Sabahın ilk ışıklarıyla uyanmıştı genç adam. Bütün gece heyecandan doğru dürüst uyuyamamıştı. Kafasında sürekli acaba gerçekten işe alınır mıyım diye dönen düşünce bir türlü rahat vermemişti. Artık her şeyin yoluna girmesini, rahat bir nefes alarak ailesine güzel bir hayat vermek istiyordu.
Çekyattan kalkmak üzereyken çıkan seslerle Elif de uyanmıştı. Genç kızı uyandırdığını fark edince gıcırdadığı için çekyata içinden okkalı bir küfür savurdu. Elif uykulu bir halde yatağında oturur vaziyete geldi.
"Günaydın. Geç mi kaldık? Saat kaç?" dedi uykudan kısık çıkan sesiyle.
"Günaydın. Geç değil ben uyuyamadım. Sen devam et uyumaya bölme hiç. Ben hazırlanır çıkarım."
"Yok olmaz öyle kahvaltısız. Sen giyin ben bir şeyler hazırlayayım." diyerek yataktan çıkıp mutfağa gitti. Kerem ise odanın köşesindeki eskimiş valizin yanına diz çökerek karıştırmaya başladı. Elif giysilerini yıkamış ve düzgünce katlamıştı. Kıyafetlerinin arasından en iyisi olduğunu düşündüğü siyah boğazlı bir kazak ve siyah bir kot pantolon giydi. Renkleri solgun olsa da sahip olduğu en iyi kıyafetleri bunlardı. Giyindikten sonra banyoya giderek rutin işlemlerini halledip tıraş oldu. En son saçlarını da taradıktan sonra içeriye geçti. Elif'in sobayı yaktığını görünce kaşlarını çattı.
"Ben hallederdim. Sen elleme demiştim."
"Üzerin kirlenmesin diye. Hem bir şey olmaz alışkınım ben." Çokta önemli bir şey değilmiş gibi omzunu silkerek söylemişti sözlerini.
"Olsun yine de bana bırak bir dahakine."
Elif başını olumlu anlamda salladığında genç adam ellerini iki yana açarak kendisini gösterdi.
"Sence nasıl oldu? En iyi kıyafetlerim bunlar. Kötü olmamış dimi?" dedi ve merakla Elif'in dudaklarından çıkacak olan kelimeleri bekledi.
Genç kız Keremi baştan aşağı süzdükten sonra gözlerini genç adama çevirdi. Ne denirdi ki şimdi? Evet her zaman ki halinden biraz farklıydı. Zaten yakışıklıydı. Tıraş olunca daha bir güzel olmuştu yüzü. Giydiklerinin rengi soluk olsa da çok yakışmıştı. Ama şimdi direk yüzünü çok yakışıklısın denmezdi ki. Daha doğrusu Elif diyemezdi. Bakışlarını genç adamdan kaçırarak “gayet iyi” demekle yetindi. Kerem de Elif'in utandığını anlayarak durumu uzatmadan genç kızın hazırladığı sofraya oturdu. Bir yandan kahvaltılarını ederlerken diğer yandan da sohbet ediyorlardı.
"Eğer bugün başla derlerse eve geç gelebilirim haberin olsun. Merak falan edersen diye."
"Ne işi olduğunu söylemiş miydi Murat Abi?"
"Yok bende bilmiyorum gidince öğreneceğim. Her işi yaparım ne derse hayır deme lüksüm yok. Borçlular sıkıştırıyor. Bir an önce halletmem lazım." Başını iki yana sallayarak utancını gizlemeye çalıştı.
"Şey yanlış anlamazsan ne kadar bir borçtan bahsediyoruz." dedi Elif çekingen bir merakla.
Kerem bu konuları konuşmak istemiyordu ama eşinden de bir şeyler saklamak istemediği için derin bir nefes alıp utanarakta olsa bakışlarını Elif'e çevirdi.
"Ben hapse girmeden önce borç almıştım bu adamlardan. Yani yaklaşık üç yıl oldu parayı alalı. Üç bin almıştım ama şimdi benden on bin istiyorlar. Anlayacağın üzere tefeciler ve parayı bir ay içerisinde ödemezsem başım belaya girecek. Adamların şakası yok."
"Na..nasıl belaya. Sana bir şey mi yaparlar?"
Elif o kadar çok korkmuştu ki, genç adama bir şey olma düşüncesiyle iliklerine kadar titrediğini hissetti. İlk defa kendisi dışında biri için korkuyordu. Diğerleri gibi bu da onun için yeni bir duyguydu. Fakat bu o kadar güçlü bir histi ki kendisi için korkmayı tercih ederdi. Kerem genç kızın gözlerindeki korkuyu görünce hiç bir şey düşünmeden kendi büyük elleri ile kızın küçük ellerini kavradı.
"Korkma sakın. Sana bir şey yapmalarına izin vermem. Eğer iş olursa gidip konuşacağım. Taksitle falan halletmeye çalışacağım. Sen düşünme sakın. Üzülme halledeceğim ben." Kerem'in teselli edici sesine rağmen Elif’in korkusu devam etse de başını sallayarak ellerini genç adamın ellerinden çekti. Aslında korkudan titrediğini Kerem anlamasın diye çekmişti ellerini. Genç adam ise bu duruma bozulsa da ses etmedi. İkili kahvaltılarına devam ederken Kerem artık antika sayılacak telefonunun saatine baktı.
"Ben gideyim geç kalmadan. Malûm yol çok uzak anca yetişirim." Elif'in de hareketlendiğini görerek eliyle onu durdurdu. "Sen hiç kalkma ben giderim. Hadi görüşürüz." diyerek kapının arkasındaki montu alıp hızlıca evden çıktı.
Sinirlenmişti ama neden olduğunu o da anlamamıştı. Aslında biliyordu ama kendine bile itiraf edemiyordu. Elif'in ellerini çekmesi bozmuştu sinirini ama ne bekliyordu ki daha bir haftadır birlikteydiler. Kızın kollarına atılacağını falan mı düşünüyordu? Dahası bunu istemediğini bile inkar edemiyordu. Ne olmuştu ona böyle? Bu yaşına kadar hep Nazlı'yı istememiş miydi? Onu sevmemiş miydi? Ne olmuştu da iki haftada unutuvermişti deli gibi sevdiği kızı. Yoksa sevdiğini sandığı mı demeliydi? Şimdi biri çıkıp "Elif mi ? Nazlı mı?" dese bir saniye bile düşünmeden Elif derdi ve bunu da eşi olduğu için değil artık kalbi onu istediği için söylerdi. Kafası iyice allak bullak olmuş düşüncelerinin içerisinde kaybolmuştu. Kendisine olan siniri iyice artarken bir yandan söylenip bir yandan hızlı bir şekilde yürümeye başladı.
#
####
Genç adam Karakum GROUP’un önünde durduğunda başını geriye vererek binaya baktı. Önce yanlış geldiğini düşünse de karttaki adres ile aynı olduğunu görünce doğru yerde olduğunu anladı.
"Vay anasını arkadaş. Bu nedir böyle ya? Ulan inşallah biri bana kamera şakası falan yapmıyordur. Yoksa kimse elimden alamaz."
Genç adam kendi kendine konuşurken kapıda duran görevlerinden biri yanına geldi.
"Hayırdır kardeşim ne ayaksın binanın önünde dikildin kaldın."
Kerim karşısındaki herifin tavrına sinir olsa da sakin kalarak cevap verdi.
"Kadir Bey ile görüşmem var." Adam sanki çok komik bir şey duymuş gibi kahkahalarla gülmeye başladı.
"Ulan sen kim Kadir Bey ile görüşmek kim. Bas git hadi bela çıkarma bize." diyerek Kerem'i göğsünden ittirince genç adamda bütün sakinlik uçup gitti. Tam adama saldırmak üzereydi ki arkadan başka biri geldi. Kerem'i ittiren adama kaşlarını çatarak baktı.
"Neler oluyor burda? Ne bu gürültü."
"Levent Bey bu adam Kadir Bey ile görüşmem var diyor. Bizde inanmadık tabi şu haline bakın. Almadık içeri ondan sıkıntı çıkardı."
Levent sinirli bir şekilde karşısında samimiyetsiz bir şekilde gülen adama baktı. Aklınca yalakalık yapacaktı.
"Nee belli yalan söylediği? Sordun mu içeri.:
"Yok Levent Bey n..."
"Kes! Geç yerine bir daha da işini düzgün yap." dedi adamın sözünü keserek. Adam sinmiş bir şekilde Kapıda ki yerine geçince Levent de karşısında dimdik bir şekilde duran sinirli adama baktı.
"Buyrun konu nedir?"
"Az önceki arkadaşa da söyledim. Sana da söyleyeyim. Kadir Bey ile görüşmem var." diyerek cebinden cüzdanını çıkardı. Dün Murat komiserin verdiği kartı karşısında ki adama doğru uzattı. Levent kartı inceledikten sonra ceketinin cebinden telefonu çıkararak birini aradı.
"Merhaba Ecrin Hanım Kadir Bey birisine imzalı kartını vermiş görüşmek için... Bir saniye.."
Telefonu aşağı indirerek genç adama baktı.
"Adınız Kerem mi?"
Kerem başını sallamakla yetindi. Levent ise telefondaki kişiye “ yukarı gönderiyorum” dedikten sonra genç adama eliyle yol gösterdi. Kerem kapıdan geçerken az önceki adama en ters bakışlarından atmayı ihmal etmemişti.
İçeri girdiklerinde onları karşılayan lobi devasa büyüklükteydi. Genç adam etrafı incelemek istese de önünde ki adamın hızlı adımlarına ayak uydurdu. Asansörün önüne geldiklerinde Levent sadece “en üst kat” demekle yetindi. Kerem en üst katın düğmesine basarak beklemeye başladı. Zaten gergindi. Kapıda olanlar ile iyice gerilmişti. Kapısından içeri giremediği binada ona güvenip iş verecekler miydi ki? Bu düşünce ile morali epey bozulmuştu. Eğer buradan da eli boş dönerse ne yapacağına dair hiç bir fikri yoktu.
Genç adam kara kara düşünürken asansörün durduğuna dair ses duyuldu. Asansörden çıktığında karşısında uzun bir koridor la karşılaştı. Sol tarafı boydan boya cam olan koridor oldukça aydınlık ve ferah duruyordu. Koridorun sonunda tavana kadar devasa boyutta işlemeli bir kapı vardı. Gözleri etrafı incelemeyi bırakarak kendisine doğru gelen kadın ile karşılaştı. Karşısındaki kadın gayet samimi bir gülüşle Kerem'i karşıladı.
"Buyurun Kerem Bey. Kadir Bey sizi bekliyor. Aşağıdaki karışıklık için özür dileriz."
Kerem kadının kendisine Bey demesine mi şaşırsa yoksa aşağıdaki olay için özür dilemesine mi bilemedi. Gergin bir gülümseme sunmakla yetindi. Kadınla birlikte devasa kapının önüne geldiklerinde hanımefendi kapıyı çalarak içeri girdi.
"Efendim Kerem Bey geldiler." diyerek kenara çekilip genç adama yol verdi. Kerem nasıl biriyle karşılaşacağını ve nasıl muamele göreceğini bilmediğinden oldukça gerilmiş ve heyecanlanmıştı. İçeriye adım attığında masanın arkasından ayağa kalkan orta yaşlı adamla göz göze geldiğinde az kalsın kendisine hakim olamayarak "yok artık" diyecekti. Karşısında ki adam restoranta iş istemek için gittiğinde gördüğü o heybetli adamdi. Adam yüzündeki gülümseme ile ileri doğru yürüyerek Kerem'in yanına geldi.
"Hoş geldin evlat. Benim adım Kadir. Aşağıda biraz tatsızlık olmuş kusurlarına bakma yeniler. Buyur geç oturalım şöyle. Bir şey içer misin?"
Kerem üzerindeki şaşkınlığı atamadığından daha cevap vermeden Kadir Bey arkasındaki Ecrin Hanıma iki çay getirmesini söylemişti bile. Genç adam karşısındaki adamın hızlı bir şekilde konuşmasından ve samimiyetinden neye uğradığını şaşırmış ve kendisini adam karşısında ki koltukta otururken bulmuştu. Kadir Bey ise kendi koltuğuna geçmek yerine daha samimi olduğunu düşündüğü için Kerem'in karşısında ki tekli deri koltuğa oturmuştu.
"Kusura bakma evlat ben biraz tez canlıyım. Başlayınca hızlı hızlı konuşuyorum gidiyor. Tabi işinde etkisi çok var. Vakit az olunca biz hızlanıyoruz. Tekrar hoşgeldin."
"Hoş bulduk Kadir Bey." dedi Kerem şaşkınlığından silkelenerek.
"Seni çok takdir ettim Kerem. İnan bu zamanda böyle güvenilir insan bulmak çok zor. Ne kadar teşekkür etsem az. O cüzdanın değeri benim nezdimde paha biçilemez."
"Ben insanlık görevimi yaptım Kadir Bey. Yerimde kim olsa aynısını yapardı." O sırada gelen çaylar ile sohbetleri bir anlığına kesilse de Kadir Bey devam etti.
"Yok evlat yapmazdı. Ya içindeki paraları alıp cüzdanı çöpe atardı. Yada bana getirip daha fazla para kopartmaya bakardı. Senin için basit olabilir ama benim için çok değerlidir o cüzdan. Komisere de söyledim aynısını. O da senin durumunu anlatınca bende yardımcı olmak istedim sana. Eğer sende istersen biz senin gibi güvenilir delikanlı bir gençle çalışmaktan büyük bir onur duyarız.
Kadir Bey sustuğunda ortamda derin bir sessizlik oluştu. Henüz on beşinde çalışmak zorunda kalmıştı Kerem. Erken yaşta başlamıştı hayatı tanımaya. Kerem bugüne kadar hep hor görülmüştü. En basit işlerde bile muhtaç olduğunu bildikleri için hep ezerlerdi genç adamı. En zor işleri yaptırıp en az parayı verirlerdi. Bu da yetmezmiş gibi aşağılarlardı. Bu belli bir yaşa kadar böyle devam etmişti. Anca şef garson olduğunda biraz olsun saygı görebilmişti. Tabi ceza alma olayı olunca da hem işini hem saygınlığını kaybederek en başa dönmüştü. Şimdi koskoca şirket sahibi adam karşısında onunla çalışacakları için onur duyacaklarını söylüyordu. Genç adamın burnunun direği sızlasa da oturduğu yerde daha dik bir konuma geldi ve aklındaki soruyu sordu.
"Kadir Bey siz benim sabıkalı olduğumu biliyorsunuz değil mi?"
Kadir Bey gülerek arkasına yaslandı. Kollarını koltuğun yanlarına koyarak parmak uçlarını birleştirdi.
"Hangimiz masumuz ki evlat. Biliyorum komiser söyledi ama benim için bir önemi yok. Ben sana güvendim bir kere. Kolay kolay da bırakmam." diyerek öne eğilip çayından bir yudum aldı. Kerem’e de çayını işaret ederek içmesini belirtti. Genç adam çayına uzanmadan önce parmakları arasına aldığı etini cimcirdi. Şu anda olanların rüya olmasından o kadar korkuyordu ki kendini bunu yapmaktan alamamıştı. Canı acıdığında derin bir nefes alarak çayına uzandı. Kadir Bey'in söze girmesiyle tekrar bakışlarını ona yöneltti.
"Ben şöyle bir şey düşündüm. Şu anda inşaatı devam eden çok önemli bir projem var. Güvenlik ekibinde oldukça zorlandım. Dediğim gibi kolay kolay güvenmem güvendim mi bırakmam. Gece vardiyasında sorun yok ama gündüz de çalışan adamlardan biri geçen gün bıraktı. Yerine birilerini bulmaya çalışıyordum. Senin nasibinmiş. Yalnız yanında çalışan ihtiyar azıcık asabidir. Diğer adamı o kaçırdı. Ama ben çok severim ve de güvenirim. Sen yaparım dersen onun yanına göndermek istiyorum seni. İnşaat bir yıl sürecek. Bir yılın sonunda da seni belki de burada ki güvenlik ekibine alırım. Yada başka bir inşaat olursa oraya ne dersin?
"Siz nasıl uygun görürseniz Kadir Bey."
"Hah şöyle aslanım benim." diyerek ayağa kalktı. Genç adamda onunla birlikte ayağa kalınca kolunu omzuna atarak kapıya doğru yürümeye başladı.
"Hemen bugün başlarsın dimi."
"Başlarım." dedi Kerem hevesli bir sesle. Kapıdan çıktıklarında masasından kalkarak yanlarına gelen Ecrin'e baktı.
"Ecrin. Kızım sen Kerem’e konuştuklarımızı anlat. Yapması gerekenleri söyle olur mu? Daha sonra da Ömer abinin yanına yolla."
"Tabi kadir Bey."
Kadir Bey genç adama dönerek elini uzattı. "Tanıştığımız çok memnun oldum evlat. Umarım birlikte güzel işler yaparız. Hayırlı olsun."
"Çok teşekkür ederim Kadir Bey." dedi engel olamadığı gülümsemesiyle. İçi içine sığmıyor, hâlâ olanlara inanamıyordu.
Kadir Bey odasına geri dönerken Kerem Ecrin Hanımla kalmıştı. Ecrin gülümseyerek genç adama elindeki dosyayı uzattı.
"Kerem Bey bu dosyayı ikinci katta insan kaynakları bölümüne götüreceksiniz. Onlar sizi muhasebeye yöneltecekler. Giriş evraklarınızı onlar halledecekler siz bir şeye karışmayacaksınız. Bu da inşaatın adresi. Üniformalarınızı Ömer amcadan alacaksınız. Şimdilik bu kadar aklınıza takılan bir şey var mı?"
Kerem kafasını olumsuz anlamda salladı.
"O zaman hayırlı olsun. Aramıza hoş geldiniz Kerem Bey."
"Teşekkür ederim. İyi günler." diyerek el sıkıştılar ve genç adam asansöre doğru yürüdü. Neler olup bittiğini düşünmesine fırsat olmadan ikinci katta duran asansörden inerek dosyayı insan kaynaklarına teslim etmişti bile. Oradan da elindeki belge ile birlikte muhasebe bölümüne girmişti. Karsısında ki adam “ hayırlı olsun" diyerek ona bir zarf uzatınca genç adam anlamaya çalışırcasına elindeki zarfa baktı.
"Kadir Bey işe yeni giren herkese avans verir. Çalışmaya yeni başlandığı için kimseyi zor durumda bırakmak istemediğini söyler." diye açıklama yapan adama “eyvallah" diyerek karşılık verdi. Binadan çıktığında kapıda ki güvenlik ile göz göze geldi. Adam Kerem'den gözlerini kaçırınca genç adam konuyu uzatmadan elindeki adrese doğru yola çıktı.
###
Elif Kerem gittikten sonra evinin temizliğini bitirip karşıya Sedatlara gitmişti. Ne garip diye düşündü genç kız evim. İlk defa kendisini bir yere ait hissediyordu. Yıllardır yaşadığı eve hiç evim dememişti. Diyememişti. İçinden gelmemişti o ruhsuz sevgisiz dört duvara ev demek. Oysa ev içerisinden neşeli kahkahaların taştığı , hüznün paylaşıldığı, güven, koruma, aidiyet duygularına sahip bir yer olmalıydı. Belki babasının eviydi ama bunların hiç birine sahip değildi. Henüz kısa bir süre olmasına rağmen ona yabancı sayılan bir adamın evinde bulmuştu çoğu duyguyu.
Genç kız Sedatlara gittiğinde kapıyı Selim açmıştı. Bu saatlerde Sedat okulda olduğu için Elif gün içerisinde hem çocukları hem de Asiye ablayı kontrole gider, yoksa yemeklerini yapar, ortalığı toparlardı. Selim son zamanlarda favorisi olan kişiyi kapıda görünce yine çok sevinmiş büyük bir coşku ile genç kıza sarılmıştı.
"Eliiiiiffff hoş geldin."
"Hoş bulduk yakışıklım. Nasılsın bakalım?"
"Seni görünce daha iyi oldum."
Elif bu çocukların büyümüş de küçülmüş hallerine alışamamıştı henüz. Hepsi birbirinden zeki ve saygılı çocuklardı. İçeriye doğru ilerlerken konuşmaya devam ettiler.
"Bugün okul yok mu? Sen neden evdesin birtanem?" Selim Elif'in ona hitap şekliyle adeta mest olmuş gibi kıza bakıyordu. "Öğretmenlerin toplantısı varmış bugün. Dün gelmeyin dediler."
"Hmmm ee süper olmuş o zaman. Desene üç gün evdesin." dedi genç kız gülerek. Daha sonra odaya girip Asiye abla ile selamlaştı.
"Ablacığım nasılsın daha iyi gördüm bugün seni."
"Sayenizde canım benim. Sağolun siz tamamlayınca parayı ilaçlarımı alabildik. Allah razı olsun."
"Olur mu hiç abla öyle şey. Sen iyi ol yeter ki. Bak çocuklarının sana ihtiyacı var."
"Dua etmediğim tek bir an yok Elifciğim. Evlatlarım için iyileşmek istiyorum en çok."
"İnşallah ablacığım. Bu arada cimcime nerede." diyerek odada olmadığını bilse de gözlerini etrafta gezdirdi.
"Yan komşuya gitti. Onun yaşında kızı var onunla oynamak için.:
Elif gülümsememiş yetindi ve gözüne çarpan dağınıklığı toplamaya başladı.
"Elif lütfen ben hallederim. Sedat da ilgileniyor. Sana yeterince yük oluyoruz zaten."
"Aşkolsun abla elime mi yapışacak. Dinlen sen ben yaparım." diyerek temizliğe girişti. Bir yandan çocukların dağınıklığını toplarken diğer yandan da ocağa yemek koyuyordu. Çamaşırları makineye attıktan sonra çalıştırıp içeriye geçti.
"Abla hazır kimse yokken ben seni yıkayıvereyim mi?"
"Yok kuzum zahmet etme." dedi kadın utanarak.
"Olur mu abla senin kolunu kaldırmaya dermanın yok. Utanma benden. Ben senin kardeşin sayılırım." Kadının ellerini tutarak tüm samimiyeti ile söylemişti bunları.
"Zaten sen benim kardeşimsin. Öz kardeşim yapmaz senin yaptığını canım benim."
Elif yerinde doğrulmaya çalışan kadına yardım etti. Çok güzel ve güçlü bir kadındı Asiye abla. Sarıya dönük kumral saçları, yemyeşil gözleri vardı. Vücudu hastalığın verdiği etki ile oldukça zayıf düşse de bir zamanlar çok güzel olduğunu belirtecek şekilde pürüzsüzdü. Ama bu hastalık onu o kadar dirençsiz bırakmıştı ki günlük ihtiyaçlarını bile zor yapabiliyordu. Hele ilaçlarını alamadığı zamanlar yataktan bile dışarı çıkamıyordu. Ağrıdan ve acıdan sürekli inliyordu. Çocuklarına bu halini göstermek istemiyordu ama elindende bir şey gelmiyordu maalesef.
Elif’in yardımı ile güzel bir duş alan kadın yine genç kızın yardımı ile giyinerek yatağına girdi. İyi bir tedavi alamadığı için hastalığı hızlı bir şekilde kendini belli ediyordu. Yorgunluktan uyuya kaldığı sırada Seda ağlayarak içeri girdi. Odaya girer girmez Elif'e sarıldı . Sarıldığında ağlaması şiddetlenen küçük kız ile ne yapacağını bilemeyen Elif’in yüreği parçalanmıştı.
"Meleğim ne oldu?" dedi küçük kız ile aynı boya gelerek. İpek gibi saçlarını okşarken sıkı sıkı sarılmıştı çocuğa. Küçük kız hıçkırıklarının arasında derdini anlatmaya çalıştı.
"Bana... bağır..dılar.. Ben sadece te..levzon izlemek... iste..miştim. Kumandaya do..kundum diye eli..me vurdu. Bir da....ha gelme dedi."
Elif minik kızın eline baktığında üst kısmının kızardığını gördü. Bu kadar basit bir şey için şu melek kadar temiz küçük çocuğu kalbini kırmaya değer mi diye çok kızmıştı. Hele şiddet uygulaması apayrı bir durumdu. Sinirle yerinden kalktığında olayı duyan Selim de onunla birlikte dışarı çıktı. Elif kapının önüne çıktığında bir anda hangi ev olduğunu bilemedi. Selim durumu fark ettiğinde “bu ev” diyerek sağ taraftaki evi işaret etti. Genç kız kapıya geldiğinde sert bir şekilde çalmaya başladı. Kısa bir bekleyişin ardından açılan kapı ile direk söylenemeye başladı.
"Siz hiç utanmıyor musunuz? El kadar çocuğa nasıl vurursunuz?" Kadın başta Elif'i tanımasa da yanındaki Selim'u görünce neler olduğunu anladı.
"Neresi el kadar ayol bildiğin arsız canavarın teki. İstemiyorum gelmesin evime." dedi tüm çirkefliğiyle.
"Alt tarafı televizyon izlemek istemiş. Bu mu sizin insanlığınız?"
"Bıraksaydım da bozsa mıydı? Hem sen ne diye benim kapıma dikiliyorsun alacaklı gibi!"
Yükselen seslerle kapı önüne ve camlara çıkan mahalleli can kulağı ile kavgayı dinliyorlardı. Çünkü daha önce kimse Elif'i bu şekilde görmemişti.
"Bu çocuklar sahipsiz değil! Kimse onlara bu şekilde davranamaz!"
"İstediğime istediğim gibi davranırım! Sana mi soracağım? Mahallenin ahlaksızından akıl alacak değilim!" Son sözünü bütün herkese duyarak istercesine daha çok bağırarak söylemişti.
"Sen ya da herhangi bir biri bundan sonra bu çocukların kılına dokunsun bak bakalım o zaman nasıl ahlaksız olunuyormuş o zaman gör!"
"Aaa senden mi korkacağım be ne yapabilirsin sanki?Elif alaycı bir şekilde kollarını göğsünde bağlayarak kadına yaklaşarak sessizce fısıldadı.
"Benden değil zaten kocamdan kork. Kerem'in nasıl biri olduğunu hepiniz benden iyi bilirsiniz. Bakalım kardeşi yerine koyduğu kızın halini görünce ne yapacak size."
Kadının yüzü duyduklarıyla bembeyaz olmuştu. Korku ile geri çekilerek kapıyı Elif’in yüzüne kapattı. Genç kız Kerem'in adını kullanarak böyle bir şey yapmasına kızmamasını umdu.Elif gülerek geri döndüğünde Selim evin arka tarafından dolaşarak yanına geldi.
"Sen neredeydin?" dedi Elif şaşırarak. Az önce yanında olan çocuğun kavganın hakaretiyle gittiğini fark etmemişti bile.
"Yaptık bir şeyler." dedi Selim haince sırıtarak. Genç kız anlamaya çalışırcasına bakınca Selim parmağı ile Elif'e yaklaşmasını işaret etti ve kulağına fısıldadı.
"Artık onların da televizyonu yok."
###
Genç adam kâğıtta yazan adrese vardığında öğlen olmak üzereydi. Oldukça uzun bir yol yürümüştü ve çok yorulmuştu. Soğuktan yüzünü ve ellerini hissedemiyordu. Geniş bir arazi üzerinde yapımı devam eden şantiyenin önünde durdu. Girişteki güvenlik kulübesine doğru ilerlediği sırada sağ taraftan yaşlı bir amcanın ona seslendiğini duydu.
"Geç kaldın! Neredesin sen? İki saat önce çıktı dediler. Gezip gezip mi geldin? Daha ilk günden böyle olacaksa işimiz var seninle!"
"Yok efendim gezmedim. Yürüyerek anca gelebildim." Sesindeki paniği sadece kendisi anlamıştı. Yaşlı adam genç adamı baştan aşağı şöyle bir süzdüğünde vücudunun soğuktan korunmak için iki büklüm olduğunu, yüzününse kızarmış olduğunu gördü. Üzerindeki montun inceliği ve yıpranmışlığı da dikkatini çekmişti. İyi de o kadar yolu bu soğukta yürüyerek gelmek için delirmiş olmak gerekirdi.
"O kadar yol yürünür mü hiç bu soğukta?" dedi ve cevap vermesini beklemeden ekledi. "Gir hadi. İçerisi sıcaktır ısınırsın."
Kerem kafasını sallayarak içeri girdi. Arkasından gelen yaşlı adam ise köşedeki küçük elektrikli ocağın yanına giderek bardaklara çay döktü. Ayakta dikilen genç adama uzatarak sandalyeyi gösterdi.
"Otursana oğlum ne diye dikizliyorsun yalı kazığı gibi!"
Kerem adamın sert tavrı karşısında afallasa da elinden çayı alarak sandalyeye oturdu.
"Anlat bakalım ne diye yürüdün soğukta onca yolu. Kaytarmak için mi?"
"Yok kaytarmak için değil."
"Neyse olmasın bir daha! Benim adım Ömer. Amca ya da abi de. Ben öyle efendim falan resmiyetten hoşlanmam. Sonuçta sende benimle aynı işi yapacaksın. Hatta sen daha çok iş yapacaksın. Ben yaşlı başlı adamım. Sırf Kadir istiyor diye burada duruyorum. Bir bırakamadı beni. İhtiyacı olduğundan değil ya neyse. Saat başı gezilir bir durum var mı diye. Gündüz pek bir şey olmaz ama yine de belli olmuyor. Manyak insan çok. İş makinesi izleyeceğiz diye millet eline çekirdek alıp geliyor sinemaya gelir gibi. Ondan sonra bir sürü kaza oluyor. Bizim işimiz dikkatli olmak. Gece vardiyası başka zaten. Bizim iş sabah yedi de başlar. Akşam yedide biter. Aha bu ekranda kameralar var. Ben pek anlamıyorum. Zaten gözümde seçmiyor artık sen bakarsın."
Köşede ki dolaba giderek içinden iki adet paketli üniforma çıkardı. Daha sonra çekmeceden bir kutu alarak genç adama uzattı.
"Bunları sabah gönderdiler. Olur herhalde üzerine bakarsın. Bu da şok cihazı mı ne? Bir şey olursa diye. Şimdilik bu kadar aklına takılan bir şey var mı?" Kerem adamın her şeyi acele ile anlatmasıyla dumura uğrasa da hızlıca kendisini toparlamıştı.
"Hayır yok. Teşekkür ederim Ömer amca."
"Sen giy bunları ben seni kapının önünde bekliyorum. Bir tur atalım seninle. Gör ne yapman gerektiğini."
Genç adam başını olumlu anlamda salladı. Yaşlı adam dışarıya çıktığında üzerini değiştirip şok cihazını kemerindeki yere taktı. Üniforma da en hoşuna giden şey ise mont oldu. En azından artık sağlam bir montu vardı. Daha sonra dışarıya çıkarak Ömer amca ile birlikte şantiyeyi dolaşmaya başladılar. Ömer amca ara ara durarak ya Kerem'i birileriyle tanıştırıyordu. Ya da dikkatli olması gereken yerleri gösteriyordu. Bütün gün bu şekilde devam etmişti.
Ömer amca zor bir adamdı ama Kerem onu çok sevmişti. Bu güne kadar çalıştığı yerlerde ki kişiler hiç yaşlı adam gibi ona her şeyi tane tane anlatmamıştı. Hemen işin başına koymuş ve en iyisini yapmasını beklemişlerdi. Oysa yaşlı adam Kerem’e yapılacak işin en ince detayına kadar öğretmişti. Kerem'in onu dikkatle dinlemesi gözünden kaçmamıştı. Çünkü daha önce gelenler genellikle “bunda ne var alt tarafı güvenlik” “ yaşlı bir ihtiyardan ders alacak değiliz” “ bu benim kaçıncı işim sana mı soracağım” gibi söylemleri çok duymuştu. Kerem ise onu saygı ve can kulağıyla dinliyordu.
Geldiğinden beri bir kere bile saygısızlık yapmamıştı. Kadir adamdan anlardı. Bu seferde yanılmamıştı. Genç adam ilk defa güvenlik ile ilgili bir iş yapacağı için biraz tedirgindi. Bu yüzden Ömer amcayı dikkatle dinlemişti. Aslında tedirginliği ona sabıkasına rağmen iş veren bu insanları hayal kırıklığına uğratmak istememesiydi. Bütün gün yaşlı adamı yerinden kaldırmadan her işe o koşmuştu. En sonunda Ömer amcadan güzel bir azar işitmişti.
"Madem bende buradan ekmek yiyorum hakkını vermeliyim. Her şeyi sen yapamazsın. Elim ayağım tutuyor şükür. Geç bakayım sen otur. Ben dolaşacağım bu sefer. Kızdırma beni. Hadi!"
Kerem gülerek dediğini yaptı. Mesai bittiğinde ise yaşlı adam omzunu sıvazlayarak “Hayırlı olsun. Yarın geç kalma.” dedi. Kerem de sevinçle yola koyularak evine doğru ilerledi.
###
Elif mahalledeki tartışmadan sonra küçük kızı teselli edip evine döndü. Akşam olduğunda ise masayı hazırlamış bir şekilde Kerem'i bekliyordu. Bütün gün meraktan çatlamıştı. Telefonu olmadığı için haberde alamamıştı. Gerçi olsa da arar mıydı emin değildi. Kapı çaldığında tedirginlikle yerinden kalktı. Yine Kenan mı geldi diye düşünürken kapının arkasından Kerem'in sesini duydu. Genç adam eve gelirken eksik olduğunu düşündüğü her şeyi aldığından dolayı eli kolu dolmuştu.
Normalde mahalleye girer girmez dibinde biten Sedat iki gündür kayıptı. Merak etmekten kendini alıkoyamadı. Elindekileri bırakıp konuşmaya gidecekti. Ellerinin dolu olmasından dolayı anahtarı çıkaramadığı için kapıyı ayağıyla çaldı. Daha sonra Elif'in korkabileceğini düşünerek seslendi. Acılan kapının ardında genç kızı görünce içinde büyük bir coşku hissetti. Zaten işe alındığından beri bir an önce Elif'i görmek istemişti. Bugün olan her şeyi ona anlatmak için sabırsızlanmıştı.
Düşünceleri yüzüne de vurduğundan dolayı gülümsedi. Elif'te genç adamın gülümsemesine karşılık vererek “hoş geldin” dedi. Kerem de “ hoş bulduk” diyerek içeri girdi. Genç kız Kerem'in üzerindeki montu görünce işe alındığını anlasa da adamın kendisine anlatmasını bekleyerek elindekileri almaya çalıştı. Kerem genç kıza izin vermeyerek ellerindeki poşetleri mutfağa götürüp bıraktı. Daha sonra da meraklı bir şekilde onu bekleyen genç kıza dönerek gülümseyerek “işe alındım.” dedi ve anın getirdiği coşkuyla Elif'e sarıldı.
Genç kız ne yapacağını bilemeden öylece kalmıştı. Hayatı boyunca ilk defa bir erkek ona bu şekilde sarılıyordu. Afallamıştı. Nasıl tepki vereceğini bilemiyordu. İçindeki dürtü ellerini yukarı kaldırıp genç adama sarılmasını söylüyordu ama onu korumaya çalışan tarafı bunu kesinlikle yapmaması gerektiğini söylüyordu.
Ne yapması gerektiğini düşünürken genç adamın geri çekilmesi onu bu ikilemden kurtardı. Kerem genç kıza sarıldığında burnuna dolan koku ile huzura ermiş gibi hissetti. Elif'e olan yakınlığını genç kız ona karşılık vermediğinde sona erdirdi. Zaten bir anda heyecanla sarılmıştı. Yoksa aklında böyle bir şey yoktu. Ya da bunu istememişti. Öyle değil mi? Boğazını temizleyerek geri çekildiğinde genç kızın utançtan yanaklarının kızardığını gördü. Onu bu durumdan kurtarmak için mutfaktan çıktı ve odaya geçti. Odanın kapısını açtığında yüzüne vuran sıcaklık ve yemek kokusuyla kendini yuvasında hissetti. Kapıyı kapatmadan önce hala bıraktığı yerde duran Elif'e seslendi.
"Hadi gel anlatacaklarım var." dedi engel olamadığı heyecanıyla. Yaşadıklarını bir an önce onunla paylaşmak istiyordu. Neydi bu heyecanının sebebi. Uzun zamandır Sedat'tan başka kimse ile konuşmamıştı. Nazlı ilgilenmezdi genç adamın başına gelenlerle. “Bana anlatma. Senin olumsuzluklarını dinlemek istemiyorum.” derdi. O yüzden Kerem de sadece Sedat'a anlatırdı. Gerçi bir süre sonra çocuğun derdi ona yeter diyerek onunla da konuşmayı kesmişti ve her ne yaşadıysa içine atmıştı. Oysa bir olmak, eş olmak, birini sevmek onun hem üzüntüsünü hem sevincini paylaşmak değil miydi? Boşuna mı deniyordu iyi günde kötü günde diye?
Bir insan sevdiğini her şeyiyle kabul etmez miydi? İnsan insana yurt, insan insana yoldaş, insan insana can bağı olmaz mıydı? “Ne kadar da körmüşüm” diye geçirdi içinden. “Onunla hayat kurmayı kafaya o kadar takmışım ki kendime ait bir hayatım kalmadığını anlayamamışım. Nasılsa kaybedecek bir şeyim yok diye düşünürken kendimi hiç hesaba katmamışım.” Genç adamın içindeki savaş devam ederken Elif’in yanına geldiğini fark etti.
Gülümseyerek montunu çıkarıp askıya astı ve sandalyeye oturdu. Önceden masa da pek yemek yemezdi. Ama genç kız gelişiyle bunu da değiştirmişti. Şimdi ise masa da karşılıklı oturup bir şeyler konuşmak aile oldukları hissini veriyordu. Elif genç adamı baştan aşağı süzdüğünde üniformanın ona ne kadar çok yakıştığını gördü. Kerem zaten yakışıklı bir adamdı. Şimdi üzerindekilerle de oldukça dikkat çekici olmuştu. Kerem karşısında oturup merakla ne söyleyeceğini bekleyen eşine baktı ve bugün başına gelen her şeyi tüm ayrıntılarıyla onu soluksuz dinleyen genç kıza anlattı.
"İnanabiliyor musun uzun zaman sonra ilk defa insan yerine koyuldum. Herkes çok iyi davrandı ve bana güvendiler."
Elif'in genç adamın heyecanının karşısında gözleri dolmuştu. Çünkü güvenilmenin ne kadar zor elde edilen bir şey olduğunu biliyordu. Onun için çok önemli ve güzel bir duyduydu. Ama hiç bir zaman bunu yaşayamamıştı. Gülümseyerek Kerem'in mutluluğuna ortak oldu.
"O kadar sevindim ki senin adına hayırlı olsun. Ben zaten başaracağını biliyordum. Bir gün iş bulacağını biliyordum."
"Neyse öyle işte avansta verdiler. Eksik olduğunu düşündüğüm bir şeyler aldım. Biliyorum biraz zor olacak ama başka para harcayamayız. Borcu bir an önce kapatmalıyım. En azından ay başına kadar idare edelim. Maaşımı alınca gidip konuşurum. Belki kabul ederler. Taksit yaparsa rahat ederiz."
" Bunda zorlanacak bir şey yok. İdare ederiz. İnşallah kabul ederler. Yemekler hazır yiyelim mi? Acıkmışsındır."
"Olur vallahi baya acıktım. Ben elimi yüzümü bir yıkayayım. Üzerimi değiştireyim hemen geliyorum." diyerek sandalyeden kalktı.
Hazır olan sofrada ikili sohbet ederek yemeğe başladılar. Elif bugün olanları anlattığında Kerem çok şaşırmıştı. Çünkü genelde Elif sakin bir yapıya sahipti. O şekilde kavga etmek hiç ona göre değildi. Hatta şu an anlatışı bile tanıdığı, bildiği Elif'e hiç benzemiyordu. Sinirle çatılan kaşlarını ilk defa görüyordu mesela. İki kaşının arasında oluşan çukuru görmek Kerem de tam da oradan öpme isteği uyandırmıştı. Dudaklarını büzüşüne gözünü kaydırmak dahi istemiyordu. İçinde oluşan sıcaklık neyin nesiydi anlam veremiyordu.
"Ne demek küçük çocuğa vurmak ya. Alt tarafı televizyon izlemek istemiş ve kumandaya dokunmuş. Ne var ki bunda? Sinir oldum. Tabi sahipsiz gördüler ondan bu şekilde davranıyorlar. Ama biz hallettik Selimle. Çok akıllı bir çocuk cin fikirli. Gerçi hepsi öyle maşallah."
Kerem Elif'i yüzünde bir tebessümle dinlediğinin farkında bile değildi. Genç kız o kadar hararetli anlatıyordu ki mimiklerini, el ve kol hareketlerini takip etmek neredeyse genç adama kahkaha attıracaktı. Çok güzeldi. Doğal bir güzelliğe sahipti. Tepesinde topladığı bal renginde saçları vardı. Bir kaç tutam asice yüzünü çevrelemişti. Yemyeşil gözleri anlattığı konunun heyecanıyla irileşmişti. Minyon bir yapıya sahipti. Öyle ki burnu ağzı kulakları her şeyi küçücüktü. Elmacık kemikleri belirgin bir şekildeydi. Burnu asilliğini göstermek ister gibi kalkıktı. Yumuşak olduğuna bahse girilecek görünüşte kırmızı dudakları vardı. Kerem genç kıza dalıp gittiğini ona yöneltilen soru ile anlamıştı.
"Sence yanlış mı yaptım?" dediğinde Kerem kendisini toparlayarak boğazını temizledi.
"Iııı... Hayır en iyisini yapmışsın. Ben olsaydım çok daha sert bir tepki verirdim. Ama Selim'i de takdir ettim doğrusu. O çocukta başka bir şey var. Çok deli bozuk ve dediğin gibi cin fikirli. Umarım büyüdüklerinde çok iyi yerlere gelirler." dedi ve dünden beri aklında olanı eşine de aktardı. "Ben Sedat'ı göremiyorum iki gündür. Nerelerde acaba? Yemek bitsin bir gidip bakayım."
"Bugün demişti Asiye abla. Meyhane de iş bulmuş. Okuldan sonra orada çalışıyormuş."
Elif sözünü bitirdiğinde genç adam kaşlarını çatmıştı. Duyduklarından hoşlanmamıştı. Ne işi vardı onun yaşında bir çocuğun geç saatlere kadar meyhanede.
"Hay Allah’ım ya. Olacak iş mi be oğlum. Gecenin körü ayyaşıyla, sarhoşuyla uğraşmak. Ben gidip bakayım bir nereden çıkmış bu iş."
Kerem masadan kalktığında tabaklarını alarak mutfağa götürdü geri döndüğünde yardım edecekken genç kız onu engelledi. Genç adam eski montunu alarak meyhanenin yolunu tuttu.