4. Bölüm

4998 Words
Kerem evden içeri girdiğinde onu sessizlik karşıladı. Her ne kadar durup bir sesin gelmesini beklediyse de karşılığında aldığı tek şey derin bir sessizlikti. Elif‘in gitmiş olabileceği ihtimali nedense bir anda kalbinin bilmediği bir korkuyla çarpmasına neden oldu. Daha ilk günden gitmez di dimi? Gerçi bu evi gören herkes kaçardı. Ayakkabılarını bir hışım çıkarıp hızlıca odaya girip çekyatta uyuyakalmış Elif'i görmesi saniyeler sürse de sanki ona yıllar gibi gelmişti. O kadar rahatlamıştı ki kızı uyurken bulunca. Hâlbuki gitmiş olsa daha iyi olmaz mıydı? En azından kendisi ile birlikte onu da ziyan etmiş olmazdı. Kendisini kurtarırdı. Bencilce de olsa bu düşünce onu rahatsız etti. Artık geri de kalan olmak istemiyordu. Normal bir evlilik olmasa da Elif onun eşiydi. Ailesinden öğrendiği yegâne şeylerden biri de buydu. Artık Elif onun ailesiydi. Genç kızı bırakmak istemiyordu. Kapıda durup öylece onu izlediğini anladığında panikle arkasını dönüp mutfağa girdi. Genç kızın onu bırakıp gitme ihtimaline o kadar takılmıştı ki evin halini anca fark edebilmişti. Gerçi kör olmak lazımdı fark etmemek için ev resmen evrim geçirmişti. Mutfak tertemizdi. Tıpkı annesinin hayatta olduğu zamanlarda ki gibiydi sanki. Elindeki poşeti kırık tezgaha koyarak tekrar odaya döndü. Burası da resmen yeni bir yer olmuştu. Her yer tertemiz olmuş ve mis gibi kokuyordu. Kerem gözlerini tekrar çekyatta uyuyan kıza çevirdiğinde üzerinde bir şey olmadığını ve montunu da çıkarttığını görünce üşüyeceğini düşündü. Etrafına bakınsa da aradığı battaniyeye bulamayınca kendi montunu çıkarıp Elif'in üzerine örtmek istedi. Kendi bedeninden çıkardığı sıcak mont kızı ısıtabilirdi. Hafifçe kızın üzerine eğildiğinde genç kız korkuyla yerinde doğruldu. Bir anda üzerinde hissettiği nefesle Kenan'ın odasına girdiğini sanan Elif o kadar korkmuştu ki ne nerede olduğunu idrak edebilmişti ne de Kerem'i göğsünden ittiğini. Genç adam ise kızı sakinleştirmek istercesine montu kenarıya koymuş ellerini havaya kaldırmıştı ona zarar vermek istemediğini gösterircesine. "Şştt tamam tamam benim. Bir şey yok özür dilerim üşüdüğünü düşündüm. Korkutmak istemedim." Keremin geri çekilip ellerini havaya kaldırarak yaptığı açıklama Elif ‘in aklını başına getirdi ve nerede olduğunu hatırladı. Güvendeydi Kenan yoktu artık. Hatırlama ile birlikte gelen utanç duygusuyla Kerem'in yüzüne bakmadan konuşmaya başladı. "Asıl ben özür dilerim fazla tepki verdim." "Sorun değil." dedi Kerem başka ne diyeceğini bilemeden. Araştıran gözleri hâlâ kızın üzerindeydi. Bu kadar tepki vermesi normal değildi. Kızı korkutmanın mahcupluğuyla eliyle ensesini kaşıyarak genç kıza sıcak bir gülümseme sundu. "Ev çok güzel olmuş yani temiz olmuş. En azından artık mikroplardan hastalanmayız. Tabi önce soğuktan ölmezsek." Elif ‘in cevap vermeden anlamaya çalışır gibi yüzüne baktığını görünce saçmaladığını fark etti. Boğazını temizleyerek durumu toparlamaya çalıştı. "Neyse acıkmışsındır. Çok bir şey alamadım ama bu akşam ve sabah idare ederiz. Tezgaha bıraktım." "Olur sorun değil ben hazırlayım hemen." Elif yerinden kalkarak rahatsız olduğu ortamdan bir an önce kurtulmak istedi. Eşi de olsa yabancı biriydi ona Kerem . Nasıl konuşması gerektiğine karar veremiyordu. Evde işleri yapınca görünmez oluyordu. En azından babası ve Hacer için. Kenanı bile bazen idare edebiliyordu. Ama Bu adamın huyunu suyunu neye kızıp neye bağıracağını bilmiyordu ve bu da onu tedirgin ediyordu. Bir cehennemden diğerine geçiş yapıp yapmadığını henüz anlayamamıştı. İnsanların çoğu için iki yüzlülük üzerlerine yapışmış ikinci bir deri gibiydi. Bu yüzden Elif yeni tanıştığı herkesten korkardı göstermedikleri bir yüzleri olabileceği için. Şimdi bu yüzden di Kerem’e karşı olan tedirginliği. Bunu ancak yaşayarak anlayabilirdi. Her zaman olduğu gibi “zaman" dedi içinden bizi ya batıracak ya da çıkaracak. Tam kapıda çıkmak üzereyken Kerem'in sert sesini işitti. "Montunu giy. Ev buz gibi hasta olma. Bir de böyle uyumuşsun. Dikkat et." Sesi her ne kadar ültimatom verir gibi çıksa da Elif'i düşündüğü belliydi. Hasta olursa bu durumda onu iyileştiremeyebileceğinden korkuyordu. Elif mutfaga girip tezgahtaki market poşetinin içerisine baktığında mum, kibrit, ekmek, peynir ve biraz da domates bulmuştu. Hava yavaştan kararmaya başladığı için mumları çıkarıp bir tanesini yakıp tel dolaptan aldığı çay tabağına koydu. Daha sonra peynir ve domatesi de kesip tabaklara koyarak içeri masaya götürdü. Kerem ise başını koltuğun arkasına dayayıp gözlerini kapatmıştı. Ne gündü ama diye düşünüyordu içinden bitmek bilmemişti bir türlü. Elif ‘in çıkardığı sesleri duyunca kafasını kaldırdı. Elif içeriden mumu alıp geldi. İkisi de oturduğunda bir süre ses çıkartmadılar. Daha sonra Kerem boğazını temizleyerek kendisinde konuşma cesareti aradı. Kendini değersiz hiç bir işe yaramayan bir adam gibi düşünüyordu. Hâlbuki karşısında ki kız bunları aklının ucundan bile geçirmiyordu. Onun için önemli olan tek şey huzurdu. "Ben... bunun için üzgünüm param bu kadarına yetti." dedi mahcup bir ifadeyle. Elif başta ne için böyle dediğini sorgulasa da Kerem’in masayı işaret etmesiyle anladı durumu. Hâlbuki onun aklına bile gelmemişti. Umursamaz bir tavırla hafifçe omuzunu silkti. Adamın üzgün çıkan sesi tuhafına gitmişti. Naif sesiyle konuştuğunda karşısındaki adamın içinde bir şeylerin kırıldığından haberi yoktu. "Neden üzülüyorsun ki çok şükür karnımız doyuyor. Önemli olan bu değil mi?" "Evet ama sen babanın evinde daha iyi şartlardaydın. Ben seni resmen kendimle birlikte sefalete sürükledim. " Genç kız alaylı bir gülümseme sundu karşısındaki adama ve bir şey demeden kestiği ekmeklerden birini alıp yemeğe başladı. Kerem kızın konuşmayacağını anlayınca oda yemeğe başladı ama bir gözü de sürekli Elif’teydi. Tetikte bekler gibi Elif'in kendisini ne zaman aşağılamaya başlayacağını bekliyordu. Bir süre sessizlik içinde karınlarını doyurdular. Kerem aklına gelenle birlikte başını kaldırıp; "Sen Sedat'ı tanıyor musun? Bizim karşı evde oturuyor." Dedi. Elif sessizliğin içinde aniden gelen soruyla irkilse de belli etmedi. Tanıdığı tek bir Sedat vardı. O da en son gördüğünde küçük bir çocuktu. Bir zamanlar en yakın arkadaşı olan çocuğu hatırlayınca yüzünde oluşan sıcak gülümsenin farkında bile değildi. "Evet biliyorum. Gerçi onu en son gördüğümde 10 yaşında falandı. Şimdi büyümüştür." Kerem sanki kendi çocuğuymuş gibi övünerek güldü. "Koca adam oldu aslan. Annesine ve kardeşlerine o bakıyor." "Babasına ne oldu?" diye sordu genç kız gözlerinden okunan merakla. "Zengin bir kadına kaçtı." dedi alayla karışık bir sinirle. Kerem Elif ‘in ağzının açık kaldığını görünce acılı bir tebessüm etti. "Yaa gördün mü hep kadınlar mı kaçacak zengin kocaya? Azıcıkta erkekler kaçsın dimi?" Adam ciddileşerek devam etti konuşmasına. "İşin şaka yapılacak bir tarafı yok ama işte durum bu. Şerefsiz bıraktı gitti onları. Asiye abla uzun zamandır hasta zaten. Elde yok avuçta yok. Ne yapsın aslanım oda orada burada çalışıyor işte. Allahtan fakir aylığı bağlandı üç aydır onu alıyorlar da biraz rahatladılar. Çocuklar sefil oldu açlıktan hastalıktan soğukta." "Ne zaman oldu peki bu. Dedi üzgün sesiyle." "Üç-dört yıl oluyor herhalde. Ben de yoktum o zamanlar yanlarında olamadım." dediğinde başını önüne eğip önündeki peynir dilimiyle oynadı. Elif Kerem in hapse girdiğini biliyordu ama bir şey demeden konuya döndü. "Çocuklara ve Asiye ablaya üzüldüm çok iyi bir kadındır. Ben çok severdim onu ama o adamın o zaman bile onlara hayrı yoktu ki zaten. Sedat sürekli ondan şiddet görürdü. Asiye abla da öyle. O zaman da para vermezdi. Aksine Asiye ablanın kazandığını yerdi. Gitmesi iyi olmuş ama kadıncağızın hasta olması çok kötü olmuş. Nesi var peki yani bir şey yapılamıyor mu?" "Böbrek yetmezliği varmış. Sigorta olmadığı için devlet ilaçları karşılamıyor. Sedat'ta işte hem onlara hem kardeşlerinin bakımına koşuyor. Ama onun yaşında ki bir çocuk için çok zor. Şimdiden büyük biri gibi bir çok sorumluluğun altında eziliyor. Yine de sesini çıkartmıyor aslanım. "Kardeşleri derken? Ben sadece Selim i biliyorum." dediğinde düşünceli bir tavırla karşıda ki duvara bakıyordu. Aklına gelenle başını Kerem'e çevirip sözlerine devam etti. "Gerçi şimdi hatırladım. Sanırım Asiye abla hamileydi ben onları en son gördüğümde gerçi henüz çok yeniydi." "Aynen cimcimemiz var bir de. Seda. 5 yaşında çok akıllı maşallah. Birde güzel ki sorma." dedi Kerem gülerek. Elif genç adamın içten gelen gülümsemesine takılıp kalmıştı. Sedat'tan ve kardeşlerinden bahsederken gözleri parlıyordu. Kendi babası bir gün bile Elif için bu şekilde hissetmezken Kerem'in kendi kanından olmayan birilerine karşı duyduğu sevgi genç kızın içinde bir şeylerin kırılmasına sebep olmuştu. Bir kez daha lanet etti babasına sevmek denen şey bu kadar kolayken ondan bunu esirgediği için. Oysa ki karşısındaki adam hiç bir bağı olmamasına rağmen çocuklardan bahsederken sahip olduğu en değerli şeyler onlarmış gibi huşu içindeydi. Yüzünde oluşan ifadeden bir haber sevgiyle bahsediyordu kardeşi bildiklerinden. Kerem'in yüzüne geldiğinden beri ilk defa bu kadar dikkatli bakıyordu. Sert yüz hatlarına sahipti. Öyle bebek yüzlü diyebileceğiniz birisi değil. Siyah ve gür saçları vardı ve bir kaç tutamı alnına dökülmüştü. Koyu renk gözlerini çevreleyen uzun kirpikleri vardı. Yanaklarını kaplayan hafif kirli sakalları onu olduğundan daha olgun gösteriyordu. Dolgun dudaklarında ise sevgi dolu bir gülümseme peydah olmuştu. Elif Kerem'i incelediğini fark ettiğinde utanarak kafasını eğmek üzereyken Keremin yüzünü buruşturarak alnını tuttuğunu gördü. Daha dikkatli baktığında ise genç adamın alnının şiş ve kızarık olduğunu anladı. Başta ten renginin koyu olmasından kaynaklı fark etmemişti. Tereddütle yerinde kıpırdandı. Daha sonra dayanamayıp kısık bir sesle sordu. "Alnına ne oldu?" Kerem gelen soruyla ne diyeceğini bilemeden bir süre bekledi. Sonrasında ise doğruyu söylemeye karar verdi. Nasıl olsa bir şekilde duyacaktı. Sıkıntılı bir nefesi ciğerlerine çekti. "Kavga ettim." dedi sıradan çıkmasına çalıştığı sesiyle. Kerem'in düz bir şekilde çokta önemli bir şey değilmiş gibi söylediği kelimeler Elif‘in içinde yankılanmıştı. Çünkü biliyordu ki onun yüzünden edilen kavgalar duyulan sözler dönüp dolaşıp ona patlardı. Kenan da babası da bütün hıncını ondan alırlardı. Her ne kadar cevabını bilse de, korkarak nedenini sormak istedi. "Benim yüzümden mi?" Genç kızın sesinin titreyerek sorduğu soru Kerem'in dikkatini çekti. Başını yemekten kaldırarak doğrudan Elif ‘in gözlerinin içine baktı ve başını aşağı yukarı salladı. "Evet ama bu seni ilgilendiren bir şey değil. Yani üzüleceğin bir şey yok." Genç kız Kerem'in sakin tavrı karşısında iyice şaşkına dönmüştü. Bu adam ya ciddiydi ya da Kenan dan daha büyük bir psikopatla karşı karşıyaydı. "A..Ama nasıl beni ilgilendirmez. Sen dedin senin yüzünden diye." Kerem sandalyesini geri çekerek tamamen genç kıza döndü. Gözleri karşılaştığı ürkek bakışları sevmemişti. Her ne kadar dik bir duruş sergilese de gözlerinde ki korku belirgindi. Genç kız saklamaya çalışırcasına gözlerini bir kaç saniye kapatıp geri açtığında orada olmasa da Kerem o korkuyu görmüş ve içinde bir şeyler cız etmişti. Kızın beklenti ile kendisine baktığını gördüğünde ise kendine gelerek derin bir nefes alıp aklında olan her şeyi kıza aktarmaya başladı. "Bak Elif. " Adı ile hitap etmek tuhaf gelse de devam etti. "Seninle şu anda her şeyi açık açık konuşalım olur mu?" Elif çekinse de belli etmeden başını olumlu anlamda salladı. "Bu güne kadar ne olup bittiği beni ilgilendirmez. Bende sütten çıkmış ak kaşık değilim. Ama bugünden sonra ikimizde dikkat etmeliyiz. Birbirimiz için. Madem evlendik aile olmalıyız. Bu iş imzayı attım bitti demekle olmaz. Evet çok ani oldu. Henüz ilk günümüz ama zamanla birbirimize sahip çıkmalıyız. Benim kimsem yok. Anladığım kadarıyla seninkilerde de hayır yok. Birbirimize dayanmamız gerekiyor. Evet bugün kavga ettim ve yine evet sana laf söyledikleri için ama benim onlarla dalaşmamın sebebi söyledikleri laflar değildi karıma söyledikleri içindi. Ben bütün her şeyi bilerek geldim o nikah masasına. Şimdi sırf üç beş kendini bilmezin söylediği laflarla ben senin karşına çıkmam. O zaman benim adamlığım nerde kalır. Benim muhatabım onlar. Bak biliyorum birbirimizi tanımıyoruz. Hayat ne getirir bilmiyorum. Sana bakabilir miyim? İş bulabilir miyim? Onu da bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var. Seni korurum. Hem de canım pahasına korurum. Her zaman yanında olurum kimse benim karıma laf söyleyemez. Ben sakin bir adam değilim. Sana laf söyleyen herkesi karşıma almam gerekirse hiç tereddüt etmem. Ama Bu demek değil ki seni eve kapatırım. Asla. İstediğin zaman istediğin yere gidebilirsin. Sadece onları haklı çıkarma yeter. Ben tek dolaşamam dersen Sedat seninle her yere gelir Selim de öyle ama dediğim gibi bundan sonrası beni ilgilendirir. O yüzden senden tek ricam hal ve hareketlerine dikkat etmen. Dediğim gibi sakin biri değilim. Üzülmeni istemem." Elif Kerem'in konuşmasından sonra ne diyeceğini bilemeden öylece bekledi. Başını öne eğdiğinde gözünden düşen bir damla yaşla ağladığını anladı. Adama belli etmeden elini tersiyle silmek istese de çok geçti. İlk defa biri onu insan yerine koyup konuşuyordu ve onun için çabalayacağını, onu koruyacağını söylüyordu. O Kerem'in ona bağıracağını hatta babası gibi şiddet göstereceğini düşünmüştü. Ama karşısında ki adam aksine ne düşünüyorsa açık yüreklilik ve dinginlikle anlatıyordu içindekileri. Bir kere daha lanet etti babasına onu bu kadar aciz hissettirdiği için. Kerem ise genç kızın ağladığını görünce eli ayağına dolandı. Dilini tutamamıştı yine. Kendi kendine sinirlendi. Bir anda ne yaptığını düşünmeden genç kızın ellerini tuttu. "Özür dilerim. Sert çıkmak istememiştim. Ben sadece..." "Hayır. Hayır özür dilemene gerek yok sadece her şey üst üste gelince biraz daraldım sanırım. Ayrıca söylediklerin de haklısın ben dikkat ederim. Merak etme." Bir süre ikisi de sessizce beklediler. Daha sonra Elif Kerem'in ellerini tuttuğunu fark edince panikle yerinden kalktı ve masayı toplayacağını söyleyerek acele ile aldığı tabaklarla birlikte mutfağa gitti. Mutfakta uzun bir süre oyalandıktan sonra içeri girdi. Kerem'i montuyla birlikte koltukta uzanmış bir şekilde buldu. Uyuyup uyumadığını anlamak ister gibi bakarken genç kızın içeri girdiğini duyan adam yerinde doğrularak oturdu. İkisi içinde sıkıntılı olan yatak konusunun saati geldiği belli olmuştu. Elif genç adama hiç fırsat vermeden konuşmaya başladı. "Yat sen kalkma ben tekli koltuğu açıp orada yatarım." dedi panik dolu sesiyle. Kerem’in itiraz etmemesi için içinden dualar ediyordu. Henüz böyle bir şeye hazır hissetmiyordu kendisini. "Olmaz öyle nasıl sığacaksın oraya küçücük yer." "Sandalye koyarım ayak kısmına. lütfen sen rahatsız olma." "Tamam ben yatarım orada sen buraya gel." dedi. Kerem kızın paniğini fark ederek içinde bulundukları duruma gülmek istese de dudaklarını birbirine bastırarak engel oldu. "Asıl sen sığmazsın kocamansın. Ben küçüğüm." dediğinde Kerem Elif'i baştan aşağı süzdü. Hakikaten şimdiye kadar fark etmemişti ama genç kız kendi yanında küçücük kalıyordu. Kendi 1.89 boyunun yanında kız en fazla 1.55 ti belki daha az. Bu ister istemez dudağının kenarının hareketlenmesine sebep oldu. "Tamam o zaman sen nasıl rahat edersen öyle olsun. Yalnız bir tane battaniye var. Gerçi onu da göremiyorum ama başka da yok." dedi etrafına bakarak. Elif battaniyenin hala ıslak olduğunu hatırlayınca panikledi. Bu soğukta onu battaniyesiz bıraktığı için bu sefer kesin kızacaktı Kerem. Mahcup bir şekilde başını kaldırarak tedirginlikle konuşmaya başladı. "Şeyy... Ben yıkadım onu kirli diye ama henüz kurumadı muhtemelen yarın bile zor kurur hava soğuk olduğu için. "Haklısın çok kirlenmiştir. Neyse yapacak bir şey yok bir çözüm bulalım. Yoksa gece donarız." dedi düşünceli bir tonla. Etrafına bakınsa da bir şey bulamayınca kıyafetlerinin olduğu valize gitti onu da boş bulunca başını tavana kaldırarak derin bir nefes aldı. Sakinleşerek arkasını döndü. "Ben alışkınım montla uyumaya ama sen.." Elif valizini açıp içerisinden nevresim takımını ve kazaklarından çıkardı. Nevresimin içine kazakları sabitlemeye çalışarak düzeltti. Her ne kadar sabaha kadar içinden kayacaklarını bilse de yine de idare ederdi. "Özür dilerim ben kirli görünce yıkadım direk. Yedeği olmadığını fark edemedim. Bunlarla idare etsek sorun olur mu?" "Sorun yok ederiz." O saatten sonra ikisi de konuşmadan yatacakları yerlerini hazırladılar. Elif pijamalarını banyoda giyip mumları söndürüp yatağına yattı. Kerem ise hem pijamasının olmamasından hem de geri kalan kazakları yıkandığı için üzerindekiler ile yattı. İkisi de montunu çıkaramamıştı soğuktan dolayı. Elif'in hazırladığı nevresimlerile isinmak zor olsa da mecburdular. Gerçi Kerem o eski ince baytaniyeden daha fazla ısıttığını düşünüyordu üzerindekilerin. Bugün olanlara ikisi de inanamıyorlardı. Sanki tek günde bir ay yaşamış gibi yorgun hissediyorlardı kendilerini. Elif sabah babasının evinden çıkmasının üzerinden henüz 24 saat bile geçmemesine rağmen sanki haftalar olmuş gibi hissediyordu. O zamanlar çok uzakta kalmış gibi. Kerem sakin biri değilim diyordu ama gün içerisinde o kadar olay olmasına rağmen ona asla kızmamış hatta sesini bile yükseltmemişti. Bu bir tarafını sevindirip mutlu ederken diğer tarafını ise huzursuz ve tedirgin ediyordu. Kafası çok karışmıştı. İyi birimiydi yoksa öğle görünmeye çalışan Kenan gibi bir ruh hastası mı emin olamıyordu ve bu bilinmezlik onu çok korkutuyordu. Kerem ise bugün yaşadıklarını başka bir zaman yaşamış olsa taş taş üzerinde bırakmazdı. Özellikle de kavgadan sonra. Nazlı için de ara sıra karıştığı kavgalar olmuştu. Hatta onun için adam bile yaralamıştı ama sonrasında bir kaç gün sinirden Nazlı da dahil yanına kimse yaklaşamazdı. Bugün ise tam tersiydi. Hem Nazlı ile karşılaşıp canı sıkılmıştı. Hem de Salih amcalar ile olan kavga da sinirleri bozulmuştu ama ona rağmen üzerinde bir dinginlik vardı. Bilhassa bu dinginlik genç kızın yanında daha belirgindi. Elif’in sesinde bile bir huzur vardı. Genç kız sade mimiklerle ve alçak sesle konuşuyordu. Oysa ki o Nazlı'dan yüksek sesli ve abartılı mimiklerle konuşmalara alışıktı. Dört gün olmuştu Nazlı'dan ayrılalı. Başta çok üzülmüştü. Hatta kahrolmuştu. Ama bugün markette görmese aklına bile gelmeyecekti. Hani aşıktı. Aşk bir kaç günde unutulacak bir şey miydi? Kerem değil miydi Nazlı için onca sıkıntıyı çeken. Onun için dünyayı yerinden oynatırım diyen adamdan onun için parmağını bile kıpırdatmayacak birine nasıl dönüşmüştü. Hangi ara olmuştu bu. Bu kadar kısa bir sürede mi olmuştu. Yoksa uzun süredir olmasına rağmen Kerem mi görememişti. Kerem’i Nazlı dan bu kadar soğutan şey değer bilmezlik miydi? Peki ya bundan sonra ne olacaktı. Elif artık eşiydi. Hayat arkadaşıydı. Zamanla onu da sevebilir miydi? Aile olabilirler mıydı? Kerem kafasındaki düşüncelerden dolayı başının ağrıdığını hisseti. Genç kızın kıpırdanmalarından onunda henüz uyuyamadığını anladı. Karanlığa doğru “iyi geceler” dedi kısık bir sesle. Başta kızın duymadığını düşünse de biraz sonra gelen cevapla düşüncesinde haksız olduğunu anladı. İkisi de kafalarındaki düşüncelerle huzursuz bir uykuya daldılar. ******* Kerem sabah telefonunun sesiyle uyandığında saat henüz sekiz bile olmamıştı. Arayan ara sıra ona iş veren inşaat ustasıydı. Aynı zamanda evden eve taşımacılık yaptığı için inşaat ya da taşıma işi varsa ve adam eksikse Kerem'i arardı. Genç adam telefonda ki numarayı görünce iş olduğunu düşündüğü için sevindi. Uykudan dolayı tarazlı çıkan sesiyle telefona cevap verdi. "Efendim abi." "Kerem iş var yollayacağım adrese gel hemen." "Tamam abi hemen geliyorum." Elif'te telefon sesine uyanmış yatağında oturur vaziyete geçti. Kerem'in gideceğini anlayarak acele ile mutfağa girdi. Hemen Kerem'e akşamdan kalanlarla bir sandviç hazırlayıp içeri götürdü. Kerem ise zaten üstü ile yattığı için banyoda elini yüzünü yıkayarak içeri geldiğinde bir yandan eliyle saçlarını düzeltiyordu. Genç kızı elinde ekmek arasıyla beklerken bulunca şaşırdı. Keremin elindekine baktığını gören Elif sandviçi genç adama uzatıp açıklama ihtiyacı duydu. "Kahvaltı etmeden gidiyorsun diye bunu hazırladım. Yolda yersin." Genç adam annesi öldüğünden beri onun için kimse böyle bir şey yapamadığından dolayı oldukça şaşkındı. Bir de akşam aldıklarından çok bir şey kalmadığını bildiğinden dolayı Elif 'in kendini değil de onu düşünmesi genç adamı iyice afallamıştı. "Gerek yok sen ye onu başka bir şey kalmadığını biliyorum." dedi biraz mahcup biraz da şaşkın çıkan sesiyle. "Hayır var daha onlar bana yeter gerçekten. Sen çalışmaya gidiyorsun sanırım aç aç olmaz öyle." "Evet Kemal abi var sağolsun arada taşıma işi çıktı mı arıyor. Evden eve taşıma varmış iyi para veriyor. Gelirken ben tahta parçası falan alırım soba için. Elektriği de halletmeye çalışırım ama para durumuna göre bakarım çünkü yiyecek daha önemli." Elif zorla sandviçi Keremin eline tutuşurdu ve basta çelişki de kalsa da valizine doğru yürüdü. En altlara doğru sakladığı bir miktar parayı çıkarıp Kerem'e uzattı. Çelişki de kalmasının sebebi bu parayı belki Kerem onu istemez de evden kovarsa diye saklıyordu. Fakat genç adamın akşam yaptığı konuşma sonrasında vermesinde bir çekince görmemişti. Zaten az bir miktardı. Bunu da babasının ve Kenan'ın pantolonlarında ya da sağ da solda unuttukları paralarla toplayabilmişti. "Çok bir şey değil ama bir iki gün idare eder bizi." Kerem kaşlarını çatarak genç kızın uzattığı paraya baktı ve sert bir sesle konuştu. "İstemez. Ben gidiyorum işte çalışmaya paran sende kalsın." deyip arkasını dönüp odadan çıktı. Elif'se arkasından baksa da ayakkabılarını giyerken ona yetişti. "Lütfen alır mısın. Zaten azıcık bir şey . Hem hani artık aileydik. Aile arasında senin benim mi olur." Kerem şaşkınlıkla tek kaşını kaldırarak Elif’e baktı. Ondan böyle bir tepki beklemiyordu. "Tamam ama sende kalsın kendin ne istersen ona harca." "Yapamam. Henüz evden çıkmaya hazır değilim. Lütfen al şunu." Elif’in sessiz ama sert bir şekilde söylediği sözlerle genç adam duraksadı. Genç kızın elindeki parayı istemeyerekte olsa alarak cebine koydu. "Tamam o zaman görüşürüz akşama. Bir şey diyor musun?" "Yok demiyorum." "Sedat ta telefon var oradan çaldırırsınız bir şey olursa. Hadi eyvallah." diyip kapıdan çıktı. Elif arkasından öylece bakakalmıştı. Daha sonra sabah ayazında üşüdüğünü fark edip odaya koşar adım girerek halâ sıcaklığını kaybetmemiş yatağına girdi. Şimdi babasının evinde olmuş olsaydı Hacer tepesine çoktan dikilmişti. Evet henüz alışamamıştı bu eve halâ tedirgindi. Ama kendisiyle baş başa kalmayı çok sevmişti. Dileği zaman yataktan kalkıp istediği zaman yemek yiyip temizlik yapıp kitap okuyabilir ya da çizim yapabilirdi. En önemlisi de istediği an dışarı çıkabilirdi. Bunları düşünmek bile onun için büyük bir sevinç kaynağıydı. Yapabileceklerini düşündükçe içi içine sığmıyor adeta heyecandan çığlık atmak istiyordu. Kendine daha fazla tutamayarak ufacık bir çığlıkla birlikte kahkaha atmaya başladı. İşte bu kadar basitti Elif'i mutlu etmek. Evet evliydi birine yine bağlıydı ama Elif esaretten kurtulmuş gibi kendisini özgür hissediyordu. Bazı insanlar için çokta önemli olmayan şeyler onun için yaşam kaynağı gibiydi. Özgürce dolaşmak, yemek yemek, uyumak, kitap okumak, film izlemek, bir şeylerle meşgul olmak ona verilmiş en büyük hediyeydi sanki. Çoğu zaman farkında olmadığımız ama hayatımızın en önemli şeyi özgürlüktür ve biz bunu elimizden gidene kadar maalesef farkına varamıyoruz. Tıpkı hastalıktan önce sağlığımızın, açlıktan önce tokluğumuzun, kargaşadan önce sakinliğin ve boş vakitlerimizin kıymetini bilmediğimiz gibi. Elif ise bütün bunlara çocukluğumdan beri sahip olamamıştı. O yüzdendi şimdi içinin içine sığmaması. Biraz daha yatakta keyif yaptıktan sonra kalkıp banyoda rutin işlerini halletti. Ev çok soğuk olduğu için çok üşümüştü. O yüzden montunu hiç çıkarmadan mutfağa gidip kalan yiyeceklerden bir şeyler atıştırmıştı. Daha sonra da evi toplayıp dün tam olarak bitiremediği temizliğini yapmaya başladı. Bütün işi bittikten sonra yorgunca koltuğa oturup bir süre sessizlik içinde dinlendi. Daha önce defalarca okumuş olduğu kitabını alarak okumaya başlayacağı sırada çalan kapıyla irkildi. Kerem olamazdı. Çünkü anahtarı vardı diye düşünürken Kenan'ın uğursuz sesini duydu kapının arkasından. "Aç kız kapıyı evde olduğunu biliyorum kocanın olmadığını da." deyip daha sert bir şekilde kapıyı çalmaya devam etti. Elif ise korku ile kapıya doğru yavaşça yaklaştı. Sesiz bir şekilde beklemeye başladı. Eğer Kenan evde olmadığına inanırsa giderdi belki. "Lan aç şunu kırdırtma bana. Bu kıytırık kapı mı koruyacak seni benden? Aç lan." deyip kapıya tekme atınca menteşelerinden oynayan kapı genç kızın aklını almıştı. Korkudan ne yapacağını bilemeden bir ileri bir geri yürüyordu. Kenan ise kapıya vuruşlarını iyice şiddetlendirmişti. Elif korkudan ağlamaya başladığı sırada dışarıdan duyduğu sesle birlikte Kenan kapıya vurmayı kesti. "Hayırdır abi ne diye vuruyorsun kapıya." dedi Sedat. Karşıdaki evlerinden duymuştu gürültüyü. Camdan baktığında Kenan’ın kapıyı zorladığını görünce bir hışım dışarı çıkmıştı. Zaten abisi de sabah gitmeden tembihlemişti Elif’e göz kulak olması için. "Sana ne lan kardeşimin evine geldim hesap mı vereceğim. Sen kim oluyorsun." dedi sinirden kararmış bir yüzle. "Boşuna çalma Elif abla evde yok. Ayrıca ne o öyle alacaklı gibi çalıyorsun. Madem abisisin adabıyla bir iki kere çal git ne diye mahalleyi inletiyorsun." dedi Sedat diklenircesine. "Bana bak lan alırım seni ayağımın altına sen ne karışıyorsun." deyip Sedat'ın yakasından tek eliyle tuttu. Tam elini kaldırıp vuracaktı ki bacağında ve kolunda hissettiği acıyla inleyerek çocuğu geri bıraktı. Selim abisinin başının dertte olduğunu görünce evdeki demir sopayı ve köpekten daha çok ısırmayı seven küçük kardeşini alarak abisine yardıma koşturdu. Selim sopa ile Kenan'ın koluna vururken. Seda da bacağını ısırdı. Kenan ne olduğunu anlamadan küçük kızın çığlıkları