"Duru Hanım kullandığınız vitamin ilaçlarına devam edeceksiniz. Beslenme düzeniniz de olursa bu kısa sürede geçer. Vücut direnciniz sürekli düşmez." Doktorun dediklerine başımı sallarken gözlerim Çağrı'ya kaydı. Bana gözlerini kısıp bakıyordu. Ben de gözlerimi kıstım. Alt tarafı bayıldım, ne abartmıştı ya...
Çağrı'nın bir de böyle biz özelliği vardı. Birine bir şey olduğu zaman, özellikle bana da bir şey olduğu zaman, aşırı abartırdı. Üniversite okuduğumuz zaman bir kere çok kötü hasta olmuştum ve okulda zar zor ayakta duruyordum. Çağrı beni zorla hastaneye götürmüştü ve o gün hastanede yatmıştım. Çok soğuk olduğum için kendime gelmem zor olmuştu. O zaman da şimdiki gibi yanımdan hiç ayrılmamıştı. Çağrı ve her zamanki halleri.
"İsterseniz size örnek bir beslenme listesi de verebiliriz," diyen doktora tekrar başımı çevirdim. Gülümsedim ve boğazımı temizledim. Buna gerek yoktu. Benim beslenme listem de vardı. İlaçlarım da vardı. Sadece hayatımdaki düzensizliği çözmem gerekiyordu. Özellikle kendimi aksatmamalıydım. Hem kendim için hem de Pelin için. Her ne kadar buna dikkat etmesem de bundan sonra dikkatli olmalıydım.
"Bende zaten bir beslenme listesi var. Onu da kendi doktorum vermişti. Zaten ona uyduğum zaman dirençsizlik yaşamamıştım. Benim hatam. Ne yazık ki son zamanlarda kendimi çok ihmal ettim. Vücut direncim de ondan dolayı düştü." Doktor tebessüm etti ve başını salladı. Ne anlayışlı ve ilgili bir doktordu.
Üç sene önce gittiğim başka bir doktor bana çok fazla aksi davranınca doktor değiştirmiştim. Bazıları gerçekten çok kaba oluyordu. Mesleklerine kesinlikle saygı duyuyordum ama bazen davranışları hastalara karşı çok katılaşıyordu.
"Pekala. O zaman düzenli beslenme ve vitamin ilacı kullanımına başlayın. Gerisi hallolur. Geçmiş olsun," dedi doktor kısaca. Başımı salladım.
"Çok teşekkür ederim."
"Hastaneden çıkabilirsiniz," dediğinde Çağrı da başını sallamıştı. Zaten benim yanımdan ayrılmayacağına emindim. Hastaneden çıkana kadar hatta eve gidene kadar yanımda duracaktı. Beni kendi bırakmak isteyecekti.
"Teşekkür ederiz." Doktor, Çağrı'ya başıyla selam verdikten sonra bana da gülümsedi ve odadan çıktı.
Serumum sonunda bitmişti ve Çağrı bu süre zarfında başımın etini yemişti. Sürekli ama sürekli neden kendime dikkat etmediğimi söyleyip bana söylenmişti. Ben ise artık susmasını söylesem de bir fayda etmemişti. Bir insan aynı şeyleri söylemekten hiç mi yorulmaz? Ama yok Çağrı sabaha kadar tekrar edebilirdi.
Klasik Çağrı ve onun hiç durmayan çenesi.
"Eee?" diyen Çağrı'yı duyduğumda ona baktım. "Şimdi nasılsın? Daha iyi hissediyor musun?" dediğinde iç çektim ve ardından tebessüm ettim.
"Evet. Daha iyiyim. Ama hafif bir baş dönmesi ile bitkinlik hâlâ var. Güzel bir yemek yersem kendime geleceğim." Sırıttı.
"Bu demek oluyor ki, seni yemeğe götüreceğim." Güldüm ve başımı iki yana salladım. Bu adamın aklı fikri benimle herhangi bir şey yapmaktı.
"Hayır," dedim hastane yatağından doğrularak. "Bu demek oluyor ki, ben eve gidiyorum. Hastayı yorma."
Kendi kendime bir bahane bulmuştum sonuçta. Ne yani? Hastayım ben. Yalan mı? Hasta ziyaretinin kısası makbuldur diyecektim birazdan Çağrı'ya.
"Sen var ya," dedi gözlerini kısarak. Tek kaşımı kaldırdım. Kendisinin fena olduğunu düşünüyorsa benim de ne kadar fena olduğumu unutmamalıydı. Sonuç olarak işler böyle işliyordu. Çağrı'ya karşı fena olmasaydım zaten şu ana kadar çoktan ona yenilmiştim. En azından bazı konularda...
"Ben ne?" dediğimde iç çekti.
"Hiç," dediğinde üstelemedim. Üstelemem benim aleyhime olurdu. Konuyu uzattıkça uzatırdı ve ben de sinir krizi geçirirdim. Bir sinir krizi kaldıracak durumda değildim. Özellikle de Çağrı'ya karşı. Yataktan kalktığımda yanıma gelip bana yardımcı oldu. Onun bu hareketine gözlerimi devirmeden edemedim. Onun bu her şeyi abartma potansiyeli...
"Çağrı ben iyiyim ya. Abartma," dedim bıkkın bir sesle.
"Bence sus," dediğinde sinirle ona baktım. Sırıttı. "Bana öyle bakma. Anlayacaklar." Omzuna vurduğumda yüzünü buruşturdu ve omzunu tuttu. Yüzünde de sahte bir acı belirdi. "Yuh! Rahatsızlandın falan ama güç kuvvet yerine gelmiş." Sözlerine karşılık olarak omuzlarımı kaldırdım ve indirdim.
"Geldi tabii," dediğimde ceketimi koltuktan alıp bana giydirdi. "Yemek de yersem sen o zaman gör. Bir çakarım sana, nevrin döner." Sesli bir şekilde güldü.
"Tamam işte. Beraber gidelim. Yemek yiyelim. Böyle ferah bir mekana gideriz. Rahatça yemeğini yersin. Rengin falan yerine gelir. Eve de enerjik gidersin. Pelin de ne olduğunu anlamaz," diye cevap verdi. Mantıklı bir konuşmaydı.
Buna ikna olabilirim. Tamam, gücümü biraz da olsa toplamıştım ama rengim hala kaçık duruyordu. Pelin zaten bu solgun yüzümü görür görmez hemen ne olduğunu sorardı. Bu halim onu daha da üzerdi.
"Ne yiyeceğiz?" diye sordum. Gözlerini şaşkınlıkla açtı. Ona sanki olağanüstü bir şey söylemişim gibi bakıyordu. Ben de normal insanlar gibi teklifini kabul etmiştim. Bence yine abartıyordu.
"Oha!" dedi Çağrı. "Kabul ediyor musun? Yemeğe gidiyor muyuz?" Bu sefer de sesinde büyük bir heyecan vardı. İstemsizce güldüm.
"Çağrı biraz sakin olsana. Evet, gidiyoruz. Yemek yiyelim." Kaşlarını şaşkınlıkla kaldırdı.
"Vay be!" dedi bir anda. "Duru Karakoç üç seneden sonra ilk kez benden gelen bir teklifi kabul etti. Bugünün tarihini not alacağım."
"Her şeyi abartıyorsun," dedim umursamaz bir tavırla. Cidden abartıyordu.
"Ben mi abartıyorum?" dedi şok olmuş bir şekilde. "Kızım sen benimle yemek yemeyi bırak, yoluna çıktığım zaman yolunu değiştiriyordun. Ne çabuk unuttun bunları?" Omuzlarımı kaldırdım ve indirdim.
Tamam, bu doğruydu ama benim de haklı olduğum noktalar vardı. Sürekli bana yanaşmaya çalışmasını istememek beni hakkımdı. Onunla iyi anlaşacağım varsa bile bunu kendisi mahvediyordu. Bu durumda da davranışlarım ona karşı ters tepiyordu.
"Çağrı çok ısrarcısın. Ben hayır dediğim halde karşımdaki kişi ısrar etmeye devam ediyorsa aşırı sinirlenirim. Artık anla şunu." Ofladı.
"Kızım bir şans versen yeminle bırakırım. Ama ben seninle en azından bir kez bile denemezsem hayatım boyunca ağlarım. Depresyona girerim." Güldüm ve yataktan indim.
Çağrı'nın cidden bunun için ağlayacağına emindim. Kesin yapardı. Ondan beklenecek bir hareketti. Hastane terliklerimi çıkarıp kenardaki ayakkabılarımı aldım. Ayakkabılarımı giyerken Çağrı da bir anda benim yanıma eğildi. Göz ucuyla ona baktığımda bana karşı tatlı tatlı gülmeye çalıştı.
"Bir şans versen?" İstemsizce yine güldüm.
"Hiç vazgeçmeyecek misin?" dedim merakla. Bir yandan da diğer ayakkabımı da giyip ayağa kalkmıştım. Başını iki yana salladı.
"Hayır," dedi o da ayağa kalkarken. "Senden bir şans istemekten vazgeçmem."
"Güzel," dedim nefesimi dışarı vererek. "Ben de sana hayır demekten hiç vazgeçmem. Olur biter. Bu şekilde hayatımıza devam ederiz."
"Uyuz bir kadınsın sen," dedi kaşlarını çatarak. Ben de kaşlarımı çattım.
"Allah Allah. Çok uyuz oluyorsan benimle muhatap olma o zaman. Sanki zorla çevremde tutuyorum seni. Hayvana bak," dediğimde kaşları düzeldi ve bu sefer de gülmeye başladı.
"Tamam tamam. Sakin ol," dedi ve koltukta çantaları bana verdi. Bir çantamı omzuma taktım. Diğerini de elime alıp Çağrı'ya baktım.
"Yemeğe gidiyoruz, değil mi?" diye sordu emin olmak istercesine.
"Gidelim mi?" dedim alayla. "Yoksa beni sinir edip bu sefer de sinir krizinden hastaneye getirirsin." Sırıttı ve yanağımı sıktı. Ona yine sinirle baktım.
"Uslu bir adam olacağım. Söz," dedikten sonra göz kırptı.
"Eminim öyle olursun," diye mırıldandım. İkimiz birlikte hastane odasından çıktıktan sonra hastanenin asansörüne bindik ve giriş kata indik. Hastaneden çıktığımda ise büyük bir rahatlama gelmişti.
Derin bir nefes alıp içime çektikten sonra yavaşça nefesimi dışarı verdim yine. Bunu yaparken oh be diye konuşmuştum. Çağrı bu halime gülümseyip yürümeye başladığında ben de onu takip ettim.
"Araba arka tarafta otoparkta," dediğinde başımı salladım.
"Tamam," diye cevap verdim.
Beraber yürüdüğümüz zaman aklıma Pelin geldiği için çantamdan telefonumu çıkardım ve ekrana bildirim var mı diye baktım. Mesaj falan yoktu. Telefonu tekrar çantama koydum. Hastanede biraz kendime geldikten sonra Pelin'i arayıp yoklamıştım. Tabii ki her zamanki gibi film izliyordu.
Sesim biraz bitkin çıktığı için hemen abla neyin var diye sormuştu. Her zamanki yorgunluğum olduğunu söyleyip benim için endişe etmemesini sağlamıştım. Bayıldığımı falan bilirse daha çok üzülürdü. Üstelik hemen kendini suçlardı. Bunun olmasını istememiştim. Ne zaman geleceğimi sorduğunda da akşam geleceğimi söylemiştim.
Canımın içi. Evde sıkıldığı için sürekli erken gelip gelmeyeceğimi soruyordu.
Telefonum çaldığında kaşlarımı kaldırdım. Arabanın yanına geldiğimizde arabanın kapısının dibinde durdum ve çantamdan telefonumu çıkardım. Arayanın Nergis Hanım olduğunu görünce boğazımı temizledim ve cevap verdim.
"Alo?"
"Duru'cuğum sana bir tane dosya göndersem ve ona bakmanı rica etsem bakar mısın? Beş dakikanı alır sadece," dediğinde gülümsedim.
İlk başta acemi olduğum için bana pek bir şey sormazdı. Zamanla öğrenmemi ve alışmamı beklemişti. Şimdi ise diğer mimarlar gibi benim de fikrimi alıyordu. Çok tatlı bir kadındı.
"Nergis Hanım ben eve hala gidemedim. Bir aksilik oldu. Rahatsızlandım," dedim ve boğazımı temizledim. Birdenbire boğazım acımıştı.
"Öyle mi?" dedi merakla. "Ne oldu? İyi misin?"
"Şirketten çıktığımda bir arkadaşımla karşılaştım. Onunla sohbet edip ayrıldıktan sonra başım dönmeye başladı. Bilincimi kaybettim. Bayılmışım," dedim iç çekerek.
"Ne?" dedi Nergis Hanım şaşkınlıkla. "Şu an iyi misin? Hastanede isen hemen yanına gelirim. Seni alırım," dediğinde tebessüm ettim.
"Gerek yok Nergis Hanım. Çok teşekkür ederim. Arkadaşım benimle ilgilendi sağ olsun," dediğimde göz ucuyla da Çağrı'ya baktım. Direksiyon başına geçmişti ve beni izliyordu. Ben ise hala dışarıdaydım. "Zaten kendimi son zamanlarda pek iyi hissetmiyordum. Beslenme konusunda da düzensizlik yaşayınca tansiyonum falan düşmüş," dedim tekrar konuşarak. Bakışlarımı Çağrı'dan çektim.
"Çok üzüldüm," dedi Nergis Hanım. "Zaten son zamanlarda bitkin oluyordun. Bazen fark ediyordum. Çok geçmiş olsun tatlım."
"Teşekkür ederim. Eve gidince atacağınız dosya-"
"Hayır hayır," dedi hemen. "Hiç önemli değil. Hatta sen diğerlerini de boş ver. Onlar da kalsın. İstersen izin de alabilirsin."
"Ama Nergis Hanım-" dediğimde sözümü yine kesti.
"Dinlen sen Duru. Ban sağlam lazımsın. Gücünü topla ki, kafamızdaki projeleri sağlam bir şekilde gerçekleştirelim." Gülümsedim.
"Peki. Sağ olun. İyi hissetmezsem haber vereceğim ve izin alacağım."
"Tamamdır. Görüşmek üzere," dedi sevecen sesiyle.
"Görüşürüz Nergis Hanım." Telefonu kapatıp çantama koyduktan sonra arabanın kapısını açtım ve arabaya bindikten sonra kapattım.
"Ne konuştun be," dedi Çağrı.
"Ay sana ne," dedim ve elimdeki çantayı ayaklarımın dibine bıraktım. Çağrı bana gülerken ben de emniyet kemerimi bağladım.
"Acıktım," dediğimde Çağrı sırıttı ve arabayı çalıştırdı.
"Sen gör şimdi. Nasıl güzel bir yere gideceğiz. Beş on porsiyon yersin," dediğinde güldüm.
"Yerim bu arada. Çok acıktım." Başını salladı ve yola çıktı. Ben de arkama yaslanıp camdan dışarıyı seyrederken iç çektim.
Bu adamı her zaman hayatımın dışında tutmaya çalışıyordum ama bir şekilde hep yanımdaydı. Onu ne kadar itersem o kadar bana geliyordu. Bunun Çağrı'nın mı yoksa kaderin mi oyunu olduğunu pek çözemiyordum. Ama belki de Çağrı'nın dediği şey doğruydu.
Bizim durumumuz belki de tam bir kader çıkmazıydı.
***
Bana mail olarak gönderilen reçeteyi fark ettikten sonra evden çıkmıştım. Bugün geç bir saatte uyanmıştım ve buna da şaşırmıştım. Alarm kurmasam bile erken uyanırdım. Bu sefer alarm kurmama rağmen uyku mahmurluğuyla kapatmışım ve uyumuşum. Temiz havanın tadını çıkara çıkara yürürken oturduğumuz yerin ferah ve ağaçlarla çevrili olmasının bizim için ne kadar büyük bir şans olduğunu bir kez daha fark ettim.
Eczaneye daha on dakikalık bir mesafem olduğu için kulaklığımı çıkardım ve telefonuma taktım. Uçlarını da kulağıma yerleştirdikten sonra müziğimi açtım ve anın tadını çıkardım.
Dün Çağrı ile birlikte yemek yiyip beni sinir etmesine izin vermiştim. Her ne kadar beni sinir etmeyeceğine söz verse de yine deli olacağım sözler söylemişti. Benimle uğraşmaktan zevk alıyordu. Yemek yedikten sonra seçtiği tatlıyı bana denettirmişti. Daha önce yemediğim için de tadı olukça güzel gelmişti ve bayıla bayıla yemiştim. Bugün ise daha enerjik hissediyordum. Daha dinlenmiş hissediyordum.
Hafta sonu olduğu için nöbetçi eczaneye gitmem gerekiyordu. Sonunda eczanenin önüne geldiğimde içeri girdim ve Pelin'in ilaçlarını aldım. Bu eczaneyi önceden arayıp ilaçları sormuştum. Eczacı ilaçları bana verdikten sonra ödeme yapmak için kasanın olduğu yere gittim. Neredeyse maaşımın yarısı gitmişti. Önemli olan para harcamam değildi. Pelin için her şeyimi verirdim. Ama yetişemiyordum. Bir gün ilaçlarını alamayacak durumda olmaktan korkuyordum.
Eczaneden çıkıp eve yürümeye başladığımda moralimin yeniden bozulduğunu tıpkı dünkü gibi aniden bir yükün omuzlarıma bindiğini hissettim ve kendime zarar vereceğimin farkına vardım.
"Sakin ol," diye mırıldandım kendi kendime. "Her şeyi dert etmeyi bırakmalısın. Her şey olacağına varır. Sen elinden geleni yap." Kendime olan nasihatlerimi sıraladıktan sonra moralimi yüksek tutmaya çalıştım. Pelin'e yansıtmak istemiyordum. Zaten psikolojik olarak tükenmiş durumdaydı. Bir de beni görüp kendini daha da üzmesini istemiyordum.
Havanın tadını çıkarırken aklıma kahvaltı için simit almak gelince kendi kendime gülümsedim ve hemen yönümü değiştirip fırına giden yola girdim. Simit düşüncesi beni heyecanlandırmıştı. Pelin de ben de simite bayılıyorduk. Resmen simit için birbirimizi bile yerdik. Fırına ulaştığımda simitleri aldım ve hemen fırından çıktım.
Simitler sıcacıktı ve soğumadan eve gitmek için hızlı bir şekilde yürümeye başladım. Bizim sokağa girip evin önüne geldiğimde cebimden anahtarımı çıkarıp apartmanın kapısını açtım. Apartmana girip kapıyı kapattıktan sonra merdivenlerden ikişer ikişer çıkmaya başladım. Kapının önüne geldiğimde anahtarla açtım ve ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim.
Kapıyı kapattıktan sonra anahtarımı dolabın üstüne atıp içeriye gittim. Pelin'i salonda bulamayınca mutfağa gittim. Mutfağa girer girmez gördüğüm kahvaltı masası ile gülümsedim.
"Kardeşim hamarat mı olmuş? Dünyanın sonu gelecek." Sözlerimle bana dönüp gözlerini devirdi. Pelin'i sinir etmek hobim haline gelmişti. Anlaşılan beni sinir etmek de Çağrı'nın hobisiydi. Bir anda aklıma gelmişti.
"Abla ya!" dedikten sonra bakışları elimdeki poşetlere kaydı. "Ay simit mi aldın?!" Sırıttım.
"Evet. Canım çekiyordu. Hemen alayım dedim. Simit hastasıyız biz." Gülerek hemen yanıma geldi ve yanağımı öptü. Elimdeki poşeti aldıktan sonra iç içe koyduğum diğer poşete baktı. İlaçlarını fark edince yüzü birden asıldı.
"Ne kadar tuttu bunlar?" diye sorduğunda kaşlarımı çattım. Ne zaman ilaç alsam bu soruyu bana mutlaka soruyordu. Boşu boşuna kendini üzüyordu.
"Cidden mi Pelin?" Yüzü hâlâ asık olduğu için ona yaklaştım ve yanağını okşadım. "Ne kadar olursa olsun. Benim kardeşim iyi olsun yeter. Tamam mı? Parayı düşünüp durma. Kızıyorum," dedim homurdanarak.
"Tamam," dediğinde sesi titredi. Ona sarılıp saçlarını öptüm.
"Sakın ağlama Pelin. Ben senin için her şeyi yaparım. Bunu hiç unutma. Bak ama gerçekten kızıyorum. Ne çabuk unuttun benim senin için her şeyi yapacağımı. Kaç defa daha bunu sana söyleyeceğim?"
"Unutmam," deyip bana baktı ve gülümsedi. "İyi ki benim ablamsın. Senin gibi abla herkese nasip olmaz." Sırıttım ve kaşlarımı kaldırıp indirdim.
"Ha şunu bileydin."
Birlikte kahvaltı sofrasındaki eksikleri tamamlayıp oturduğumuzda hemen simitleri alıp gömmeye başlamıştık. Simite olan şu hayranlığım başka bir şeye yoktu herhalde. Tek hayran olduğum şey olabilirdi. En azından yiyecek olarak diyeyim.
"Abla doktor ne dedi? Yani bu sefer görüştün mü detaylı bir şekilde?" Pelin'in sorusuyla gerildim bir anda. Ona belli etmemek için başımı kaldırdım. Gözlerine bakıp gülümsedim.
"İlaçların değişti. Zaten biliyorsun. Bu arada ilaçlar her yerde bulunmuyor. Yani ilacın bitmeden bana söyle. Sonraki ay yine eczaneye sorarız, temin ettiklerinde de alırız. Gecikmesin. Onun dışında..." derken kelimeyi uzatarak söylemiştim. "Ameliyat olacaksın ama eğer ameliyat ile tam bir iyileşme sağlayamazsak ve mümkün de olursa kalp nakli yapılacak."
"Ne?! Kalp bulunmuş mu? Yani yakında nakil gerçekleşir." Sevincine içim burkuldu. Keşke hemen dediği gibi olsaydı da bir an önce iyileşseydi.
"Hayır canımın içi. Hâlâ bekliyoruz. Ama doktorumuz bizim için başka görüşmeler yapacak. Ben de onu bekliyorum." Gülümsedi.
"Olsun. Bizim için görüşme yapması da çok güzel bence. Bu doktoru çok sevmiştim zaten," dedi bilmiş bilmiş. Güldüm.
"Ben de," diye cevap verdim. "Gerçekten çok başarılı ve mesleğini çok iyi yapan bir doktor."
Keşke gücüm yetseydi de, şu ameliyatı hemen halletseydik. Kalp bulunsa bile önceden yapılacak ameliyatı muhtemelen yurt dışındaki doktor yapardı. Yani onun da yardımını alırlardı. Bunun ücretini nasıl öderdim, bilmiyordum.
"Abla bulunur, değil mi? Yani ben kaç aydır bekliyorum. Ama hâlâ kalp sırası gelmedi bize," dedi Pelin. "Benim için tek yol kalp nakli. Başka bir yolu yok gibi."
"Tabii ki bulunur. Doktorun bir hastası daha varmış. Onun da altı ay sonra kalp nakli gerçekleşmiş," dedim umutlanması için. İç çekti.
"İnşallah benimki de bulunur," derken sesinde biraz olsun umut vardı. Buna sevinmiştim. Pelin'in umutlu olması bana da iyi geliyordu. Bir şeyler için mücadele ederken onun da böyle umutlu olması iyi hissettiriyordu.
"İnşallah," dedim gülümseyerek. "Hadi simitleri gömmeye devam." Güldü ve yemeye devam etti. O simitlerini yerken kısa bir süreliğine ona baktım. Güzel yüzünü incelerken onun üstündeki bakışlarımı yakalamasın diye başımı eğdim ve önümdeki simit dilimlerine baktım.
Kardeşim yeter ki iyi olsun. Ben bir yolunu bulmaya çalışırdım. Onun için her şeyi yapmaya da hazırdım.
***
Hafta sonu güzelce dinlendikten sonra ve Pelin ile güzel vakit geçirdikten sonra daha da enerjik hissetmiştim. Hiç çalışmamıştım ve Nergis Hanım'ın da dediği gibi dinlenip bakmam gereken dosyalara Pazartesi günü bakmaya karar vermiştim.
Pazartesi günü -yani bugün- gelip çattığında sabah erken uyanıp kahvaltımı yapmıştım. İlaçlarımı da içtikten sonra hazırlanıp işe gelmiştim. İşe geldiğimde kontrol ettiğim çizimleri yerine koyup diğerlerini almıştım. Hangi çizimin öncelikli olduğuna bakıp karar verdikten sonra onun üzerinden çalışmaya başladım. Çizimlere bakıp inceleme yaparken odamın kapısı tıklatıldı. Başımı salladım.
"Gel!" diye seslendiğimde içeri Nergis Hanım girdi. Gülümsedim. "Buyurun Nergis Hanım?" Elindeki kağıtları bana getirip masamın üstüne koyduğunda kaşlarımı kaldırarak ona baktım.
"Bunlar ne?" diye sordum merakla.
"Çok güzel bir proje aldık," dedi sevinçle. Heyecanla ona baktım.
"Sahi mi?" Başını salladı ve göz ucuyla kağıtları işaret etti.
"Bunlar geçen sene iptal edilmiş çizimler. Bir alışveriş merkezinin planı ve oldukça büyük bir alışveriş merkezi. Üstünde değişiklik isteniyor. Ben de bu görevi sana vermek istedim." Kağıtlara şöyle bir baktım. Oldukça karışık görünüyordu. Nergis Hanım'a baktığımda güldü ve konuştu.
"Gözünü korkutmuş olabilir. Ama cidden çok önemli. Çünkü karşı firma bu çizimler tamamlandıktan sonra alışveriş merkezine başlayacak. Geçen sene bu işi iptal ettiler ve büyük ölçüde elde edeceğimiz kazancı kaybettik. Neden önemli olduğunu anlamışsındır." Başımı salladım.
"Anladım. Bize fazlasıyla kazanç sağlayacak ve başarılı olursak da yeni projeleri almamıza zemin sağlayacak." Gülümsedi.
"Aynen öyle. Eğer yapabilirsen çok güzel olur. Başarılı bir mimarsın. Bu yüzden sana güveniyorum. Şu an elindeki çizimleri diğer mimarlara vereceğim. Sen bununla ilgilen. İstersen şirkete gelme. Evde çalış. Nasıl rahat olmak istersen. Olur mu?"
"Tamam," dedim mırıldanarak. "Ama ne kadar sürem var? O önemli," dedim sonrasında.
"Önce iki hafta verdiler," dediğimde gözlerimi büyüttüm.
"Mümkün değil. Delirdiler herhalde ya da mimarlarının on tane eli var," dediğimde Nergis Hanım güldü.
"Ben de öyle düşündüm. Maksat bizi biraz zorlamak ve hiç uyumadan, yemeden, içmeden bunu bitirmemizi sağlamak. Ama ben mümkün olmadığını söyledim. Çünkü değişiklikler ile plan yeniden çizilecek. Bu nedenle proje süresini bir aya çıkardım. Bir ayın var. Ekstra zaman gerekirse onu da verecekler. Alışveriş merkezi büyük diye ve plan kusursuz olsun diye bu süreyi kabul ettiler." Başımı salladım.
"Bir ay gayet iyi ve evde çalışmak isterim. Şirkete de sizinle beraber kontrol ederiz diye gelirim. Olur mu?" diye sordum.
"Aslında ona gerek kalmayacak," dedi Nergis Hanım. Kaşlarımı kaldırdım.
"Neden?"
"Karşı firma kendileri kontrol edecekler. Biz de edeceğiz. Ama onlar her çizimden haberdar olmak istiyor. Birisini gönderecekler. Kim olduğunu bilmiyorum. Sadece geleceğini söylediler. Birazdan burada olur." Nefesimi dışarı verdim.
"Onunla mı çalışacağım yani?" dedim biraz da istemediğimi belli ederek. "Tek başıma çalışmak daha iyi olurdu.
"Yani," dedi Nergis Hanım. "Projeyi o yönetecekmiş. Tabii onun da şirketinde bir ekibi vardır. Şirketten destek alır." Omuzlarımı kaldırıp indirdim. Şimdiden sorun yapmama gerek yoktu. Grup halinde çalışmaya alışırdım. Dikkatimi yine Nergis Hanım'a verdim.
"Tamam o zaman," dedim gülümseyerek. "Umarım güveninizi boşa çıkarmam." Nergis Hanım da gülümsedi.
"Şüphem bile yok. Sen halledersin." Kapı tıklatıldığını duyduk ve içeri bir asistan girdi. Gülümseyip Nergis Hanım'a baktı.
"Nergis Hanım misafiriniz geldi." Nergis Hanım başını salladı.
"Tamam. Bu odaya gelebilir," diye cevap verdi.
"Hemen söylüyorum," dedi asistan ve odadan çıktı. Nergis Hanım bana döndü.
"Bu proje beni heyecanlandırıyor." Güldüm ve ayağa kalktım.
"Gelsin bakalım misafirimiz. Umarım anlaşabilirim," dediğimde Nergis Hanım güldü ve o esnada kalp açıldı. Bakışlarım kapıya döner dönmez gördüğüm kişiyle gülümseyişim dondu. Şaşkınlıkla gözlerim açılırken konuştum.
"Çağrı?"