0.2

3181 Words
Acıyla araladığım gözlerimi acıyla geri yumdum. Bunu birkaç defa denemem başarılı bir şekilde gözlerimi açmamı sağladı. Tavanla buluşan gözlerim yoğun bir bulanıklığın esareti altındaydı. Kendime gelmem uzun sürdüğünden ötürü etrafıma bakmam yeni aklıma geldi. Yabancısı kaldığım odaya bakındım bir süre. Neredeydim bilmiyordum. Beni buraya kim getirmişti hiçbir bilgim yoktu. Kendimi toparlamaya çalışmam bileklerimin verdiği sızıyla başarısızlığa itti bedenimi. Yastıkla buluşan başım dâhil her yerim ağrıyordu. Başımı hafiften çevirdiğimde akşam vaktinin olduğunu gördüm. Kapı açıldı, bakışlarımı açılan kapıya çevirdim. Karşımda amcamı görmeyi beklemiyordum. Nasıl olmuş da beni bulmuştu bilmiyordum. Endişe ile yanıma yaklaşması içinde bulunduğum durumu zorlaştırıyordu. Bana öyle bir bakıyordu ki ister istemez geriliyordum. Hemen yanımdaki berjere oturdu. "İyi misin biraz daha?" "İyiyim amca, sağ ol." Tuhaf bir hâldeydim. Neden buradasın desem bu sefer çok fazla soru soracaktı biliyordum. Bu yüzden bunu sormaya çekindim. Ne kadar soru sormasam da o yine sorusunu sormadan durmadı. "Kaç gündür oradaydın?" Kimdi onlar diye sormasını bekliyordum ama o tuhaf şekilde bu soruyu yöneltti. Kimdiler sahi? Bu sorunun cevabını ben biliyor muydum sanki! "Bilmiyorum. Kapalı bir yerdeydim, hiçbir şeyden haberim yoktu." Başını usulca salladı. Sanki onların kim olduğunu biliyordu. "Kimdi onlar amca, sen nasıl buldun beni?" "İnan ben de bilmiyorum Leyla. Bunu cevabını birlikte bulacağız. Şimdi hazırlan Ankara'ya geçiyoruz." "Amca, gelemem." Öfkeyle bana baktı. Ne zaman beni yanına almaya çalışsa ona her zaman bu cevabı veriyordum. Bu sefer bakışları çok farklıydı. Netti ve beni burada bırakmayacaktı. "Ne demek gelemem. Seni burada bırakacağımı mı zannediyorsun. Bize geçiyoruz ve bundan sonra yanımdan ayrılmıyorsun." Israr edeceğini biliyordum. Ağzımı aralamıştım ki benden önce davrandı. "Kalacak hiçbir yerin yok artık. Evi yaktılar ve peşindeler. Bu yüzden seni dibimden ayırmayacağım daha." O an nefessiz kaldığımı fark ettim. "Ne demek yaktılar amca? Kim bunlar?" Ağlama raddesine geldim. Günlerce yaptıkları yetmiyormuş gibi bir de evimi yakmışlardı. Ailemden kalan son hatıra da yok olmuştu. Canım yandı ve ben bu yapılanlara tepki veremedim. Telaşlı hâlime karşın amcam yatağın ucuna oturdu. Hareketlerim aniden geliştiği için bileğim dâhil her yerim sızladı. Amcam beni tekrar yerime yatırdı. "Sakin ol kızım. Biraz dinlen her şeyi ayrıntılı konuşacağız." "Nasıl sakin kalayım ki? Baksana evimi, her şeyimi yakmışlar." "Amaçları da o zaten tek bir kanıt bırakmamaları." Omuzlarım umutsuzca düştü. O evde hem gerçek aileme hem de manevi aileme dair belgeler vardı. Hangilerini yok etmek istediklerini bilmediğimden tek bir cümle kuramıyordum. Elimi tutan amcama boş gözlerle baktım. Ne olursa olsun bu beni üzüyordu. "Biraz dinlen, ben de son kez doktorla konuşurum. Ondan sonra çıkarız." Bir şey demedim. Odadan çıkışı ile dolan gözlerim artık kendini serbest bıraktı. Bedenen hırpalanmış olsam da ruhen farklı değildim. Kendimi çıkılmaz bir yolda hissediyordum. Düştüğüm yer ise asla ucu bucağı olmayan yerdi. Daha ne kadar sürerdi bu bilmiyordum ve ben en çok bu durumda çaresiz hissediyordum. Amcam gelene kadar üzerimi giyindim. Bedenim hâlâ sızlıyordu, özellikle bileklerimin acısı bedenimi kasıp kavuruyordu. Daha sonra o güzel yüz geldi aklıma. Beni o kurtarmıştı. Kimdi peki o? Hangi masaldan kopup gelmişti. Gözleri oturdu zihnime, daha sonra unutmadığım kokusunu anımsadım. Kapım açıldı, içeriye amcam girdi. Benim aklımdakilerde bu sayede yitip gitti. İşlerini bitirdiğini söyleyince beraber hastaneden çıktık. Doktorun bol bol dinlenmem gerektiğine dair verdiği talimatlar dışında başka bir şey dememişti. Başımı cama yaslayıp süzülüp giden yolu izledim. Amcam ara sıra bana bakıyor bir şey demeden önüne dönüyordu. Anlıyordu hâlimi, en çok da soru sormaması iyi hissettiriyordu. "Beni kurtaran kişiyi tanıyor musun amca?" Aklıma aniden bu gelmişti. Bunun cevabını hastanede vermemişti. "Tanıyorum, siz de gidince tanışırsınız." "Nasıl yani, beni kurtarmak için ta Ankara'dan mı geldi?" "Hepsinin cevabını alacaksın." Bu da başka soru sorma demekti. Boğulduğumu hissediyordum, bu yüzden camı araladım. İçeriye giren rüzgâr bir nebze iyi hissettirdi. Amcam, gelen telefonlarla görüşüyordu ama bir tek beni kurtaran kişiyle konuşmamıştı, bunu anlayabiliyordum. Başımı koltuğa yasladığım gibi gözlerim kapandı. Zihnimdeki görüntüler gözlerim kapanınca daha çok belirdi. Birkaç günde yaşadıklarım çok zordu ama düşününce biraz daha anlayabiliyordum her şeyi. Sebepler karmaşık olsa da her şeyi fark edebiliyordum. Bunun için içim rahattı ama huzursuzdum. Tekrar karşıma çıksalar nasıl bir tepki verirdim bilmiyordum. Kucağımda duran elimi amcam tuttu. Gözlerimi aralayıp bana bakan bakışlarına döndüm. Gülümsüyordu ve yüzünde rahat olmamı söyleyen bir ifade vardı. Amcam, hep böyleydi aslında. Ne zaman başım sıkışsa hep yanımdaydı. Bana hep bir baba gibi yaklaşmıştı. "Artık korkma tamam mı? Kimse sana yaklaşamaz bundan sonra." Aynı şekilde gülümsedim. Araba sürmemiş olsa sıkıca sarılırdım ama şimdi sadece gülümseyip elimdeki elini sıktım. Ankara'ya gelişimiz ve eve varışımız oldukça sessiz geçti. Amcam arabayı park etti. Ben de arabadan inip birçok bloktan oluşan siteye baktım. Uzun zamandır gelmemiştim buraya ve şimdi bu hâlimle gelmek bana iyi hissettirmiyordu. Sitenin önü oldukça kalabalıktı. Çocuk sesleri, kadınların bir arada oturup sohbet etmeleri büyük bir uğultu gibi geldi. Amcam yanıma gelince bu andan sıyrıldım. Binaya girdik. Çağrılan asansöre bindikten sonra aynada kendimi gördüm. Yüzüm bembeyazdı ve oldukça yorgun gözüküyordum. Üzerimdeki kıyafetler amcamın aldığı kıyafetlerdi. Eski kıyafetim bile artık yoktu. Eskiye dair hiçbir şey yoktu. Peki ben? Eskisi gibi olur muydum orasını bilmiyordum. Kapıyı açan yengemdi ve hemen arkasında duran ise kuzenim Aylin'ydı. İkisi de kocaman gülümseyişle içeri girmemi bekliyorlardı. Amcam geçmem için yer verince çok beklemeden içeriye girdim. Önce yengeme sonra Aylin'e sarıldım. Aylin tek çocuktu. Yengem büyük bir ameliyat geçirmiş ve artık çocuğunun olamayacağını öğrenmişti. Onlar bu durumdan asla şikâyetçi olmamışlar Allah'a sığınıp bütün ilgilerini Aylin'e vermişlerdi. "Leyla, iyi misin kızım?" Yengemin sorusunu geçiştirmek istemiyordum ama üzerinde çok durmadan, "İyiyim," diyebildim sadece. Onlar da yorgun olduğumu bildiği için kapı önünde çok durmadık. Salona geçtik. Yengem, oturmama yardım ederken bir yandan söyleniyordu. Sanırım onları oldukça korkutmuştum. Amcam yakınımdaki berjere otururken yengem ve Aylin, karşıdaki ikili koltuğa oturdular. Hepsinin gözü üzerimdeydi ama en çok amcam dalgın bir şekilde bakıyordu. Aslında neyin ne olduğunu biliyordu, en çok da bu onu dertlendiriyordu. "Amca, neyin var?" Yerde olan bakışları tekrar bana çevrildi. "Leyla, daha önce karşılaşmış mıydın onlarla?" "Hayır, ilk defa o gün çıktılar karşıma. Kim amca bunlar?" "Sana bunun cevabını ben vermeyeceğim Leyla, zamanı gelince hepsini öğreneceksin." "Ama biliyorsun kim olduklarını." Sessizce salladı başını. Ben bir cevap bekliyordum ama amcam bu cevaba bile bilinmezlik yerleştiriyordu. "Neden söylemiyorsun peki?" "Çünkü mesele çok derin. Ve benim yetkim dışında." Kaşlarım çatıldı. Söylemeyecekti. İçimi kemiren birçok düşünce yerleşti dimağıma. En çok da tedirgindim ve mesele o kadar derindi ki birçok cevap yerleşiyordu aklıma. Hangisi gerçek hangisi değil, bilmiyordum. Tam konuşacakken araya Aylin girdi. Ayağa kalkması ile amcam derin bir nefes aldı. "Çok yorgunsun, bunları sonra konuşalım olur mu? Hadi kalk da odana götüreyim seni." Son kez amcama bakışım hayal kırıklığına uğrattı. Bana bir cevap vermeyecekti ve ben bu sorunla tek başıma mücadele edecektim. Aylin'in dediğini yapıp sessizce salondan ayrıldım. İkimizde koridorun sonunda olan odaya geçtik. Her geldiğimde bu oda bana ayrılırdı ve şimdi tamamen benim için düzenlenmişti. İçeriye girdiğimde anlamıştım bunu. Yeni bir yatak ve temizlik kokan bir oda... "Artık temelli kalmazsan bu gece seni uyutmam. Geleceksin diye annemin üç gün temizlik eziyetine bile gıkım çıkmadı." Benden önce yatağa oturduğu gibi söylenmeye başladı. Hemen yanına oturdum ben de. "Şımarayım bari." "Şımar tabii. Hem sana bir tane daha güzel haber vereyim. Benim için pek güzel sayılmasa da üç gün katlanacağım artık." Dudağı ihtihzayla kıvrıldı. "Yemekleri bile ben yapacağım." Ben gülsem de o göz devirmekten başka bir şey yapmadı. "Desene üç gün boyunca prensesler gibi yaşayacağım." "Daha sonrası için söz veremem ama." Heyecanla bana doğru biraz daha döndü. Bacaklarını bağdaş kurup, "Ya ne diyorum, biraz dinlen de sana anlatacağım çok şey var," deyince gözlerindeki parıltıyı gördüm. Sanırım düşündüğüm meseleydi ve bunu en güzel dinlenince dinlememdi. Şu an yorgundum, en önemlisi de zihnen bitkindim. "Tamam, biraz uyursam zaten dinlenirim." "Tamam, bir şey olursa çağırırsın." Başımı hafiften sallayıp yatağa girdim. Havalar sıcaktı ama ben üşüyordum. Yattığım gibi de uyumuştum zaten. Uyandığımda ortalık karanlıktı. Kaç saat uyuduğumu bilmiyordum ancak bedenimin sızısı biraz olsun dinmişti. Terlemiştim de. Kalkıp boynuma yapışan saçlarımı itekledim. Dağılan saçlarımı tepeden toparlamam biraz rahatlatmıştı. Odayı aydınlatmak için ışığı açtım. İçerisi o kadar sıcaktı ki bir an önce odadan çıkmak istedim. Koltukta duran kıyafetler dikkatimi çekti. Sanırım ben uyurken birileri odaya girmişti. Kıyafetler Aylin'e aitti. O kadar derin uyuduğumu bile anlayamayacak kadar sersemlemiştim. Normalde uykum hafif olduğu için bu şaşırılacak durumdu. Kalkıp hızlıca hazırlandım. Saatten habersizdim ama kokuları hissettikçe akşam yemeğini kaçırmamıştım. ... Amcam işi olduğu için evden çıkmıştı. Biz kadınlar Aylin'in getirdiği kahveyi balkonda içiyorduk. Yengem yine kendi halinde elindeki el işi ile uğraşıyordu. Ara sıra ettiği sohbetler dışında ben de dışarıdaki çocukları seyrediyordum. Bazen dalıp gidiyor, birkaç gün önce yaşadığım o olayı düşünüyordum. Bir şeyler vardı, benim bilmediğim hatta bilmemi istemedikleri bir durum... Bunu amcamda sezmiştim, benden bir şeyler gizliyordu. Yüzündeki o ifadeden anlayabiliyordum. "Kahveyi içtikten sonra istersen bir şeyler izleyebiliriz."Aylin'in koluma dokunarak konuşması beni düşüncelerimden çekti. O da bunu anlamıştı ve susmayarak bana yardımcı oldu. "Olur, fark etmez benim için." "Tamam, anne sen bugün evde misin?" Beni es geçip annesine döndü. "Aynen, hocamız izinliymiş bugün." Yengem, düzenli pilatese giderdi. Bu yüzden de oldukça fitti. Zaten çok güzel kadındı ama o her yönüyle kendine iyi bakıyordu. Bir ara ben de yengeme ayak uydurmuştum. Hatta burada olduğum günler onunla pilatese giderdim. "Yenge ben de seninle başlayayım diyorum, ne dersin." "Valla çok iyi olur. Hem de şu inatçıda sayende başlar." Aylin, annesine ters bir bakış atıp, "Ben böyle mutluyum," demesi yengemi pek de alakadar etmedi. Elini sallaması sen iflah olmazsın der gibiydi. Biz çalışma odasına geçerken yengem kendi egzersizleri için salona geçti. Ortak kullanılan bir oda olduğu için oldukça güzel bir ortam vardı. Her kesime hitap eden bir köşenin en güzel yanı güneşin bu odaya vuruşuydu. Akşamları ise salona vururdu. Şu anda akşam olduğu için oda film izlemeye oldukça müsaitti. Aylin, filmi ayarlarken ben de kitaplıktaki kitaplara göz gezdirdim. En son geldiğimden bu yana epey bir kitap eklenmişti. Her türden vardı ve yerleri ona göre ayrılmıştı. "Amcam yine buraya kapanıyor mu?" "Sorma. Annem de babama ayak uydurdu artık. Baktı ki yüzünü gören cennetlik, görebileceği yere geldi." Kıkırdadım. Amcamın çok fazla zaman geçirdiği bu oda artık bireysellikten çıkmıştı. Kitaplıktaki dikkatimi çeken resimle duraksadım. Yeni olduğunu anladığım çerçeveyi elime aldım. Babam ve amcam yan yanaydı resimde ve ben ilk defa görüyordum. "Bunu ne zaman yaptırdı amcam." Aylin, heyecanlanarak yanıma geldi. "Bunu geçen hafta yaptırdı. Bir abi çok güzel photoshop yapıyor. Aslında çizim bu." "Aynı gerçek gibi." Başını salladı. Parmaklarım çerçevede dolandı. Babamın ben de resmi vardı ama çok eski olduğu için bu kadar net bir şekilde onu hiç görmemiştim. Gözlerim doldu anında. Onları çok az hatırlasam da özlemiştim. İçimde taşan bu hissi gün geçtikçe daha çok hissediyordum. Bir yanım bomboştu. Kimseye kendimi anlatamadığım gibi kendime bile bu toleransı göstermiyordum. Annemi ise yengemin gösterdiği resimler kadar anımsıyordum. Ben de bir resmi vardı. Şimdi ise hiç yoktu, o evde kalmıştı. Artık geçmişimde ailemde kül olup savrulmuştu etrafa. İç çektim. Çerçeveyi yerine koydum. Aylin, filmi açtığında isteksizce koltuğa oturdum. Biraz önceki boğuştuğum düşünceleri yok etmekti amacım ama illet gibi yapışıp kalıyordu. Aylin, filme öyle bir dalmıştı ki zorda olsa ben de ona eşlik ettim. Uzun süre devam eden film hâlimiz yengemin yanımıza gelmesi ile küçük bir araya dönüştü. Aylin, ağrıyan belini düzeltirken ben de yorgunlukla geri yaslandım. Film neredeyse üç saatti ve biz daha yarısını izlemiştik. Normalde hemen bana film izletmezdi ama kafamın da yerine gelmesi gerekiyordu lakin bu pek de mümkün değil gibiydi. "Aylin, bugün aç kalacaksak önceden haberimiz olsun." Aylin, yengeme lafını geçiremeyeceğini bildiği için, "Benim menüm hazır anne, gerisini siz düşünün," dediğinde yengem keyifle bilgisayarda yarım kalan filmi açtı. Aylin, ayaklarını sürüye sürüye odadan çıkarken yengem gülmemek için kendini zor tutuyordu. Bu konuda pek toleransı yoktu. Çok fazla yumuşak yanı olmadığı için evdeki düzeni iyi sağlıyordu. "Yenge, senden ders almam gerekiyor." Yengem keyifle gülmeye başladı. Arada ona hayran kalmamak elde değildi. "Bir ara gel vereyim ders." Şakayla karışık söylenmesi Aylin'in başını kapıdan uzatmasını sağladı. "Anne, beni bir gün ararsın." "Evlen, deneyelim." Bu da bir nevi evlenmesini ima etmesiydi. "Tamam, önce elektrik alabileceğim bir aday getir söz evleneceğim." "Kaç volt istiyorsun?" Yengemin öldürücü bakışları altında Aylin dilini uzatarak mutfağa koşar adım gitti. Yengem tövbeler ederken bense kıkırdıyordum. Bu sefer ters bir şekilde bana bakışı ile dudaklarıma yalancı fermuar çektim. Yarım kalan filmi bitirdikten sonra yengemle mutfağa geçtik. Aylin yeni yeni yemek yapmayı bitirmişti. Yengem, çalan telefonunu masadan alıp mutfaktan çıkarken ben de boş olan sandalyelerden birine oturdum. Aylin, şarkı söylenerek salatasını yaparken bense onu sessizce izledim. İçine düştüğüm sessizlik Aylin'in bu tavırları ile minik bir tebessüme neden oluyordu. Dünden beri çok fazla düşünmemeye çalışıyordum. Buradaysam şükretmeliydim lakin aklımı kurcalayan birçok sebep vardı. Amcam bana üstü kapalı konuşmuştu ama içime bir kurt düşmüştü işte. Sebepler kesinlikle sadece geçmiş olamazdı. Yine de bunu anlatması için amcamı bekleyecektim, üzerine gitmek pek çözüm yolu değildi. "Hiç iş başvurusu yaptın mı Leyla?" Salatasını bitirip bana döndü. Yağını ve tuzunu sonra ayarlamak için tabağı köşeye koydu. "Başvurdum ama olumlu cevap gelmedi." "Ya aslında benim aklımda birkaç iş var. Aslında yanıma birini istiyordum, sen gelince sanırım daha fazla heveslendim." "Ne işiymiş o." Heyecanlanarak karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu. Şu an küçük bir çocuk gibiydi. Gözleri parlıyordu. Dünkü söylediği sözü anımsadım. "Biliyorsun ben dikiş kursuna gittim iki yıl. Epey de bir şeyler öğrendim. Seninde ilgin varsa bir dükkan açalım diyorum." Aslında ben de Aylin'e birkaç kez buradayken eşlik etmiştim. En fazla kumaş kenarları yapmayı biliyordum ve dikiş hakkında neredeyse sıfır bilgiye sahipti. "Çok güzel olurdu da ben hiçbir şey bilmiyorum ki." Bu hâlime güldü. "Hemen açmayacağız ki hayatım. Açmamız birkaç ayı bulur. O arada benimle kursa gelirsin. Hem öğrenmiş olursun hem de hoşuna gidiyor mu bakarsın. Eğer hoşuna giderse açarız. Boş bir dükkanımız var, babam bunu duyarsa izin verir. Yoksa hiçbir zaman onu ikna edemem ben." Yüzünde babasının izin vermediğine dair iz vardı. Amcam aslında izin verirdi ama tek bir iş yapması içine sinmemiş gibiydi. "Ne diyorsun?" "Çok güzel olur ama önce bir bakmam lazım." Ellerini çocuk gibi çırptıktan sonra hızla ayağa kalktı. İçeriye giren yengem Aylin'e merakla bakarken Aylin kısaca her şeyi annesine anlattı. Başını iki yana sallayan yengem Aylin'i kısa süreliğine göz ardı etti. "Yarın akşam teyzenler gelecek yemeğe, ona göre hazırlık yapalım yarın." "Anne, sen bana diyorsun ki yarın seni mahvedeceğim, süründüreceğim, tövbeler ettireceğim..." Yengem, her ne kadar ciddi olsa da ben gülmeden edemedim. Aylin'in koluna çimdik attığı gibi delici gözlerle bakmaktan kendini alıkoymadı. "Abartma Aylin abartma." Aylin haklıydı, yarın yengem evi baştan aşağı temizletecekti. "Anne, bak müthiş bir masa kurarım ama ne olur temizlik işini abartmayalım." Yengem, ciddi görünmeye çalışıyordu ama gülmemek için kendini zor tutuyordu. "Tamam tamam. Zaten yeni temizlemiştik, abartmayız." Aylin'in değişen yüz ifadesi büyük bir rahatlamaya dönüştü. Annesine bakış şirin bir edayla sırıttı. Yorgun olduğumu hissetmemin ardından ben de odaya geçtim. Yatağa uzanmamla gözlerim usulca kapandı. Uyku bütün gücüyle bedenimi ele geçirdiğinde bir süre uyumuştum. Uyandığımda etraf olabildiğince karanlıktı. Ufak bir baş ağrısı hissettim. Sanırım kerahatte uyumamın verdiği sonuçtu bu. Işığı açtım. Duvardaki saat bir saat uyuduğumu gösteriyordu. Doğruldum ve sırtımı baza başlığına yasladım. Kesik kesik gördüğüm rüyaları saymazsam biraz dinlenmiştim. Baş ağrısı hariç vücudum dinçti. Bir süre pencereden dışarıya baktım. İçimde tarifi imkânsız bir huzursuzluk vardı. Ne olduğunu bilmiyordum, sanki bu huzursuzluk olanların dışındaki bir huzursuzluktu. Kapımın tıklatılmasını duymasam burada boğulup gideceğimi düşünürdüm. Aylin, başını uzatıp bana bakması ile kaşları çatıldı. İçeriye yavaşça girip, "Ne oldu, iyi misin?" dedi. Sanırım yüzümdeki ifade içimdeki buhranla bütünleşmişti. "Hı hım, iyiyim." "Leyla, bana anlatabilirsin canının neye sıkkın olduğunu." "Keşke bilsem, inan ben de bilmiyorum." "Belki akşamüzeri yattın ya ondandır." Onayladım. Ondan değildi ama çok fazla uzatmak istemedim. "Hadi, babam geldi. Yemek yiyeceğiz." Yeniden başımı salladım. "Yok yok, sen iyi değilsin." "Aylin, hadi ama. Çık yoksa ben kovacağım." Daha fazla uzatmamı istemediğinden odadan çıktı. Üzerime Aylin'in verdiği hırkayı geçirip odadan çıktım. Kısa zamanda alışverişe çıkmam gerekiyordu. Yoksa Aylin'dan çekeceğim vardı. Bazen o kadar konuşuyordu ki ona yetişmem imkânsızdı, hatta bu hâllerine gülmeden edemiyordum. Sesleri duyunca gülümsedim. Mutfak kapısından girmeden evvel amcamla Aylin'nın deli hâlleri keyfimi yerine getirmişti. Aylin, yine yenileceğini bile bile amcamla bilek güreşi yapıyordu. Amcamın diğer tarafında olan sandalyeye oturup biraz daha savaşlarını izledim. Amcam, gram etkilenmiyor, Aylin ise iki elini kullanıp amcamı halt etmeye çalışıyordu. Başarılı olamadıkça daha çok hırslanıyor, bütün gücünü kullanıyordu. Amcamdaki bu güce gerçekten şaşırmıştım. Amcam, daha fazla Aylin'in keyfini kaçırmamak için yenilmiş numarası yaptı. Aylin zafer kazandığını zannetmişti ama ben amcamın bilerek yenildiğini çok iyi anlamıştım. Kızına bakarken nasıl gözlerinin parladığını ve ona kıyamayışı yüreğimi okşadı. Aylin, babasının yanaklarını sıkarken yengem Aylin'ya gıcıklık olsun diye, "Oyunun bittiyse gerisi sen de," diyerek sandalyesine kuruldu. Aylin, söylene söylene geri kalanları halletmeye başladı. Amcam o ara bana döndü ve kolunu omzumdan atıp kendine çekti. Sandalyemi kendisine biraz daha yaklaştırması ile rahatça kolları arasına girebilmiştim. Şefkatle kolumu sıvazladı. Onun bu güzel kalbi bana hiçbir eksikliği yaşatmıyordu. Ona baktıkça babamın özlemini gideriyordum. Babamı resimlerden hatırlıyordum. Amcamla birbirlerine çok benziyorlardı. "Aylin, dükkân işinden bahsetti?" Bana yönelttiği soru sanırım Aylin'in konuyu çoktan açtığını gösteriyordu. "Şu anlık sadece bakacağız demiştim." Kısık gözlerle Aylin'e bakmam Aylin'in emrivaki tavırlarına bir karşılıktı. "Değil mi Aylin!" Aylin, umursamaz davranıyordu ama beni hamlesine katamayacaktı. Ne düşündüğünü fark edebildiğimden olsa gerek bakışlarım üzerinde uzun süre dolandı. "Eee amca, sen neler yaptın? Bir çiftlik hayalin vardı?" "Hayaller fakirin cebine fazla gelirmiş Leyla'm." Oldukça normal konuştu bu sefer. Her defasında bana heyecanla 'beni hafife alma' diyen kendisiydi ama şimdi hayalini pek de umursadığı söylenemezdi. Önümdeki çorbamdan yudumlarken bir yandan, "Amca, bir haber var mı?" diye sormadan edemedim. Amcam kaçtığı soruya tekrar yakalanmıştı ama ben buna izin vermeyecektim. "Şu anlık yok, Tarık üzerinde duruyor." "Tarık?" diye sordum. İlk defa duyduğum ismi amcam çok geçmeden cevapladı. "Hani sana bahsettiğim genç." Anladığımı belirtir gibi başımı salladım. "Amca, peki bu kişilerle geçmiş bir meseleniz var mıydı?" "Vardı." Bana gözlerini kısarak baktı. Muzip bir gülümseme ile, "Beni sıkıştıramazsın Leyla, sana bunun cevabını ben vermeyeceğim dedim," diyerek çorbasından üst üste üç kaşık aldı. Bunun cevabı bu kadar zor olamazdı değil mi? Amcam başka bir şey saklıyordu ama neydi? Diretirsem kendimi kandırmış olacaktım ve amcam tek bir kelime etmeyecekti. Ona gönül koysam olmazdı. Eğer zaruri olmasa kesinlikle söylerdi. Mecburiyetleri gördüm, amcam ilk defa bu kadar köşeye sıkışmıştı. Masanın üzerinde duran elimi tuttu. "Leyla, sana şunu söyleyeyim, bunu çok kısa zamanda öğreneceksin. Hem de en sevdiğin kişiden. Ve bununla beraber birçok şeyi de öğrenmiş olacaksın." Çatılan kaşlarım amcamın tebessümü ile büyük bir dilemma yaşadı. İçimdeki huzursuzluğun yerini bambaşka bir his aldı. Ne düşünmem gerekiyordu bilmiyordum ama korkuyordum sanırım. Amcamın dedikleri beni üzecekmiş gibi geliyordu. "Amca, sır gibi konuşmasan." "Çünkü bu bir sır Leyla, biliyorsun sır iki kişi arasında kalır." Umutsuzca omuzlarım düştü. Yine de ısrar etmedim. Bunu bir gün öğreneceğimi söylediğinde gözlerindeki parıldamayı gördüm. O an gerçekten büyük bir sürpriz beni bekliyordu. Yemekleri yememizin ardından gelen çayları sohbet eşliğinde içmek için terasa geçtik. Amcam yine başından geçen olayları gülerek anlatıyordu. Yengem amcamla sohbet ederken başka bir kadına dönüşüyordu. Sanki o sert çehresi yumuşuyor yerini daha farklı bir kadın alıyordu. Amcamın esprilerine sorgusuz sualsiz gülüyordu. Amcamla yengem üniversiteden tanışıyorlardı. Yengem amcamı ilk başta çok reddetmişti ama amcam yengemi asla dinlememiş dört yol boyunca peşinde koşmuştu. Üniversitenin sonunda ise yengem artık dayanamamış ve amcamı kabul etmişti. Onların sevgileri bu zamana kadar hiç eksilmemişti. Şu an bile birbirlerine bakarlarken gözlerindeki o hissi görebiliyordum. "Aylin, yarın için alışverişe çıkayım diyorum. Sen de gelirsin değil mi?" Aylin bir annesine bakıp bir de bana baktı. Yengem, Aylin'in korkusu olan temizlik işini askıya alınca yarın ki alışveriş olayını da kararlaştırmış olduk. En azından kendime birkaç kıyafet almam iyi olacaktı. Uzun vadede burada kalacaksam, kendime ait bir alan oluşturmalıydım. Zaman ne gösterecekti bilinmezdi ve şimdiden bu durumu kabullenmem gerekiyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD