"Ohoooo abi karım falan ne çabuk alıştın ya."
"Lan yürü almayayım ayağımın altına sıpa."
Sedat gülerek kaçarken genç adam ise düşünceli bir şekilde yürümeye başladı. Bu Kenan'dan oldum olası haz etmezdi zaten. Neyse çıkar kokusu yakında diye mırıldanarak evin önüne geldi. Eve girmek üzereyken Elif'te karşı evden çıkarak yanlarına geldi.
"Hoşgeldin" dedi her zamanki naif sakin sesiyle.
"Hoşbulduk." dedi Kerem ciğerlerine çektiği huzurla.
Kerem Sedat'a teşekkür ederek onlar için aldığı ufak tefek şeyleri çocuğun eline tutuşturarak yolladı ve sessizlik içinde eve girdiler. Elif hemen alışveriş poşetlerini alıp mutfağa doğru geçti. Kerem ise arkasından gelerek mutfağın ışığını kontrol etti. Yanan ışıkla birlikte yüzünde bir gülümseme belirdi. Başkası için küçücük bir şey olsa da Kerem bu durumla gurur duydu ve kendini işe yarar hissetti.
"Çok yorgun görünüyorsun."
Elif ‘in sesiyle kendine gelen genç adam bakışlarını karısına doğru çevirdi.
"Evet ama olsun bak elektriğimiz geldi bir süre de idare edecek yakacak ve yiyecek aldım."
Kerem elini cebine atarak kalan parayı çıkardı.
"Benim kazandığım tam yetti seninkine gerek kalmadı. Al sen bunu bir ihtiyacını giderirsin."
Elif genç adamın uzattığı paraya baksa da almadı.
"Sabah anlaştık sanıyordum. Senin benim mi yapacağız. Ayrıca benim bir şeye ihtiyacım yok. Bak sen her şeyi düşünmüşsün zaten. Hem ben de artık bu evde yaşıyorum bırak ta azıcık benimde katkım olsun."
Genç kızın geldiğinden beri kurduğu en uzun cümle olmalıydı. Kerem şaşırsa da belli etmeden devam etti.
"Katkılarını görmek istiyorsan etrafına bak Elif. Ev yaşanacak bir yere dönüştü sayende. Ayrıca bırak da senin ihtiyaçlarını gidermek benim sorumluluğum olsun.
"Neden böyle bir şeyi konuştuğumuzu bile anlayamıyorum." dedi sıkılmış bir sesle. "Ben senin sırtına yük değilim. Alt tarafı azıcık bir parayı mesele haline getirdin. Ne var yani sende dursa?"
Elif aklındakileri düşünmeden ağzından çıkarınca bir anda panikledi. Çünkü babası karşılık verilmesinden hiç hoşlanmazdı. Hâlbuki Elif'te verdiği cevapların karşılığını şiddet olarak gördüğünden beri susmaya alışmıştı. Ne olmuştu da şimdi bu adama karşılık vermişti. Keremin bir şey demeden bakmasından dolayı iyice tedirgin olan Elif elleriyle oynamaya başlamıştı.
Genç adamın o an aklında tamamen farklı bir konu vardı. Karşılaştırmak yapmak istemiyordu ama kendini sürekli Elif ve Nazlı yı kıyaslarken buluyordu. Nazlı parası olmadığını bilmesine rağmen ondan sürekli bir şeyler isterdi. Yapamayınca da trip atar bir kaç gün konuşmayıp Kerem'i peşinden koştururdu. Oysa Elif kendi parası olmasına rağmen ısrarla genç adamın verdiği parayı almıyordu. Hayat ne kadar garipti ya da Keremin hayatında hep garip insanlar olmuştu. Normal biriyle konuşunca da elinde olmadan şaşırıyordu. Karşısındaki genç kızın kendisine tedirgin bakışlar attığını görünce kendine geldi.
"Tamam o zaman uzatmayayım ama bir şey olursa da bana söylemekten çekinme lütfen. Ayrıca sen benim sırtıma yük falanda değilsin. Böyle bir şeyi aklına bile getirme. Unutma evlenmek isteyen bendim. Neyse ben sobayı halledeyim battaniye ve eşyaları kurutalım. Sende yiyecek bir şeyler hazırlarsın olur mu? Dolap yok ama mutfak soğuk zaten bozulmazlar."
Elif başını sallayarak onaylayınca genç adam yanından geçip mutfağın bahçeye açılan kapısından dışarı çıktı. Derin bir nefes alan Elif ise yiyecek bir şeyler hazırlanmaya başladı.
Sıcacık olan odada Elif'in hazırladığı lezzetli yemekleri yerken Kerem'in keyfine diyecek yoktu. Evine ekmek getirmek bir adamı anca bu kadar mutlu edebilirdi. Ayaklarının altının acıması bile umurunda değildi. Soba yandıktan sonra tüp olmadığı için yemekleri sobanın üzerinde yapmıştı genç kız. Bu yüzden odaya sinen yemek kokusu Kerem'i adeta ailesinin olduğu döneme sürüklemişti. Çünkü bu evde annesi öldüğünden beri yemek pişmiyordu.
Huzurlu bir sessizlikte yenen yemek sonrası Kerem Elif'e yardım etmek istese de kız kabul etmemişti. Adamın yorgunluğu her halinden belliyken ona daha fazla yüklenemezdi. Sobanın üzerindeki ki güğümden biraz su alarak bulaşıkları yıkamıştı. Kerem odanın kapısını kapatmamış genç kıza da azıcık ta olsa sıcaklık gitmesini istemişti.
Elif işini bitirip içeri geldiğinde elinde bir tabak meyve vardı. Kerem kızın soğuğa alışık olmadığını sandığı için hasta olmasın diye vitamin alması için portakal ve mandalina almıştı az miktarda.
Kerem'in önüne soyduğu meyveleri koyarken gülümsemişti genç kız. Daha sonra da içeriden bir kaç tencereye su doldurup kuzinenin üzerine sıralamıştı hepsini. Kerem tek kaşını kaldırıp ne olduğunu anlamaya çalışırcasına bakınca Elif açıklama gereği duydu.
" Yorgunsun ya belki duş almak istersin diye düşündüm." dedi mahcup bir sesle.
Yüzüne yayılan kızıllığı adamın fark etmemesini umarak konuşmuştu. Adamın kendisine konuşmadan baktığını görünce tedirginlikle yerinde kıpırdandı. Kerem kızın kızaran yüzünün ne kadar sevimli olduğunu düşünüyordu o sırada. Bir de böyle bir kadının nasıl var olabildiğini. İşten geldiğinden beri etrafında pervane olmuştu. Yemek hazır olana kadar ısrarla ayaklarını uzattırıp dinlenmesini sağlamıştı. Yemek boyunca da iyice doğduğundan emin olmuştu. Şimdi ise utansa da duş almasının iyi geleceğini söylüyordu. Her ne kadar kendisini Elif'e kaptırmak istese de henüz güvenmek için çok erken olduğunu düşünüyordu. O yıllarını verdiği Nazlı'yı bile tanıyamamıştı.
Elif'in kendisine cevap beklercesine baktığını görünce " iyi düşünmüşsün. Çok iyi olur," dedi. Daha sonra genç kızın hazırladığı tabaktan bir kaç dilim mandalina alıp yemeye başladı. Elif'i yanına çağırmak için koltuğa eliyle hafifçe vurdu.
" Otursana sende yoruldun. Hem meyve ye." dedi.
Elif uzun süredir meyve yemiyordu. Evde yemekten sonra ev halkına hazırladı ama Hacer'in işgüzarlığı sonucu onun yemesi yasaklanmıştı.
"Zaten baban sana acıyıp karnını doyuruyor. Bir de meyven eksik kalsın. Kilosu kaç para olmuş haberin varmı senin. Öyle löp löp yutuyorsun." demişti tüm şirretliğiyle.
Babası da hiç sesini çıkarmadan tiksinti dolu bakışlarla kızına bakmakla yetinmişti. İşte Elif o günden beri eve giren hiç bir meyveye ağzını bile sürmemişti.
Geçmişteki kötü anılardan sıyrılarak Kerem'in yanına oturdu. Araya aldıkları meyve tabağına tereddütlü bir bakış atsa da adamın 'hadi' anlamında başını sallamasıyla bir dilim portakal alıp yemişti. Ağzında dağılan tat nedeniyle neredeyse ağlayacaktı. En çok sevdiği şeylerin başında meyve gelirdi. Yıllardır neredeyse tadını unuttuğu portakalı yerken yüzünde oluşan ifadeden bir haberdi.
Kerem genç kızın mest olmuş gibi yüz ifadesine bakarken boğazı kurumuştu. İstemsizce kendisini yutkunurken bulmuştu. Biraz daha genç kızı izlediğinde daha fazla dayanamayarak ayağa kalktı. Elif'in sobanın üzerine koyduğu suları banyoya taşıdı.
Duş sonrası kendisini daha iyi hissediyordu. İçeri girdiğinde yüzüne vuran sıcaklık ile banyoda ne kadar üşüdüğünü anlamıştı. Elif yatakları yapmış bir şekilde onu bekliyordu. Sobanın üzerinde duran sulardan onunda duş alacağını anlamıştı. Sessiz bir ittifakla hareket ediyorlardı. Genç adam yatağa yatarken Elif duş almak üzere banyoya girmişti. Her ne kadar yorgun olsa da Elif yatmadan uyuyamamıştı. Nihayet kız odaya girip ışıkları söndürdüğünde aklında uykudan çok kızın saçlarını kurutup kurulmadığı vardı.
###
Elif sabah alarm sesiyle uykusundan sıyrıldığında henüz gün yeni aydınlanıyordu. Kerem ise çoktan telefonun alarmını kapatıp uyumaya devam etmişti bile. Eskiden olsa hemen yataktan kalkardı ama genç kızın varlığı ona güven veriyordu. Elif asla geç kalmasına müsade etmezdi.
Genç kız yataktan kalkarak banyoda rutin işlerini yapıp kahvaltıyı hazırlamak üzere mutfağa geçti. Aslında ilk işi sobayı yakmak olurdu ama Kerem kesin bir dille soba işini kendisine bırakmasını söylemişti. Bir haftadır rutinleri hep aynıydı. Elif uyanıp kahvaltı hazırlayıp Kerem'i uyandırıyordu. Kerem ise kalkar kalkmaz sobayı yakıp, genç kızla birlikte kahvaltı edip, çalışmaya gidiyordu.
Son bir haftadır aralıksız gelen iş için oldukça memnundu. Cebi para gördüğünden dolayı evin ihtiyaçlarını rahatça karşılayabiliyor hatta arttırabildiklerinden az da olsa Sedat'a verebiliyordu. Durumları gün geçtikçe kötüye giden aile bu durum için genç çifte minnettardı.
Elif’e de oldukça alışmıştı. Hatta onun evde kendisini beklediğini bilmek genç adamın hemen eve gelme isteğini artırıyordu. Evet, hala tam olarak birbirlerine alışamamışlardı ama Kerem için o ev artık bir yuvaydı. Eve girdiğinde onu karşılayan sıcaklık, mis gibi ev yemekleri her yerin tertemiz oluşu ve en önemlisi Elif ‘in sessiz yarenliği.. Çok konuşmasalar da Elif‘in sessizce bir köşe de kitap okuması genç adama huzur vermeye başlamıştı.
Hiç söylenen dedikodular gibi biri değildi Elif. Naif bir yapısı vardı. Sanki kırılacak narin bir eşya gibiydi. Ama buna rağmen mağrur bir duruşu vardi. Güler yüzlüydü. Onunla göz göze geldiği her an samimi bir gülümseme peydah oluyordu dudaklarında. Ayrıca çok çalışkandı hiç durmadan ev işlerine koşturuyor Kerem eve geldiğinde de sürekli genç adamın önüne yiyecek içecek bir şeyler getiriyordu. Kerem her ne kadar kendisinin de alabileceğini söylese de asla ona izin vermiyor, gün içerisinde zaten çalışıp yorulduğunu savunuyordu.
Geldiği günden beri dışarı bile çıkmamıştı. Çok iyi kalpli olduğu da belliydi. Çünkü evde ne pişirirse pişirsin mutlaka Sedatlara da götürür temizliklerini de yapardı. Hem kim kabul ederdi evine giren paranın bir kısmını başkasına vermeyi ama Elif kabul ediyordu işte. Dahası Kerem'e bir günden bir güne kaç para kazandığını bile sormamıştı. Bu bir hafta içerisinde evin ihtiyacı dışında genç adamdan kişisel hiç bir şey istememişti.
Elif için ise biraz huzursuz geçen bir haftaydı. Kenan iki kere kapısına dayanmıştı yine. Şansına bu sefer Sedat görmemişti de Kerem'e söylememişti. Çünkü geçen sefer Kerem duyduğunda oldukça net bir tepki vermişti.
"Abin de olsa ki değil sen istemediğin sürece kimse bu eve gelip seni rahatsız edemez. Ben konuşacağım onunla bakalım derdi neymiş. Ama uyarmama rağmen hala seni rahatsız ederse o zaman başka türlü konuşuruz."demişti.
Bu yüzden başının belaya girmemesi için haberinin olmaması iyi olmuştu. Kerem gidip Kenan'la konuştuğunda Kenan her zamanki gibi yalanları sıralamıştı. Kerem ne olduğunu söylemese de Elif genç adamın tavırlarından tahmin edebilmişti. Kerem genç kıza kızmasa da o gece onunla hiç konuşmamıştı. Elif de bu yüzden üstelememişti. Diğer günleri ise temizlik, yemek, ev işi derken hızlıca geçmişti. Neredeyse bütün zamanını karşı ki evde geçirdiği için Asiye abla ile yılların hasretini gidermiş iyice kaynaşmışlardı. Onun ve çocukların varlığına minnettardı. Yoksa bütün gün evde yalnızlık ve Kenan'ın korkusu ile geçecekti.
Elif'in huzurunu bozan Kenan iken Kerem'in de her mahalleye girdiğinde karşısına çıkan Nazlı idi. Genç adamın sürekli üzerine geliyor onu parasızlığı ve Elif‘in durumu ile ilgili aşağılıyordu. Kerem bu duruma takılmamaya çalışsa da içten içe sinir oluyor ister istemez bu durumu Elif'e yansıtıyordu. Ona bu konuyla ilgili tek kelime etmese bile hal ve hareketlerinden belli ediyordu. Her seferinde sinirle eve gelip ona hesap sormak istese de genç kızı gördüğü anda saman alevi gibi sönen sinirine bir türlü anlam veremiyordu. Kendisine kızarken de Elif ile konuşmama kararı alıyor kendince böyle bir çözüm üretiyordu. Çünkü aklı bilmese bile kalbi kapıldığı anda Elif'e doğru sürükleyeceğini biliyordu.
Elif kahvaltıyı hazırlayıp Kerem'i uyandırmak için içeri gireceği sırada genç adam kapıdan çıktı. Burun buruna geldiklerin de ikisi de heyecanlansalar da birbirlerine belli etmeden ters taraflara doğru kaymışlardı.
"Şeyy ben kahvaltı hazır da seni uyandırmaya geliyordum." dedi Elif kızaran bir yüzle.Genç adam ensesini kaşıyarak uykulu gözlerine Elif'e çevirdi.
"Iıı sen masaya koy ben de sobayı halledeyim." diyerek yanından geçip bahçeye çıktı.
Elif kahvaltılıkları masaya taşırken Kerem de dünden hazır ettiği kovayı getirip sobayı yaktı. İkili masaya oturup kahvaltılarını etmeye başladığı sırada Kerem'in telefonu çaldı. Arayan Kemal'di. Adam geç kaldığını düşünerek panikle telefonu açtı.
"Efendim abi hemen çıkıyorum beklettim mi?"
"Yok ondan aramadım Kerem bu gün iş yok onun için aradım." dedi sıradan bir sesle.
"Abi dün var demiştin. Hatta bu hafta da dolu gibi demiştin."
"Var. Var da maalesef seni alamayacağım. Benim kayınço iş bulamamış. Hanım illa onu al dedi bende mecbur onu alıyorum senin yerine. Kusura bakma. Başka iş olursa haber ederim ben sana. Hadi eyvallah." diyerek telefonu genç adamın yüzüne kapattı.
Kerem bu duruma çok sinirlendiği için kendisine engel olamayarak bağırarak masaya yumruğunu sertçe indirdi. Masadaki tabaklarla birlikte Elif'te yerinden fırlamıştı. Korkuyla hemen sandalyesinden kalkıp genç adamdan uzaklaştı. Kerem'in genç kızın gözlerindeki korkuyu görünce bütün siniri üzerine su dökülmüş gibi sönüvermişti. Ayağa kalkıp Elif 'in omuzlarından tutmak isterken kız korku ile bir adım geri kaçmıştı. Kerem pişmanlıkla yüzünü buruşturarak tekrar kıza doğru elini uzattı ve tutarak sandalyesine geri oturttu.
"Özür dilerim. Korkutmak istemedim. Sadece çok fazla sinirlendim. Hakim olamadım kendime. Özür dilerim."
Elif ‘in konuşmadığını görünce hızlıca devam etti kendini açıklamaya.
"İşe gittiğim adam aradı benim yerime kayınçosunu almış yanına ona sinirlendim. O kadar. Ne güzel bir şekilde elimiz para görüyordu. Şimdi ne yapacağım diye kızdım."
Genç kız karşısındaki adamın halini görünce içinde büyük bir sıkıntı hissetti. Ona göre Kerem hiç üzülmemeliydi. O hep Sedat ile şakalaşan, gülen adam olmalıydı. Bir haftadır huzurluydu yüzü. Kahkahalarla gülecek kadar mutlu olmasa da ilk evlendiği güne göre daha iyiydi. Oysa şimdi yine aynı umutsuzluğa düşmüştü.
"Önemli değil. Ben sadece bir anda olunca korktum. Sorun değil." dedi mahcup bir fısıltıyla.
"Üzülme sakın. Ben yine bulurum iş. Merak etme." dedi kızı teskin etmek istercesine bir umutla.
"Ben sana inanıyorum. Bulursun."
İşte bu dört kelime genç adam için o kadar değerliydi ki. İçinde dünyayı yerinden oynatacak kadar saf bir enerji hissetti. Hissettiği gurur duygusuyla gözleri parladı ve göğsü kabardı. Dudağında bir gülümseme meydana geldi Elif'i kendisine çeken. Hızlıca yerine oturarak telefonu eline aldı ve eski iş yerinden bir zamanlar samimi olduğu arkadaşını aradı. Uzun süre çalan telefona nihayet sonunda cevap gelmişti.
"Efendim?"
"Onur benim Kerem"
"Kerem ?" dedi karşısındaki adam tanımadığını ifade eden tonlamasıyla.
" Beraber çalışıyorduk ya hani"
"Hee tamam. Kusura bakma numaran kayıtlı değil. Bir anda bilemedim. Hayırdır."
"Daha önce de gelmiştim. İş yok demişlerdi ama ben yine bir şansımı deneyeyim dedim. Senin bildiğin ya da duydun bir iş var mı? İllaki orada olmasına gerek yok çevrede ki restoranlarda da olur."
"Vallahi bizim burası bulaşıkçı arıyor ama ilgilenir misin bilmem." Kerem adamın sesindeki küçümsemeyi anlasa da bir şey demeden devam etti.
"İlgilenmez miyim hiç. Yaparım ben. Geleyim görüşmeye o zaman."
"Sen bilirsin. Gelmek istersen bak bir." dedi çokta umrunda değilmiş gibi
"Tamam o zaman ben birazdan çıkıp gelirim. Hadi eyvallah."
Kerem heyecanla yerinden kalktı ve neler olduğunu anlamaya çalışan Elif'e baktı.
"Eski çalıştığım yerde bulaşıkçı arıyorlarmış belki bana verirler işi. Böylece düzenli bir işim olur. Olmazsa da eninde sonunda koca şehir de illaki bize ekmek verecek bir kapı bulurum. Sen sakın üzülme olur mu?"
Elif gülümseyerek başını salladı. Kerem ise tereddütte kalsa da bir an bekledikten sonra genç kızın alnından öperek kaçarcasına evden çıktı. Elif'i arkasında şaşkın bir şekilde bırakırken dışarıda “ne yaptım lan ben” diyerek kendisini sorguluyordu.
###
Kerem eski çalıştığı restorandan içeri girdiğinde onu lobide karşılayan adamı tanımıştı ama adam onu tanımamış olmalıydı ki sorduğu soruda Kerem'in haklı olduğunu gösterdi.
"Buyurun. Nasıl yardımcı olabilirim?" dedi Kerem'i baştan dağı süzerek. Yüzünde oluşan küçümseme sesine de yansımıştı.
"Kerem ben Önder tanımadın mı?"
Öndere biraz düşündükten sonra hatırlamış olacak ki yüzünde tiksinti dolu bir buruşma oldu.
"Hmm evet hatırladım. Şu hapse giren eski şef garsonsun. Hayırdır ne işin var burada."
Kerem bozulsa da belli etmeden bir an önce konuya girdi.
"Bulaşıkçı aranıyormuş onun için geldim Can Bey ile görüşecektim."
"Bekle haber vereyim ben." dedikten sonra içeri girdi. Biraz sonra yüzünde memnuniyetsiz bir ifade ile geri geldi.
"Büyük bir şirketin iş yemeği var. Önemli oldukları için Can Bey de çalışanların başında duruyor. Bitmek üzere beklesin dedi."
"Tamam ben bekleyeyim o zaman."
Önder omzunu silkerek işine devam etti. Kerem ise lobide ki koltuğa oturarak beklemeye başladı. Adama sinir olmuştu. Doğrusu eskiden de pek anlaşmazlardı ama şimdi Kerem'i ezmeye çalışan tavırları genç adamın hepten canını sıkmıştı. Buradaki herkes içeri girmeden önce onu sever ve saygı gösterirdi. Ama şimdi bir zamanlar en samimi olduğu Onur bile onu sabah tanımamıştı. Zaten o başına gelenlerden sonra kimse onu arayıp sormamıştı. İnsanların çoğunun dostluğu bu kadardı işte kötü gün gelene kadar.
Yaklaşık yarım saatin sonunda kapıda bir hareketlilik olduğunda Kerem onu umutsuzluğa çeken düşüncelerinden kurtuldu. İçeriden takım elbiseli beş adam çıktı. Kerem ayağa kalkarak beklemeye başladı. Biri önden giderken diğerleri de konuşarak onu takip ediyorlardı. Öndeki adamın görünüşü diğerlerine göre daha bir heybetliydi. Fakat heybeti bedeninden değil hal ve tavırlarındandı. Diğer adamlara çıkmalarını söyledikten sonra kendisi Can ile konuşmak için arkada kaldı.
"Teşekkür ederim Can Bey ilginiz ve yemekleriniz çok güzeldi. Çalışanlarınız da öyle çok naziktiler."
"Ne demek Kadir Bey asıl biz teşekkür ederiz. Her zaman bekleriz."
"Bundan sonra yemekli toplantılar için sizi rahatsız ederiz. İyi günler." diyerek Can'ın cevap vermesini beklemeden kapıdan çıktı. Can Bey'in sırıtışı genişlerken yüzünü Kerem'e döndü.
"Normalde seninle görüşmeyecektim ama şu an çok mutluyum. İyi bir iş bağladım. O yüzden sana iki dakikamı ayırabilirim. Beni takip et."
Genç adam sinir de olsa el mahkum sesini çıkarmadan Can Bey'i takip etti. Odasına geldiklerinde kendi koltuğuna otururdu. Kerem’e oturmasını söylemediği için genç adam ayakta bekledi.
"Evet ne istiyorsun?" dedi alaylı bir şekilde. Kerem buradan eli boş çıkacağını anlasa da moralini bozmak istemedi. Can Beyin tavrına öfkelense de sabır çekerek sakin bir şekilde konuştu.
"Bulaşıkçı aradığınızı duydum Can Bey. Eğer henüz kimseyi bulmadıysanız ben çalışmak isterim."
Can alaycı bir şekilde gülerek karşılık verdi.
"Yahu ben sana buradan iş çıkmaz demedim mi?"
"Can Bey dediniz ama onu garsonluk için demiştiniz. Sana güvenip kimse ile seni yüz göz edemem demiştiniz. Mutfakta bulaşık yıkarken kimseyi görmeyeceğim ki."
"Bak az önce ki adam kimdi biliyor musun? Türkiye’nin sayılı zenginlerinden ve yine az önce bizimle çalışacağını söyledi. Biz böyle elit insanlarla birlikte çalışıyoruz. Ben şimdi senin mutfakta bir şeye kızıp ortalığı karıştırmayacağını ne bileceğim."
"Söz veriyorum kimseye karışmam. Bana güvenebilirsiniz. Burada çalıştığım süre boyunca hiç bir yanlışım olmadı. Direk silip atmayın lütfen.Dışarıda yaşadığım bir olaydı."
"Kusura bakma ben böyle bir mekânda senin gibi azılı bir suçluyu çalıştıramam. Hadi bu kadar vaktimi ayırdığım yeter sana. Çıkabilirsin."
Kerem sinirden çenesini o kadar çok sıkmıştı ki kemiklerinin çıtladığını duyumsadı. Yumruk yaptığı ellerine tırnakları batarak canını acıtıyordu. Derin nefes alarak sakinleşmeye çalışsa da başarılı olamadığı için başını sallayıp odadan ve restorandan bir hışım çıktı. Soğuk hava yüzüne çarptığında biraz daha sakindi. Elleri belinde yüzünü gökyüzü doğru kaldırdı. 'Sabır' dedi içinden. Biraz daha öyle durduktan sora başını eğdi ve görüş acısına siyah bir cüzdan girdi.
Kaşlarını çatarak önce etrafına sonra da cüzdana baktı ve eğilip yerden aldı. Kaliteli bir şey olduğu belliydi. Yeniden etrafına bakınsa da kimseyi görememişti. Cüzdanı cebine koyarak mahalleye doğru yürümeye başladı. Hava yine çok soğuktu. Montunun eskimesinden dolayı da genç adamı pek ısıtmıyordu. Yine elleri bomboş eve dönüyordu. Bir an önce devamlı bir iş bulmalıydı. Yoksa her şey daha kötü olacaktı. Şimdilik karınları doyup ısınıyorlardı ama ya sonra ne olacaktı. Para bitince. Kenara borcunu ödemek için biriktirdiği biraz bir para vardı. Vardı ama o da onları ne kadar idare ederdi? Kaç gün? Genç adamın bunları düşünmekten içi sıkılmıştı. Oysa ki sabah ne kadar huzurlu ve umutlu çıkmıştı evden. Elif'in varlığı bile huzur veriyordu ona. Ama daha ne kadar dayanırdı ki? Kesin o da bıkacak ve gidecekti. Oda terk edecekti genç adamı.
Kerem düşünceler içerisinde uzun bir süre yürüdü. En sonunda varmak istediği yere semt karakoluna girdi. Kapıda ki polis memuruna Murat komiseri sorarak içeri girdi. Kapısı çalan genç komiser kafasını önünde ki dosyalardan kaldırmadan 'gel' dedi.
"Komiserim Kerem diye biri sizi görmek istiyormuş."
Murat Kerem’in adını duyunca başını kaldırdı ve gelsin dedi. Memurun izin vermesiyle Kerem kapıyı çalarak içeri girdi. Murat ayağa kalkarak genç adama sarıldı.
"Aslanım hoşgeldin. Hayırdır sen gelmezsin böyle karakola falan. Bir durum mu var?"
Murat'ın samimi karşılaşmasına genç adam da aynı şekilde cevap verdi.
"Yok önemli bir şey için gelmedim abi. Yolda bunu buldum da..." diyerek cebindeki cüzdanı çıkarıp Murat'a uzattı.
"En güvenilir sen varsın. Sahibini bulup verirsin dedim. İş görüşmesi için restorana gitmiştim kapıdan çıkınca buldum."
Murat cüzdanı genç adamın elinden alarak içini açtı. Açar açmaz gözüne takılan kimlikle cüzdanı karıştırmadan masaya bırakıp kimliği eline aldı.
"Kadir Cansever. E oğlum bu zengin iş adamı değil mi?" dedi afallamış bir sesle.
"Ben bilmem abi kimdir nedir. Getirdim işte sana. Sen halledersin ben kaçayım artık."
Kerem ayağa kalktığında Murat onu durdurdu.
"Dur be oğlum. Zengin bu adam. Bak cüzdanını bulmuşsun. Belki ödül falan verir sana."
"Yok abi Allah aşkına ya. Ne ödülü. İnsanlık öldü mü?:
"Ohooo çoktan öldü oğlum kaçıncı kürek toprak atılıyor üzerine." dedi gülerek.
"Bende böyle abi istemez bir şey. Hadi ben kaçar eyvallah." diyerek yerinden kalktı ve kapıya doğru yürüdü.
"İş görüşmesi ne oldu onu demedin."
"Sence?" dedi arkasından seslenen adama tek kaşını kaldırarak. Sonra eliyle selam verdi. Murat da bir şey diyemeden çıkıp giden adamın arkasından baktı.
Dünya ne garipti. Kimi vardı hakkı olmayan parayı kendininmiş gibi rahatça alıyordu. Kimi vardı ona isteyerek yapılan yardımı bile kabul etmiyordu. Kim ne derse desin delikanlı adamdı Kerem. Ötesini bilmezdi. Masasındaki telefona uzanarak polis memurunu yanına çağırıp kimliği verdi ve kişinin telefon numarasını bulmasını istedi.
Genç adam mahalleye girdiğinde hızlıca yürümeye başladı. Kimseyle özellikle de Nazlı ile karşılaşmak istemiyordu. Evinin köşesine dönmek üzereyken yine istediğinin olmamasıyla içinden küfür etti. Keşke Nazlı ile karşılaşsaydım dediği kişiler önünü kesmişti. İki tane iri yarı adam kollarından tutarak elektrik direğine yaslamışlardı Kerem’i. Sırtının sert zemine çarpmasıyla dişlerini birbirine bastırarak ağzından kaçabilecek sesi durdurmaya çalıştı. Diğer adamlardan farklı kişi ise elinde tespih sallayarak genç adama doğru yaklaştı.
"Ooooo Keremciğim çıkmışsın içeriden hiç haber vermiyorsun. Abi çok alındı haberin olsun. Benim borç ne oldu diyor."
"Ben geldim ama yerinizde yoktunuz."
"Doğru diyorsun.Polisle bir iki vukuat oldu. Şehir dışına çıkmak zorunda kaldık. Neyse. Buralarda yoktuk ama geldik. Sen borçtan haber ver ne zaman ödüyorsun."
"İş yok çalışmıyorum ama işe girer girmez ödemeye başlayacağım. Benim yerim belli kaçmıyorum ki!" dedi dişlerinin arasından konuşurak.
"Diklenme lan! Almayayım ayağımın altına. Kaç aydır iş bulamamışsın biz senin keyfini mi bekleyeceğiz! Dua et abi merhametli de sana bir ay süre veriyor. Sürenin sonunda parayı alırız. Alamazsak ta başka şekilde hallederiz. Böbrek olur, dalak olur, ciğer olur anladın mı? Hadi bakayım yaylan. Ha bu arada borç 10 bin oldu." dedi iğrenç gülümsemesiyle.
"Ne 10 bini lan 3 bin aldım ben!"
Karşısındaki adam sinirlenerek genç adamın karnına sert bir yumruk attı. Kerem aldığı darbe ile iki büklüm olmak istese de kollarından tutan adamlar izin vermedi.
"Bana bak bizimle düzgün konuş façanı almayayım aşağıya! Biz ne dersek o borç 10 bin."
Yanındaki adamlara başıyla işaret ettikten sonra sokağı dönerek gözden kayboldular. Kerem karnını tutarak yere diz çöktü. Ne kalmıştı başka. Daha başına gelecek ne vardı? Etrafına bakındı. Allahtan Sedat falan görmemişti bu halini. Yanına gelmediğine göre evde yoktu. Yavaşça yüzünü buruşturarak yerinden kalktı ve eve yürüdü. Cebinden anahtarı çıkarıp içeri girdiğinde Elif de odadan çıkıp her zaman ki gibi onu karşıladı.
Elif'in hatırına sabah olan şey düşünce utanarak başını eğdi ve 'hoşgeldin' dedi. Kerem başını sallayarak cevap vermekle yetindi. Elif genç adamın moralinin bozuk olduğunu görünce sessiz bir şekilde odaya girdi. Keremin yüzünü buruşturarak montunu çıkardığını görmesine rağmen bir şey demedi ama “acaba benim yüzümden kavga mı etti” diye düşünmekten de kendisini alamadı. Genç adamın elinden montunu alarak kapının arkasındaki askıya astı. O andan itibaren ikisi içinde sessizlik içinde geçti zaman. Elif masayı hazırladıktan sonra aynı sessizlikte yemeklerini yediler. Elif kendisi ile ilgili bir durum olduğunu düşünürken Kerem yine işsiz kalmanın ve çaresizliğin utancında boğuluyordu.
Elif bulaşıkları yıkamaya başladığında genç adam da yanına geldi ve Elif'in köpüklediği tabakları durulamaya başladı. Elif bu duruma şaşırırken ne diyeceğini bilemeden öylece Kerem'in yüzüne baktı. Genç adam karısının kendisine şaşırmış bir şekilde baktığını görünce ister istemez dudağının kenarı kıvrıldı.
"Neden şaşırdın bu kadar erkekler bulaşık yıkayamaz mı?" dedi tok çıkan sesle.
"Yok yapar da ben alışkın değilim. Hem azdı zaten ben yapardım."
"Başka bir işe yaşadığım yok zaten. Bırakta bunu yapayım."
Kerem'in başını eğerek sessizce söylediği cümle ile genç kızın içi acımıştı. Demekki sorun kendisiyle ilgili değildi. Başka bir şey konuşmadan bulaşıkları bitirerek içeri geçtiler. Elif sobanın üzerinde kahve pişirerek Kerem'in önüne koymuştu.
"Kendine neden yapmıyorsun kahve sevmez misin?"
"Severim ama evde yasaktı. Babam içmeme kızardı." dediğinde düşünmeden konuştuğu için kendisine kızdı.
"Ne alaka alt tarafı kahve!" dedi soru dolu bakışlarıyla.
"Kahve keyif için içilirmiş ve benim keyif yapmaya hakkım yokmuş." dedi düşük ses tonuyla. Her şeyi anlatmayı düşünmese de Kerem'e karşı dürüst olma dürtüsü çok fazlaydı.
"Saçmalığa bak! Neyse bundan sonra ya birlikte içeriz ya da bana da yapma olur mu?" dedi sert çıkan sesiyle.
Elif şaşırsa da başını sallayarak onaylamıştı. Genç kız o kadar uzun süre insanlıktan vicdan ve merhametten nasibini almamış kişilerle bir arada kaldığı için Kerem olması gerektiği gibi davrandığında bile şaşırmaktan kendisini alamıyordu.
"He bir de Sobanın üzerine başka tencerelerle su koyalım . Tek çaydanlık yetmiyor sular çok soğuk. Ellerin üşür.
Elif başını öne eğip kısık bir sesle konuştu.
"Yok yetiyor üşümüyorum ben. Dikkat ederim."
"Oldu zaman sorun yok. Ben alıştım soğukla da sen hasta olursun. İncecik bir şeysin zaten." dedi dudağının bir tarafı havaya kalkarken.
Bir süre daha sessizlik içerisinde geçerken genç kız dayanamayarak içini kemiren şeyi sordu.
"Bugün bir şey mi oldu? Moralin bozuk sanki."
Kerem birisinin onun halini sormasını garipsemişti. En son Sedat dışında kim onun bir bakışından duruşundan kötü olduğunu anlamıştı. Nazlı bile en yakınım dediği o kadın bile bir günden bir güne sen nasılsın dememişti. Merak ettiği tek şey iş bulup bulamamasıydı. Oysa şimdi daha bir haftadır hayatında olan eşi onu doğru düzgün tanımadan bile hali ve tavırlarından kötü olduğunu anlıyordu. Dalmış bir şekilde Elif'e bakarken genç kızın kendisine cevap beklercesine baktığını fark edince toparlandı ve boğazını temizledi.
"Sabah iş görüşmesi için çıkmıştım ya olmadı. Olmadığını geçtim yaka paça atmadıkları kaldı. Gözlerinde hamam böceğinden farkım yoktu."
Cümlesinin sonuna doğru sinirden sesi kısılmıştı. Elif karşısında mahcubiyetten başını eğen adama baktı. Bir şey demesine fırsat vermeyen genç adam konuşmasına devam etti.
"Sabıkalıyım ya ondanmış. Ulan ben üç yıl çalıştım orada. Hiç bir sorun çıkarttığım olmadı. Tek kalemde silip attılar. Bu kadar kolay mı!"
Genç adam sesinin tonunun yükseldiğini fark ederek derin bir nefes aldı. Sakinleşmesini sağlayan şey ise ciğerlerine çektiği nefesten çok Elif'in naif sesiydi.
"İnsanların seni tanımadan, neyi neden yaptığını bilmeden üzerine yapıştırdıkları etiketlerden maalesef kurtulamıyorsun. Çünkü başkasını yaftalamak kendi kusurunu görmezden gelmekten çok daha kolay. Şişmansın, zayıfsın, cahilsin, çok bilmişsin... Bütün bunlar kime göre ki. Bayılıyoruz bir başkası ile karşılaştırma yapmalara. Normal insan ne ki? Bana tanımını yapar mısın? Etiketleme ile, bize biçilmiş değerler ile yaşıyoruz hayatlarımızı. Tabi bu da bizim kolayımıza geliyor. Değiştirmek için uğraşmıyoruz ya da uğraşımıza değmediğini anladığımız da bırakıyoruz."
Kerem farkında olmasa da şaşkınlıktan daha çok hayranlıkla dinliyordu Elif'i. Evlendikleri günden beri ilk defa bu kadar uzun konuşuyordu genç kız onunla. Elif fazla konuştuğunu hissedince utanarak konuşmasını kesti.
"Özür dilerim fazla konuştum."
"Sen hangisisin peki?" dedi kızın susmasına izin vermek istemezcesine.
"Anlayamadım."
"Sen diyorum hangisisin? Yani değiştirmek için uğraşmayanlardan mısın? Yoksa uğraşına değmediğini anlayanlardan mısın?"
"İkincisi maalesef."
Elif'in hüzünle dolan gözlerini gören genç adam ortamı neşelendirmek için alayla genç kıza baktı.
"Yahu bende diyorum o kitaplarda sabahtan akşama ne okuyor diye. Filozof falan olma başıma. Benim bilgim seninle baş etmeye yetmez."
"Sen de okuyabilirsin. Kitaplarımı seninle paylaşmayı çok isterim."
Elif genç adama gülerek karşılık verdiğinde Kerem'in içi huzurla dolmuştu. İkisi de birbirlerinin gözlerine dalmış bakarken çalan kapı sesiyle irkildiler. Kerem kapıya doğru giderken bugünkü adamların olmasından korktuğu için Elif'e “burada bekle dışarı çıkma” dedi. Tedirgin bir şekilde kapıya varıp “kim o" dediğinde aldığı cevap karşısında rahat bir nefes aldı ve kapıyı açtı.
"Abi hoşgeldin. Hayırdır?" dedi. Karşısında Murat'ı görünce şaşırmıştı.
"Kardeşim kusura bakma rahatsız ediyorum bu saatte ama ancak çıkabildim karakoldan. Müsaitsen iki dakika dışarı gelir misin?
"Tabi abi montumu alıp geliyorum."diyerek içeriden montunu aldı ve genç kıza kimin geldiğini söyleyerek dışarı çıktı.
Genç komiser için bugün oldukça zordu. İki mahalle arasında kavga çıkmış işin içine silahlar da girince ortalık karışmıştı. Tarafları sakinleştirmek oldukça zor olmuştu. Yaralılar da olduğu için olay epey uzamıştı. Bugün Kerem yanına geldikten sonra cüzdanın sahibini aramıştı. Açıkçası böylesine zengin bir adamın başkasını yollayarak cüzdanı alışmasını beklemişti ama Kadir Bey kendisi bizzat gelerek teslim almıştı cüzdanı. Odasına geldiğinde kendinden emin duruşuyla komiseri bile hayran bırakmıştı. Murat komiser cüzdanını uzattığında ise sevinçten adeta yüzü aydınlanmış değerli bir hazine bulmuş kadar sevinmişti.
"Benim için çok değerli bir şey vardı içinde komiserim.Ne kadar teşekkür etsem az. Her yerde arattırdım çocuklara ama bulamadılar. Siz nerde buldunuz? Ben bu tarafa gelmemiştim." dedi sesindeki merakla. Murat cevap verdiğinde anlayışla gülümsüyordu.
"Biz bulmadık Kadir Bey. Kerem adında bir kardeşimiz var. Central Restoranın önünde bulmuş. Beni tanıdığından dolayı buraya getirdi."
"Anlıyorum ne kadar teşekkür etsem az. Demek ki dürüst güvenilir insanlar hala var. Şaşırtıcı doğrusu."
"Kerem öyledir. Delikanlı adamdır."
"Ben aslında kendisiyle de tanışmak isterdim. Yani bir teşekkür edip, hediye vermek isterdim kendisine. Çünkü inanın benin için çok değerli bu cüzdan."
"Kadir Bey Kerem gururludur. Zaten bir şey isteyecek olsa bana getirmez direk sizi arardı. Hediyenizi kabul etmeyecektir."
"Hay Allah ya. Üzüldüm bak şimdi. Ben pek sevmem iyilik altında kalmayı." dedi düşünceli sesiyle eliyle çenesini kaşıyarak. Karşısındaki genç komiser boğazını temizlediğinde tekrar dikkatini ona verdi.
"Haddim değil. Kerem de duysa söylediğimi bana kızacaktır muhtemelen ama uzun süredir iş arıyordu. Restorana da o yüzden gitmiş. Belki bu konuda yardımcı olabilirsiniz. Bir tanıdığınızın yanında falan. Her işi yapar. Çalışkandır. Gördüğünüz gibi dürüstte."
"Restoran işi olmamış mı?" dedi kaşlarını çatarak.
"Maalesef. Dürüst olmak gerekirse Kerem'in adam yaralamaktan sabıkası var ama çocuktu daha. Yani benim sözüme ne kadar güvenirsiniz bilmem ama ben kefilim güveninizi boşa çıkarmaz. " dedi tüm samimiyetiyle.
"Bu yaptığı davranış bile ona güvenmem için yeterli. Dediğiniz gibi beni arayıp para almaya çalışabilirdi. Ya da cüzdandakini alıp geri kalanı bir yerlere atabilirdi."
Kadir Bey komiserden aldığı cüzdanından kartvizitini çıkararak arkasını imzaladı ve genç adama uzattı.
"Yarın sabah 9.00 gibi gelsin. Girişe bu kartı versin. Kendisiyle hem tanışmış oluruz hem de yeni işini konuşuruz." diyerek ayağa kalktı ve elini uzatarak Murat komiserle vedalaştı.
"Abi gerçekten mi diyorsun? Yani bana iş mi verecek?" dedi Kerem engel olamadığı sevinciyle. Murat'ın anlattıklarından sonra içi içine sığmıyordu. Kendisi asla böyle bir şey istemezdi ama Murat onu düşünerek bir adım atmıştı ve sonucu tükenmek üzere olan umutlarını yeniden yeşertmişti.
"Harbi diyorum oğlum al işte kartı burada." dedi cebinden çıkardığı imzalı kartviziti uzatarak.
"Abi çok sağol ya gerçekten ben ne diyeceğimi bilmiyorum."
"Çok çalış kardeşim bu şansı kaçırma yeter."
"Ayıp olmamıştır dimi adama sanki karşılık bekler gibi."
"Yok be kardeşim ne olacak emrinde bin tane kişi vardır. Ne olacak sana da iş verse." dedi omzunu silkerek. "Ben dedim ya kendi dedi hediye falan diye anlattım ya oğlum yorgunum zaten daha fazla yorma beni. Hadi eyvallah."
"Eyvallah abi." diyerek mutlu bir şekilde eve girdi. Elif yataklarını hazırlamış onu bekliyordu.
Kerem'in gülerek içeri girdiğini görünce oda gülümsedi. Duyguları adeta bir ayna misali birbirlerinin yüzünde yansıyordu. Kerem genç kıza olanları anlatınca Elif de çok mutlu olmuştu.
"Gördün mü? Ben sana demiştim. Senin kalbin o kadar güzel ki. Bunun karşılığını alacağını ben biliyordum." dedi sevgi dolu gözlerle. Kerem o gözlerin içinde gördüğü şey ile bir anlık afalladı. Kalbi hızlı bir şekilde çarparken bununla baş edemeyeceğini düşünerek başını öne eğdi. Bir kaç saniye sonra kafasını kaldırarak direk kızın gözlerinin içine baktı.
"En azından birimiz biliyormuş." dedi gülümseyerek. "Bana güvendiğin, inandığın için teşekkür ederim." dedi minnettar bir ifadeyle.
Bir süre daha oturup konuştuktan sonra yerlerine yatarak uyumaya çalıştılar. Kerem içindeki heyecan nedeni ile uyuyamazken Elif Kerem'in gülümsemesinin ne kadar güzel olduğunu düşünürken uyuyamamıştı. Hayatında ilk defa kalbi korkuyla değil de tanımlayamadığı bambaşka bir hisle çarpıyordu. Fakat o bu hissi çok sevmişti. Hatta sürekli orada kalması için tüm kalbiyle uykuya dalan kadar Allah'a dua etmişti.