Üzerime rahat kıyafetler giyip odadan çıktım. Aylin’in oradan oraya koşuşturmaları ve bulamadığı telefonuyla huysuzlanması beni de talaşa soktu. Beraber telefonunu bulduktan sonra evden çıktık. Bugün Aylin’in hayalini kurduğu dükkân meselesini halletmeye gidecektik. Amcam, dün akşam Aylin’e bu konuda destek çıkacağını söyleyince daha fazla işi uzatmak istemedi.
“Ay koş koş, yakalayalım.” Ne olduğunu anlayamadan asansöre koştu. Bu tavrına gülmeden edemedim. Hızına yetişeceğim diye nefes nefese kalmıştım. Cıvıl cıvıldı, yanındaki insanı asla yaşlandırmazdı. İçeriye girdiğimizde gördüğümüz kişi Tarık’tı. Onu görmeyi beklemediğimiz için Aylin biraz daha tavırlarına ağırlık koydu.
“Hayırlı sabahlar Tarık abi.”
“Hayırlı sabahlar Aylin,” dedi o da aynı şekilde. Bana da kısaca baş selamı verdi. “Hayırdır, yine koştura koştura bir yerlere gidiyorsun?”
“Ufak bir işimiz var da asansörü kaçırmak istemedim. Sonra saatlerce bekle dur.” Bir yandan konuşuyor diğer yandan saatine bakıyordu. Amcam, arabayı aldığı için dolmuşa binecektik. Dediğine göre on beş dakika gibi bir zamanımız vardı. Binadan çıktık. O kadar hızlıydı ki ona yetişmek imkânsızdı.
“Yol üstündeyse ben bırakayım sizi.”
“Yol üstünde ama biz gideriz, seni işinden etmeyelim.”
“Olur mu öyle şey, hadi geçin arabaya.” Aylin, benden onay almak ister gibi baktı. Kabul ettiğimi belirtircesine gözümü kırptım. Arabaya geçtikten sonra sessizleştik. Geçip giden yolu izledim. Ara sıra Aylin ile Tarık’ın sohbetini dinliyordum, çok da sohbet ettikleri söylenemezdi. Arada aynada göz göze geldiğim adam en sonunda bana yöneltmişti sesini.
“Eniştem sizi emniyette bekliyor Leyla Hanım. İşiniz bittikten sonra benimle gitmeniz gerekiyor.” Bir an da nereden çıkmıştı ki bu?
“Amcam bana bir şey demedi.”
“Ben de evden çıktıktan sonra söyledi, zaten sizin de çıkacağınızı biliyormuş.”
“Anladım, önemli bir mesele yok değil mi?” Aynadan tebessüm ettiğini gördüm. Sanırım yoktu.
“Enişteme sormak gerek.” Tebessümüne karşılık verdim. Aylin, bana meraklı gözlerle bakıp, “Ay merak ettim şimdi,” dedi. Ben de merak etmiştim. Sanırım başımdan geçenlerle ilgili olmalıydı. Aylin’le beni sokak başında bırakıp arabayı köşeye park etti. İşimiz uzun sürmeyeceği için çok fazla beklemeyecekti. Biz de birkaç adım uzağımızda olan dükkâna girdik. Dükkân ne çok küçüktü ne de çok büyük. Oldukça ideal bir büyüklükte olması sanırım benim de hoşuma gitti. Üç odalıydı ve diğer odalar buraya nazaran küçüktü.
“Sağdaki odaya edevatlarımızı koyarız, diğer odada kabin olur. Ne diyorsun?”
“Sen bence bana sorma, en çok söz sahibi sen olacaksın.”
“Ne demek en çok ben söz sahibi olacağım, sen de benimle beraber olacaksın.”
“O mânâda demedim kuzucum. Yani işin ehli sensin, yapacaklarımıza da sen ön ayak olacaksın.”Anladığını belirtir gibi başını salladı. Mantıklı bir düzen oturtmuştu.
“Sanırım üç kabin sığar bu odaya. Bir de şu köşeye boy aynası koyarsak çok daha kullanışlı olur.”
“Bence de. Ay Leyla, şimdiden çok heyecanlıyım.” O, böyle yapınca ben de heyecanlanmıştım. Sanırım beni fena kandırmıştı.
“Madem beni kandırdın, başının etini yemekten büyük keyif alacağım.” Dişlerim gözükecek kadar güldüm. Aylin, onu tehdit etmeme bile takılmadı.
“Duvar için nötr renkler düşünüyorum.”
“Çok ferah olur.” Başını usulca salladı. Burada çok bir işimiz kalmamıştı artık. Gerek gördüklerimizi de kararlaştırmıştık. Çok durmadan dükkândan çıktık. Beraber yine arabaya ilerledik. Tarık, bizi görünce elindeki telefonla ilgilenmeyi bıraktı. Aylin, “Siz gideceğiniz yere gidin. Ben dolmuşa biner giderim,” deyince Tarık izin vermek istemedi ama Aylin, “Eve geçmeyeceğim,” deyince bir şey demedi. Aylin giderken ben de arabaya geçtim. Tarık, çok geçmeden arabayı hareket ettirdi. Dakikalarca ikimizde konuşmadık. Pencereyi hafiften aralayıp içeriye hava girmesini sağladım. Biraz da gergindim. Ara sıra bana baktığını fark etsem de bakışlarımı dışarıdan çekemiyordum.
“Ne zamandır bu görevdesiniz?” Susmak istemedim, sanırım konuşmak için bahane arıyordum.
“Beş yıldır.” Daha yeniydi. “Üç yıl Doğu’daydım.”
“Beni kurtarmanızı amcam mı söylemişti?” Derine ineceğimi anladı. Sakince bana döndü. Tebessümü ile mavileri hafiften kısıldı. Göz rengi daha önce kimsede denk gelmediğim tondaydı.
“Hayır.” Netti. Sanki sorsam söylemeyecekti ama içim rahat etmedi. O kadar cevapsız sorular birikmişti ki hangi birini düşünecektim bilmiyordum.
“Siz de söylemeyeceksiniz değil mi?”
“Evet.” Kısa kısa cevap vermesine sinir olmuştum. Hatta dalga geçer gibi gülüyordu ya işte o vakit bütün ipler kopuyordu.
“Evet ya da hayırdan başka bir şey söyleyemiyor musunuz?” Sesim sert çıktı. Biraz öncekine nazaran yüz ifadesi daha sakindi. Hatta bağırmam bile onu etkilemiş gibi değildi.
“Sadece eniştemle çalışmıyorum, bu yüzden cevap yetkim sınırlı.” Kaşlarım aralandı. Biri daha vardı ve o hem amcamı hem de Tarık’ı konuşturtmuyordu. Merakım daha da arttı.
“İyi madem, ben ne zaman göreceğim o çalıştığınız büyük liderinizi?” Benzetmem ile daha fazla güldü. Böyle gülmesi sinirlerimi bozuyordu. Yine de öfkelenemiyordum, çünkü hiç sinir bozucu gülmüyordu.
“Lider mi?”
“Evet lider! Baksana günlerce gözetim altındayım.” Aradaki sizli bizli konuşmayı kaldırmamla duraksadım. Ne yapabilirdim ki! Birden sinirlenmiştim.
“Gözetim altındasın evet.” Dedikleri ile şaşırdım. O da sizli bizli konuşmayı bırakmıştı. Sanki böyle daha rahattı.
“Kabul ediyorsun yani!”
“Sence bu kabul etmek mi? Bence biraz sabırsızsın.” Tekrar yandan bir bakış attı ama uzun sürmedi. Gözlerimi kısarak baktım yan siluetine. Bir şeyler düşünüyordu, bazı zamanlar ise sessizce kendi kendine konuşuyordu.
“Sabırsız olmakta haklı değil miyim?”
“Haklısın. Bu konuda senin tarafındayım.”
“Benim tarafımdansa ipucu verebilirsin.” Onu kandıramayacağımı anlamıştım.
Emniyete geldik. Arabadan inerken tedirginliğim biraz daha arttı. Binadan içeriye girdik. Tarık’a verilen selamlar dışında tek bir söz çıkmıyordu ikimizden de. Koridorun sonundaki odaya girdik. Amcam ortalıkta gözükmüyordu. Tarık, telefonunu çıkarıp amcamı aradığında çok geçmeden geldi.
“Hoş geldin Leyla’m.” Amcamın sarılışına karşılık verdim. Daha sonra masasına geçip yeni koyulduğu belli olan dosyaları kenara çekti. “Otursana fıstığım.” Karşısındaki deri sandalyeye oturdum. Tarık, benden önce oturmuştu.
“Amca bir gelişme mi var?” Çekmecesinden birkaç resim çıkarıp önüme koydu. Merakla resimlere baktım. Özellikle bir adamın resmi yuvarlak içerisine alınmıştı. Uzun uzun baktım resme. “Bu adam orada mıydı?” Biraz daha incelediğimde resmi hatırladım. Bir ara başıma silah dayandığında göz göze gelmiştik ama hiç dikkat etmemiştim. Yutkundum. Kimdi bu adam, amcam neden soruyordu?
“Evet.” Amcam öne doğru biraz daha eğilip dirseklerini masaya dayadı ve uzun uzun bana baktı. Konuşmamı istiyordu ama ben konuşmadım.
“Peki, sana bir şey dedi mi?”
“Hayır. Amca kim bu?” Sanki bu cevabı vereceğimi bekliyor gibiydi. İçimdeki tuhaf his katlanılmaz bir hâl aldı. Amcam Tarık’a baktı. O ara onaylar gibi göz kırptı. Aralarında anlaştıkları belliydi.
“Zeki Ülgen.” Anımsamaya çalıştım ama başarılı olamadım. Zeki Ülgen diye birini tanımıyordum. “Senin orada olmana sebep olan kişi…”
Kaçırıldığım gün aklıma geldi. Yüzünü görememiştim ama nefesini hala hissedebiliyordum. Kalbim rampadaymış gibi hızlandı. Zar zor nefesimi soludum. O gün dedikleri aklıma geldi. Tehdit edişleri, dokunuşu, her bir hareketleri…
“Kim bu Zeki Ülgen?” Amcamın benzi attı. Diyecekleri beni mutlu etmeyecekti, hatta yıkacak gibiydi.
“Talat ve Feride’nin ölümüne neden olan kazanın müsebbibi…” Hiçbir tepki veremedim. Şu an gözlerim yanıyordu. Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Amcam bana bunu derken ben neleri hafife almıştım öyle. Canımı yakan bu itiraf geçmişe ait olduğunu daha iyi göstermişti.
“Amca…” Sesim yılgın çıktı. Amcam yanıma geldi ve bacaklarını kırıp önüme eğildi. Dizlerimde duran elimi tuttu. Bakışlarındaki o sahipleniş beni bu itiraftan çekip alamıyordu. Köşe bucak kaçtığım bu gerçeklerin bir gün yüzüme çarpacağını biliyordum.
“Güzelim, bu yüzden sana anlatmakta tedirginim. Üzülmene gönlüm elvermiyor.”
“Amca, anlat sen. Eğer benden saklarsan daha fazla üzülürüm.” Gülümsedi. Şefkatle yanağıma dokunup ayağa kalktı ve tekrar yerine oturdu. Bakışlarım evraktaydı.
“O gün aslında niyetleri senin ölümün değilmiş ama işler Nejat’a kadar gitmiş.”
“Nejat?” Gözlerim irileşti. “Nejat Zorlu,” dedim daha sonra. Bizi yurdumuzdan eden o kişi… Nefesim daraldı.
“Zeki Ülgen’le alakaları ne?” Amcam yanlış bir şey söylüyormuş gibi biraz düşünüp öyle konuşuyordu. Biraz da beni üzmek istemiyordu ama ben yeterince üzülmüştüm.
