Gece korkunç bir kâbusla uyanmıştım. Ne olduğunu anlayamadığım bir türlü de anlayamayacağım bir kâbustu bu. Nefesim daralıyordu, kalbimdeki bitmek tükenmek bilmeyen bir hisle pencereyi açtım. Yüzüme çarpan rüzgâr bile beni kendime getirememişti. Tıpkı gördüğüm kâbus gibi ateşlerdeydim.
Ezan sesi kulağıma ilişti, daha sonra evdeki tıkırtıları duydum. Tepkisiz bir şekilde dinledim sesi. Evde namaz kılanları gördükçe Talat babam aklıma geliyordu. Onlar dindar bir aileydi ama ben sadece Allah’a inanıyor ama başka bir şey yapmıyordum. Belki de hissettiğim yalnızlık bundan ibaretti. Çoktandır bunu düşünüyordum. Hatta küçükken öğrendiğim Kur’an’ı unutuşum, tek tük bildiğim duaların yetersizliği beni boşluğa atıyordu. Çokça niyetlendiğim namazların yarım kalışı ve benim çabalamakta yetersizliğim gerçekti ve üzücüydü.
Başımı gökyüzüne kaldırdıktan sonra gözlerimi kapattım. O’nu hissettim. Bazen beni neden yalnız bıraktığını düşünüyordum. Bunu o kadar çok dert edinmiştim ki cevabını henüz bulamamıştım. Birinin bana yol olmasını istiyordum ama bu beni daha fazla yıpratıyordu.
“Sen kullarını seversin, şayet beni seviyorsan bana yardım et…” Çoktandır etmediğim dua dudaklarıma yerleşti. Gözlerim doldu. Dayanamıyordum. Belki de dua etmediğim için, O’na yakınlık kurmadığım için beni sevmiyordu artık. Bu kalbime ağır geldi. Bir gün Talat babam bana, “Eğer dualarımız kabul olmuyorsa belki de senin için hayırlısı budur. Şer sandıklarında hayır aramayı bırakma,” demişti. O zaman bu kadar çıkmazda değildim ama şimdi girdiğim bu çetrefilli yolda şer sandığımın hayrını arıyordum. Bazen acı çekiyordum, bazen de isyana gidiyordum… Bu çok yanlıştı biliyordum ama bazen kendime engel olamıyordum.
Derin bir nefes alarak başımı gökyüzünden çektim. Evdeki sessizlik uzun sürünce odadan çıktım. Herkes uyurken kendimle baş başa kalmak istedim. Bitki çayı yapıp balkona çıktım. Biraz soğuktu ama bu mühim değildi. İçeriden bir polar alarak balkona geri döndüm. Oturduğum sandalyede bacaklarımı kendime çekip vücut ısımı dengede tutmaya çalıştım. Avuçlarımın arasına kupayı alıp boşluğa bakmaya devam ettim.
Gün yavaş yavaş ışıyordu. Kuş seslerini tebessümle dinledim. Düşündükçe içine girdiğim durum benim hayatımı başka yöne sürüklüyordu. Ne olursa olsun buna alışmalıydım, bu yüzden kendimi toparlamalıydım.
“Leyla?” Amcamın sesini duyunca düşüncelerim dağılıp gitti. Amcam çok geçmeden yanıma geldi. Diğer boş sandalyeye de kendisi oturdu. Epeydir burada oturduğumu fark ettim. Saate baktım, amcamın işe gitme saatiydi. “Kızım üşümedin mi?”
“Yok amca, biraz hava almak iyi geldi.” Yüzüme uzun uzun baktı, sanırım anlamıştı beni. Bu yüzden yüzüne sıcacık bir ifade yerleştirdi. Bana belli etmemeye çalışıyordu ama benim için çok uğraşıyordu.
“O zaman içeriye geçelim de ısın biraz. Yengen kahvaltıya çağırıyor.”
“Tamam amca, sen geç geliyorum.” Dediğimi yapıp benden önce çıktı balkondan. Ben de poları ve bardağı alıp balkondan çıktım. Poları yerine koyarken bardağı mutfağa koydum. Amcam masaya kurulmuştu. Beni görünce kahvaltısına başladı.
“Günaydın yenge,” dedim daha çayları koymadığını fark edip çaydanlığı alırken. Bardaklara boşalttığım çayı herkes önüne almıştı.
“Günaydın canım, hadi geç de kahvaltımızı yapalım.” Boş sandalyenin birine oturdum. Aylin uyanmamıştı anlaşılan, yengem de amcama kahvaltı vermek için kalkmış olmalıydı.
“Bir sıkıntın yok değil mi canım?” Elimi tutup, “Üşümüşsün de,” dedi.
“Yok yenge, ben bazen böyle otururum sabahları açık havada. İyi geliyor.” Anladığını belirtircesine başını salladı ve üzerime gelmedi.
“Aylin’le konuştun mu? Ne diyor?” Sanırım yengem amcamla daha konuşmamıştı. Onları pür dikkat dinliyordum. Amcam, Aylin’e çok düşkündü, bu yüzden her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilmek istiyordu.
“Söylemiyor ama genci beğenmiş galiba. Bir kere daha görüşüp öyle karar verecekmiş.”
“Tam istediği gibiymiş yani.” Amcam, belli etmek istemiyordu ama çocuğa karşı cephe almıştı. Şu an bakışları sertleşti. Sanırım Aylin’in olumsuz cevap vermesini bekliyordu. Amcama kalsa evlenmemeliydi de.
“Yahu öğrendiğinden beri başımın etini yiyorsun Adem Efendi. Bir rahat bırak artık kızı.” Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Yengem artık kızmıştı amcama.
“Ne yiyeceğim ya. Kızımızı düşünüyoruz şurada.” Şu an çocuk gibiydi, yengem ise artık pes etmişti. Amcama laf anlatamayınca huyuna gitmeyi bıraktı.
“Merak etme, kızımızı hepimiz düşünüyoruz. Bir çocuğu tanıyalım bakalım. Kaç kişiyi kovdun bir dur artık.” Amcam homurdanarak kahvaltısına döndü. Yengem, başını iki yana sallayarak çayından bir yudum aldı. Amcamın hu hâline tebessüm ettim. Yengem, amcamdan daha soğuk duruyordu bu konuda.
Amcam hazırlanıp işe geçtiğinde yengemi mutfaktan gönderip kendim toparlamak istedim. O da işleri olduğunu söyleyip çalışma odasına geçti. Öğle vaktine kadar okumalarını yapacaktı. Yengeme bu konuda epey bir imreniyordum. Azimliydi.
İşlerimi bitirdikten sonra yengeme bakmak istedim. Birer kupa çay yapıp yanına gittim. Beni görünce gülümsedi.
“Kolay gelsin yenge, rahatsız etmedim değil mi?”
“Gel canım, ne rahatsızlığı!” Yanına yaklaşınca elimdeki kupanın birini önüne koydum. Kalın ciltli bir kitap okuyordu. Karşısındaki deri sandalyeye oturdum.
“Oh, nasıl iyi geldi!”
“Afiyet olsun. Eğer dikkatini bozmayacaksam burada oturmak istiyorum.”
“Ay yok canım, takıl sen.” Dediğini yapıp köşedeki kitaplıktan bir kitap aldım. Kendi kitabımı yeni bitirdiğim için farklı bir kitaba başlayabilirdim. Raflardan birinden ince klasiklerden birini aldım. Yengem kitabını bitirdikten sonra bilgisayardan bir video açıp kulaklığını taktı. Sanırım ben buradayım diye sese dikkat etmemişti. Dün onun bu sohbetin devamını dinlediğini duymuştum.
“Yenge, sesini açar mısın? Ben de dinlemek istiyorum.” Dediğimi yapıp kulaklıktan vazgeçti. Uzun uzun dinledik. Arada yengemin aldığı notlara bakıyordum. Önündeki videoya o kadar çok odaklanmıştı ki benim varlığımı unutmuş gibiydi. Sohbete odaklandığım yerde şu sözler dikkatimi çekti: Sen ümmetin acil servisisin. Yetişeceksin! Bu ümmet senin elinde olacak.
Yengem de özellikle burayı kırmızı kalemle not aldı. Ümmet… Ben bu konuda geride kalmışken bundan sonra nasıl kendimi yetiştirebilecektim ki? Sıfırdım, bilmediğim tonlarca mesele vardı. Allah, bana bu fırsatı verir miydi? Bir kendime bir de yengeme baktım. Yengem sabahın bu saatinde kalkıp ruhunu doyururken ben hiçbir şey yapmıyordum.
Sohbet bittiğinde sırtını dinlendirmek için geri yaslandı. Yorulmuş gibiydi. Ona bakarken güzellik görüyordum. Çabalamayı, bir şeylerle meşgul olmayı seviyordu.
“Sence ümmet yetişirken onları yetiştiren ne kadar süre bu işle meşgul olur yenge?” Sorum ile dikkatini bana verdi. Kendisiydi bu sorunun cevabı.
“Ümmet yetiştirmek zor bir zanaat lakin Allah’ın ilmi çok geniş Leyla. Belki yıllarca çabalayan ilmi değerlendiremez belki de biraz olsun çabalayan ama Allah’ın rızasını gerçekten isteyen biri bunu gayet başarır. Kimi zeki olur kimi akıllı ama ilim sahibini ancak Allah bilir. Herkesin zekâsı çok farklı. Bazıları o kadar zeki olur ki yıllarca çabalayan birine daha kolay bir şekilde ulaşır. O kadar âlim nasıl yetişti bilir misin? Allah’ın verdiği zekâ ikramdır, âlimlerde de bunu görüyoruz. ”
“Peki ya çok geç kalmışsa?”
“Yola çıkılmadan bilinmez.”
“Ya yol çetinse?”
“Allah’a giden yol dikense Allah bunu görür ve çabana el uzatır.” Gülümsedi. Dirseklerini masaya dayayıp bana doğru biraz daha yaklaştı. Yengemi dinlemek çok hoşuma gidiyordu, onunla burada oturup saatlerce bu konuyu konuşabilirdim. “Hiçbir zaman denemeden bir şey öğrenemezsin Leyla. Yıllarca çabalasan, ömrünü versen ilim bitmez. İlmi sen kendin alacaksın, dipsiz bir kuyu olsa da ona ulaşacaksın. İçine girdikçe de ilmin kıyafetini giyeceksin. Bu yol seni Allah’a her zaman ulaştırır, zırhın ise ilmin olur.” Kalbime dokunmuştu sözleri. Küçükken annemi taklit ederek kıldığım namazlar geldi aklıma. Öğrettikleri dualar uğuldadı kulağımda. Yaşım çok geç değildi ve ben başlayabilirdim bir yerden.
“Yenge, bu konuda bana yardımcı olur musun?”
“Olurum tabii. Bak ne diyorum; her Perşembe gittiğimiz sohbet grubuna dâhil olabilirsin.”
“Çok sevinirim.”
“Peki. O zamana kadar tekrar konuşuruz ama şimdi eve zaman ayırma vakti.” Temizlik yapacağımızı anlayınca oturduğum yerden kalktım. Yengemi takip ederek odadan çıktım.