Kerem evden çıktığında önce yüzünü gökyüzüne doğru kaldırıp derin bir nefes aldı. Daha sonra hüzün çöken bakışlarıyla karşı eve bakmaya başladı. Sedat ve ailesi orada oturuyordu. Kendi evi gibi o evde içler acısıydı. Ama onu üzen o evde çocukların ve hasta bir kadının yaşamasıydı. Sedat olmasa muhtemelen hepsi açlıktan ölürlerdi.
Bir süre daha baktıktan sonra yola koyulmuştu ki. Karşı evden elinde ki montu giyerek çıkan Sedat onu durdurdu.
" Abi bir şey mi oldu?"
Kerem kaşlarını çatarak çocuğu başıyla işaret etti.
"Ne işin var senin bu saatte evde? Kahveye niye gitmedin?" dedi. Sedat annesi hastalandığından beri bir çok işte çalışmıştı. Fakat yaşı küçük olduğu için ya parasını vermiyorlardı ya da üç kuruşa çocuğun canına okuyorlardı. Bu durum da eğitimini etkilemeye başlamıştı. En son Kerem el atmıştı işe daha fazla dayanamayarak. Namık ile konuşmuş çocuğun okul çıkışı yanın da çalışması için ricacı olmuştu. Namık'ın pek gönlü olmada da adamın ısrarıyla tamam demişti. Ama adı gibi biliyordu ki Namık bir hinlik yapacaktı ki Sedat'ın başını öne eğmesiyle Kerem korktuğunun olduğunu düşündü.
"Ne oldu lan anlatsana!" dedi çocuğa çıkışarak. Sedat söyleyip söylememek konusunda kararsız kalsa da bu durumu daha fazla erteleyemeyeceğinin bilinciyle gerçeği söyledi.
"Abi Namık işten kovdu."
"Ulan var ya ne şerefsizmiş lan bu herif. Nasıl görememişim yıllardır. Nasıl yapar oğlum sana bunu. Bilmiyor mu durumunu? Üç kuruş para veriyor zaten. Gözüne çok mu gelmiş? dedi sinirden sert çıkan sesiyle. Sedat ise karşısında ki adamın ne kadar fevri ve sinirli olduğunu bildiği için durumu yumuşatmak adına konuşmaya devam etti.
"Boşver abi zaten senin sayende duruyordum orada."
"Ne benim sayemde. Sen kendi emeğinin hakkını alıyordun. Boşuna beni yumuşatmaya çalışma! Ne olduğunu anlat düzgünce." dediğinde Sedat sıkıntıyla içine derin bir nefes çekerek olanları anlatmaya başladı.
"Senin onlara gittiğinin ertesi günü, okuldan çıkınca kahveye gittim. Bu yardımcısı var ya o gelmiş. Bana artık sana ihtiyacım yok dedi. Bir de ... " deyip utanırcasına duraksayınca Namık ‘ın lafını sakınmadığını anladı Kerem.
" Bir de ne?" Dedi uyarı dolu bakışlarıyla çocuğa bakarken. Anlatmaya devam etmesi için bir uyarıydı bu.
" Abi boş...."
"Sedat!" diye bağırdığında çocuk başını kaldırarak gözlerinin içine baktı hüzünle.
"Yıllardır bir iti doyurdum yediği kaba pisledi. Bir it daha besleyemem dedi."
Sedat cümlesini bitirdiğinde Kerem adeta sinirden kuduran bir canavarın içini yaktığını hissetti.
"Siktiğimin puştuna bak lan. Yıllardır ne kazandıysam onlara yedirdim. Ulan içeride ettiği yardımları benim ona biriktir diye verdiğim paralarla yaptı. Şurada altı aydır işsizim üç kuruş paraya dünyanın işini yaptırdı. Bu muymuş yardım etmek. Sikerim lan onun belasını kime it diyor o!" deyip bir hışım kahveye doğru hızlıca yürümeye başladı.
İçinde barındırdığı tüm öfkeyi dışarı çıkarmak istiyordu.Sedat arkasından seslenerek durdurmaya çalışsa da pek başarılı olamıyordu.
"Abi gözünü seveyim sakin ol lütfen. Bak bir delilik etme yalvarırım."
Kerem hiçbir şey duymuyor Sedat'ın yalvarmalarını dinlemiyordu. Çocuk genç adamı durduramayacağını anlayarak arkasından bağırdı.
"Yine mi bırakacaksın beni!"
Kerem duyduğu korku dolu sesle olduğu yerde durdu. Adamın durmasını fırsat bilerek hızlıca konuşmaya devam etti Sedat.
"Kimim kaldı abi benim senden başka sırtımı yaslayabileceğim. Ne olur artık sakin ol! O herife bir şey yaparsan şikayet eder seni. Sabıkalısın dinlemezler alırlar içeri. Yıllar önce bıraktığında annem vardı. Artık onun da dermanı yok. Bizim senden başka kimimiz var. Hem artık sadece ben yokum. Elif abla var onu nasıl yalnız bırakacaksın?" Çocuk sözlerini bitirdiğinde nefes nefeseydi.
Kerem eşinin adını duymasıyla hızlıca Sedat'a döndü.
"Sen nerden biliyorsun lan evlendiğimi." dedi şakayla karışık kaşlarını çatarak. Sedat'ın ağlamaklı çıkan sesi kalbini paramparça etmişti. Bu yüzden aralarında oluşan ağır havayı dağıtmak için alayla sormuştu soruyu çocuğa.
"Bilirim ben. Hem mahallede duymayan kalmadı. Kahvede söylemiş Baki amca eee malûm erkekler kadınlardan daha dedikoducu olunca her yere yayıldı." dedi adamın sakinleştiğini görünce rahatlayarak. Kerem burnundan nefes veririr gibi gülmüştü acıyla.
"Ulan millet benden önce öğrenmiş evleneceğimi iyi mi? Ben bile sabah verdim kesin kararımı." Dedi mırıldanarak
"Elif abla iyi birisidir abi ben çok sevindim." dediğinde Kerem ciddi bir ifadeyle kaldırıma oturdu ve yanına vurarak çocuğun da oturmasını istedi. Sedat yerlerin kar olmasından dolayı başta tereddüt etse de öz abisi gibi sevdiği adamın yanına oturdu.
"Sen nerden tanıyorsun ki Elif'i? " diye sordu meraklı bir sesle. Kızın adını ilk defa sesli söylemişti. Bu biraz tuhafına gitse de önemsemedi.
"Senin gibi onun da iyiliği çok dokunmuştur bana okulda az karnımı doyurmadı benim. Ama eve kapatıldığından beri görmedim hiç onu."
Kerem anladığını belli edercesine kafasını salladı. İçinde tuttuğu sıkıntısını paylaşabileceği tek kişi Sedat'tı. Derin bir nefes aldı ve başını havaya kaldırarak gözlerini kapattı.
"Kardeşim benim durumum belli. İş yok, para yok. Ev desen varla yok arası buz gibi yakacak yok. Ben kendime zor yeterken ne yapacağım şimdi nasıl bakacağım ona. Öfkeyle kalktım ama zararı sadece bana olmayacak kıza da olacak yazık değil mi lan. " dedi hüzünle başını öne eğerek.
"Abi sen onun nasıl bir hayat yaşadığını biliyor musun? Belki aç kalacak, belki üşüyecek ama en azından şiddet görmeyecek abi. Sen bir kadına el kaldırmazsın. Eski evinde her gün dayak yiyordu. Söylemezdi ama yazın bile uzun kollu giyerdi. Ufacık bir harekette hemen kendini sakınırdı."
Kerem çocuğun anlattıklarıyla kaslarını çatmıştı. Demek asi bakışlarının arkasında yaralı bir kız çocuğu vardı. Tıpkı kendisi gibi..
"Sen baya tanıyorsun Elif'i. Ben seninle hiç görmedim onu."
"Gördün abi hem de kaç kere ama gözün de gönlün de başkasındaydı." dedi gozlerini kaçırarak. "Hem ben mahallelinin onun hakkında söylediklerine de inanmıyorum. Emin ol o bu mahallenin en namuslu insanıdır. Yıllarda birlikte okula gidip geldik. Lise de erkekler buna az sulanmazlardı ama o başını bile yerden kaldırmaz kimseye pas vermezdi."
"Ne demek lan sulanmak falan almayayım ayağımın altına seni" deyip yavaş bir şekilde çocuğun kafasına vurdu gülen bir yüzle. Daha sonra ciddileşerek konuştu.
"O muhabbet ayrı can sıkıyor zaten ama neyse Allah büyük vardır bir bildiği. Hadi kalk vallaha soğuk çekecez oturduk buraya hiç demiyorsun abi üşürsün götün donar diye"
"Ne bileyim abi sen otur dedin."
"Ben gidiyorum evde bir şey yok. Cepteki para az kaldı ne olursa alacağız artık bir şeyler sizin ekmeğiniz var mı?"
"Var abi merak etme bizim fakir aylığı yeni yattı istersen..."
- Hayır! Gerek yok hallederim ben. Gir içeri üşüme daha fazla hadi eyvallah." dedi itiraz istemez bir tonla.
"Eyvallah abi."
Kerem mahalle marketine doğru yola koyulduğunda yanından geçtiği bir kaç mahalleli ona bakarak aralarında konuşuyorlardı. Sedat’ın söylediği gibi herkes öğrenmiş olmalıydı. Kerem çok fazla takılmadan mahallenin marketine girdi ve gördüğü kişi karşısında istemeden de olsa yumruklarını sıktı. Nazlı ve annesi marketin oğlu ile sohbet ediyorlardı. Nazlı her zaman ki gibi kahkalar atarak yüksek sesle konuşuyordu. Eskiden onu rahatsız etmeyen bu ses şimdi beynini kemiriyordu adeta.
İnsan nasıl bir varlıktı duygular nasıl bu kadar kısa sürede değişebiliyordu. Uğruna öleceği kadına iğrenerek bakıyordu. Onu ilk fark eden marketin oğlu Mert oldu.
"Hoş geldin Kerem ne lazımdı?" dedi yapmacık olduğu bir gülümsemeyle. Namık bilmese bile mahallenin bir çoğu Nazlı ve Kerem'in sevgili olduklarını biliyordu. Nazlı her ne kadar gizli tutmaya çalışsa da Kerem'e göz süzen mahalledeki kızlara hava atmaktan kendini alamadığı için bir çok kişi duymuştu bu durumu. Tabi yıllar önce Kerem'in Nazlı'yı korumak için adam yaraladığı da bilindiği için anlamamaları aptallık olurdu. Mert de bu ilişkiyi bilenlerdendi. Fakat Kerem'e hava atar gibi Nazlı'nın omzuna elini atması bu ilişkiyi önemsemediğini gösteriyordu.
"Ben alırım alacağımı sen devam et." Dedi adam manidar bir şekilde. Daha sonra reyonların aralarında dolaşmaya başladı. Elinde ki paraya uygun ir şeyler bulması çok zordu. Alacağı şeyler hem karın doyurmalı hem de bir kaç gün de olsa onları idare etmeliydi. Ancak etiketlerde ki fiyatları görünce bunun pek de mümkün olmayacağını anladı. Öfkelenmişti yine çaresizliğine. Zatenhali hazırda ayağa kalkan sinirleri duyduğu ses ile iyice tepesine çıktı. Nezaket o kadar yüksek sesle konuşuyordu ki markette olan herkes onları dinliyordu.
"Ee oğlum konuştun mu babanla? Ne zaman geleceksiniz kızı istemeye? Hayırlı işlerde acele etmek lazım." Ağzını yaya yaya yüksek sesle konuşması Kerem'e duyurma çabasından başka bir şey değildi.
"Bugün Namık amca ile konuşacaktı Nezaket teyze." dedi Mert de onun oyununa katılarak.
"Ayol ne teyzesi? Anne de artık bana. Artık akraba sayılırız."
"Tamam Nezaket anne."
"Heh şöyle aferin." dedi bütün marketi inleten kahkasıyla.
Nazlı ise bu süre boyunca Kerem'i gözetlemekle meşguldü. Kolunun altına girdiği Mert'e belli etmeden reyonların arasında dolaşan adama bakıyordu. Bütün mahalle gibi o da evlendiğini duymuştu. Hem de o mahallenin elinin kiriyle. Tam layığıydı gercekten. Zaten aklı olan biri bu çulsuz ipsiz sapsız adamla evlenmezdi.
Başta ondan kurtulduğuna sevinse de içinde bir yerler çocukluğundan beri yanında olan adamı kıskanmıştı da. Kendilerine doğru gelen adamı fark ettiğinde ise intikamını almak ister gibi daha da sokulmuştu Mert'e. Ama Kerem ona gözünün ucuyla dahi bakmadan kapıya doğru yönelmişti. Kıskanmasını istediği adamın umurunda bile değildi.
Onlar kendi aralarında konuşmaya devam ederken Kerem ise sakin olmaya çalışıyordu. Kızgınlığı tamamen kendineydi. Bunca yıl nasıl olur da bu kadar kör kalmıştı her şeye. Tamam Nezaket'in huyunu bilirdi ama Nazlı da böyle biri miydi gerçekten. Bu kadar mı aptaldı? Gözünün önünde olanı göremeyecek kadar mı aklını yitirmişti? Mert ile olan yakınlığına bakılacak olursa bir kaç günlük bir ilişki değildi. Derin nefes alıp sinirlerine hakim oldu ve çıkışa doğru ilerledi. Çıkışı için mecbur kasanın önünden geçecekti yine. Hiç bir şey demeden gidiyordu ki Mert yine durdurdu onu.
"Hayırdır Kerem aradığını bulamadım mı?" diye sordu manidar bir şekilde.
Kerem tam cevap verecekken Nazlı araya girmişti.
"Bulmuştur da parası yetmemiştir almaya." dedi kahkaha atarak. Kerem kızın yüzune bile bakmadan kapının kulpunu tuttu.
"Bana bak bir şey mi çaldın yoksa sen?" dedi Nezaket. Sesinde ki suçlayıcı ton adamı daha da sinirledirmisti.
Siniri iyice tepesine çıksa da sakinliğini korudu ve gülerek Nezakete döndü. Gözlerinde ki korkunç ifade Nezakete geri adım artırmıştı.
"Hırsızlık senin işindir Nezaket Hanım bu konuda tecrüben yadsınamaz."
Nezaket genç adamın geçmişe yönelik yaptığı imalı sözleriyle adeta mosmor olmuş bir şekilde kaldı. Kerem ise cevap beklemeden oradan ayrıldı. Kapının önünde bir kaç saniye bekledikten sonra bir üst sokakta ki ucuz olan zincir markete gitti.
Elif ise Kerem gittikten sonra nereden başlaması gerektiğini planlayarak işe koyuldu. Önce hava ne kadar soğuk olursa olsun evi havalandırmak istediği için bütün camları açtı. Daha sonra Kerem'in olduğunu düşündüğü kirden rengi bile belli olmayan yastık ve battaniyesini, koltukla bütünleşmiş olan örtüyü yüzünü buruşturarak kaldırdı. Etraftaki bir kaç kirli çamaşır ve yerdeki neredeyse siyaha dönüşmüş olan kilimle birlikte banyo kapısının önüne koydu.
Banyoya girdiğinde ise buradaki manzara daha içler acısıydı. İçerisi hafif karanlık olduğu için eli ışığa gitti ama anlaşılan Kerem şaka yapmıyormuş. Çünkü gerçekten elektrikler yoktu. Bir süre duraksadıysa da işine yarar bir şey bulamadığı için oradan çıkıp mutfağa yöneldi. Tezgâhın altında ki perdeyi biraz çekinerek kaldırdı ve aradığı leğeni bularak kirlileri çamaşır leğenine bastı. Su soğuk olduğundan dolayı zor olacaktı ama Elif bunu önemsemedi. Onun için önemli olan tek şey temiz olmasıydı.
Kirlileri suda belirtirken odaya geri döndü. Öncelikle masadaki yemek artıkları ve çöpleri toplayarak mutfağa götürdü. Daha sonra sobayı temizlemeye girişti. Uzun zamandır yakılmadığından olsa gerek çok dolu değildi ama yine de mutfaktan çıkılan bahçede boruları ve sobayı bir güzel temizledi. Elif hiç durmadan arı gibi çalışıyor ve hiçbir şey düşünmüyordu. Çünkü düşünürse nerede olduğunu idrak edip panikleyecekti. Onun için bundan sonraki hayatını düşünmektense kendini yıpratırcasına temizlik yapmak en iyisiydi.
Soba ile işi bittikten sonra yerleri süpürdü. Cam, kapı, masa, sandalye ve koltuklarda temizlikten nasibini aldığında Elif nefes nefese kalmıştı. En son yerleri silip odadan çıktı. Aslında duvarları da silmek istemişti ama ufak bir yerini denediğinde sıva dökülmeye başladığı için bırakmıştı.
Sonrasında aynı tempo ile mutfağa girişti. Bütün kap kaçak ne varsa Elif’in maharetli ellerinden geçiyordu. Dolaplar tertemiz olmuş mutfak adeta kendine gelmişti. Tek sorun tezgahın altındaki perdenin yıllar içinde deforme olmasından dolayı yırtılmasıydı. Şu an orası açık kaldığı için Elif biraz tedirgin olmuştu. Kerem ile ilk günden ters düşmek istemiyordu. Banyo ve küçük koridordaki işlerini bitirdiğinde saat epey ilerlemişti. Hala eksikleri vardı evin ama Elif 'ilk gün için bu kadar yeter' diye düşünerek bırakmıştı.
Saat epey geç olmasına rağmen Kerem hala gelmemişti. Gerçi bu Elif için iyi bir şeydi. Çünkü Kerem ile yalnız kaldığında olabilecekler onu korkutuyordu. Çamaşırları da bitirdiğinde oldukça bitkin düşmüştü ama nereye oturacağına karar veremedi. Çünkü sandalyelerde koltuklarda ıslaktı. Aklına gelen fikirle birlikte valizine yöneldi. Kendine ait olan iki tane nevresimi vard. Onları da valize koymuştu. Şimdilik idare edeceğini düşünerek nevresimi iki kat yapıp koltuğa yaydı ve belini tutarak koltuğa oturup Kerem'i beklemeye başladı.
Hava kararmasına rağmen Kerem eve gitmek istemiyordu. Aslında evden çıkarken ilk amacı yiyecek bir şeyler alıp geri dönmekti. Ama Nazlı ve Nezaket canını sıktığı için biraz hava alıp öyle girmek istemişti eve. Zaten aldıklarını da kıza verecek yüzü yoktu. Kafasında ki düşüncelerle yürüyerek sahile gelmişti. Hava çok soğuk olduğu için tek tük kişi dışında kimse yoktu. Kerem bankın birini montunun koluyla temizledikten sonra oturup dalgalı denizi izlemeye koyuldu. Yağan kar tıpkı ruhu gibi hızla savruluyordu gökyüzünden yer yüzüne. Kerem de tıpkı bu kar taneleri gibiydi şimdi. Varacağı yerin belirsizliği ile oradan orada savruluyordu. Elinde parası kalmamıştı. İşi yoktu. Nasıl hayatta kalacaklardı?
“Haklıydılar işte sen kim evlenmek kim ilk günden kıza aldıklarına bak” diye kendi kendine düşünüp içini yiyordu. Bir an önce şu iş meselesini halletmeliydi. Yüzünü semaya çevirerek içinden yalvarmaya başladı. Aklından geçen tek şey 'Lütfen iyi bir eş olamama izin ver, bizi senden başka kimseye muhtaç etme' oldu. Aslında buraya gelme sebebi başta Nazlı ve annesini düşünmek ya da unutmak için gelmişti ama düşünceleri sürekli yeni eşine kayıyordu.
Evi gördüğünde kötü tepki vereceğini düşünmüştü. Belki beklediğinden kötüydü ama hiç belli etmemiş aksine hemen temizlik yapmak istemişti. Aslında kendine bile belli etmese de biraz da ayak altında dolaşmamak için eve gitmek istemiyordu. Çünkü annesi temizlik yaptığı zaman babası onu da alır kahveye giderdi. Her seferinde de gülerek “aman oğlum kadın milleti temizlik yaparken ayak altında dolaşmayacaksın alimallah seni de iki arada çitileyiverir” derdi.
Kerem babasının söylediklerini düşününce yüzünde buruk bir tebessüm belirdi. Ne zamandır düşünmüyordu onları şimdi aklına gelince yine boğazında bir yumru oluşmuştu. Çok erken olmuştu vedaları ama elden de birşey gelmiyordu hayat akmaya devam ediyordu. Onu bu berbat dünya da henüz yeni büyümeye başlamış bir çocukken bırakmışlardı. Kerem de okulu bırakıp çalışmak zorunda kalmıştı. Yıllarca çeşitli işlerde tecrübe edinmişti. Üstelik bu evre de para da biriktirmişti. En büyük salaklığı ise güvenip de parayı Namık'a vermek olmuştu. Adam hapise girdiğinde ise Namık durumunun kötü olduğunu söyleyip sürekli o paradan harcamıştı. Yıllardır ona getirdiği şeyler her ne kadar çok bir şey tutmasa da Namık paranın bittiğini söylediğinde aldırış etmemiş, önemsememişti. Çünkü onlar aile gibiydi. En azından kerem öyle sanıyordu.
Bir süre daha oturduktan sonra yerinden kalkıp mahalleye doğru sakince yürümeye başladı. Çok üşümüştü ama soğuk şu an düşünebileceği en son şeydi. Bir an önce iş bulmalıydı. Madem bir halt yemiş bu yola çıkmıştı o kızı zor durumda bırakamazdı. O da isterdi çalışmayı asla işten kaçan biri olmamıştı. Hiç gocunmadan her işin altından kalkmıştı. En son oldukça elit bir restoran da çalışıyordu ve güzel de bir işi vardı ama Nazlı için bir anlık sinirle yapmaması gereken ve şu an deli gibi pişman olduğu bi şey yapmıştı. Kafasında ki düşüncelerle boğuşurken mahalleye girdiğini de kahvenin önünden geçmek üzere olduğunu da fark etmemişti. İlerlemeye devam ederken kahvenin önünde sigara içen Salih amcanın sesi Kerem'i kendine getirdi.
"Oooo Kerem nasılsın aslanım hayırlı olsun evlenmişsin." Kerem Sedat'ın da dediği gibi bütün mahallenin evliliğinden haberi olduğunu anladı. Yanında Namık ile birlikte sigara içen adamında gevrek gevrek gülmesinden belliydi.
"Sağol Salih amca."Dedi gayet düz bir sesle ve yürümeye devam etti.
"Ala ala o karıyı mı aldın kendine oğlum bulamadın mı başka birini?" Dedi Salih ve Kerem daha cümlesini idrak edemeden Namık lafa girdi.
"E ne olacaktı ya. İpsiz sapsız herife kim kız verir bu zamanda. Anca o kadın gibi bütün mahallenin üstünden geçtiği birini bulurdu." Ağzını yaya yaya söylediği cümle Kerem'in sinirden kanını kaynatmıştı sanki. İçinde iplerini sıkı sıkıya tuttuğu canavarı çoktan serbest bırakmıştı. Daha ikisi de ne olduğunu anlamadan Kerem kendisine yakın olan Salih'e kafayı gömmüş Namık 'ın da çenesine yumruğu çakıp yakasına yapışmıştı bile.
"Ne diyorsunuz lan siz! Ağzınızı toplayacaksınız. Size mi kaldı lan benim namusuma dil uzatmak! Ulan siz çok hırlı boksunuz sanki. Keraneden çıktığınız mı var lan sizin! Gelmişsiniz bana burada namus davası yapıyorsunuz." dediğinde Namık ‘ın yüzü korkudan bembeyaz olmuştu. Salih ise çoktan kanayan burnunun derdine düşmüştü.
Kahvedekilerin hepsi gürültü ile birlikte dışarı çıkınca Kerem'in söylediklerini duymuşlardı. Namık 'ın korkusu Kerem'in ona vurması değildi. Söyledikleri doğru olduğu için karısının kulağına gitmesinden korkuyordu. Bu korkusu kızarmaya başlayan çenesinin acısını bile unutturmuştu. Nereden çıktığı belli olmayan Kenan bir anda Kerem'i kolundan tutup Namık'tan uzaklaştırdı. Ama Kerem o kadar kızmıştı ki Kenan neredeyse Kerem kadar uzun ve iri olmasına rağmen adamı zor zaptediyordu.
"Konuşsanıza lan niye sustunuz! Kendi yediğiniz haltlara bakmadan başkasına dil uzatmak kolay dimi!"
"Tamam Kerem sakin ol. Hem alışman lazım bu tarz laflara biz yıllardır böyle yaşıyoruz."
Kerem Kenan'ın sözde teselli cümlesiyle iyice sinirlenip kendini elinden kurtardı ve bu sefer Kenan ‘ın üzerine yürüdü.
"Ne alışacağım lan! Bunlar senin kardeşine laf atıyor sende ağızlarının payını vermiyorsun ondan sonra adamım diye dolaşıyor musun ortalıkta!"
"Ne yapalım yani her laf atanı dövelim mi? Ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler.
"Ulan benim karıma laf atan herifin ateşi de ben olurum cehennemi de! O duman hiç bir yerden çıkamaz. Gerekirse laf söyleyen herkesi tek tek sustururum."
Kerem bir yandan göz dağı vermek ister gibi etraflarında toplanan herkesin gözünün içine bakarken bir yandan da Kenan'ın üzerine yürüyordu. Tam bu sırada mahallede oturan ve semt karakolunun komiseri olan Murat araya girerek Kerem'i durdurdu. Murat Kerem'i sabıkalı olmasına rağmen çok severdi. Mert delikanlı bir adamdı ve bir anlık sinir uğruna içeri girdiğini de biliyordu. Sakin bir şekilde burnundan soluyan Kerem'in omzuna elini koyarak “Ne oluyor aslanım burada?” Dedi
Kerem bir şey demeden Salih araya girdi.
"Murat oğlum burnu mu kırdı bu haydut şikayetçiyim.
Murat komiser cevap beklercesine Kerem'e baktı.
"Doğru abi ben yaptım ama onlarda karıma hakaret ettiler." dediğinde Murat'ın kaşları şaşkınlıkla havaya kalkmıştı.
"Karım mı? Ne zaman evlendin lan sen hiç haber de vermiyorsun?"
Murat komiserin alayla kurduğu cümle Kerem'in de dudaklarında gülümsemeye sebep oldu fakat dudaklarını birbirine bastırarak bunu engelledi.
"Bu sabah." Dediğinde genç komiser iyice şaşırdı. Keremin omzuna hafifçe vurarak “ E oğlum gitsene evine ne diye buralarda kavga ediyorsun hadi yürü bakayım.” Deyip Kerem'i hafifçe ittirdi.
"Ne diyon sen Murat şikayetçiyim diyorum sana sen adamı eve yolluyorsun."
Salih'in sesi burnundan dolayı boğuk çıksada oradaki herkes ne dediğini anlamıştı. Murat komiser çaktırmadan Kerem'e göz kırparak konuşmaya başladı.
"Tamam Salih amca o zaman ben alayım Kerem'i darptan içeri ama en fazla bir kaç saate çıkar en kötü sabah çıkar çünkü ağır tahrik var. Sonuçta adamın namusuna laf söylemişsiniz. Tabi bu durumda sana ve Namık abiye de hakaretten dolayı dosya açılır dava falan derken baya uzar o iş ama sen bilirsin yine de başlat dersen işlemleri hemen çağırayım bir ekip tutanak tutalım."
Salih bir an Namık ile göz göze geldi ve Namık 'ın kaşlarını kaldırdığını görünce başlarına dert almak istemediği için sustu. Namık ise o kadar alttan almaya meraklı olmadığını söylediği sözlerle belli etti.
"Neyse bu sefer insanlık bizde kalsın. Şikâyetçi olmayacağız ama onu da bu kahvede görmek istemiyorum bir daha."
"İnsanlığınız size pek sık gelmiyor anlaşılan gelmişken biraz kalsın bari. Belki adam olmayı öğrenirsiniz."
Kerem'in çıkışıyla Murat komiser omzuna hafifçe vurdu.
"Tamam aslanım hadi evine git sen." dediğinde genç adam başını sallayarak ona ters bakışlar atan Kenan’a aynı ters bakışlardan atarak yanından geçip eve doğru yürümeye başladı.
Köşeye döndüğünde ise ona doğru koşarak gelen Sedat'ı gördü. Çocuk nefes nefese kalmış bir şekilde Kerem'in önünde durarak ellerini dizlerine koydu.
"Abi kavga çıkmış ne oldu." Dedi başını yerden kaldırarak.
"Oğlum ben bile daha idrak edemedim kavga ettiğimi sen mahallenin öteki ucundan nasıl duydun acaba hemen."
"Yav abi benim istihbaratım sağlam hala öğrenemedin mi?" diye yerinde doğruldu.
"Çıraklar federasyonu mu?" dedi.Keem alayla.
"Aynen abicim. Ee anlat ne oldu?"
Kerem gülerek Sedat'ı kolunun altına altı ve saçını karıştırdı.
"Oğlum bu kadar merak mahallenin dedikoducu kadınlarında yok sen kime çektin ki böyle annen de sesiz sakin bir kadın."
"Deme öyle be abi. Tek eğlencem mahalle gazetesi işte ne yapayım."
Kerem tebessüm etmekle yetindi bu sözlere. Çünkü biliyordu ki artık o gazetenin baş sayfa haberi kendisi ve yeni evlendiği eşiydi. Sakin kalması oldukça zor olacaktı. Hele ki insanlar böyle üzerine geldikçe... Sedat abisinin düşüncelere daldığını görünce onu güldürmek istedi ve kolunda takılı market poşetini görünce yüzüne geniş bir gülümseme yerleştirdi.
"Abiiiii"
"Hııı" dedi Kerem dalgınlıkla.
"Kavga falan etmişsin ama nevaleyi kimseye kaptırmamışsın."
Genç adam çocuğun işaret ettiği şeye bakınca varlığını bile unuttuğu kolunda ki poşeti gördü ve o kadar hengamede onu nasıl bırakmadığını düşündü. Sonra Sedat ile göz göze geldi ve kahkahalarla gülmeye başladılar.