4. bölüm

1080 Words
Bugün Aylin’in görüşmesine beraber gidecektik. Yalnız kalmak istemediğini, en azından onun uzakta da olsa yanında kalmamı istediğini söylediğinde kıyamamıştım. İkimizde hazırdık, Aylin’in heyecanını şu an da daha net gördüm. Yüzü kıpkırmızı, hareketleri telaşlıydı. Feracesini giyindikten sonra evden çıktık. Yengemin arkadan söylenmesi Aylin’in şu anlık duyabileceği bir durum değildi. Yengem belli etmiyordu ama istiyor gibiydi. “Anneler hep mi böyle olur ya, sanki damat adayını tanıyormuş gibi iyi düşün demesi çok saçma değil mi?” Hem arabayı çalıştırıyor hem de söyleniyordu. Bu hâline güldüm. Şu an öyle bir telaş içerisindeydi ki arabayı bile zar zor çalıştırdı. “Ben pek anlamam ama yengem bence senden güzel haberler bekliyor.” Bu söylediğimle göz devirdi. Şu an için pek şaka kaldıracak hâlde değildi. “Anneme kalsa beni hemen evlendirir.” Başını iki yana sallayıp, “Bu seferde kabul edeceğimden değil ya. Sevda hocanın üzerimde çok hakkı var kıramadım, zaten kabul etmeyeceğim, sırf gönülleri olsun diye,” demesi şimdiden olumsuzlukları yanı başında getirdi. Ne hikmetse ben olacakmış gibi hissediyordum. “Büyük konuşmuyor musun? Belki beğeneceksin.” “O zaman farklı düşünürüz Leyla.” Başımı usulca salladım. Onu düşüncelerine bırakıp ben de sessizliğe kapıldım. Ara sıra baktığımda düşündüğünü anlayabiliyordum. Sanırım aklındakileri toparlıyor, damat adayına neler soracağını düşünüyordu. “Leyla, hiç birini sevdin mi?” Düşüncelerinden sıyrılıp bana yöneldi. Sanki onun korktuğu buydu. Sevmek istiyordu ve sevmenin nasıl bir his olduğunu anlamak istiyordu. “Yok, hiç kimseyi sevmedim.” Aslında yalandı. Zamanında bana ihanet eden adamı sevmiştim. Daha yeni öğrendiğim gerçekle de tek bir yüzleşme yaşayamadan kendimi burada buldum. Neden diye çok sormuştum kendime ama bildiğim bir şey vardı, aldatılmıştım. Düşündükçe gözlerim doluyordu. Bu yüzden sessizliğime büründüm ve Aylin’e yalan söylemek zorunda kaldım. Yüzü düştü, benden bu konuda yardım istiyordu. Lakin bunun cevabı bende de yoktu. Aldatılmamın ardından sevmeyi öğrenemediğimi fark ettim. “Ama hissedersin bence.” “Bu yaşıma kadar çok fazla teklif aldım ama hiç kimsede bunu hissedemedim. Acaba ben sevemiyor muyum kimseyi?” Bu hâline gülmeden edemedim. Tatlı tatlı söylendi ve yüzünü düşürdü. Ben böyle düşünmüyordum. Aşk aniden gelişecek olay değildi. “Bence doğru kişiye denk gelmedin.” “Belki de.” Omuz silkti. Zaten verilen adrese gelmiştik. Karşı taraftan sadece gelecek beyefendi olacaktı, en azından Aylin’i bu rahatlatmıştı. Şu an o kadar gergindi ki bir an önce görüşmenin bitmesini istiyordu. Sanırım ben de öyleydim. Aylin’in gerginliği üzerime oturmuştu. Kafeden içeriye girdik. İçeride sadece beş kişi vardı ve sadece tek kişi oturan köşedeki beyefendiydi. Sevda hocanın dediği kişi bu olmalıydı. Yüzü bize dönük olan beyefendi önündeki kitapla meşguldü. Bizi fark etmediği gibi oldukça dalgın duruyordu. Aylin, heyecandan nefesini soludu. Yüzü kıpkırmızıydı ve eli ayağına dolanmıştı. Uzun uzun baktı genç adama. Çok sürmemişti ki karşımızdaki bey başını kaldırdı. Birbirlerini gördüler. Beyefendi kitabı kapatıp ayağa kalkınca Aylin’le ben oraya yöneldik. Aylin’i artık tek bırakmam gerekiyordu ve o da artık bunun farkındaydı. Ben, hemen köşedeki masaya geçtim. İkisinin de yüzünü görebiliyordum. İkisinin de önce başları eğikti. Bakışları masada geziniyor, birbirlerine bakmaya cesaret edemiyor gibiydiler. Bu hâllerine tebessüm ettim. İkisi de gelen garsona sipariş verdiler daha sonra cesaret edip birbirlerine bakabildiler. Ne konuştuklarını o kadar çok merak ediyordum ki şu an uzağa oturmanın acısını çekiyordum. Zaman geçtikçe ikisi de utangaçlıklarını atmışlardı. Hatta Aylin’in ara sıra tebessüm eden yüzünü gördükçe bu işin olacağını anlamam güç olmadı. Karakter olarak düzgün birine benziyordu beyefendi. Hatta Aylin’in istediği gibi dış görünüşü de oldukça iyiydi. Hatta istediğinden daha fazlasıydı. Esmer, beyaz tenli, uzun ve kemikli yüze sahipti. Boyu sanırım 1.80’ler de falandı. Geniş omuzları, dik sırtı ve iri heybeti ile Aylin’i etkilemiş gibiydi. Beyefendiye bakamıyordum ama Aylin’in gözlerinin parladığını bana bir kere bakınca fark ettim. Aylin soracaklarını, diyeceklerini sonlandırmış gibi duruyordu. Toparlandığını görünce ben de kalktım. Vedalaşmaları birkaç kelamdan sonra bitti. Yanına ulaştım. Başta selam veremediğimden şimdi ufak bir baş selamı verip Aylin ile kafeden çıktık. Yüzü daha fazla kızarmış gibiydi. Önce bir şey demedi, bu susuş çok da kısa sürmedi. Önce o konuşsun istedim ama o derin bir düşüncenin içerisindeydi. Arabaya bindik. Motoru çalıştırmadan evvel bana döndü. Gözlerindeki o parıltıyı gördüm. Evet, düşündüğüm gibiydi. Aylin de etkilenmişti. “Hadi ya, desene bir şey artık.” Susmasını bekleyemedim. Bu kadar sabır yeterdi bence. “Leyla, sanırım ben büyük konuşmuşum.” Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Önce ne hissettiğini saklar diye düşünüyordum ama o düşündüğümün aksini söylemişti. “Bir kere daha konuşmayı talep ettim ama sanırım kabul edeceğim.” “Ne konuştuğunuzu duyamadım ama seni ikna etmiş gibi.” İç çekti. Yüzündeki tebessüm arttı. “Cevapları çok güzel ve sakindi. İkna olmak değil de hoşuma gitti diyelim. Bir kere daha görüşelim ondan sonra karar vereceğim.” “Ne zaman görüşeceksiniz.” “Cumartesi günü. O güne kadar biraz düşünmem lazım.” Artık önüne dönüp arabayı çalıştırdı. Lakin aklındakiler belliydi. Sadece korktuğundan böyle düşünüyordu ama kabul edeceği kesindi. Yüz ifadesi de bunu ele veriyordu zaten. Eve geçtikten sonra annesine çok detay vermeden anlattı. Bir kere daha görüşeceğini sonra kararını söyleyeceğini belirtti. Yengem, bu konuda anlayışlıydı, Aylin’i çok sıkmadan dinlemişti. Şu an Aylin’in odasında ne konuştuklarını dinliyordum. Kalbinin ısındığını, aklının yattığını söylüyordu ama aklındaki çelişkiler devam ediyordu. “Ne sordun başka?” “Biliyorsun ben İslamî yönden korkuyorum. Eğer dürüstçe cevap vermişse tam da kıstaslarıma uyuyor.” Gülümsedi. Aklına ne geldi bilmiyorum ama gözleri ışıldadı. “Görünüşü nasıl, hoşuna gitti mi?” “Ay Leyla Allah beni affetsin ama sanırım çok inceledim. Hayallerimin ötesinde, beğendim. Tamam, beğendim sözü az gelir çok yakışıklı ya.” Kıkırdadım. Bu hâli çocuk gibiydi. Hatta kızarmış, utanmıştı. Yanaklarını sıkmadan duramadım. “Olmuş bu iş, gideyim de helvanı kavurayım.” “Helva mı?” Tekrar güldüm. Daha sonra ne demek istediğimi anlayınca o da benim gibi güldü. “Söz seni de kurtaracağım bu bekârlıktan.” “Ay dur, ben böyle gayet mutluyum.” Omuzlarını silkerek ayağa kalktı. Tepeden bana bakıp, “Hadi kahve içelim,” deyip kapıya ilerledi. Bu kızın enerjisine yetişmem imkânsızdı. Beraber mutfağa geçince elime cezveyi tutuşturdu. Sanki karşımdaki kişi evlilikte on yılını devirmiş ablalar gibiydi. Ona bakınca hayret etmeden duramıyordum. Kahveyi yaptım. Karşısına oturmamla beraber bakışlarımı üzerine diktim. Onu oldukça iyi tanıyordum, bu yüzden aklındakileri konuşmak istediğini anladım. “Leyla, hiç kendini anlatmıyorsun. Çok durgunsun. En çok da mesafelisin.” “Bilmem, öyle miyim gerçekten?” Başını aşağı yukarı salladı. Lakin bu benim bilerek yaptığım bir şey değildi, yapım buydu. “Kendini yalnız hissediyorsun.” Söylediği itirafı kabullendim ama cevap vermedim. Kendimi bildim bileli hep yalnız hissediyordum. Etrafımda beni seven bir amcam ve bir kuzenim vardı lakin bu bir yerde yetmiyordu. Ailemi kaybetmenin verdiği hissi bir türlü kabul edemiyordum. Ne yazık ki kabul de edemeyecektim. Lakin bu çok farklı bir yalnızlıktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD