"Çağrı sana gerçekten inanamıyorum. Bu nasıl bir potansiyel? Yine mi takip ettin beni?" Sinirli bir şekilde konuşmam onu hiç ama hiç etkilemiyordu. Ofladım. "Çağrı sana diyorum."
"Evet. Takip ettim yine." Gözlerimi devirdim ve ona doğru yürüdüm. Önünde durduğumda o da mezarlıkta olan bakışlarını tekrar bana çevirdi.
"Çağrı beni ne zaman rahat bırakırsın acaba?" diye sordum alayla. Gülümsedi.
"Hiçbir zaman." Başımı onu onaylamadığımı belli eden bir edayla iki yana salladım ve yanından geçip gitmeye çalıştım. Çalıştım çünkü kolumdan tutup beni durdurmuştu.
"Dursana," dedi ve ardından mezarlara baktı. Yüzünden tuhaf bir ifade vardı. "Ben de konuşabilir miyim onlarla?" Söylediği şeyi beklemediğim için kaşlarım şaşkınlıkla yukarıya doğru kalktı ve istemsizce yutkundum.
Benim de bakışlarım mezar taşlarına dönerken ikimiz de birkaç saniye öyle sessiz kaldık. Tekrar ona döndüğümde yüzündeki ciddi ifade ve onun altında yatan hüznü fark ettim. İlk defa yüz ifadesini tam olarak anlamıştım. Nasıl hissettiğini açığa vermişti.
"Ne konuşacaksın ki?" diye sorduğumda dudakları kıvrıldı. Hâlâ tuttuğu kolumdan çekiştirip beni mezarların önüne çevirdi yine. Annemle babamın mezarının önünde durduğumuzda kolumu bıraktı ve eğildi. Topraklarına dokunduğunda ister istemez gerilmiştim. Çağrı'nın hareketleri genelde beni geriyordu.
Bir süre sadece toprağı okşadı. İç çektiğini duydum. Onun bu hareketleri beni şaşırtıyordu. Bu ukala adamın böyle davranacağını hiç düşünmezdim. Onunla tanıştığımdan beri hayatı dalgaya alan biri olarak kendini bana göstermişti.
Ya da belki de ben öyle anlamak istedim, bilmiyorum.
"Merhaba," diyen Çağrı'nın sesini duyduğumda dikkatimi ona verdim. "Aslında ne diyeceğimi ben de bilmiyorum. Kızınızı şikayet etmek istiyorum size." Sözlerine karşılık olarak gözlerimi kıstım ve onu uyardım.
"Çağrı!"
"İşte bakın. Aynen böyle. Bana karşı hep böyle davranıyor. Ne yapmışsam sanki?" diye homurdandı. "Halbuki ben ona karşı gayet de nazik bir adamım."
"Çağrı tam bir gıcıksın. Ne eksik ne fazla." Bakışlarını bana çevirdi ve gülümseyip gözlerini kıstı.
"Annenin babanın yanında ayıp oluyor bak," dedikten sonra yüzüne yine o sırıtışı yerleşti. Gözlerimi devirdiğimde gülümsedi ve yeniden mezarlara baktı.
"Sizin vefat ettiğiniz zamanı hatırlıyorum," dedi Çağrı mırıldanarak. "Çok üzülmüştüm." Yutkundum ve gözlerimi kırpıştırdım. Kalbime yine bir sızı girmişti. "Duru yanında olmamı istemedi. Aslında haklıydı kendince. Yalnız kalmaya da ihtiyacı vardı." Sözleri ile kalbim bir anda kasıldı.
Her ne kadar onunla pek iyi bir iletişimim olmasa da kaba davrandığım gerçeğini o an kabul ettim.
Annemi ve babamı kaybettiğimde üniversite son sınıf öğrencisiydim. Çağrı annemin ve babamın ölümünden birkaç ay önce hayatıma girmişti ve onların ölümünü öğrenip yanımda olmaya çalışmıştı. Ben ise reddetmiştim. Psikolojik olarak berbat durumdaydım ve kimseyle konuşmak bile istemiyordum. Ama yine de Çağrı'ya kötü davranmıştım. Öyle davranmam gerekmezdi.
Ona bir özür borçluydum.
"Gerçi ben onu böyle seviyorum. Asi bir kız ama olsun," diyen Çağrı'yı duydum. Dudaklarım kıvrıldı. "Her ne kadar bana sinir olsa da onu yalnız bırakmayacağım." İç çektim ve bir şey demedim.
İnatçı biri olduğunu zaten biliyordum. Ne kadar benden uzak dur desem de yine dibimde bitiyordu.
"Neyse," dedi sonrasında ve ayağa kalktı. "Daha fazla konuşmayayım. Yoksa öldürür bu kız beni." Güldüm hafifçe. "Kızınıza her zaman iyi davranacağım. Söz," dedikten sonra bakışları bana döndü. Yüzümü inceledi sadece. Boğazımı temizledim ve annemle babamın mezarına baktım.
Yine gerilmiştim.
"Özlüyor musun?" diye sordu Çağrı.
"Hem de çok," dedim buruk bir şekilde gülümserken. "Hiç geçmedi. Alışamadım. Hayatıma devam ettim ama çok eksiğim."
"İçinde hep bir burukluk olacak ama unutma. Onlar seninle gurur duyuyordur. Seninle ve kardeşinle." Başımı salladım ama cevap vermedim. Sonra kendimi toparlamaya çalıştım ve boğazımı temizledim. Çağrı'nın yanında ağlamak istemiyordum.
"Buradan çıkalım mı?" diye sordum Çağrı'ya. Başını salladı.
"Olur," dedikten sonra mezarlara bir kez daha baktı. Ben yürümeye başladığımda ise bana ayak uydurdu.
"Pelin nasıl?"
"İyi," dedim kısaca. Bu tavrım yüzünden kendi kendine söylendiğini duydum. Ama ağzında gevelediği için tam olarak ne dediğini anlamadım.
"Ne söyledin?" dedim eğlenerek.
"Vicdansız Duru diyordum," dedi gözlerini kısarak. "Başka ne diyebilirim ki?" Omuz silktim.
"Adam olana çok bile." Gözlerini devirdi.
"Bence daha çok bana bu tavırları gösteriyorsun. Halbuki bir yumuşak davransan olay bitecek." Omuzlarımı kaldırıp indirdim.
"Şansını zorlama." Oflayıp sustu. Mezarlıktan çıktığımızda biraz daha yürüdük ve en sonunda durdum. Benim durmam ile o da durdu ve bana baktı.
"Ne oldu?" dediğinde boğazımı temizledim.
Çağrı'dan özür dilemek de beni zorluyordu. Bu adam ile ilgili her şey beni zorluyordu aslında. Bir türlü yakınlaşamıyordum. Olmuyordu.
"Sana bir şey söylemem gerek," dediğinde gözlerini kocaman açtı.
"Sakın sevgilim var deme. Yemin ederim burada kalp krizi geçiririm." Güldüm ve başımı iki yana salladım.
"Hayır. Öyle bir şey değil ve sevgilim yok." Sırıttı.
"Beni beklediğini biliyordum," dediğinde omzuna vurdum.
"Biraz ciddi ol."
"Tamam tamam," dedi ama sırıtmaya devam etti.
"Ben..." dedikten sonra zaman kazanmak için yeniden boğazımı temizledim. Boğazıma ağrı girecekti artık.
"Sen?" dedi sorarcasına.
"Ben sana bazen kaba davranıyordum," derken sesim kısıldı.
"Bazen mi?" dedi alayla. "Kızım sen beni görür görmez bana saldırıyorsun. Nasıl bazen olabilir bu?" Sesli bir şekilde bir of çekip kaşlarımı çattım.
"Çağrı sinir etme beni ya!"
"Bak işte. Hiç tahammülün yok bana. Yazıklar olsun," deyip burun kıvırdı.
"Sen gerçekten yaramaz bir adamsın," dediğimde dudakları kıvrıldı.
"Biliyorum," dedikten sonra kaşlarını kaldırdı. "Eee? Bana kaba davrandın. Bunu zaten biliyorum. Devamı?" dediğinde aslında özür dileyeceğimi bildiğini anladım. Sadece beni teşvik etmeye çalışıyordu.
"Devamı," diye mırıldandım. "Yani... O şekilde davranmamalıydım. Bazen sana aşırı tepki veriyordum ama o zamanlar da sen çok üstüme geliyordun. Her ne kadar beni sinir etsen de seni kıracak bir şey yaptıysam özür dilerim Çağrı." Sonunda söylediğimde üstümden büyük bir yük kalktı ve kendime geldim.
"Valla özür diledin," dedi Çağrı. Sen benden gerçekten özür diledin. Bu büyük bir gelişme," dedi eğlenerek.
"Dalga geçme Çağrı," dedim homurdanarak. Gülümsedi.
"Sana karşı bir kırgınlığım yok ama yine de bunu düşünüp benden özür dilediğin için teşekkür ederim. Düşünmen yeter." Ben de gülümsedim.
"Ama sana kızgınım," diye devam etti. Tek kaşımı kaldırdım.
"Niye?"
"Ne demek niye Duru?" dedi şaşkın şaşkın. "Bana hiç şans vermedin. Bir kere şans ver ya! Bir kere."
"Ay yine mi bu konuya geldik?" dedim bıkkın bir şekilde.
"Tamam tamam," dedi hemen. "O konuyu hiç açmayalım. Sen ilk defa benimle sakin konuştun. Bunu bozmak istemiyorum," dediğinde yürümeye başladım. Arkamda kaldığı için dudaklarım kıvrıldı. Ama yanıma gelince hemen yüz ifademi düzelttim.
"Ben artık eve gitmeliyim. Geldiğin için teşekkür ederim," dedim göz ucuyla ona bakarken. Adımlarımı hızlandırıp yürümeye devam ettiğimde yine bana yetişti.
"Bu kadar mı?" dedi hayıflanarak. Yanımda yürürken bir yandan da adımlarını bana göre ayarlamaya çalışıyordu. "Ya valla zalimsin sen kızım. Bak bir bana. Sana verdiğim değeri hiç mi görmüyorsun?" Nefesimi dışarı verdim.
"Çağrı bak. Tamam, sana saygı duyuyorum. Bana verdiğin değer için, böyle ince düşünüp buraya geldiğin için teşekkür ederim. Ama sen bana hiç saygı duymuyorsun ki? Kaç defa daha reddedeceğim ben seni. İlişki istemiyorum. Sadece seninle değil, kimseyle istemiyorum. Hayatım böyle iyi benim. Anlıyor musun? Buna saygı duy. Kararıma saygı duymadığın için senden daha fazla soğuyorum." Kaşlarını çatıp birkaç saniye sustu.
"Saygı duyuyorum zaten. Ama bir kerecik denesek. Valla olmazsa bir daha rahatsız etmem seni." Mezarlıktan çıktığımızda durdum ve yüzüne baktım.
"İstemiyorum Çağrı. Emin olmadığım bir ilişkiye girmem ben. Gerçekten eminsem başlarım. Karakterim bu benim. Anla şunu artık. Denemeyi falan tercih etmiyorum ben." Ofladı.
"E tamam arkadaş olalım. Valla ona da razıyım." Sesinden resmen çaresizlik akıyordu.
"Ay Çağrı bunalttın beni!" diye çemkirdiğimde güldü.
"Bana çemkirmeni de özlemişim." Başımı iki yana salladım.
"Hiç büyümüyorsun. Yaramaz bir erkek çocuğu gibisin Çağrı." Omuz silkti.
"Sen de bu çocuğu üzen zalim bir kadınsın." Ona bir şey demeyip yeniden yürümeye başladım.
"Eve bırakayım mı seni?" diye bağırdı arkamdan. "Arabam hemen şurada." Ona dönmeden bağırarak cevap verdim.
"Hayır! Kendim giderim!"
Yürümeye devam ettiğimde birkaç dakika sonra arkamı dönüp ona baktım. O da arkasını dönmüş, diğer yöne doğru yürümeye başlamıştı. Gülerek önüme döndüm tekrar. Tam bir gıcıktı. Ne yapıp edip yine geri gelmişti. Neden geri geldiğini de anlayamamıştım. Halbuki yurt dışında kalmaya kararlıydı.
"Adam senin için geldi. Anlamadın mı?" diyen iç sesime karşılık kendi kendime konuştum.
"Sadece bunun için olamaz. Benim için geldiyse bile başka nedenleri mutlaka vardır."
"Aynen. Kesin öyledir..." dedi yine iç sesim.
Bu iç sesleri ikna etmek ve memnun etmek de çok zor.
Çağrı'yı düşünmeyi bırakıp eve doğru yürümeye devam ettim. Yürürken çantamdan telefonumu ve kulaklığımı çıkarıp müzik dinlemeye karar verdim. Kulaklığımı takıp müzik dinlerken bir yandan da etrafa bakınıyordum.
Şöyle dilediğin gibi yürürken müzik dinlemenin verdiği keyfi hiçbir şey vermiyordu. Terapi gibiydi.
Sokakları değiştire değiştire apartmanın önüne geldiğimde kulaklığımı çıkarıp telefonum ile birlikte çantamın içine koydum ve anahtarımı da çıkardım.
Apartmanın kapısını açtıktan sonra içeri girip kapıyı kapattım ve merdivenlerden çıkmaya başladım. Üçüncü kata geldiğimde kapıyı açıp ayakkabılarımı çıkardım. İçeri girdiğimde çantamı da anahtarımı da kapının hemen yanında bulunan dolabın üstüne koyup seslendim.
"Pelin! Ben geldim." Ses gelmeyince kaşlarımı çattım ve kapıyı kapattım. "Pelin!" Yine ses gelmedi.
Banyoya gidip hızlı bir şekilde ellerimi yıkadıktan sonra havlu ile kuruladım. Banyodan çıktığımda yine seslendim.
"Pelin ben geldim!" Yine ses gelmedi. Meraklandığım için hemen salona gittiğim ve gördüğüm görüntü ile gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. Her yer dağılmıştı. Yastıkların hepsi bir yere atılmıştı. Bazı kitaplar duvarın dibindeydi. Pelin'in en sevdiği ve notalarla dolu olan sayfalar da salonun yerlerine gelişigüzel atılmıştı.
Yutkundum ve bu sefer de bakışlarımı Pelin'e çevirdim. Elindeki gitarı ile yere oturmuş, sırtını da koltuğa dayamıştı. Bomboş bir şekilde karşıya bakıyordu. Onun bu hali beni deli gibi korkutsa da sakin kalmaya çalıştım.
"Pelin," dediğimde bana bakmadı bile. Sakin adımlarla yanına gittiğimde yutkunarak yeniden etrafa bakındım. "Pelin ne oluyor?" Cevap vermedi. Yere oturup bakışlarımı ona çevirdim. "Korkutuyorsun beni. Ne oluyor Pelin? Cevap ver." Bakışlarını bana çevirdi.
"Ne mi oluyor?" dedi ruhsuz bir şekilde gülerken. "Yoruldum abla. Şarkı söylemek istedim. Gitar çalmak istedim. Peki ne oldu, biliyor musun? Yapamadım. Yine hemen yoruldum. Bir saat önce içtiğim ilaç yine beni mayıştırdı. Bıktım." Onun çaresizlik barındıran sesi ile gözlerim yanmaya başladı.
"Kalbim beni çok yoruyor abla," dedi gözleri dolarken. "Yapamıyorum artık. Tıkanıp kalmaktan bıktım. Hemen yorulmaktan bıktım. Her sabah sahilde koştuğum zamanları özledim. Hareketli olmayı özledim. Nefesim tıkanmadan şarkı söylemeyi özledim. En azından eskiden bunları yapabiliyordum." Titrek sesi benim de gözlerimin dolmasına neden oldu. Boğazımda duran ve konuşmamama neden olan bir yumru vardı. Aynı zamanda bir şey boğazımı sıkıyor gibiydi.
"Bırakma kendini Pelin. Yapma bunu. Hem bak anneannem ne demişti sana? Sen çok güçlü bir kızsın." Başını iki yana sallayıp fısıldadı.
"Değilim abla. Tükendim artık." Elini kalbinin olduğu yere bastırdı ve yeniden konuştu göz yaşları yanaklarından inerken. "Bu kalp beni iyice yormaya başladı. Olmuyor işte abla. Hiçbir şey yapamıyorum. Bir gün tamamen duracak ve ben öleceğim!"
