama amcama bile güvenemediğim bir dünya da kimseye güvenemeyeceğimi anlamıştım. “Leyla, dursana.” Adımların hızlandıkça peşimden geldi, ben durmayınca da kolumdan tutup durdurdu. Önüme geçmeden evvel yanaklarımı tekrar sildim. Şu an ağlamanın sırası değildi. “Ne oldu?” Sesimin sert çıkması beklediğim durum değildi. Tarık şaşkınlıkla kaşlarını çattı. Canım çok yanıyordu ve ben sakin bir tepki veremiyordum. “İyi misin?” “İyiyim.” “Eniştemle mi tartıştınız?” Sesi beni anlamak ister gibi ciddiydi. Şu an beni anlasın istemiyordum, hele ki şu an bana nasılsın bile demesin istiyordum. Bir an önce gitmek, şu atmosferden uzaklaşmak istiyordum. “Tarık, bir şey sorma olur mu? Gitmek istiyorum sadece.” Tekrar arkama dönüp gidecektim ama gelip yanımda yürümeye başladı. Neden bu kadar ilgileniyordu ki? “Tamam, sormuyorum. Zaten ben de eve geçecektim, beraber gideriz.” “Hiç vazgeçmeyecek misin?” Güldü. Moral bozmaya bile gelinmiyordu. “Durumdan istifade etmeliyim.” Gülmeye devam ediyordu. Nasıl anlatılırdı bilmiyorum ama gökyüzü gibi berraktı bakışları. Bir an o gökyüzüne mesken kurmak istedim. Nasıl ki kuşlar mevsiminde göç ederdi, ben de bir an kıştan çıkıp bahara dönmüştüm. “Leyla,” dedi usulca. Arabaya binmeden evvel tekrar sesimi o güzel sesinden duydum. Bir şarkıya kapılır gibiydi yüreğim. Bunu bana yapmamalıydı, beni etkilememeliydi bu kadar. O bana ismimi söylerken şiirde bahşediyordu kalbimin kırık yanına. Ben şiirleri severdim ama onunla dinlemeyi sevmiştim. Arkamı döndüğümde aynı bıraktığım yerdeydi. Ona dönmemi fırsat bilip yanıma geldi. Ne yapıyordu bu adam? Dibime bu kadar gelecek ne vardı? Nefes almayı unutmuştum adeta. Yan tarafımda duran elimi tuttu. Yutkunmam ciğerimi delip geçiyordu. Şu an Aylin olsa beni çok fena azarlamıştı. Hızla çektim elimi. “Neden kaçırıyorsun bakışlarını, en çok da kendini?” Bu bir kaçış mıydı bilmiyorum ama ona bakmaya takatimin olmadığını fark ediyordum. Bakarsam gözlerine, sebepsizce yüzerdim derinlerde. “Bana bu kadar yakın olma.” “Neden?” Hiçbir cesaretimin olmadığı alana girmiş gibi hissediyordum. Sınırlarımı zorluyordu, en çok da hislerimi… “Ben öyle istiyorum.” Daha fazla durursam yanında sınırıma girmesine izin verirdim. Bunu yapsa engel olamazdım. Ona karşı cephe almayı unutmasaydım eğer şimdi bu durumda olmazdım belki de. Arabaya binmem biraz olsun kendimi uzak tutmamda işe yarardı. Bir süre bekledi aynı yerde akabinde eliyle ensesini kaşıyıp geçti şoför koltuğuna. Kısa bir bakışın ardından arabayı çalıştırdı. Ona istediğini vermiyordum. Kaçmak çözüm müydü bilmiyorum ama bunun doğru olduğuna emindim. Yol boyu konuşmak isteyip fırsat vermediğim anlara dönüşmüştü her şey. İkimizde bazı zamanlar bakışıyor, sonra bunun ne kadar can acıtıcı olduğunu bilip önümüze dönüyorduk. Araba sitenin önünde durdu. Yine kaçmaktı amacım, yine ona fırsat vermemekti. Arabanın kapısını açtıktan sonra inecektim ki kolumdan tutup durdurdu. Gözlerimi kapatıp bir süre bekledim zihnimi toparlama adına. Yine de emniyetin önündeki gibi değildim, biraz daha sakindim. “Bir şeylerden korktuğun için beni dinlemiyorsun.” Gözlerindeki o kararlılık benim geri çekilmemi sağlıyordu. Evet, korkuyordum. Tekrar birine kapılıp yüzüstü bırakılmaktan mesela… “Leyla, kahvelerin ilk değdiğinde gözlerime beni kuşattın. Kaç gece gelip geçici zannettiğim hislerimde yanıldığıma şahit oldum. Şimdi sen kaçarken ben seni anlamak istiyorum.” Hüzün çöktü gözlerine. Ben kendimi anlayamıyordum ki bir başkasından bunu bekleyeyim. Konuşmak ilk defa bu kadar zor geldi. Oysa hislerim karşılıklıyken nedendi bu kaçış? “Dediğin gibi, gelip geçicidir.” Kırgınlığım ona değildi, kendime ise hiç değildi. Belki de sevmeye karşıydı… Kucağımda duran elimi tuttu. Bir yandan gözlerime bakıyor bir yandan bir şeyler duymak için bekliyordu. “Değil, inan bana değil.” “Yapma Tarık, bana bu yükü yükleme.” Elimi hızla çektim. “Bana tekrar bunları hissettirme. Yapamam, tekrar yüzleşemem gerçeklerle.” Konuşmasına fırsat vermeden arabadan indim. Arkamda bir hayal bıraktım, yanımda ise gerçekleri. Birkaç ay evvel bir enkaz yaşamışken yeniden inşa edemezdim hayalleri. Avutamazdım kırık gönlümü. Sevmek bir yerde insanı bulutlara taşırdı ama çakıldığım yerden beni çekip alamazdı. Bu yüzden adımı seslenen adama dönüp bakmadım, bir yara daha almaktan korkarken sadece eve girdim ve kendimi yatağa attım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD