Amcamlar dosya konusundan sonra daha konuşmamışlardı. Birkaç gündür amcamın gözüne bakıyordum ama tek bildiğim pazartesi günü Bursa’ya geçecek olmamızdı. Yunus amcayla pek irtibata geçmemiştim. Bu yüzden planlamayı amcama bıraktım.
Üzerimi giyindikten sonra beni kapıda bekleyen Aylin’in yanına gittim. Bugün Musa ile son kez görüşecekti. Artık karar verilecek daha sonra gerekli olan ne varsa yapılacaktı. Aylin, heyecandan yerinde duramıyordu. Onun bu hâline gülmeden edemedim. Yanağına makas atıp, “Sana kırmızı çok yakışıyor diye diye gidebilirim enişte beyin yanına,” deyince burnunu kırıştırıp önden geçti. Asansöre ilerlerken bir yandan, “Hemen kabullenmişsin bakıyorum da,” deyince yanına gidip omzumla omzuna vurdum.
“Sen çoktan kabul etmişken ben geri mi durayım?”
“Allah Allah, ne malum kabul ettiğim!”
“Yeme beni Aylin.” Omuz silkip asansöre bindi. Arkasından sırıtıyordum. Asansör boyunca aynada kendine bakıp durdu. Yanakları kıpkırmızıydı.
“Aynacım sakın çatlama olur mu?” Dalga geçtiğimi anlayınca burnunu kırıştırıp ters ters baktı. Artık aynaya bakmayı bıraktığında ise çoktan aşağıya inmiştik. Onun heyecanlı olduğunu bildiğimden arabayı ben sürdüm. O ise dakika başı saate bakıyordu. İnkar etmese kendisi de çok fazla konuşacaktı ama kendini asla ele vermek istemiyordu. En sonunda dayanamayıp, “Leyla, sanırım ben kalpten gideceğim,” diyerek pencereyi araladı. “Günler bir türlü geçmemişti şimdide saniyeler saat gibi geliyor.”
“Merak etme az kaldı.”
“Vazgeçmemiştir değil mi?”
“Bence o da senin gibi şu an.” İç çekti. Yüzündeki gülümseme çiçek açmıştı. Ona bakarken masumiyeti görüyordum. Daha sonra kendimi düşünüyordum. Sevmek bana göre acı bir duyguydu. Beni o adamın ellerine teslim eden kişiydi bu duyguyu yaşatan. Ne zaman aklıma gelse kinim artıyordu. Duygularım bir an da nasıl değişebilmişti, görebilmiştim.
Mekana tekrar geldik. Aylin heyecandan koluma yapışmıştı. Birazdan verdiği karar onun duygularıydı. Kabul edeceğini bildiğim için ona sorular sormadım. İçeriye girdiğimizde onu yine aynı masada otururken gördük. Bakışları dışarıdaydı. Hatta ondaki heyecanı da gördüm. Parmaklarıyla masada ritim tutuyordu. Gülümsedim. İkisinin bu acemi heyecanı sıcacık etti.
“Hadi sen git, ben şurada bekliyorum sizi.” Başını sallayıp masaya doğru ilerledi. Musa Aylin’in geldiğini hissetmiş gibi bakışlarını dışarıdan çekti. Aylin’i görür görmez ayağa kalktı ve ceketinin önünü düğmeledi. Bu haline gülmeden edemedim. Heyecandan ne yaptığını bilmiyor gibi duruyordu. Hatta eli ayağına dolanmış Aylin’e hoş geldin demeyi akıl edebilmişti. Bu sefer ben de akıllılık edip yakınlarına oturdum. Geçen ne konuştuklarını öyle merak etmiştim ki en azından bu sefer şöyle kıyından köşesinden dinlesem sıkıntı olmazdı.
Önce hâl hatır sordular birbirlerine. Aylin’in bu utangaç hâllerine alışık olmadığım için komiğime gidiyordu. Hatta bir ara bana baktığında ona dalga geçer gibi hareketler yaptım ama beni görmezden gelip önüne döndü. Şimdilik onları kendi hâllerine bırakıp telefonla ilgilenmeye başladım. Dün amcama Yasemin’in numarasını bulmasını istediğimde bulmuştu ama ben daha arayamamıştım. Hatta şu an aramak istedim ve kaydettiğim numarayı aradım. Çok geçmeden tanıdık ses kulaklarıma ulaştı. Özlemiştim. Bu yüzden gözlerim doldu.
“Benim Leyla.” Son anda çıktı sesim. O an panikle çıktı sesi. Hatta bağırarak konuştu.
“Kızım neredesin sen ya? Leyla, beni öldürmek mi niyetin? Nasıl merak ettiğimi bilmiyor musun? Neredesin şimdi?” Art arda konuştu. Onun bu hâline güldüm. Merak ettiğini tahmin edebiliyordum.
“Şu an amcamın yanındayım. Bir ara gelince her şeyi daha detaylı konuşuruz olur mu? Telefon üzerinde olmaz.”
“Israr etsem de anlatmazsın zaten. Sana gerçekten çok kızgınım. En azından arayıp söyleyebilirdin.”
“Biliyorum biliyorum. Telefonum kayıp. Bu numarayı kaydedersin.”
“İyi misin şimdi? Sen böyle apar topar gitmezdin.”
“İyiyim merak etme.” Biraz daha konuştuktan sonra telefonu kapattım. Aylin ve Musa hâlâ konuşuyorlardı. Önümdeki çaydan bir iki yudum aldım. Yasemin’i üzmüştüm ama açıklamamı duyunca beni affederdi. Tekrar Aylin’e döndüm. Yanakları pembeleşmiş, duruşundaki heyecan biraz azalmıştı.
“Akşam cevabınızı bekliyor olacağım o zaman.”
“Sevda hocaya cevabımı söyleyeceğim inşallah.” Musa başı ile onayladı. Sanırım o çoktan kararını söylemişti. Aslında cevabı Sevda hoca konuşurken belliydi ama Aylin daha fazla emin olmak istemişti.
Ayaklandılar. İkisi de birbirine bakarken heyecanlıydı. Musa o kadar efendiydi ki ayağa kalkarken Aylin ile konuşurken hep vakur duruyordu. Her seferinde ceketinin önünü düğmelemesi, Aylin oturmadan kendisinin oturmaması, konuşma fırsatını ilk Aylin’e vermesi dikkatimi çekenlerdi. Sevda hocanın dediği kadar vardı.
Aylin zorda olsa Musa’nın yanından ayrıldı. Diğer görüşmeye göre daha kararlı duruyordu. Ona şu anlık düşünme fırsatı verip arabaya kadar sessizce ilerledik. Artık arabadaydık ve cevap vermesini bekliyordum.
“Vardın mı bir karara?”
“Vardım.” Merakla yüzüne baktım. “Olumlu olduğunu söyleyeceğim.”
“Neden bunu Musa’ya söylemedin?”
“Bilmiyorum, sanki böylesinin daha iyi olacağını düşündü.” Ne düşünüyordu, nasıl bir yol izliyordu bilmiyordum. Kendi kararıydı ve ne yapılacağını iyi bilen biriydi. Ona karışamazdım. “Ben böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Sevmek nasıldır bilmiyordum. Şimdi Musa’yı düşünmeden edemiyorum. Sence doğru yapıyor muyum?” Gülümsedim. Kolunu sıvazladım. Şu an ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Acemice davranmaktan korkuyordu biraz da. Onu anlıyordum ve biraz da hak veriyordum. Sevmek Aylin’e göre ucu bucağı olmayan bir hisse dönüşmüştü ama bana göre Kafdağı’nın arkasıydı. Ben artık kolay kolay kimseye güvenemezdim. Bir zamanlar ölümüne sevdiğim adamın artık adını bile ağzıma almaktan nefret ettiğim bir ruha bürünmüştüm. Geçmişi düşündükçe aşktan nefret eder hâle gelmiştim. Hayat bana hiç adil gelmemişti ama bunu zarar görmeden öğrenmiş olmam kendime adil olacağımı gösteriyordu. Zaman kavramı benim için tekdüze ilerleyen bir süreçti. Nereye gideceğim, nasıl ilerleyeceğim bu tekdüze yolda belli olacaktı.
“Doğru yapıp yapmadığını zaman gösterecek Aylin. Şu an için buna karar veremeyiz ki.”
“Haklısın. İçimden bir ses doğru adama güvendiğimi söylüyor.”
“O zaman içindeki sese güven. Diğer türlüsü hep şüphede kalacaksın.” Başını olumlu şekilde salladı. Yapacak başka bir şey yoktu çünkü. İçimizdeki ses her zaman bize doğruları söylemezdi lakin aklımızı kullanamadığımız yerde bize güç verirdi. Ne olursa olsun hayat cesaret isteyen bir yerdi. Korku insanı bir felakete sürükleyebilirdi.
Eve geldiğimizde Yağmur’la Lamia ablada buradaydı. İkisi de bizi görünce kocaman gülümsedi. Elimizi yüzümüzü yıkayıp yanlarına gittik. Sanırım geleli epey olmuştu.
“Açsanız yemeği ısıtın Aylin.”
“Acıktık, hadi Leyla geçelim mutfağa. Sen de gel Yağmur.” Üçümüz mutfağa geçtik. Yağmur geldiğimizden beridir merak ettiği olayı sordu.
“Hadi Aylin, çatlatma artık.” Aylin Yağmur’u deli etmek için, “Neyi merak ediyorsun Yağmur?” dedi. Yağmur ters bir şekilde Aylin’e bakıyordu. Sanki kendisi meraklı değilmiş gibi umursamazlığa vuruyordu.
“Ona kalsa hemen evlenecek.” Aylin’in cevabını beklemeden ben konuştum. Yağmur kaşlarını aralayarak baktı. “Kabul mü etti?”
“Kabul etti de amacı Musa’yı süründürmek. Akşam söyleyecekmiş düşüncesini.” Aylin bana kötücül bir bakış atsa da bu sefer ben umursamaz davranıp omuzlarımı silktim. Ona kalsa akşama kadar düşüneceğim der.
“Erkek tarafına mı geçsem yoksa.”
“Hak ediyor.” İkimizde gülüştük ama Aylin her zamanki gibi vurdumduymazlığa yatıyordu.
“Ne yaparsanız yapın, bana ne. Gün gelip devran döner amaaaa.” Son söylediğini uzatarak söylediyse tribimizi yemiştik, hadi hayırlı olsun. Yağmur göz kırpınca ayaklandık. Ocak başında duran Aylin’i iki taraftan kıstırıp gıdıklamaya başladık. Aylin elimizden kurtulmaya çalışıyordu ama buna asla izin vermiyordu.
“Ya kızlar durun.” Gülerek zar zor konuştu. Sesimizi duyan yengem bize baksa da sorun olmadığını görüp o da keyifli bir şekilde kısa bir müddet bizi izledi ve sonra Lamia ablanın yanına geri döndü.
“Durun ya tamam. Masaya geçelim konuşacağız.” Kozumuz güçlüydü. Bu yüzden hızlıca masayı kurduk. Yağmur aç olmadığını, sadece bir bardak ayran içeceğini söyleyip sandalyesine kuruldu. Biz de kendimize göre tabakları ayarlayıp yerlerimize oturduk. Artık konuşma sırası Aylin’deydi.
“Leyla’nın dediği doğru, kabul ettiğimi söyleyeceğim.” Yağmur kocaman gülümsedi. Hatta bir çocuk gibi ellerini çırpıp, “Ya, nasıl sevindim. Beğendin yani çocuğu.” Aylin’in gözleri parlıyordu. Ona bakarken mutlu olmamak imkânsızdı. Ehline denk gelince sevmenin güzel olduğu aşikardı. Ben sevmenin ne demek olduğunu Feride annemle Talat babamda görmüştüm. Onlar birbirlerini o kadar çok seviyordu ki ölümü bile beraber karşılamışlardı. Onlarla yaşarken aralarındaki muhabbete hep şahit olmuştum. Talat babamın Feride annemi incitmeden sevişi, ona bakarken gözlerinin ilk günkü gibi parlaması, ona her gün sevmenin nasıl güzel olduğunu gösteriyordu. Şimdi de Aylin’de görmüştüm bunu. Eğer Musa bizi yanıltmazsa aralarındaki muhabbet hep daim olacaktı.
“Sana nasıl bir eşim olsun diyerek isteklerimi saymıştım ya.” Yağmur hatırlar gibi başını salladı. “Eğer bana dürüstse işte tam da onun gibi biri.” Yanakları kızardı. “Hem, yakışıklıda.” Yağmur’la ikimiz kıkırdarken Aylin utançtan bakışlarını kaçırdı.
“İyi işte, istediğin gibiyse bence şimdi gidip kararını söyle. Bekletme eniştemizi.”
“Öyle mi diyorsun?”
“Öyle diyorum, şapşal ya.” Aylin hızlıca oturduğu yerden kalkıp dolabın üstünde duran telefonunu aldı. Daha sonra mutfağa su almak için gelen yengeme seslendi.
“Anne, sana bir şey diyeceğim.” Yengem merakla Aylin’e baktı.
“Şey, eğer sizin için de uygunsa Musa’yı onaylayacağım.” Yengem sakince gülümsedi. Aylin’in yanına yaklaştıktan sonra elini yanağına götürüp sevdi. “Senin için uygunsa, bizim içinde uygundur,” dedikten sonra bakışlarını kaçırıp mutfaktan çıktı. Gözlerinin dolduğunu görmüştüm. Belli etmek istemiyordu ama duygulanmıştı. Aynı şekilde Aylin’in de gözleri doldu. Sevda hocayı arayıp kendisinin onayladığını söylemesi ile artık büyük bir yola girdiğini anladı. “Nasip,” dedi sessizce. “Allah kaderimizi güzel kılsın.” Duaları tek teminatıydı.