“Talat o gün Serdar’a ait bir bilgiye ulaşmış. O bilgileri bize getirecekken Zeki engel olmuş.” Yaşamanın ne kadar çetrefilli bir hâl aldığını anladım şu an. Talat babam Serdar babamın bilgilerine ulaşmışken bile onu acımasızca katletmişlerdi. Dayanamadım ve yanağımı ıslatan gözyaşlarımı daha fazla serbest bıraktım.
Hayat bana hiçbir zaman çiçekli yollar sunmamıştı ama bazı gerçekler bu yoldan daha can atıcı olabiliyordu. Ayaklarımın altında bir dikenli yol vardı sanki, her yürüdüğümde daha fazla kanatıyordu. Amcamda benim gibiydi, dolmuştu gözleri. Su uzatan kişiye döndüm. Tarık elindeki bardağı sehpanın üzerine koydu, daha sonra ise yanına bir peçete bıraktı.
Bu sefer başka bir doya uzattı önüme. Biraz okuduktan sonra dosyada Nejat Zorlu’ya ait deliller vardı.
“Şu an için deliller tam değil ama Talat’ın ulaştırmak istediği dosya buydu.”
“Madem babamı öldürdüler, dosyayı neden almadılar?”
“Talat işi garantiye almış, dosyanın kopyasını maile yedeklemiş.” Başıma giren keskin ağrı ile gözlerimi hafiften kapattım. Duymaya tahammül edemediğim bilgilere mecburdum. Öfke bürüdü kalbimi. Dudaklarıma değil yüreğime düştü bir sayha.
“Neden bir şeyler yapılmıyor amca?”
“Çünkü onlar daha güçlü delille karşımızdalar.”
“Sahte delillerle.” Bu sefer konuşan Tarık oldu. Sanırım susmak istememişti daha fazla. Ona döndüm. Mavileri daha fazla koyulaşmıştı. “Karşımızdakileri zayıf göremeyiz bu yüzden. Nejat değil ama Zeki tehlikeli biri. Nejat’ı bile satacak kadar iki yüzlü…” Amcam da Tarık’ı onayladı.
“Talat’ın bildiğin başka maili var mı Leyla? Belki sana söylemiştir ya da bir yerlere not bırakmıştır.” Düşündüm, var mıydı diye aklımı kurcaladım ama hiçbir şey hatırlamadım. Tam konuşacakken yokladığım aklım bir ışık yaktı.
“Tabii ya, Yunus amca…” Amcama dönüp, “Yunus amca Talat babamın akrabası, onda bir anahtar vardı,” dedim. Amcam pür dikkat bana baktı. “Zamanında Talat babam ona anahtar vermişti, ben de ona güvenerek hiç istemedim anahtarı. Sanırım Yunus amcanın evinde bir dolabı var babamın.” Amcamın keyfi yerine gelmişti. O ara Yasemin aklıma geldi. Onunla hiç görüşememiştik. Telefonum olmadığı içinde numarasını kaybetmiştim. Bana çok kızacaktı.
“Numarasını biliyor musun?” Olumsuz şekilde başımı salladım.
“Bence telefonla olmaz enişte, gidip yüz yüze konuşmak gerekiyor.” Amcam Tarık’ı onayladı.
“Ben konuşurum.”
“Tarık tek gitse iyi olur Leyla.”
“Amca, gitmek istiyorum. Artık bu işe ben de dâhilim.” Amcam ağzını aralamıştı ki, “Lütfen!” diye söylendim.
“Peki.” Kocaman gülümsedim. Sanırım bu işi artık çözecektik. Merakla çıktığım bu yolda ben de vardım. Amcam gelen telefonla bana baktı. Benzi atmıştı hatta bakışlarını benden kaçırdı. Telefonu alıp odadan çıktı. Arkasından bakakaldım.
“İyi misin?” Tarık’ın sesi ile bakışlarımı kapıdan çektim. Karşımda bana merakla bakan adama gülümsedim.
“Kötü mü duruyorum?” Dudağı kıvrıldı.
“Kötü değil ama solgun duruyorsun.”
“Sence normal değil mi?”
“Öğrendiklerine rağmen dik durmayı başarıyorsun.” Buruk bir tebessümle, “Sanırım insan bazen acılara alışabiliyor,” dedim. Onayladı. Alışmak, ne tuhaf bir hâldi. Alışmalı mıydım peki? Ya da binlerce ağıt mı yakmalıydım. Babam olarak gördüğüm adam babamın davası ile ilgileniyorken uğradığı pusuya hangi söz yeterli olurdu? Hiçbir söz yeterli olmazdı.
“Ya da alıştığını zannedip kendini kandırıyor.”
“Belki de…” Gözlerimi kısarak baktım yüz ifadesine. Onunda bir şeyler yaşadığı aşikardı. Sormak yerine sessizliğime büründüm. Amcamda çok geçmeden geldi. Tarık’la bakıştı, akabinde birbirlerini anladıklarını belli eden onaylamaları ile gergin ortama bir yenisini ekledi. Aralarındaki sır beni ilgilendiriyordu ve bunu bilmeme rağmen öğrenemiyordum.
“Gençler, bir yemeği hak etmedik mi?” Amcamın bu değişen tavrına şaşırarak baktım.
“Amca, yengem duymasın.”
“Bugün ot günü değil mi?” Tabiriyle kıkırdadım. Burnunu kırıştırıp, “Gözlerimin önünde kebaplar uçuşurken ot yiyemem. Hadi kalkın suçuma iştirak edeceksiniz,” diyerek ayaklandı.
“Enişte, cezana ortak olmak istemiyorum.” Amcam, bıyık altından gülerken Tarık amcama yandık der gibi bakıyordu.
“Alt tarafı bir hafta mekik çekeceksin, nazlanma da kalk.” Yengem yapardı. Büyük ihtimal duyarsa amcama bir hafta spor cezası kesecekti. Yemekler fazla yapıldığı için de mecbur bir iki gün arta kalanları yiyecektik.
Hep beraber emniyete yakın bir restorana geçtik. Çalışanların samimi karşılamalarını görünce amcamla Tarık’ın buraya sık sık geldiğini anladım. Köşedeki masalardan birine geçtik. Amcamla Tarık, çoktan işle ilgili sohbete dalmıştı. Ben de camekândan dışarıyı seyrettim. Daha sonra Yasemin geldi aklıma. Onu buraya geldiğimden beri aramadığımı varsayarsam ne kadar merak ettiğini bilebiliyordum. Numarasını ezbere bilmediğim için nasıl arayacaktım ki?
Amcamın anlattıklarını düşündükçe de işin içinden çıkamıyordum. Ne kadar karışık işler yürümüştü ben bilmeden. Talat babamın bunlarla uğraştığını az çok biliyordum ama bu kadar ileriye gideceğini hiç düşünmemiştim.
“Leyla?” Koluma dokunan amcamın bakışları üzerimdeydi. “Kızım, hadi yemeğini soğutma.” Yemeğin geldiğini yeni fark etmiştim. Amcam iyi olmadığımı fark etmişti ama sebebini bildiği için sormamıştı.
Amcamın telefonu çaldı. Ekranda yengemin ismini görünce gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Amcam keyifle telefonu açınca pür dikkat izledim hareketlerini.
“Bilge, abartmıyor musun?” Yengemin sesini ben bile duyuyordum. Bu zamana kadar yemek konusunda titiz davrandığını bildiğim için uğradığı hayal kırıklığını hissedebiliyordum. Lakin amcam bir yönden haklıydı. Bazı zamanlar yemek yemek keyif işiydi bence.
“Bak istersen sana da paket yaptırabilirim. Bu sayede biraz vücudun protein alır.” Yengem, kızarak telefonu kapattı. Amcam şaşkınlıkla telefonun ekranına bakarken Tarık, kahkaha atıp amcamın sırtına elini koydu. “Enişte, annemi arayayım da helvanı kavursun.” Amcam şu anı değerlendiriyormuş gibi hiç keyfini bozmadı. İştahla yemeğini yerken Tarık’la ben amcama şaşkınlıkla bakıyorduk. Biz de amcama uyup yemeklerimizi keyifle yedik.