"Sakinleştin mi?" diye sordum koltukta oturan Pelin'e. Bakışları beni buldu ve elindeki küçük çikolatayı ağzına attı. Ardından başını salladı.
"Evet," dedi çikolatayı yerken. Ona yaklaşıp kendime çektim ve başını göğsüme yasladım. Bir kedi gibi hemen bana sokulup sarıldığında dudaklarım kıvrıldı. Parmaklarımı saçlarında gezindirip saçlarını okşamaya başladığımda iç çekti.
"Seni çok yoruyor muyum abla?" Yüzümde bir sırıtışın belirdiğini hissettim.
"Evet, yaramaz bir kızsın." Gülüşünü duyduğumda rahatladım.
"Hep öyleydim zaten. İyi bilirsin," dedi o da keyifli bir sesle.
"Bilmez miyim?" dedim homurdanarak. "Başıma az çorap örmedin sen." Kucağımda kıpırdandı.
"Kardeşler bunun için vardır," diye cevap verdi neşeli bir sesle. Gülüşüne karşılık verirken Pelin'in biraz olsun hafiflediğini hissettim. Onun her zaman benimle neşeyle konuşmasını istiyordum.
"Beni hiç yormuyorsun Pelin. Sen benim canımsın," dedim içtenlikle. Başını kaldırdığında elimi saçlarından çektim.
"Seni çok seviyorum abla. Aramızdaki ilişki çok güzel. Sen çok sakin bir ablasın. Bu konuda oldukça şanslıyım." Sırıttım.
"Sakin biri değilim. Bana güvenme." Gülüp elleriyle oynadı. Ağladığından dolayı gözleri kızarıktı. Yaklaşık bir saattir böyle oturuyorduk. Sakinleşmesini beklemiştim. Bir süre daha ağlamıştı ve sonra iç çeke çeke sakinleşmişti. Bakışlarını gözlerime çıkardı ve boğazını temizledi.
"Eee?" dedi merakla. "Senin günün nasıl geçti?" Nefesimi dışarı verdim.
"Öyle bildiğin gibi çalıştım." Kaşlarını kaldırdı.
"Bugün seni biri aradı mı abla?" diye sorduğunda bu sefer yüzünde şirin bir gülümseme vardı.
"Hayır," dedim tek kaşımı kaldırarak. "Birinin araması mı gerekiyordu?"
"Yoo," dedi hemen. "Gerekmiyordu." Yüzündeki ifadeden bir şey sakladığını hissettim. Çağrı'nın zaten onu aradığını biliyordum ama ben onların arasındaki iletişim daha önce de var mıydı, merak ediyordum.
"Yanına da mı biri gelmedi?" diye sordu bu sefer de. Kaşlarımı çattım.
"Pelin Allah aşkına ne diyor-" der demez konuşmayı kestim ve şaşkınlıkla gözlerimi açtım. Yalandan bir tavır takındım. Çağrı bana hiçbir şey söylememiş gibi. "Bir dakika," dedim ona tehditkar bir şekilde bakarken. "Yoksa sen..." dediğimde korkarak başını salladı.
"Abla valla söyleyecektim ama Çağrı abi-"
"Demek Çağrı'dan haberin vardı ve benden sakladın?!" diye sinirle konuştum.
"Ne yapayım? O istedi. Benden adres falan isteyince ben de verdim."
"Sus Pelin."
"Abla valla o istedi. Mesela birkaç ay önce de seni merak edip bana sormuştu." Şaşkınlıkla gözlerimi açtım.
"Ne?"
"Beni de rahatsız etmek istemediğinden sonra hiç soramadı zaten. Bugün aradığında ve Türkiye'ye döndüğünü haber verdiğinde çok şaşırdım." Duru2nun saçını çektim.
"Bana söylemeliydin."
"Ya abla!"
"Sus. Ayrıca Çağrı bana adresi senden öğrendiğini söyledi. Zaten başka nasıl öğrenebilir?" Gözlerini devirdi.
"Ne abarttın ya! Ne yaptık biz sanki?"
"İkinizi de boğmak istiyorum," dedim gözlerimi kısarak.
"Ya abla cidden haksızlık ediyorsun Çağrı Abi'ye. Çok tatlı. Yurt dışında iken bana ara ara mesaj atıp seni soruyordu ya? Hiç unutmamış ki seni. Bir de çekinerek soruyordu. Rahatsız ettiğini falan bile düşünüyordu. Türkiye'ye gelir gelmez de hemen senin yanına geldi. Dün gelmiş, senin hasretine dayanamamış. Bence benim için mükemmel bir enişte." Yastığı alıp onun yüzüne doğru çok sert olmasa da vurduğumda hemen çemkirdi. "Abla!"
"Saçma sapan konuşma Pelin. Çağrı sadece üniversitede tanıdığım biri olarak kalacak benim için. Ya istemiyorum diyorum. Anlamıyor beni, sen de anlamıyorsun. İlişki falan istemiyorum. Hele o kendini beğenmiş Çağrı ile hiç istemiyorum." Sözlerime karşılık olarak kaşlarını şaşkın bir şekilde kaldırdı.
"Kendini beğenmiş mi?" dedi ve ardından cıkladı. "Hiç de öyle değil. Çok tatlı bir adam ve sana aşık bir adam. Cidden üç sene süründürdün mü onu abla? Bu yapılır mı o adama? Sen vicdansız bir kadınsın."
Resmen Çağrı gibi konuşuyordu. Pelin zaten böyle miydi yoksa Çağrı onu manipüle mi ediyordu. Şeytan Çağrı.
"Pelin," dedim sinirle. "Ben ona hiçbir şey yapmadım. Hayır dediğim halde ısrarcı olmaya devam etti. Yani kendi kendini süründürdü. Hiç bana suç atma. Onu da koruma." Omuz silkti.
"Abla cidden tanısan çok seversin bence." Ay ikisi de beni hiç anlamıyor. Odun kafalılar.
"İşim gücüm var Pelin. Yemek yiyelim mi? Yoksa ben senin ağzına bir tane çarpayım mı?" diye sordum tatlı tatlı ama altında yatan vahşeti de belli ederek. Gözlerini devirdi.
"Çağrı Abi'nin de dediği gibi sen inatçı ve asi birisin. Valla Çağrı Abi hâlâ nasıl senin için umutlu, anlamadım. İnsanın ömrü çürür lan böyle!" Gözlerimi sinirle kıstığımda ofladı. "Tamam ya! Sustum," dedi homurdanarak.
"Aferin," deyip ayağa kalktığımda homurdanmaya devam etti. Arkamı dönüp mutfağa gittiğimde onun bu haline gülmeden edemedim ve dolaptan çıkardığım yemekleri ısıtmaya başladım. Bana karşı ikisi de aynı tavrı takınıyordu ama ben zaten kararımı üç sene önce vermiş ve Çağrı'ya da söylemiştim. Zorlamanın bir anlamı yoktu.
Gıcık Çağrı. Kardeşimi de kendi tarafına çekmeye çalışıyordu. Ama yemezler.
***
"Kızım iyisiniz, değil mi?" diye konuşan amcama karşı görmese de gülümsedim ve sağ kulağımdaki telefonu sol kulağıma aldım.
"Amca gerçekten iyiyiz. Bir sorun yok," dedim onu ikna etmeye çalışırcasına.
"Tamam. Peki Pelin? O nasıl? Kalbi ne durumda?" Sorusuyla iç çektim.
"Ameliyat için konuşmuştum. Çok pahalı amca ve parayı bulsak bile zaman lazım. Çünkü herhangi beklenmedik bir durum yaşanırsa kalp nakli gerekebilirmiş. İlaçlarla dayanmaya çalışıyor. Ameliyat da işe yaramazsa diye çok korkuyorum. Psikolojik olarak çok kötü bir durumda. Tükenmiş artık. Dün de ağladı." Amcamdan bir süre ses gelmedi.
"Amca?" dedim sorarcasına. "Orada mısın?"
"Buradayım," dedi titrek bir sesle. "Elimden hiçbir şey gelmiyor. Akrabalar olarak para birleştirsek olmaz mı?" Buruk bir şekilde gülümsedim.
"Amca siz yeri gelince maddi ve manevi her desteği yaptınız zaten. Sizden daha fazla bir şey isteyemem. Ani bir durum olursa söylerim. Hem merak etme, benim kafamda da bir şeyler var," dedim ama kafam o kadar karışıktı ki, bir nevi yalan söylemiş oldum.
"Peki," diyen amcamın üzgün sesi benim kalbimi de burktu.
"Amca ne olur üzülme. Biz böyle yaparsak Pelin ne yapar o zaman? Dayım da aradı. O da böyleydi. Moralinizi yüksek tutun. Ayrıca daha belli değil. Ameliyat yapacak olan doktor yurt dışında. Eğer o olmazsa başka bir doktor bulmaya çalışacağım. Pelin için en iyi doktorları bulmak istiyorum," dedikten sonra iç çektim. "Ama dediğim çok pahalı. Yeniden görüşme yapacağım."
"Kızım bana da haber ver. Elimizden ne gelirse yapalım. Ameliyat için en iyi doktor neredeyse ona götürelim. Sen öyle ani bir şey olursa diye düşünme. Gelişme olduğu an bize de söyle ki, ona göre hareket edelim." İç çektim.
"Sağ ol amca," dedim kendi kendime gülümserken. "Doktor Türk. Ama yurt dışında işte. Orada da hastaları varmış. Doktorların hepsi iyi olsa da benim içime sinen doktor buydu. Ben de en iyi doktor olsun isterim. Duruma göre sana da haber veririm amca. Sen hiç o tatlı canını sıkma."
"Tamam güzel kızım. Bir ihtiyacınız olursa ara beni. Ne olursa olsun." Dudaklarım bir kez daha kıvrıldı.
"Teşekkür ederim amca," dedim minnet dolu bir sesle. "Başım sıkıştığı an seni arıyorum zaten. Merak etme."
"Anlaştık o zaman. Hadi ben seni tutmayayım. Görüşürüz." O görmese de başımı salladım.
"Görüşürüz amca."
Aramayı sonlandırıp telefonu çantama koydum. Birkaç dakika öyle durgun bir şekilde bekledikten sonra kendimi toparladım. Olumsuz şeyler düşünmeyeceğime dair kendime söz vermiştim. Çantamı koluma taktıktan sonra önümdeki diğer çantayı da aldım.
"Duru? Çıkıyor musun?" diyen Nergis Hanım'ı duydum. Başımı ona çevirip gülümsedim.
"Evet Nergis Hanım." Elimdeki çantayı ona gösterdim. "Çizimleri de aldım. Bugün erken çıkacaktım zaten. Evde çizimleri kontrol edip düzenlemeleri yapacağım." Başını salladı.
"Son bir düzenleme çok iyi olacak. Kolay gelsin," dedi tebessüm ederek.
"Teşekkür ederim." Gülümseyerek yanından geçip şirketin koridoruna çıktım ve merdivenlere yönelip aşağı inmeye başladım. Şirketin giriş kapısına gelince güvenliğe selam verip dışarı çıktım. Telefonum çalınca çantamdan çıkardım ve arayanın Pelin'le ilgilenen doktor olduğunu görünce hemen cevap verdim.
"Efendim Fırat Bey?" dedim merakla.
"Merhaba Duru Hanım. Pelin'in birkaç gün önceki test sonuçlarını kontrol ettim. Onun için aramıştım." Yutkundum. Sesi biraz garip geliyordu.
"Ve?" dediğimde cevap verdi.
"İlaçlarında değişiklik yapacağız. Ama bu sefer ki ilaçların hem dozu yüksek yani dikkat etmesi gerek. Hem de daha pahalı ilaçlar. Önceden bilgi vermek istedim." Söyledikleri ile yüzüm çoktan düşmüştü. Moralim yerle bir olurken derin bir nefes alıp verdim.
"Bilgi için teşekkür ederim," dedim normal bir şekilde konuşarak. Moralimin bozukluğunu belli etmemeye çalıştım. "Peki test sonuçları neyi işaret ediyor bize?" Derin bir nefes alıp verdiğini duydum.
"Pek de olumlu değil. Ameliyat mutlaka gerekli. Ama ameliyatın da kesin bir tedavi olmadığını size söylemiştim. Eğer olur da kalp nakline ihtiyaç duyarsak uygun bir kalp bulunana kadar ilaçlarla ilerleyeceğiz. Sana bahsettiğim doktor ile de konuştum. Kalp nakli için o da araştırma yapıyor. Bulunur bulunmaz bize dönüş yapacak. Şimdiden hazırlıklı olalım. Ama dediğim gibi o doktor ile de tedavi için görüşseniz çok iyi olacak." İç çektim.
"Yurt dışına çıkmak için gereli imkanları sağlamaya çalışacağım. Ama tedavi için en azından şu an oraya gitme imkanım yok. Telefonla bir görüşme yapabilirsem yapacağım."
"Peki," dedi mırıldanarak. "Ben yine de sizin için bir şeyler ayarlamaya çalışırım. Elimizden geleni yaparız." Gülümsedim.
"Teşekkür ederim. Reçetenin kodunu bana yollarsanız çok sevinirim."
"Tabii ki. Mail üzerinden ileteceğim. Geçen seferki gibi. Görüşmek üzere."
"Görüşürüz Fırat Bey." Telefonu kapatıp çantama attığımda bir süre şirketin giriş kapısının önünde ayakta dikildim. Bir anda buraya yığılıp kalacakmış gibi hissediyordum. Sıkıntıyla yürümeye başladım. Otobüse binecektim ama sanırım benim bugün de yürümeye ihtiyacım vardı. Yürümeye devam ederken omuzlarımda sanki bir ağırlık vardı da, zar zor yürümüyormuş gibi hissettim.
Pelin'in ilaçları çok pahalıydı. Şimdikilerin daha pahalı olacağını da öğrenmiştim. Öte yandan kalp bulunamazsa ya da ben ona en iyi tedavi imkanını sağlayamazsam ne yapacaktım? Canım çok fena sıkılmıştı.
Kredi çekmeyi de düşünmüştüm ama zaten şu an bir kredi borcu ödüyordum. Babamın ve annemin bizim için yaptığı birikim bile tükenmişti. Bir anda maddi bir sıkıntıya girmiştik. Yürürken daha da kötü oldum. Başım dönüyordu ve deli gibi ağlamak da istiyordum.
"Duru?" diyen sesi duyduğumda birden irkildim ve arkama baktım. Çağrı'yı gördüğümde homurdandım. Başımın dönmesini umursamamaya çalışarak konuştum.
"Yine mi? Bir sen eksiktin." Yanıma geldiğinde sırıttı.
"Yine yakaladım seni." Gözlerimi devirdim.
"Senin işin gücün yok mu? Beni mi takip ediyorsun yine?" dedim sinirle.
"Maşallah beni görür görmez nasıl da seviniyor. Nazar değmesin, maşallah," dediğinde omzuna vurdum.
"Pislik yapma." Güldü.
"Aslında seninle konuşmaya gelmiştim. Şirketten erken çıkacağını bilmiyordum. İyi denk geldik," dediğinde kaşlarımı kaldırdım.
"Ne konuşacaksın?" diye sordum merakla.
"Bugün Pelin ile konuştum. Morali çok bozuktu. Biraz üstüne gidince her şeyi anlattı. Benden niye sakladınız Pelin'in hasta olduğunu?" derken kaşları çatılmıştı.
"Niye söyleyelim Çağrı?" Kaşlarını çattı.
"Ne demek niye söyleyelim? Ben de onun abisi sayılırım. Hatta eniştesi olurum belki," dediğinde başımı iki yana salladım.
"Şaka gibisin."
"Ne zalimsin kızım, valla acımasızsın hep bana karşı." Derin bir nefes alıp verdim. Zaten canım sıkkındı. Çağrı ile uğraşamazdım. Ayakta durmakta bile zorlanıyordum. Bugün doğru düzgün bir şey de yiyememiştim. Onun da etkisi vardı. Tekrar Çağrı'nın gözlerine baktım.
"Çağrı cidden seninle uğraşmak istemiyorum. Canım zaten sıkkın. Bir an önce eve gitmek istiyorum. Tamam mı?"
"Ama-" dediğinde sözünü kestim.
"Çağrı lütfen," dedim gayet nazik bir sesle. "Şu an hiçbir şey konuşmak istemiyorum. Çok bitkinim ve dinlenmek istiyorum." Bir süre gözlerime baktı ve başını salladı.
"Peki. Ama konuşacağız." İç çekip başımı salladım. Zaten kaçışım yoktu. Ben ne kadar onu reddetsem de yine yanımda bitiyordu.
"Görüşürüz," dedim bitkin bir sesle. Gülümsedi.
"Görüşürüz inatçı keçi." Arkamı döndüğümde belli belirsiz gülümsedim. Yine inatçı keçi diye hitap etmeye başlamıştı.
Eskisi gibi.
Bir iki adım attıktan sonra sendeledim. Yer ayağımın altından kayıyor gibiydi. Gözlerimi kırpıştırdım ve kaldırımdaki ağaca tutundum.
"Duru," diyen Çağrı'yı duyduğumda kendimi öyle kötü hissediyordum ki, cevap bile veremedim. "Duru," dedi yeniden. Kendimi yere bırakacakken beni tuttu. Elimdeki ve omzumdaki çanta yeri boyladı.
"Çağrı," dediğimde gözlerim karardı. "Ben hiç iyi hissetmiyorum," dedim zar zor konuşarak.
"Tamam güzelim. Şimdi hastaneye gideceğiz. Tansiyonun düşmüş olabilir." Ona cevap veremedim. Beni kucağına aldığını hissettim. Bilincimi tamamen kaybettiğimde bana yine seslendiğini duydum ama kendimi çoktan kaybetmiştim.
***
Başımda hafif bir ağrı vardı. Gözlerim kapalıydı ve ben en son ne olduğunu hatırlamıyordum. Göz kapaklarım o kadar ağırlaşmıştı ki, açmakta zorlandığım için gözlerimi açamadım. Bir süre ne olduğunu anlamaya çalıştım. Hatırlamaya çalıştım ve sonra birden Çağrı ile olan konuşmamız aklıma geldi.
Onunla konuşurken de zaten iyi hissetmediğimi hatırladığımda bilincimi kaybedip bayıldığımı anladım. Gözlerimi ağır ağır açtıktan sonra gözüme giren ışık yüzünden tekrar kapatmak zorunda kaldım. Işığı görür görmez başıma bir ağrı girmişti. Yüzümü buruşturdum ve gözlerimi kırpıştırdım.
Sonunda gözlerimi açtığımda başımı yavaşça sola doğru çevirip koltuğa baktım. Koltuğun üstündeki çantalarımı fark ettim. Kaşlarımı çatıp Çağrı'yı düşündüm. Nerede olduğunu merak etmiştim. Derken odada yükselen ses ile irkildim.
"Sonunda uyandın." Başımı sağ tarafa çevirdiğimde pencerenin dibinde ayakta duran Çağrı'yı gördüm. Kuruyan boğazım yüzünden konuşamadım önce. Sonra boğazımı temizleyip çatlak bir sesle konuştum.
"Ne kadar süredir burdayım ben?" Nefesini dışarı verip pencereden uzaklaştı ve hemen yanımdaki koltuğa oturdu.
"İki saat oldu." Oflayarak tavana baktığımda Çağrı yine konuştu.
"Pelin seni aramadı. Merak etme. Bana mesaj attı bir saat önce," dediğinde bakışlarım yine onu buldu. Kaşlarımı kaldırdım.
"Niye? Ne için mesaj atmış?" Sırıttı.
"Beni çok sevdiği için, müstakbel eniştesi gibi gördüğü için nasıl olduğumu sormak istemiş." Bitkin olduğum için gözlerimi deviremedim bile.
"Çağrı," dedim homurdanarak. "Sen gerçekten hiç akıllanmıyorsun." Omuz silkti.
"Öyle havadan sudan konuştuk işte. Senin çalıştığını bildiği için hiç aramadı. Değil mi?" Başımı salladım hafif bir şekilde.
"Evet. Çalıştığım zaman rahatsız etmiyor. Acil bir durum olursa arıyor. Ya da ben uzun süre aramazsam arıyor. Çünkü onu sürekli kontrol ediyorum."
"Anladım," diye mırıldandı. "Ararsa bir şeyler söylersin."
"Aynen," dedim yorgun bir sesle. Koltuğu biraz daha bana yaklaştırıp rahatça oturduğunda gözlerini kısarak gözlerime baktı.
"Eee? Niye böyle rahatsızlandın sen? Biraz da bunu konuşalım."
"Doktor gelince anlarız," dediğimde kaşlarını çattı.
"Doktordan önce ben de bir analiz alayım. Ayrıca doktor ne olduğunu söyledi. Bu serum da bitince çıkacağız," dedi seruma bağlı olan kolumu göstererek.
"Doktor ne dedi?" dedim merakla.
"Tansiyonun düşmüş ve ayrıca vitamin eksikliğin varmış. Doktor değerleri aşırı düşük dedi. Böyle dayanması bile mucize dedi." Ofladım.
"Çağrı normalde de vitamin ilaçları kullanıyorum ben. Sadece son zamanlarda kendimi çok aksattım. Hiç öyle bakma bana."
"Niye kendine dikkat etmiyorsun? Hiçbir şey senden önemli değil. Özellikle şu iş mevzuları." İç çektim.
"Benim dert ettiğim konu iş değil zaten," diye mırıldandığımda yine bir yük omuzlarıma binmişti. Yine üstüme bir ağırlık çökmüştü.
"Pelin mi?" dediğinde başımı salladım.
"Evet. Bir an önce iyi olmasını çok istiyorum," dedim kısık bir sesle.
"Olacak," dedi kendinden emin bir sekilde. "Bunu kendine bu kadar dert edersen sen de kötü olacaksın. Stres ve olumsuz düşünceler de senin böyle yıpranmana neden olacak. Kendine bunu yapma. Pelin'in sana ihtiyacı var. Bunu hiç unutma." Dudaklarım kıvrıldı.
"Nasıl da ciddi konuşuyorsun," dediğimde sırıttı.
"Ben sana diyorum işte. Bende büyük bir ışık var ve sen bunu göremiyorsun." Kendime biraz geldiğim için Çağrı'ya olan tavrımı takındım ve hemen gözlerimi devirdim.
"Hemen bir kendini övme çaban da olmasa çok iyi olacak." Güldü.
"Beni böyle kabullenmen gerek Duru. Aksi halde bana her zaman sinir olacaksın." Ben de istemsizce güldüm. Onun yanında ilk defa böyle samimiydim.
"Doktor vitamin verdi mi?" diye sorup yine konu değiştirdim. Her ne kadar sohbeti şu an samimi olsa da daha derine inmek istemiyordum.
"Kullandığın ilaç olup olmadığını sordu ama ben bilmediğim için hasta uyanınca onunla da bir konuşayım dedi. Yani net bir şey söylemedi ama kendisine dikkat edip dinlensin dedi. Beslenmesine özellikle dikkat etsin dedi." Sonra birden gözlerini kıstı. "Sen bugün ne yedin?" diye sorduğunda nefesimi dışarı verdim.
"Sabah çay içtim." Kaşlarını çattı.
"Sadece çay mı? Delirdin mi sen Duru? Bu saate kadar bir şey yememişsin."
"Abartma," diye söylendiğimde Çağrı burnumu sıktı. "Ya acıttın hayvan!" diye çemkirdim.
"Abartma," dedi benim gibi.
"Çağrı," dedim uyararak.
"Dün ne zaman yedin?" diye sordu bu sefer de.
"Pelin ile bir şeyler yemiştim öğlen vakitlerinde. Ama iştahım yok diye-"
"İştahın yok diye yemedin," dedi Çağrı sözümü keserek.
"Ya niye bu kadar üstüme geliyorsun? Düzelt şu bakışlarını."
"Çünkü kendine bunu yapan sensin. Daha ciddi sağlık sorunlarına yol açtığın zaman görüşürüz seninle." Omuz silktim.
"Son bir aydır beslenme düzenim yok. Ondan böyle oldu. Yoksa ben gayet iyiyim. Düzene sokacağım."
"Göreceğiz," dedi tek kaşını kaldırarak.
"Bana hesap sorma sakın," dedim sinirle. "Sana yine gıcık oldum ya. Karışma bana."
"Lan insanlık edip yardımcı oluyoruz. Gene gıcık oluyorum ben diyor. Yazıklar olsun sana," dedi alınarak. Arkasına yaslanıp kollarını küçük bir çocuk gibi göğsüne bağladı. Başını da başka tarafa çevirdi. Onun bu haline gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Kendime hakim olmaya çalıştım.
"Çağrı?" dediğimde başını biraz daha çevirdi. Bana bakmamak için direniyordu.
"Çağrı?" dedim yine.
"Ne?" dedi bana bakmadan.
"Bana baksana," dedim gülümseyerek.
"Yok. Serumun bitsin. Seni eve bırakacağım. Daha fazla gıcık olma bana." Onun bu hali birdenbire bana kötü hissettirdi.
Adam o kadar yardımcı olsun, hastaneye getirsin. Sen yine azarla onu Duru. Gerçekten helal olsun bana. Yine azarlama moduna girdim.
"Çağrı," dediğimde göz ucuyla bana baktı.
"Evet?" Tripli yüz ifadesi beni güldürürken derin bir nefes alıp verdim.
"Teşekkür ederim. Sen olmasan daha kötü olurdum." Sözlerimle bir anda başını tamamen bana cebirdi ve gözlerindeki hınzır ifade yeniden oluştu.
"Sahi mi? Ben olmasam olmaz, değil mi?" dediğinde gülerek başımı iki yana salladım.
"Olmaz Çağrı. Olmaz." Şirin şirin sırıttı.
Evet, sırıtması oldukça şirindi. Bunu inkar etmeye gerek yoktu.
"Önemli değil," derken yüzünde sevecen bir ifade oluştu. "Her zaman yanında olacağım. Buna alışsan iyi olur," dediğinde sırıttım.
"Görürüz."
"Kader çıkmazı gibi," dediğinde kaşlarım istemsizce havaya kalktı.
"Kader çıkmazı mı?" dedim kafam karışmış bir şekilde. Başını salladı ve bana tuhaf hissettiren cümlelerini sıraladı.
"Ne olursa olsun, yolum yine sana çıkıyor. Diğer yollar da senin gibi çözümsüz. Ama ben yine de sende çözüm bulacağımı düşünüp kendimi inatla senin yanına çekiyorum. Ya da belki de... Kader beni sana çekiyor. Garip bir kader çıkmazı."