Uzun bir duş, büyük bir fincan kahve ve koltuklara uzanıp ayaklarımı uzatarak at yarışı izleme keyfi. Milletin göbekli, çizgili pijamalı, beyaz atletli kocasının, yatırdığı kuponun tutup tutmadığını öğrenmek için izlediği yarışları; bizimkilerin ne alemde olduğunu görmek için izliyordum. Dereceye giren her atla daha bir gururlanıyor olmam da cabası. Sanki atı süren ben, yemleyen, bakan yine ben... Tuttuğum takımın kazanması gibi bir benimsemişlik şeysi işte. Kahvemden bir yudum daha alıp Karagöz'ün dış kulvara kayarak önündekini geçip geçemeyeceğini anlamaya çalışırken pes bir nefes sesi duydum. Başımı kaldırdım. Altında, belinden neredeyse düşmek üzere gibi durarak, seyirlik bir manzara çıkartan gri eşofmandan başka kıyafet giymemişti. Ayakları çıplak, saçları az önce duştan çıktığını be