"Sakın!" dedim ve aniden ona sıkı bir şekilde sarıldım. "Bir daha sakın bunu söyleme. Sana bir şey olmayacak, duydun mu?" Geri çekilip dolu gözlerimle ona baktım. Titreyen sesime rağmen konuştum. "Beni bırakamazsın, duydun mu beni Pelin? Sen de gidemezsin." Hıçkırdı.
"Abla," dedi ağlarken.
"Söz ver bana," dedim ben de göz yaşlarımın yanaklarımdan süzülürken. "Söz ver bana. Bırakma beni. Annem ve babam gibi seni de kaybedemem."
"Tamam," diye fısıldadı. Aramızda kalan gitarı kenara çekip bana sıkıca sarıldı. "Tamam," dedi yeniden. "Ağlama abla. Ne olur ağlama." Burnumu çektim.
"Bir daha ölümden bahsetme," dedim kaşlarımı çatarak. "Bana söz vermiştin. Sözünde dur." Başını göğsüme iyice bastırırken boğuk sesiyle konuştu.
"Sadece çok yoruldum abla."
"Biliyorum bebeğim benim. Ama geçecek. Sen yeter ki kendini bırakma." Başını kaldırıp dolu gözleriyle yeniden bana baktı.
"Söz mü? Geçecek, değil mi?" Yutkundum. Söz almayı severdim ama söz verme kısmına gelince pek de cesaretli olamıyordum. Buna rağmen başımı salladım.
"Söz Pelin'im. Geçecek," dedim o an ve içimden gerçekten geçmesi için de dua ettim. Burnunu çekti ve bana tekrardan sarılınca onun saçlarını okşayıp öptüm. Kollarımı ona sararken gözlerim yine doldu.
Hissettiğim çaresizlik yüzünden deliler gibi ağlamak istesem de Pelin için kendimi tuttum ve alt dudağımı ısırıp sakin kalmaya çalıştım. Çaresiz kalmak gerçekten çok kötüydü. Hayatımın son zamanlarında çaresiz kaldığım çok olmuştu ama şimdi Pelin'i kaybetme korkusuyla beraber bu daha çok acıtmaya başlamıştı.
Pelin'i kaybetme düşüncesi beni mahvediyordu. Ona da bir şey olursa tutunacak bir dalım kalmazdı. Ailemi tamamen kaybetmiş olurdum. Bu düşünce yüzünden dolan gözlerim daha fazla dayanamadı ve göz yaşlarım akmaya başladı. İkimizin de yaşadığı şey çok yıpratıcıydı.
Pelin bir gün hayata gözlerini yumacağını, erkenden gideceğini, kalbinin onu daha fazla hayatta tutamayacağına inandığı için yıpranıyordu. Hayallerini gerçekleştiremeden bu dünyadan kopacağı için de oldukça umutsuz hissediyordu. O kadar hayal kurduktan sonra nasıl olsa gerçekleşmeyecek demek onun için çok zordu.
Ben ise onun kaybetmenin yanında, onun yaşamayacağı her şey için üzülüyordum. Ona bir şey olursa ne yağacağım düşüncesi zaten yeterince zorken, bir de onun bana bıraktığı ve hayallerini bana hatırlatacak her nesne bana daha çok acı verirdi.
Allah'ım ne olur onu bana bağışla diye içimden dua ettim. Lütfen ona bir şey olmasın. Daha çok erken diye içimden bir yakarış koparken Pelin'in yerde duran gitarına gözlerim ilişti. Hayali müzikti ve onun için de en büyük dileğim de iyileştikten sonra bunu gerçekleştirmesiydi.
Onun saçlarına düşen göz yaşlarımı sessiz bir şekilde akıtırken Pelin'e daha sıkı sarıldım. Kafamdaki onlarca düşünce kalbimi acıtırken Pelin'in saçlarını öptüm. Pelin benim her şeyimdi. Sahip olabileceğim en iyi kız kardeşti. Ona bir şey olmaması için elimden geleni yapacaktım.
Hem de sonuna kadar.