9.Bölüm

1236 Words
Sessizce akıp giden yolu izledim. Amcamın sabahki tembihleri, zihnimin susmak bilmeyen itirafları beni sessizliğe mahkûm ediyordu. Ne düşüneceğimi bilmiyordum artık. Eğer Yunus amcadaysa o dosya belki her şey daha rahata kavuşabilirdi ama değilse iş haddinden de fazla uzayacaktı. “İyisin değil mi?” Tarık’ın sesini duyunca sessizliğimi bozmak istedim. “Zamansız bir soru gibi geldi.” “Bunun için ikinci defa sormam gerekecek.” “İkinciyi kaldırabilirsem, belki…” İç çektim. Yolu yarılamıştık neredeyse. Çok hızlı gitmiyorduk ama yol ne hikmetse hızla akıp gidiyordu. Bazı zamanlar uyuyor bazı zamanlarda yola dalıp gidiyor bazı zamanlarda ise istemsizce yanımdaki adama bakıp duruyordum. Sanırım en çok yanımdaki adama bakmak istemsizce yaptığım bir şeydi. Araba bir benzinlikte durdu. Tarık bana dönüp, “Ben araba ile ilgileneyim, bir ihtiyacın varsa inebilirsin,” deyince başımı hafiften salladım. O arabadan inerken ben de telefonuma baktım ilkin. Bir ihtiyacım yoktu ama en azından elimi yüzümü yıkamam iyi olacaktı. Lavaboya girip elimi yüzümü yıkayıp geri döndüm. Köşede çayını içen Tarık’a takılı kaldı gözlerim. Sanırım dinlenmek istemişti. Çok durmadan arabaya ilerlediğimde sesini duydum. Arkamı döndüm. Hâlâ çayını içiyordu. “Gelsene, bir bardak çay iç.” Arabaya ilerlemekten vazgeçip yanına gittim. Boş taburelerden birine oturdum. Tarık çayını sehpaya koyup bana da bir çay alıp geldi. Bakışlarım gelip geçen insanlardaydı. Hareketlilik ruhumu yoruyordu. Bir an önce Bursa’ya gidip gelmek istiyordum. Biraz da bir şeyler açığa kavuşsun istiyordum. “İçini rahat tut artık. Merak etme bu iş eninde sonunda çözülecek.” Bir an ne dediğini anlamasam da çok geçmeden fark edebildim. Elindeki çayı sehpaya koydu ve bana uzun uzun baktı. Dışarıdan bu kadar fark ediliyordu demek ki ne düşündüğüm ve Tarık ne zamandır bunu fark ediyordu merak etmiştim. “Benden sakladıklarınızı bile bile bunu mu diyorsun?” “Buna mı kızıyorsun sen?” Kaşlarımı çattım. Bir de gülerek söylüyordu ya daha da sinir oluyordum. “Neye kızayım peki?” Sesim sert çıktı. Karşımda böyle umursamaz olmasına dayanamıyordum. “Kız ama kendini heba etme.” Beni anlamayacaktı, bu yüzden çayımı içmeden kalktım. Çekip gitmekti amacım ama o buna izin vermeden bileğimden tuttu. Oturduğu için tepeden ona bakma zorunluluğu hissettim. Bileğimde duran eline baktım. O da yaptığının şaşkınlığını yaşıyordu. Hızlıca çekti elini. “Tamam, haklısın. Biraz hafife aldım duygularını ama sen iyi olmazsan başaramazsın.” “Beni düşünmene gerek yok. Sonuçta hayatımı elinde tutan gerçekler var.” Onu daha fazla dinlemeden arabaya geçtim. Korkmuyordum aslında sadece kaybetmenin acısını hissediyordum. Tekrar birine bağlanmaktan korkuyordum sadece. Tarık benden sonra çok oturmadı. Araba binip motoru çalıştırdıktan sonra bana döndü. Aslında konuşmamı istiyordu ama yapamıyordum. “Ne zaman yıkacaksın duvarlarını?” Bıkkınca nefesimi soludum. Bedeni biraz daha bana döndü. “Sana yardımcı olurum.” Alayla kıvrıldı dudağım. Zamanında bana yardım edenlere çok inanmıştım, bu yüzden inanmak benim lügatimde aldatılmaktı. “Olma,” dedim sakin bir sesle. “Kimse bana yardımcı olmasın. Ben kimsenin yalanına inanamam bundan sonra.” Çatılan kaşları sorgulayıcı ifadesine karıştı. Ama anlatmadım. Kaç defa yarı yolda bırakıldığımı söyleyemedim. Bundan sonrası sessiz geçti yolculuk. Bursa’ya gelişimiz, aşinası olduğum yollardan geçişimiz ve Yunus amcanın evine gelişimiz neredeyse saatler sürdü. Yüzümde tebessüm oluştu. Özlemiştim bu şehri de bu insanları da… İç çektim ve bir iç çekiş sesi de yanımda duydum. Yan tarafıma dönünce Tarık’ın gülümseyen yüzüme bakışını fark ettim. Safirlerindeki o derin duygu gülüşüme bir şarkı mırıldanır gibiydi. Ona aynı karşılığı vermeyişimdi belki de gülüşünü solduran. “Leyla.” Bağırarak yanımıza gelen ses tabii ki bildiğim bir sesti. Önüme dönemeden Yasemin hızla boynuma sarıldı. Önce dengemi sağlayamadım ama düşmemi engelleyen Tarık’la ayakta durabildim. “Kızım geberteceğim seni. Neredesin bu zamana kadar.” Bu hâline güldüm. Geri çekilince nasıl tedirgin olduğunu yüzünden anlıyordum. “Anlatacağım hepsini şimdi içeriye gidelim.” Başını sallamadıktan sonra bakışları yan tarafına kaydı. Tarık’ı görünce merakla bana baktı. “Anlatacağım dedim ya Yasemin.” Demedi bir şey. Tarık’a da, “Hoş geldin,” dedikten sonra hep beraber içeriye geçtik. Yunus amca, Süheyla teyze hepsi bizi görünce ayağa kalktılar. Hatta Yasemin’in nişanlısı da buradaydı. Bu sene düğünleri olacaktı. Onları çok özlemiştim. Süheyla teyze ile kucaklaştık, Yunus amca da mahremiyet açısından bana başını sallayıp, “Hoş geldin kızım,” dedi. Şaşırdığım tek nokta Tarık’la Onur’un tanışıyor olmasıydı. Birbirleri ile tokalaştılar. Hep beraber oturduk. Normalde Yunus amca Tarık’ı alır başka odaya geçerdi ama bu sefer durum ciddi olduğu için aynı ortamda olmak zorundaydık. Merak içinde Tarık’la Onur’un konuşmasını dinledim. Diğerleri de aynı şekilde şaşırmıştı. “Biz Tarık’la üniversiteden arkadaştık. Ben başka bölümdüm tabii ama bir ara bir mesele yüzünden tanıştık. Yıllardır da görüşürüz.” Onur doktordu. Yasemin’de eczanede çalışıyordu. Geçen yıl Onur’la eczanede tanışmışlardı. Şimdide bu raddeye gelmişler ve aileleri de tanıştırıp ilk adımı atmışlardı. “Bak sen Allah’ın işine. Kim derdi ki burada görüşeceksiniz.” Hepsi Süheyla teyzeyi onayladı. Yasemin’in yaptığı kahveleri alırken Yunus amcanın meraklı bakışları altında konuşmaya bir çift kelam arıyordum. Konuya nasıl başlayacağımı bilmiyordum ve Yunus amcaya anlatacaklarımdan çekiniyordum. “Yunus amca, babam sana zamanında bir dosya vermiş. Eğer sendeyse onu alacaktık.” Yunus amca hiç beklemeden, “O dosyayı Talat almıştı benden. Şimdi nerede bilmiyorum,” deyince hayal kırıklığı ile omuzlarımı düşürdüm. Oysa burada olduğunu emindim. “Bunun hakkında size bir şey dedi mi?” Konuşan Tarık oldu. Yunus amca bu sefer biraz düşündü. Yüzünde belli belirsiz bir korku oluştu. “Zeki Ülgen diye biri varmış. Bütün cevaplar ondaymış. Sadece bu ismi verdi ve biri sorarsa bu ismi söylememi istedi. Başka hiçbir şey anlatmadı.” Tarık’ın kaşları çatıldı. Aynı şekilde ben de öfkeliydim. Bu kişi başımıza epey bir dert olacak gibi duruyordu. “Leyla, ne oldu o gün?” “Kaçırıldım.” Boğazıma yumru oturdu ve göğsümü sızlayan bir hisse büründüm. “Kandırıldım.” İki yıldır hayatımı adadığım adamın oyununa geldim diyemedim. Boğazımda oluşan kekremsi tat gözlerimi doldurdu. “Kim kandırdı?” Sorduğu soruyla bakışlarım herkese bir bir kaydı ve Tarık’ta son buldu. Onlara bunu anlatmamıştım. Bu detayı atladığım için kızacaktı. “Semih.” Odada uzun süren sessizlik tedirgin etti. Bakışlarım kucağımda duran ellerimdeydi. “Semih kim?” Tarık’ın sonradan duyduğu isme karşı merakı benim cevap vermemi zorluyordu. Yasemin bir şey diyemedi ama Onur, “Bizim hastanede hemşir, Leyla’nın da sevgilisi,” deyince gözlerim doldu. “Şu an hiçbir şeyi.” Yasemin sertçe konuştu. “Geçen gün hastaneye biri gelmişti, onunla konuşuyordu. Belki de bununla alakası vardır.” “Şu an hastanede mi?” “Sanırım. Bu gece nöbeti vardı sanırım.” “Akşam geçelim oraya.” Onur’un onaylaması ile bu konu hakkında daha fazla soru sorulmadı lakin Tarık öfke ile bir boşluğa bakıyordu. “Ben söyleyemedim.” Yavaşça kaldırdı başını. Sanki söylememe değil başka bir şeye dert edinmişti. İçimdeki huzursuzluğu yok etmek istiyordum. Bu yüzden oturduğum yerden kalktım. Şu an bu odadan çıkmazsam boğulabilirdim. Yasemin’le Süheyla teyze mutfağa yemek hazırlamaya gitmişlerdi. Ben de kendimi balkona attım. Tek kaçacağım yer buraydı sanırım. Korkuluklara tutunup başımı gökyüzüne kaldırdım. Bir iki damla aktı gözlerimden yaşlar. Aklıma o iki yıl geldikçe daha da kahroluyordum. Beni güzel lafları ile kandırışına, bir gölge gibi her anımda oluşuna kahroluyordum. En önemlisi de bu kadar aptal olmama katlanamıyordum. Önüme uzatılan peçeteyi yeni fark ettim. Safirlerinde yer edinen o hissi bilebiliyordum. Yine de bana böyle bakmasını istemiyordum. “Onu seviyor musun hâlâ?” Buz gibiydi sesi. Benim gibi karşıya bakıyordu. Cevap vermemi bekliyordu ama ona istediğini vermiyordum. Seviyor muydum onu sahi? Hayır, sevmiyordum. O gece, o izbe yerde birine ilk defa bu kadar hızlı nefret ettiğimi biliyordum. Semih, beni o adamlara verirken ölmüştü. Hesap sormaya hakkım vardı ve soracaktım da. Cevap vermeyince yanımdan gitti. Gidişi rüzgar gibi sertti. Arkasından bakakaldım. Neden sinirlendiğini bile anlamamışken kendi gelgitlerime bile takılamadım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD