Birçok mağaza gezmiş, birçok kıyafet almıştım. Amcamın elime zorla sıkıştırdığı kartı çok fazla kullanmak istememiştim ama Aylin’in araya girmesi benim aksime her şeyi bu kartla yapmama neden olmuştu. Elimden kaptığı kart hem benim hem de onun alışveriş kurbanı olmuştu. Şimdiden aldıklarımı sayarsam epey bir harcama yapmıştık.
Yorgunluğumuzu atmak için alışveriş merkezinin restoran bölümüne geldik. Sabah erken vakitte çıktığımız için hem yorulmuş hem de acıkmıştık. Siparişler olana kadar Aylin namaz kılması gerektiğini söyleyip yanımdan ayrıldı. Boş masa bulup oturdum. Saat ikiye geliyordu. Amcamın dün aldığı telefonu kurcaladım. Dün akşam yatmadan evvel vermişti ama pek göz attığım söylenemezdi. Rehberde sadece amcamın Aylin’nın ve yengemin numaraları vardı.
Aylin gelmeden hazırlanan siparişleri aldım. İki dakika sonrada kendisi gelmişti. Yemeğe başlarken sessizdik. Bu yüzden ara sıra gelen geçen insanlara bakıyorduk. Aylin’in sessiz kaldığı zamanlar nadirdi.
“Sabahtan beri Yağmur mesaj atıyor. Zaten seni çok merak ediyordu. Normalde onu da çağıracaktım ama işi olduğundan gelemedi. Ne yaptınız, ne ettiniz deyip duruyor.”
“Teyzenin kızı mıydı?” Başını sallayıp, “Aynen, aslında sizi çoktan tanıştırmak istiyordum ama biliyorsun önceden başka yerde yaşıyorlardı,” dedi. Yağmur’dan bahsederken yüzü gülüyordu. Şu an bile heyecanla onu bana anlatıyordu.
“Bu kadar anlattığına göre aranız baya iyi.”
“Tanısan sen de seversin. Çok nahif çok iyi biri...” Gülümsedim. Aralarındaki muhabbete gıpta etmemek olmazdı. Aylin sevdiklerine çok düşkün biriydi, bu yüzden Yağmur’u anlatırken çok şaşırmıyordum.
“Sen söylediysen kesin severim.” Heyecanla başını salladı. Yemekleri yedikten sonra kalktık. Son kez mağazaları gezdik. O ara kitap mağazasına da girip birkaç kitap aldım. Aylin’in kendine aldığı şekilli kırtasiye ürünlerine bakınca sesli bir şekilde gülmek istedim ama etraftaki kalabalığı sayarsak sessizce gülmeye gayret ettim. Aylin, hâlâ bir şeyler almaya devam ediyordu. Hayvan figürlü kalemler, tüylü kalem başlıkları derken çocuk gibi sevinçle bitirmişti alışverişini.
“Bakma öyle, seviyorum ben bunları.” Bir de benim aldıklarıma baktı. Aldıklarım onun ilgisini pek çekmemişti. Ödemeyi yaptıktan sonra mağazadan çıktık. Hatta kendimizi alışveriş merkezinden zor atmıştık. Eğer biraz daha mağazaları gezersek amcamı batırmamız an meselesiydi. Zaten bu konuda Aylin’e söylenmeden duramamıştım.
Eşyaları arabaya yerleştirmemizin ardından Aylin arabayı çalıştırdı. Oldukça yorulmuştuk ve gidip bir an önce yatağıma kavuşmak istiyordum. Aylin, gelen telefonları cevaplıyor ben de müzik çalardaki müzikleri kurcalıyordum.
“Tamam hocam, bir saate gelmeye çalışırım.” Telefonuna kulak misafiri oldum. Konuşmasını sonlandırıp bana döndü.
“Bir yere uğramam gerekiyor, yorgun değilsen oraya geçeceğim.”
“Çok değilim, keyfine bak.” Rotasını bu sefer başka yöne çevirdi. Zaten yakın olduğu içinde çok fazla trafikte kalmamıştık. Kocaman bir binanın önündeydik.
“Burası benim öğrenim gördüğüm kurs.” Arabayı köşeye park etti. “Burada oturma, hadi içeriye gidelim, seni Sevda hocamla tanıştırayım.” Dediğini yaptım. Kocaman binanın içine girdiğimizde gözlerimi etraftan çekemedim. Oldukça büyük olmasının yanında her şey nizamiydi. Merdivenlerden çıktık ve bir odanın önünde durduk. İçeriye girdiğimizde kimse yoktu.
“Siz oturun abla, ben Sevda hocaya haber verip geliyorum.”
“Tamam, biz buradayız.”
“Biliyor musun? Bazen buradaki günlerimi özlüyorum.” İç çekti. Yüzündeki tatlı tebessüm bana da bulaşacak ki dudaklarım usulca kıvrıldı. “Bu yüzden bazen Sevda hocamın canını yakabiliyorum. Arada baş belası olmak hoşuma gidiyor.” Kıkırdadı. Oturuşunu biraz rahatlatması bana dönmesini sağladı. “Perşembe akşamları çok güzel sohbetlerimiz oluyor, en azından özlemimi böyle gideriyorum.”
“Bak sana fırsat işte. En azından uzak kalmaktan iyidir.”
“Öyle ama öğrenci olmakta başkaydı. Gizli gizli yaptıklarımız çok eğlenceli oluyordu.”
“Kaç ceza yediğini de söyledin mi arkadaşına?” Bu sefer odada farklı bir ses duyuldu. İkimiz de kapı önünde duran genç hanıma baktık. Yüzünde cana yakın gülümsemesi ve Aylin’e tatlı sitemleri ikimizi oturduğumuz yerden kaldırdı. Aylin, hocasına sarılırken ben de onları seyrettim. Daha sonra bana sarılıp, “Sen de hoş geldin,” dedi.
“Kuzenim Leyla, hocam.”
“Memnun oldum, sen beni bu deli kızdan tanımışsındır artık.”
“Biraz kendini övse de sizi de tanımış oldum.” Aylin, hiç bozuntuya vermedi, biz de o ara tanıştık. Arada Aylin’in yaptıklarına gülüyorduk. Çılgınlığı sadece evde değil her yerdeydi.
Sevda hoca, Aylin’in bu tavrına alışık olacak ki hiç şaşırmadan dinledi. Aylin nefes almayı başardığında Sevda hocada rahatlamışa benziyordu.
“Çok konuştum değil mi?” Bu tavrı bizi güldürdü. Artık Aylin’in hızına yetişemiyordum, özellikle konuşurken hızlı konuşması bizi sessizliğe sürüklüyordu. Onu dinlemek hoşuma gidiyordu ama bazen de böyle ayarını kaçırıyordu.
“Farkındasın yani.” Aylin, artık sessizce Sevda hocayı dinlemeyi tercih etti. Sevda hoca bana döndüğünde bu sefer benim konuşmam gerektiğini anladım. Ben Aylin kadar konuşkan biri değildim ama Sevda hocayla konuşmayı biraz olsun becerebilmiştim.
“Sen neler yapıyorsun Leyla, sanırım buralı değilsin.”
“Evet, yeni geldim buraya. Şu anlık bir şey yapmıyorum ama daha sonra ne olur bilmiyorum.”
“Anladım,” dedi ve tekrar Aylin’e döndü. Sanırım demesi gereken önemli bir şey varmışta Aylin’den çekiniyormuş gibi duruyordu. Aylin de bunu anlamış olacaktı. Duruşunu düzelttiği gibi Sevda hocanın konuşmasını bekledi.
“Aylin, aslında seni buraya çağırmamın bir sebebi var.”
“Buyurun hocam sizi dinliyorum.” Sevda hoca, kollarını masaya koyup Aylin’e uzun uzun baktı. Yüzündeki belli belirsiz bir ifade vardı ve ben de en az Aylin kadar merak etmeye başlamıştım.
“Teyzemi tanıyorsun, görmüşsündür.” Aylin, olumlu şekilde başını salladı. Sevda hoca, “Onun oğlu var yani kuzenim. Geçenlerde seni sohbet çıkışında görmüş, annesi ile konuşmuş. Eğer evlilik gibi bir düşüncen varsa teyzem seninle konuşmamı istedi,” dedi hızlı hızlı. O kadar üst üste konuşmuştu ki odada ufak bir sessizlik oluştu. Aylin, ne diyeceğini bilmez gibi bekledi bir süre. Sevda hoca, o konuşmadan devam etti. “Belki ani oldu ama en azından bir görüşmeni isterim. Musa çok efendi, çok iyi biridir, kefilim ben.”
“Hocam, ne diyeceğimi bilmiyorum ama ben şu an evlilik düşünmüyorum ki.”
“Aniden söylediğim içindir belki. Sana hemen kabul et demiyorum, sadece bir kere görüş. İstemezsen de ben yine Musa’ya söylerim.” Aylin, o an bana baktı. Sanırım benden bir destek bekliyordu ama ben de bu konularda konuşmayı beceremezdim.
“Sevda hoca haklı, bir kere görüşmeden bir şey olmaz sanırım.”
“Tamam. Ama önce bir annemlerle görüşeyim.”
“O zaman akşam bana haber verirsin.” Aylin’in tedirgin olduğunu görebiliyordum. Birden hâl ve hareketleri değişti. Sakinleştiği gibi düşünceli bir hâle büründü. Sevda hocaya veda ettikten sonra arabaya geçtik. Yol boyunca Aylin hiçbir şey demedi. Bir şeyler düşündüğünü yüz ifadesinden anlıyordum.
“Ne düşünüyorsun?” Dalgın olmadığını aniden cevap verişinden anladım.
“Sadece nasıl Sevda hocaya birden tamam dedim onu düşünüyorum.” Gülümsedim. Bana kısa bir bakış atıp, “Acaba doğru bir karar mı verdim onu da bilmiyorum, sanırım biraz da korkuyorum,” demesi ile şu an onu daha iyi anladım. Ben bu meseleleri anlamazdım ama mantıklı düşününce verdiği kararın doğru olduğunu biliyordum. Sonuçta evlilik bir gerçekti.
“Korkacak bir şey yok ki, yarın görüşeceksin içine sinmezse kabul etmezsin.”
“Yani o da doğru. Her neyse akşam daha detaylı konuşuruz seninle.” Eve geldik. Yengem ortalıkta gözükmüyordu, bu yüzden ikimiz de kendi odalarımıza çekildik. Aldığım kıyafetleri önce makineye atıp yıkatmaya bıraktım. Kitapları ve kırtasiye ürünlerini de kitaplığa dizdim.
Yatağın ucuna oturduğumda bakışlarım kitaplıktaydı ama ruhum boşluktaydı. Kendimi buraya alıştırmaya çalışıyordum sadece. Ne kadar başarılı olabiliyordum bilinmezdi. Oysaki bu evde çok sevdiğim amcam ve ailesi vardı ama ben eksik hissediyordum. Kendimi bir yerlere sığdıramıyordum.
Başımı sıkan tokadan kurtuldum. Saç diplerim sızlıyordu. Aynanın karşısına geçtim. Parmaklarım saçlarımın arasında dolandı. Birkaç beyazlık vardı ve ben bu beyazlığı seviyordum. Ara ara bana gerçekleri hatırlatan tek şeydi.
Köşedeki tarağı aldım. Dalgın ifademle hem aynaya bakıyor hem de saçlarımı tarıyordum. Dudaklarım zehirli bir tebessümü kendinde barındırır gibi vücuduma acı bir his bırakıyordu. Sadece zamanın ne getireceğini bilmeden yaşıyordum. Yalnızdım, bir şeylerin eksikliği vardı üzerimde. Her şeye rağmen dimdik kalmak için çabalıyordum, yıllardır da böyle olmuştu.
Tokayı tekrar saçlarıma geçirip odadan çıktım. Salondan gelen seslere yöneldim. Aylin ve yengem konuşuyordu, sanırım bugünkü karar meselesini açmıştı yengeme. Yengem yüzünde belirsiz bir ifade ile, “Karar senin kızım,” dedi.
“Babam ne der?”
“Babanla ben akşam konuşurum, sen ne düşünüyorsun onu söyle,” dedi. Aylin’in yüzü düştü. İstemiyordu ama hocasını da kırmamaya özen gösteriyordu. Aylin’in Sevda hocayı ne kadar sevdiğini o an anlamıştım.
“Bilmiyorum ki.”
“Bence bir görüş, olursa olur olmazsa da yapacak bir şey yok.” Yengem de bizim gibi düşünüyordu. Aylin, usulca başını sallayınca yengem kolunu sıvazlayıp, “Unutma, kaderinde varsa korkuların o an uçup gidecek,” dedi. “Bunları senin iyi biliyor olman lazım.”
Aylin’in dalgın ifadesi kayboldu, bu sözler onu rahatlatmıştı. En azından yarın için kendini biraz olsun umutlandırması gerekiyordu. Biriyle tanışmak onu gerse de en sonunda biriyle olacaktı. O gün yarın olabilirdi ve Aylin, sonraki zaman için sadece tedirgindi.
“Yenge bu kız bence böyle giderse başınıza kalır.” Araya girmem Aylin’in biraz önceki tavrını değiştirdi. Bana kötü bir bakış atıyordu.
“Diyene bak, sanki aynı yaşta değiliz.” Bu doğruydu ama onunla ben aynı olamazdık. Şu ana kadar kimseden evlilik görüşmesi teklifi almamıştım ama yengemin sıkça Aylin’e taliplerinden bahsettiğini biliyordum.
“Görücüleri reddeden sensin ben değil.” Kısılan gözlerinin ardından parmağını kaldırıp tehditkâr bir şekilde salladı. Haklı olduğumu bildiği için laf söyleyemiyordu. Yengem, bizi gülerek izliyordu. Aslında o da istiyordu, kızına güvendiği içinde sorularını yarın soracağını biliyordum.
“Tamam anne, ben o zaman Sevda hocaya haber vereyim.” Yengem bir şey demedi. Yanımızdan kalkıp odasına yöneldi. Ben de peşinden gittim. En azından belki biraz konuşursak rahatlardı.
Aylin, Sevda hocaya yarın görüşebileceğini söyleyince Sevda hoca buluşacakları mekânı söyledi. Hatta resim atabileceğini söylese de Aylin istememişti. Zaten görüşmeyi kabul ettiğini, o an görmek istediğini söylemişti. Sanırım aklının karışmasını ve kabul ettiğini söyleyip sonra görüşmeden reddetmek istemediğini anladım. Sanırım dış görünüşten ziyade kişiliğini önemsiyordu. Vedalaştıktan sonra telefonu kapattı ve komodinin üzerine koydu.
“Ay valla çok zormuş ya, ne yapacağımı bile bilmiyorum.”
“Gönlünden geçeni yapacaksın. Yarın bir olsun bence o zaman daha detaylı konuşuruz. Hem keşke resmini isteseydin, belki biraz rahatlardın.”
“Ben resimlere güvenemiyorum Leyla. Bazı resimler insanı farklı gösterebiliyor. Hem yarın beni tek bırakma olur mu?”
“Bırakmam.” Sırtını yatak başlığına yasladı. Şu an hislerini yokluyordu. Ne kadar zor olduğunu bilmesem de tahmin edebiliyordum. Onu kendi halinde bırakıp odaya geçtim. Akşam olmak üzereydi ve bu gece misafirler gelecekti. Bu yüzden ikimizde mutfak işini üstlenmiştik. Yengem, amcamla konuşmaya geçmiş, Aylin amcamın düşüncelerini merak ettiği için kendini bir türlü işe adapte edememişti. Yengem geri dönünce Aylin heyecanla yengeme baktı.
“Bunu yarın detaylı konuşuruz dedi.”
“Bu da kararı bana bıraktığı anlamına geliyor.” Yengem olumlu şekilde başını salladı. Rahatlamış gibiydi, en sonunda işine dönebildi. Misafirlerin gelmesine bir saat kala işler bitti. Üzerimizdeki kirli kıyafetleri çıkarmak için odaya hazırlanmaya geçtik. Bu gece tanımadığım insanlara teşekkür etmem gerekiyordu. Hayatımı onlara borçluydum ve en azından şu an daha dingin bir şekilde konuşabilirdim.
Kolumdaki sargı küçülmüştü, yavaş yavaş yaram iyi oluyordu. Bedenende yorgun değildim ama ruhumun da buna ihtiyacı vardı. Siyah bir tulum giyindim. Saçlarımı da tepeden bağladım. Artık hazırdım. Kapı zilini duydum. Ben de odadaki dağınıklığı toparladım. Sanırım on dakika sonra odadan çıkabilmiştim.
Yengemin misafirler için ayırdığı odaya geçtim. İçeride orta yaşlarda bir kadın ve bir genç kız vardı. Beni gördüklerinde ikisi de gülümseyerek bana baktı. Yüzlerinde sıcacık bir ifade vardı ve ben de istemsizce gülümsedim.
Yanlarına yaklaştıktan sonra, “Hoş geldiniz.” diyebildim. İkisi de ayağa kalktı. Tek tek tokalaştık. Hemen köşedeki berjere oturdum. Aralarındaki muhabbeti dinliyordum. Şu an ne konuşacağımı bilmediğim için sessizdim.
“Sen nasılsın canım, toparlayabildin mi biraz daha?” Bana yönelttiği soruya, “Daha iyiyim,” diyebildim. “Bu arada ben size ve oğlunuza teşekkür etmek isterim, o gün belki orada olmasaydı ben de burada olmazdım.”
“Çok şükür iyisin, teşekkürlük bir durum yok.”
“Bundan sonra güvendesin inşallah.” Bu sefer Yağmur konuştu. Öyleydi, amcam kapıdaki güvenliği sıkı sıkı tembihlemiş hatta kamera kayıtlarını eve taşımıştı. Hem telefondan hem de bilgisayardan evin etrafında neler olduğunu izleyebiliyordu. Genç kız Aylin’in bahsettiği Yağmur’du. Dediği kadar vardı, nahif tebessümü, tatlı yüzü insanı sıcacık ediyordu.
“Yağmur’du değil mi adın? Aylin çok bahsetti senden.”
“Evet. Aylin zaten benden her yerde bahseder.” Şakaya karışık söylendi. Aylin de yanımızda yerini almıştı. Uzun sürmüştü hanımın hazırlanması ve şimdi o da benim gibi misafirlerle tek tek tokalaştı.
“Lamia, Tarık’ın yaptığını hiç beğenmedim. Ara gelsin yoksa küseceğim ona. Yüzünü zaten göremiyoruz, en azından bu gece gelsin.”
“Valla dedikte, işleri varmış. Sabahtan bu yana masa başında.” Yengem, bunu mazeret olarak görüp, “İyi işte bir iki saat nefes alır,”dedi. Yengeme laf anlatamayacağını anlayan Lamia abla, “İyi madem,” dedi. Çantasından telefonunu çıkarıp aradı. Çok geçmeden açılan telefonla Lamia abla ne yapıp edip kabul ettirmişti.
“Sen niye sessizsin Aylin?” Yağmur sessizce Aylin’e söylendi.
“Sonra anlatırım,” dediğinde Yağmur ısrar etmedi. Biz kızlarla mutfağa geçtik. Sanırım burada biraz daha rahat olabilirdik. Zaten masalar kuruluydu, sadece birkaç eksik vardı ve onları da halletmiştik.
“Ee anlatacak mısın?”
“Bugün Sevda hoca çağırdı.” Yağmur dikkatle Aylin’e bakıyor, anlatmaya devam etmesini istiyordu. “Biri varmış, benimle tanışmak istiyormuş.”
“Gerçekten mi? Sen ne dedin peki?”
“Yarın görüşeceğiz, bakalım.” Yağmur’un gülüşü çoğaldı. Güldüğü an yanaklarında kocaman gamze oluştu. Aylin’in söyledikleri onu da heyecanlandırdı.
“Yarın kesinlikle yanına uğramalıyım.” Aylin’in keyfi Yağmur’un söyledikleri ile yerine geldi. Küçük bir kıkırdama çıktı dudaklarından.
“Sen de zaten bugünleri bekliyordun ya.” Yağmur, hiç inkâr etmeyerek omuz silkti. Tepsiye koyduğu bardaklara çayları doldurmaya başladı. Kapı zilinin sesini duymamızın ardından Yağmur kapıya ilerledi. Saniyeler sonra yengemin trip atan sesini duydum.
Aylin’in yanına geçip diğer tepsiyi de ben aldım. Aylin, tepsiyi diğer tarafa götürürken ben de hanımların olduğu odaya götürdüm. Masaya oturmuşlardı, tepsiyi köşeye koyup ben de boş olan sandalyeye kuruldum. Masadakiler o kadar güzel gözüküyordu ki bir günde bu kadar şeyi yengemin nasıl yapabildiğine şaşırdım.
“Kursta tadilat varmış, bu haftaki sohbet iptalmiş.” Aylin, yeni gelen mesajı birden söyleyince yengem, “Öyle mi, bizimde bu haftaki hacamat kursumuz perşembeye ertelenmiş, bu iyi oldu,” dedi. Sanırım Lamia abla ile gidiyorlardı kursa.
“Siz hacamat kursuna mı başladınız yenge?”
“Sorma canım, bir arkadaş illa başlayalım dedi. İyi oldu aslında, zaten kendimde yaptırıyordum.”
“Hızınıza yetişmek olanaksız.”
“Hızınıza değil, yengenin hızına demek lazım Leyla.” Yengem ‘sanki sen çok farklısın’ der gibi bakıp bizim gülüşümüze hiç takılmadan çayını yudumladı. Yengemi bildim bileli çok çalışkan bir kadındı. Boş durmayı sevmediği gibi üretmeyi de oldukça iyi başarıyordu. Hatta bir ara dosyasındaki sertifikaları görünce şaşırmıştım. O kadar çok dalda başarı göstermişti ki şu an bu konuşmalarımız bile yanında hafif kalıyordu.
Çay faslı bittiğinde kızlarla masayı toparlıyorduk. Masa başında saatin nasıl ilerlediğini anlamamıştık bile. Şu an saat 23.30 olmasına rağmen biz çay içmeye devam etmiştik. Geri kalanını ben hallediyordum kızlarda diğer tarafı toparlamaya gitmişti. Çok beklemeden de mutfağı bitirmiştik. Aylin, kahve için tezgâh başına geçti. Ben tekrar salona geçecektim ama o ara amcamın sesini duyunca durmak zorunda kaldım.
“Leyla kızım bir buraya baksana. Tarık’ın sana vermesi gereken bir emanet varmış.” Bana vermesi gereken ne olabilirdi ki? Acaba o gün bir şey mi düşürmüştüm ya da bir haber mi vardı diye ikilemde kaldım.
“Tamam amca, geliyorum.” Amcam yanına yaklaşmamı bekledi, kapıyı aralayıp geçmeme müsaade ederken yavaşça süzüldüm içeriye. Önce tanımadığım iki yüze, “Hoş geldiniz,” diyerek baktım. Amcamla aynı yaş bir adam ve Tarık dedikleri kişi vardı. O gün gördüğüm gözlerdi bunlar. Şaşırmadım, zaten amcam bahsetmişti. Köşedeki koltuğa emanetmiş gibi oturdum. Sanırım bir miktar korkuya kapılmıştım. Odadaki sessizlikle beraber çaprazımda oturan gence baktım. Ben konuşmadan evvel o söze atıldı.
“Nasılsınız, iyisiniz değil mi?” Sakin sesi ve benim endişeli bakışlarım tam bir tezat durum almıştı.
“İyiyim teşekkür ederim. Bu arada size de teşekkür etmem gerekiyor, o gün beni siz kurtarmışsınız.” Hafiften tebessüm etti.
“Teşekkürlük bir durum yok, tek değildim sonuçta.” Konuşmasını çok uzun tutmadan cebinden bir şey çıkardı. Dikkatle baktığımda elinde bir kolye vardı ve bu kolye anneme aitti. İlk defa mutluluktan ağlayabilirdim ama yapmadım.
“Evinizin çevresinde bulduk, sanırım bir tek bunu kurtarabildik.” Kolyeyi uzatınca aldım. Annemden yadigâr kalmıştı bana ve ben şu an bunu bile yeni hatırlıyordum.
“Ben bunu tamamen unutmuşum, şu an beni o kadar mutlu ettiniz ki.” Gözlerim doldu. Kolyeyi avucumun arasına bastırdım. “Peki, neden yakmışlar evi?”
“Sanırım aradıkları bir belge varmış, bulamadıklarında ise evde olduğunu düşünüp işlerini garantiye almak istemişler.”
“Ne vardı o belgede? Şimdi ne olacak?”
“Merak etmeyin, o belge bizde.”
“Kim onlar, ne istiyorlar ki? Daha önce babam bana bundan bahsetmemişti.”
“Talat Bey’e ait bir mesele değil zaten, emanet bırakılmış bir belgeydi.” Kafam o kadar karışıktı ki şu an sadece bir şeyler çözüme kavuşsun istiyordum. Amcama baktım, o ise yine aynı şekilde beni geçiştiriyordu, aynı şekilde karşımdaki genç adam da…
Odadan çıkmadan evvel tekrar teşekkürümü edip yanlarından ayrıldım. Şu an tek kalmaya ve nefes almaya ihtiyacım vardı. Bu yüzden balkona çıktım. Avucumda sıktığım kolyeye baktım. Büyük bir boşluk oluştu o an zihnimde. Feride annemin silueti belirdi gözlerimin önünde. Bana annelik yapmıştı, hiçbir zaman üvey olduğumu hissettirmemişti. Onun üzerimdeki hakkını asla ödeyemezdim.
“Leyla, o ne?” Aylin ve Yağmur kapıdan bana bakıyorlardı. Yanıma geldiklerinde elimdeki kolyeyi tekrar avucumun arasında sıktım. Aylin, tepsideki kahveleri sehpanın üzerine koydu.
“Yanan evin orada bulmuşlar.” Aylin, avucumdaki kolyeye bakıp, “Ne kadar güzelmiş, Feride ablanın mıydı?” Başımı olumlu şekilde salladım. Anneme ait bir tek bu kalmıştı, başka ne onlardan ne de benden bir şey kalmıştı. İçimdeki çaresizlik günden güne artıyordu.
“Kendini yıpratma ama, babamla Tarık abi bu iş için uğraşıyor.”
“Boş verin beni, duygusallığım yine üzerimde.” Aylin ellerimi kavrayıp, “Yalnız değilsin bunu unutma olur mu!” deyince zorda olsa tebessüm ettim. Bana çok güzel destek çıkıyorlardı, bunu her halükarda görebiliyordum. Bazı zamanlar bu bana yetmiyordu, zihnimdekiler beni kendi karanlığına çekiyor ve orada yalnızlığımla yüzleştiriyordu.
“Bence de. Doğru diyor Aylin. En azından içini ferah tut.”
“İyiyim artık, sadece bir anlık duygusallık işte.” Masamdaki soğumuş kahveyi aldım. Üzerimdeki rehavet kalkmamıştı ama en azından iyi görünmeye çalıştım.
“Sen neler yapıyorsun Yağmur? Var mı uğraştığın bir alan?”
“Biliyorsun öğretmenlik yapıyorum ama onun dışında da kendi hobi alanlarımla uğraşıyorum.”
“Aylin çok güzel resim çizdiğini söylüyor.”
“Aylin dediyse doğrudur.” Gülümsediğinde küçük bir çocuğa dönüşecek kadar tatlılaşıyordu.
“Ben demedim, gerçekler bunlar.” Bir yandan kahvelerimizi içerken bir yandan uzun uzun sohbet ettik. Artık misafirler gitmesi gerektiğini söyleyince sohbetimizde böylece tamamlanmış oldu. Onları yolcu etmek için kapıya kadar ben de çıktım. Kapı önü sohbetleri yine şu anda hiç şaşmamıştı.
“Tanıştığıma çok memnun oldum bu arada Leyla. Sık sık görüşelim.”
“Tabii olur.” Misafirleri yolcu ettikten sonra kendi odalarımıza çekildik.