bütün mahalleyi adeta inletti. "İmdaaaaaaatttt!!!!!!!! Adam öldürüyorlar!!" Mahallelinin sokağa çıkmaya başladığını gören Kenan işin renginin değiştiğini görünce arkasına bile bakmadan oradan uzaklaştı. İşaret parmağını siz görürsünüz gibisinden tehdit eder gibi sallamıştı. Selim ve Seda birbirlerine gülerek çak yaparken. Sedat elleri belinde kaşlarını çatmış bir şekilde kardeşlerine bakıyordu. Bunu fark eden Selim bütün masumluğunu takınarak ellerini iki yana açtı. "Ne? Ne oldu ki niye kızdın." "Yahu siz niye karışıyorsunuz? Hadi sen geliyorsun bunu niye getiriyorsun." diyerek kız kardeşini gösterdi. Selim cevap veremeden Seda ellerini beline koyarak direk çemkirme moduna geçti. "Bu denmez bi kerem çok ayıp. Hem abilerim kavga ederken ben gelmezsem daha ayıp olurdu. Ayrıca benim çene gücüm hiç biriniz de yok." "Ona ne şüphe." diyerek ağzında mırıldandı Sedat ama yine de kardeşlerine sarılarak teşekkür etti ve onları eve yolladı. Kendisi de yavaş bir şekilde az önce Kenan'ın yumrukladığı kapıyı çaldı. Elif tekrar o pisliğin geldiğini düşünerek korksa da kapının arkasından gelen sesle rahat bir nefes verdi. "Abla benim Sedat. Gitti o adam." Elif yaslandığı duvardan ayrılarak gözlerini kuruladı ve kapıyı açtı. Karşında bulduğu çocuk yıllar öncesinde ki sima ile aynı gibi olsa da bir o kadar da değişik gelmişti. Sedat gülümseyerek gözleri ve burnu kızarmış olan kıza baktı. Onun içinde tuhaf bir durumdu. Çünkü en son beş yıl önce konuşmuşlardı. "Abla beni hatırladın mı?" dediğinde Elif başını olumlu anlamda salladı. "Tek arkadaşımı nasıl unuturum." Sedat gülümsedi ve hiç düşünmeden Elif'e sarıldı. Boyu geçen seneler içinde uzadığı için genç kızın boyunu bile geçmişti. Elif geri çekilerek Sedat ı baştan aşağı süzdü. "Ne kadar büyümüşsün resmen koca bir adam olmuşsun." "Sende hala çok güzelsin ama boyun hala aynı." dedi gülerek. Elif"te bu sıcacık gülümsemeye eşlik etti. Sedat bir anda ciddileşerek Elif ‘in gözlerinin içine baktı. "Sen iyi mısın abla." "İyiyim canım merak etme." dedi Elif çocuğu ikna etmeye çalışırcasına gülerek. "O şerefsiz bir daha rahatsız edemez seni ben söylerim Kerem abiye." "Sakın Sedat lütfen bugün Kenan'ın geldiğini bilmesin Kerem." Sedat kaşlarını çatarak genç kıza baktı. "Neden abla? Bu herif eskiden sana onca eziyet etti. Kim bilir geçen senelerde neler yaptı. Belli sen de korkuyorsun. Söyleyelim abime halletsin." dedi kendinden emin bir şekilde. "Lütfen Sedat benim yüzünden başı belaya girmesin. Bir daha gelmez o gelirse de ben hallederim üzülme sen." Sedat kararsız kalsa da başını salladı. "Tamam abla ama bir daha olursa söylerim haberin olsun. Hadi gel bize götüreyim seni. Annem merak edip duruyordu. Evlendiğinizi öğrenince çok sevindi. Hem bizim soba yanıyor ısınırsın biraz." Elif kararsız kalsa da evde tek başına soğukta durmaktan daha iyi olacağını düşündü. "Olur ama benim anahtarım yok. Hem ya Kerem kızarsa?" "Yok abla neden kızsın. Ben mesaj atarım ona." "Tamam o zaman gidelim." Diyip kapıyı çekti ve bakışlarını hiç kaldırmadan Sedat'ın kolunu sımsıkı tutarak birlikte karşıdaki eve girdiler. Kerem üç saattir hiç durmadan eşya taşıyordu. Sırtı ve kolları ağrısa da umursamadan devam etti işine. En sonunda bütün eşyalar eve taşındıktan sonra derin bir nefes alıp söyle bir etrafına bakındı. “ Ne ev ama" Dedi. Bahçesinde orman manzarası olan doğa ile iç içe havuzlu dublex bir evdi. Henüz tam taşınmamalarına rağmen ev sıcacıktı. Kendisi asla böyle bir evde yaşayamayacaktı. Gerçi genç adamın zaten bu kadarında gözü yoktu. Ona damı akmayan sıcacık bir ev olsa yeterdi. İçinde Elif ile birlikte mutlu oldukları sıcak bir ev. Kerem ne ara hayallerinde Elif'e yer verdiğini merak etse de üzerinde durmadı. Kemal'in ona seslenmesiyle kendine gelerek adama döndü. "Hadi Kerem bitti gidelim artık." Kerem başını sallayarak adamı takip etti ve yük taşıdıkları kamyonun önünde durdu. Kemal cebinden bir miktar para çıkarıp Kerem'in eline saydı. Her zaman aldığından eksik alan genç adam kaşlarını çatarak Kemal'e baktı. "Abi bu her zamankinden az." "Her zamankine göre daha kalabalıksınız da ondan." "İyi de normal bir evin üç katı eşya vardı bu evde." "Beğenmiyorsan gelme aslanım bizde durum bu. Hadi oyalama bizi iki evi daha taşıyacağız." "Neden gün sonunda vermedin o zaman parayı?" "Sen gelmiyorsun. Diğer evler küçük, eşya az. Bizimkiler hallederler orayı." "Anladım. Başka bir iş olursa haber edersin dimi?" "Var zaten bu hafta çok doluyuz haber bekle benden. Hadi eyvallah görüşürüz." diyerek kamyona bindi. Kemal iş vermesine verirdi ama burnundan da getirirdi adamın. Bir kere düşmeye gör. Herkes tekmeliyordu. Bu işi kardeşleriyle birlikte yaptığı için onları ezdirmez bütün iş yükünü Kerem'e yükler en az parayı da ona verirdi. Genç adam da el mecbur bir şey diyemezdi. Kerem kafasını gökyüzüne doğru kaldırdı ve sakinleşmek için derin bir nefes aldı. "Allahım isyan etmek istemiyorum ama seni bu kadar kızdıracak ne yaptım ben. Ekmeğin üzerine bassam ancak bu kadar yokuş aşağı giderdi her şey." Kerem kafasını eğip söyle bir etrafına bakındı. "O değilde ben buradan mahalleye nasıl döneceğim acaba. İnsan bir meydana falan bırakalım der. Neyse oğlum Kerem yürü tabana kuvvet." diyerek yürümeye başladı. İş yükünün üzerine o kadar uzun süre yürüdü ki mahalleye ulaştığında resmen ayaklarının altı su toplamış soğuktan ellerini ve yüzünü hissedemez olmuştu. Mahalleye varır varmaz ilk işi elektrik faturasını ödemek olmuştu. Sonrasında ise biraz alışveriş yapmış ve soba da yakmak için tahta parçaları almıştı. Parası neredeyse bitse de evine bir şeyler almak birisinin onu beklediğini bilmek hoşuna gitmişti. İçine dolan huzurla evine doğru gidiyorken huzurunu kaçıran kişi köşeden dönen Nazlı ve Mert oldu. El ele tutuşmuş bir şekilde gülüşerek konuşuyorlardı. Nazlı'nın sesi yine mahalleyi inletiyordu. Geçen hafta onu rahatsız etmeyen ses şimdi resmen tüylerini havaya kaldırmıştı. Onlara bakmadan yanlarından geçse de Mert’in sesi onu durdurdu. "Hayırdır Kerem selam da mı yok?" "Selam Mert. Güle güle Mert." dedi umursamaz bir tavırla. Yoluna devam edecekken bu sefer cırtlak sesiyle Nazlı girdi araya. "Aman bırak şunu aşkım ya ne selam veriyorsun." Mert genç adamın elindeki alışveriş poşetlerini görünce alaycı bir şekilde güldü. "Paran olmadığında borçla bizden alıyordun her şeyi. Hayırdır şimdi böyle mi oldu?" "Sana borcu mu var bunun hayatım." "Ne borcu lan! Benim borcum falan yok buna. Para benim değil mi istediğim yerden alırım bakın işinize hadi!!" dedi ve arkasında konuşanları umursamadan yola devam etti. Evinin olduğu sokağa girmek üzereyken Sedat 'ın ona doğru koştuğunu gördü. Sedat hemen genç adamın sırtında ki çuvalı alarak söylenmeye başladı. "Eh be abi ne diye aramıyorsun beni gel diye yardım ederdim yorulmuşsundur." "Senin nerden haberin oldu lan yine. Hayırdır bir tarafıma cip mi taktın mahalleye girer girmez dibimde bitiyorsun." "Ayıp ediyorsun abi ben sana ekip sağlam derken şaka yapmıyordum. Kömürcünün çırağı mesaj atmış abin geldi yükü çok yardıma gel diye. Hepsi tembihli abi seninle ilgili bir durum varsa hemen haber veriyorlar bana." "Allahım ya rabbim herife bak ya resmen teşkilat kurmuş." Sedat gülerek karşılık verdi. Ama bir süre sonra ciddileşerek Kerem’e baktı. Genç adam çocuğun önemli birşey söyleyeceğini anlayarak adımlarını durdurup yüzünü Sedat'a döndü. "Öt bakalım var bir karın ağrın." dedi çattığı kaşların altından bakarak. "Abi aslında Elif abla söyleme dedi ama benim senden gizli bir şeyim olmaz o yüzden diyeceğim." Kerem gerilse de dinlemeye devam etti. "Elif ablanın abisi var ya Kenan bugün kapıya dikildi ama görmem lazım inletti resmen mahalleyi kapıyı açsın diye. Elif abla da açmayınca kapıyı zorlamaya başladı. Sonra ben çıktım işte hayırdır falan benim de üzerime geldi. Benim arkamdan bizim canavarlar çıkınca baktı millet toplanıyor bu topuk kaçtı." "Ne diyorsun oğlum sen anlamadım. Kenan ne diye bizim kapıya dayandı hadi o dayandı Elif neden açmadı." "Orasını yengeye sorarsın abi ben bilmem." Dedi Sedat omzunu silkerek. "Yenge mi? Yenge ne lan!" "E yalan mı değil mi?" "Oğlum git asabımı bozma benim. Neyse sen yine de göz kulak ol olur mu? Muhtemelen birileri bir şey demiştir oda hıncını çıkartmaya gelmiştir." "Dövüyorlardı zaten abi kızı. Belki de ondan geldi yine." Sedat ağzından kaçırdığı şeyin farkındalığıyla gözlerini kaçırdı. Kerem hiddetlenerek kaşlarını çattı. "Yavaş gelsinler. Kimse Elif'in kılına bile dokunamaz artık. O kim oluyor lan! Ben konuşurum onunla ama bak sana da söylüyorum gözünü dört aç. Kimse benim karıma zarar veremez." Keremin sahiplenme ekiyle kurduğu cümleden sonra Sedat genişçe sırıtmaya başladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD