Elif babasının “evleniyorsun” demesinden sonra kimseye bir şey demeden odasına girdi. İçini büyük bir korku kaplamıştı. Nereden çıkmıştı bu evlilik? Onunla kim evlenmek isterdi ki? Acaba yaşlı birisi mi? Onu bu mahalleden kimse almazdı. Onlara göre ahlaksızın tekiydi.
Kapıdaki adamın sesi yaşlı birine benzemiyordu. Genç gibiydi ama başka birini de göndermiş olabilirlerdi. Sırtını dayadığı kapı da hareketlilik hissedince korkuyla yerinde sıçradı. Dalgınlıktan kapıyı kilitlemeyi unutmuştu.
"Aç lan şu kapıyı konuşacağız."
Kenan'ın kısık çıkan sesiyle bütün vücuduna ürperti yayılmıştı. Tüm kuvvetini kullanarak kapıyı ittirip anahtarı kilitte çevirmeyi başardı. Hızlıca küçük dolabı da önüne ittirerek rahat bir nefes verdi. Kenan babaları evde olduğu için kapıyı yumruklayamıyordu. Sesini yükseltmeden dişlerinin arasından tısladı.
" Gebertirim lan seni aç şu kapıyı"
" Defol git kapımdan yemin ederim basarım çığlığı."
"Bas lan hadi. Cesaretin varsa bas. Odasına adam almış demezsem en adi şerefsizim."
" Şerefsizin en önde gidenisin zaten adi herif."
" Ulan sen bu kıytırık kapıya mı güveniyorsun? Bugünün yarını da var. Elbet yakalarım ben seni. O diline ayar vermek lazım yine belli oldu. Bana bak lan evlenmek yok duydun mu? Sen benimsin. Eğer evlen üzerine zebani gibi çökmezsem adım Kenan değil. Er ya da geç istediğimi alırım senden. Bu iş olmayacak yarın hayır diyeceksin." deyip Elif'i dinlemeden kapıdan uzaklaştı.
Elif külçe gibi yatağına bıraktı kendini. Yorulmuştu artık her şeyden. Belki de evlenmek en iyisiydi. Burada mutlu ya da huzurlu değildi. Aç kalıyordu, dayak yiyordu, hakaretlerin en büyüğünü işitiyordu ve en kötüsü Kenan'ın korkusuyla yaşıyordu.
Evlendiği kişi bunlardan ne kadar kötü olabilirdi ki? Yatağına yatıp gözlerini kapattı yorgunca. Kafasında ki düşüncelerle sabaha kadar dönüp durdu.
Sabah erkenden kalkıp gürültü yapmamaya dikkat ederek sobayı yaktı. Daha sonra mutfağa geçerek kahvaltı hazırladı. Hacer tepesine dikilmeden halletmek istemişti her şeyi. Dün sabah ki gibi bir olay yaşamak istemiyordu. Masayı hazırlayıp odasına geçti yine ve kapıyı kilitledi.
Babası uyanmadan önce Kenan'la karşılaşmak istemiyordu. Bir süre sonra evin içinde hareketlilik başladı. Elif'te Hacer 'in sesini duyunca yerinden kalktı ve mutfağa geçti. Hacer onu sevmezdi ama Kenan onun yanındayken dokunmaya çalışmazdı. Bir iki defa kızı sıkıştırdığında çok büyük tepki göstermişti. Gerçi gösterdiği tepki Elif'i korumak için değil de Elif Kenan'ın üzerine kalmasın diyeydi ama Elif buna bile razıydı yeter ki o herif ondan uzak dursundu.
Mutfakta Hacer ve babası masaya oturmuş bir yandan kahvaltı ederken bir yandan da sohbet ediyorlardı. Kapı da onu görünce babası ters bir sesle konuştu.
" Gel otur şuraya konuşacağız." dediğinde Elif yutkunarak Hacer'in yanında ki sandalyeyi çekti ve oturup babasını dinlemeye başladı.
" Akşam kapıya gelen adam seninle evlenmek istiyor. Bugün işlemleri halledeceğim herhalde erken bir gün verirler. Bundan sonra kocan uğraşsın seninle benden bu kadar."
Elif dışarıya nefes verir gibi güldü.
" Gelen kişi teklifin geçerli mi dedi yani sen zorla vermişsin. Beni istememiş."
Babası umursamaz bir tonda cevap verdi.
" Ne fark eder defolup gidiyorsun işte başımdan. Bende kurtuluyorum."
"Sana hiç bir zorluğum olmadı baba. Bugüne kadar ne dersen yaptım! Senden sevgi dışında bir şey istemedim."
Baki Elif ‘in sesinin yükselmesine kızsa da sakinliğini koruyarak masadan kalktı.
" Senin nefes alman bile bana külfet. Anan olacak o orospuyla birlikte sende geberip gitseydin daha iyiydi! Şimdi canımı sıkma benim biran önce toparlanmaya bak. Kaldığın süre boyunca da mümkünse sesini duymayayım." diyerek mutfaktan çıkmak üzereyken Kenan içeri girdi.
"Günaydın baba."
"Günaydın aslanım çabucak kahvaltını et dükkana git. Ben bugün yokum işlemleri halledeceğim. Adamları boş bırakma başlarında dur."
" Tamam baba ben dükkanı hallederim de... sence bu nikah işi biraz erken olmadı mı?" dediğinde Hacer boğazını temizleyip kaşlarını kaldırarak Kenan'a bakıyordu.
Kenan annesini görmezden gelerek Baki nin çatılmış kaşlarına rağmen konuşmasına devam etti.
"Yani tam tanımıyoruz. İşi gücü yok kardeşimi böyle bir adama mı vereceğiz?"
Baki Kenan'a bir süre baktıktan sonra gülümseyerek omzunu sıvazladı.
"Ah be oğlum buna o adam bile fazla bugüne kadar burada rahat ettiğine saysın hanımefendi. Sende kardeşin diye acıma şuna bak başımızı kaldıramıyoruz mahallede."
"Öyle de yi.."
"Tamam dedim Kenan uzatma! Bu namussuz bu evden defolup gidecek artık yeter!" deyip mutfaktan çıktı. Hacer de arkasından Kenan'a ters bakışlar atarak peşinden gitti eşini yolcu etmeye.
Elif Kenan'la mutfakta yalnız kalınca yine gerilmişti. Pislik herif tepesinde durarak gözlerini Elif'e dikmiş psikolojik baskı uyguluyordu. Öfkeli olduğu aldığı nefeslerinden belliydi. Genç kız böyle durumlarda Kenan dan çok korkardı. Çünkü öfke krizine girdi mi ne yapacağı belli olmazdı. Şu an buradan çıkmak istiyordu ama o kapıdayken çıkması imkansızdı.
Kenan'ın öfkesini üzerine çekmemek için nefes bile almıyordu ama işe yaramadığını kolundaki inanılmaz acı sayesinde anlamıştı. Kenan'ın aldığı nefesler iyice sıklaşmıştı ve bir anda atılarak masadaki çatalı alıp Elif'in koluna sapladı.
Kız canının acısıyla çığlık atmak isterken Kenan kocaman eliyle ağzını kapatıp kulağına doğru tüm öfkesini kusarak konuşuyordu.
"Ben sana demedim mi zebanin olurum diye. Ulan sen kimsin bana baş kaldırıyorsun. Evlenmeyeceksin demedim mi? Sen bana aitsin demedim mi? Seni lime lime ederim kızım. Benden başkasına yar etmem seni."
Kenan'ın sözleri genç kızın acısını ikiye katlamıştı sanki. Bugüne kadar bir şekilde karşı koyabilmişti ona ama şimdi her zamankinden daha acımasızdı. Gözü dönmüş gibiydi. Elif'in hiçbir tepki vermediğini görünce çatalı biraz daha oynattı. Elif yerinde tepindiğinde beklediği tepkiyi alıp sırıtmaya başladı.
" Güzel aferin sana küçüğüm canının acımasının beni nasıl tahrik ettiğini biliyorsun böyle devam et." deyip çatalı biraz daha oynattı.
Elif'in çığlığı ağzındaki el yüzünden boğuk çıkmıştı. Sandalyeden kaçmaya çalışıyordu ama şerefsiz herif onu kıskacına almıştı. Genç kızın verdiği tepkiler yüzünden adi herif tahrik olmuştu ve nefesi sıklaşmıştı. Dudaklarını genç kızın boynuna getirerek öpmek için yaklaştı.
" Evet küçüğüm aynen böyle aferin." dediğinde kapıdan içeri Hacer girdi ve onları o şekilde görünce Kenan'ı tutup geri çekti ve sanki bütün suç kızınmış gibi bağırmaya başladı.
"Kıızz geber emiiii yine mi oğlunu ayartıyorsun sen!"
Elif ağzındaki el çekilince rahat bir nefes aldı. Şu an Hacer in gelmesine o kadar çok sevinmişti ki kadının ona söylediklerini bile önemsemedi. Hacer kızın kolundaki çatalı fark edince oğluna doğru kızgın bir bakış attı.
" Ben sana şu kızdan uzak dur demiyor muyum üzerine kalacak elin sürtüğü çıkar şunu kolundan." dediğinde Kenan hızlıca çatalı kızın kolundan çıkarttı. Elif tekrardan gelen acıyla inleyerek masaya doğru kapandı.
" Defol kız odana git bak yarana. Nikâh üstü hastalanıp uğraştırma beni."
Elif’in de istediği bir an önce odasının güvenine kavuşmaktı zaten o yüzden kadın daha sözünü bitirmeden mutfaktan çıkıp odasına girmişti bile. Hacer ise oğluna ters ters bakarak masaya oturmasını söyledi ikisi de hiçbir şey yaşanmamış gibi kahvaltılarını etmeye başladılar.
"Ben sana demiyor muyum bulaşma üzerine kalacak diye"
" Anne kalsın diye uğraşıyorum zaten ben seviyorum onu benden başkasına yar etmem. Elif benim!"
"Ölürüm de o orospuyu gelin diye almam. Cesedimi çiğnemen lazım. Hem ben seni bilmiyor muyum? Hevesini alınca sepet havası yapacaksın."
Hacer sesini alçaltarak oğluna doğru yaklaştı.
" Oğlum sen salak mısın? Bir günlük zevk için ömür boyu bu sümsüğe katlanacaksın. Azıcık aklını kullan. Bırak evlensin sende abisi değil misin arada ziyaretine gidersin kocası evde yokken işini gör çık. Sanki korkusuna bir şey mi diyecek. Dese de kim inanır mahallede adı çıkmış karıya. Hem sen hevesini alırsın hem de bunu başına musallat etmezsin işte daha ne?"
Kenan annesinin söylediklerini düşündükten bir süre sonra haklı olduğuna karar verdi. Hem böylesi daha iyi olurdu. Aklına iyice yatan fikir sayesinde yüzüne iğrenç bir sırıtış yerleştirip arkasına yaslandı.
"Doğru diyorsun. Tamam bana da uyar."
Hacer oğlu ile yaptığı zalimce plana gülerek kahvaltısına devam etti.
Elif ise onun için yapılan planlardan habersiz bir şekilde kolundaki yarayı temizliyordu. Daha doğrusu çabalıyordu çünkü gözlerinden yaşlar sicim gibi akıyor görmesini zorlaştırıyordu.
Sağlam olan koluna gözlerini silerek kuruladı. Kendi yarasına kendisi üfleyerek pansuman yapıyordu. Kenan her zaman canını yakmayı severdi. Hatta bundan garip bir haz aldığını da bilirdi ama ilk defa bu kadar çok canını yakmıştı. Üstelik içerideki annesini bile umursamamıştı.
Elif yarasını temizleyip sardığında hıçkırıkları iç çekişlerine dönmüştü. Dünden beri olanlar kabus gibiydi. Bitsin artık daha fazla dayanamıyorum diye fısıldadı kendi kendine. Bitti sandığı yaşları bu cümlesiyle tekrar kendini belli etti. Şu hayatta ki tek hayali mutlu bir ailesinin olmasıydı. İstediği tek şey sevilmekti. Neden sevgi bu kadar zor elde ediliyordu.
Gönülden gelen bir gülüş bir bakış neden bu kadar zordu insanlar için. Elif hayatı boyunca çabalamış emek vermişti birileri onu sevsin diye. Ama her seferinde emeklerinin boşa gittiğini anlamıştı üzülerek.
Ne güzel demişti Sabahattin Ali bir sözünde; “Uğruna bir şeyler yaptığınız için pişman etmeyecek insanlar için çabalayın.” Elif bu tavsiyeye hep uymak istemişti ama hala kalbindeki umut ışığı belki bu sefer olur diyerek devam etmişti. Şu son beş yıl hariç. Anlamıştı artık onu bu evde kimsenin sevmeyeceğini. Babasının gözünde asla var olmayacağını. Bütün çocukluğunun heba olduğunu ve asla geri dönmeyeceğini.
Düşünceleri bedenine ağır gelince başını yastığa koydu ve yavaşça gözlerini kapattı. Uykuya dalmak üzereydi ki kapısının zorlandığını duyarak yerinde sıçradı. Önce Kenan sanarak korksa da Hacer'in cazgır sesini duyunca rahatladı.
" Doymadın yatmalara doymadın! Kalk topla sofrayı evi temizle hadiii bir sürü iş var!"
Elif yerinden hızlıca kalktı. Çünkü en sevdiği şey temizlik yapmaktı. Evdekilerin ona karışmadığı tek konu buydu. Çabuk bir şekilde mutfağı toplayıp temizliğe girişti. Onun bu hâlini gören Hacer bıyık altından gülerek kızı izliyordu.
"Şşşttt kız bana bak. Sen kiminle evleneceğini biliyor musun?"
Elif süpürgeyi fişe takmak üzereyken gelen soruyla duraksadı ve kafasını hayır anlamında salladı.
" Kerem var ya hani şu mahallenin serserisi olan ipsiz sapsız çocuk o işte. Hani içeri girdiydi yıllar önce adam yaralamaktan. Hatırladın mı kız?"
Elif sadece başını olumlu anlamda sallamakla yetinmişti.
"Heh o işte sana da öylesi yakışır. Evlenene kadar keyfini sür. O evde it bağlasan durmaz. Göreceğim ben senin bu temizlik aşkını o bok götüren evde." diyerek gülmeye başladı.
Elif ne yapacağını bilemez bir halde bir iki dakika boş boş karşısındaki iğrenç gülüşlü kadına baktı. Sonra süpürgeyi fişe takip işine devam etti. Kafasında sürekli dönüp duran düşüncelerine yaptığı temizlikte engel olamıyordu. O yaşlı birini bekliyordu. Kerem ölse aklına gelmezdi. Evet belki işi gücü yoktu ama bütün mahalle bilirdi ki delikanlı, gözü kara, mert bir adamdı. Elif’i neden istesin ki. Yani onun gibi adı çıkmış birini.
Gerçi Kerem'i en son beş yıl önce görmüştü lisedeyken o zamandan beri çok şey değişmiş olmalı mahallede ona serseri denildiğine göre. Bir kaç kere eve güne gelen kadınlardan duymuştu. Kerem'in adını. Sert mizacı yüzünden mahallede ki herkesin ondan korktuğunu söylemişlerdi. Hatta birinin "kesin evlenince karısını da döver bu" dediğini çok net hatırlıyordu.
Genç kızın aklı iyice bulanmıştı. Bu belirsizlik bedenine korku olarak gelmişti. İçi sıkılmıştı iyice. Kerem sert ve sinirli biriydi. Sanırım yine dayaktan kurtulamayacaktı. En azından Kenan pisliğinden kurtulurum diye düşündü ama temizlik işi için çare bulmalıydı. Ev o kadar pis ise orada kalması çok zordu. Adam çalışmadığına göre parası da olmazdı malzeme almak için. En iyisi kimse görmeden valizi hazırlarken içerisine koymaktı. Hacer temizlikle ilgilenmediği için malzemelere karışmazdı. Bu yüzden eksildiğini de anlamayacaktır.
Elif bulduğu çözümle birazda olsa rahatladı. Pisliğe tahammülü yoktu çünkü. Bundan sonra da o evde yaşayacağına göre orasını adam etmeye mecburdu. İşi zordu ama yapabilirdi. Akşam babası ve Kenan eve geldiğinde Elif masayı hazırlıyordu. Hacer televizyonun karşısından kalkarak onları karşıladı. Babası çok aç olduğunu söyleyerek hemen mutfağa girdi.
"Daha hazır değil mı yemek ?"
Elif hazır olduğunu söylediğinde hepsi masaya oturdu ve Elif’in servis yapmasını beklediler. Yemekler yenmeye başladıktan bir süre sonra babası konuşmaya başladı.
"Hallettim işlemleri. İki gün sonra nikah var. Kurtuluyorum artık senden."
Elif’in kaşığı havada asılı kaldı duyduklarından sonra. Göz ucuyla Kenan'a baktı korkuyla. Sabah ki gibi bir şey olmasını istemiyordu ama korktuğunun aksine Kenan sakince yemeğini yiyordu.
"Bir an evvel eşyalarını topla sana ait bir tek şey istemiyorum bu evde ona göre. Sadece biz olacağız nikahta o yüzden masraf olmayacaksın bana. Giderken de dolabından bul bir şeyler giy. Gelinlik falan yok. Kerem de istemedi zaten."
"Oh vallahi çok iyi olmuş hemen olması. Artık sende üzülüp durmazsın buna. Kocası ne yaparsa yapsın." diyen Hacer aklınca kocasına yaranacaktı.
" Kerem'e dedin mi vazgeçmedi dimi?"
" Haber gönderdim. Bir şey dememiş."
" İyi bari hayırlısı olsun." diyerek sırıtmasını saklamak istercesinie tabağına gömüldü.
Yemekler yendikten sonra Elif sofrayı toplayarak içeridekilere çay kahve hizmeti yapmaya başladı. Yatana kadar Elif'i oturtmamak için babasının ve diğerlerinin istekleri eksik olmazdı. Nihayet herkes yattıktan sonra Elif 'te odasına geçti. Kapısını kilitleyip arkasına eşya dayadıktan sonra yatağına geçip olanları düşünmeye başladı.
Kerem nasıl biriydi bilmiyordu. Ona kötü davranırsa nasıl başa çıkabilir emin değildi. Bir cehennemden diğerine gidebileceğini düşünmek iliklerine kadar korkmasını sağlıyordu. Burada bütün işleri yaptıktan ve boyun eğdikten sonra herkes için görünmezdi. Ama yeni evinde nasıl olacaktı? Peki ya Kenan? Sabah delirip koluna çatal saplayan evlenemezsin diyen adama ne olmuştu. Sanki hiç umrunda değilmiş gibi davranmıştı. Her zaman biraz dengesizdi. Ama bu kadar zıt bir şekilde karar değiştirdiği hiç olamamıştı. Bu davranışları daha çok tedirgin ediciydi.
Düşüncelerden başı ağrımaya başladığında kendi kendine silkelendi. Ellerini açarak dua etmeye başladı. Hiç bir şey Kenan'dan kötü olamazdı. O yüzden Allah'tan kendisi için hayırlısını diledi bütün temiz kalpliliği ile. Kendisini huzursuz bir uykuya bırakırken dudağında hala duaları vardı.
###
İki gün sonra nikah günü geldiğinde ev halkı erkenden uyanmıştı. Baki çok fazla aceleciydi. Bu kız bir an önce gitsin istiyordu. Kahvaltıyı ettikten sonra evden çıkmak için hazırlanıyorlardı. Herkes salonda buluştuğunda Baki Elif'e bakmıştı. Genç kız kot pantolon ve kazak giymişti. Baki kızın elinin boş olduğunu görünce kaslarını çatarak Elif'e baktı.
"Nerede eşyaların daha hazır değil mi?"
"Hazır odamda nasılsa geri döneceğiz mahalleye boşuna taşımayalım diye düşündüm."
"Sana düşün diyen mi oldu? Bir daha bu eve adımını dahi atmayacaksın. Al valizini çabuk! Bugün bu kapıdan son çıkışın olacak. İnşallah Kerem'in elinde geberip gidersin. Bak hala bakıyor hadi!"
"Umarım benim de seni son görüşüm olur baba!" Dedi ve eliyle Kenan ve Hacer'i göstererek devam etti serzenişine.
"Bunlar sana benden daha mı yakın olacaklar sanıyorsun. Tek dileğim ne biliyor musun? Son nefesinde son yudum suyunu benim elimden bekle Elif diye diye canını vereme!"
"Gebertirim lan seni!" Diyerek Elif'in üzerine yürüdü. Tam vuracakken Kenan elini tuttu.
"Bırak baba yapma nikaha yara içinde gitmesin. İyice rezil olmayalım."
Baki sinirle elini Kenan'dan kurtarak Elif'e doğru parmağını salladı
"Sen dua et abine. Beddua ediyor birde sürtük. Ulan köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağardı. Defol git al valizi gel hadi!" Diyerek sinirle evden çıktı ve arabasına binip evdekiler beklemeye başladı. Elif ağlamamaya çalışarak odasına girdi ve valizini alıp tek başına arabaya yerleştirip araca bindi.
Kısa süren yolculuk boyunca olanları ve olabilecekleri düşündü. Kendini büyük bir kara delikte gibi hissediyordu. Her yer karanlıktı ve hiçbir ışık görünmüyordu. Bilinmeze doğru sürüklenirken hayatı için elinden bir şey gelmemesi canını sıkıyordu. Dahası yanında oturan adam onu her şeyden çok geriyordu. Evlilik haberini aldığında verdiği tepki ile şimdiki tepkileri arasında dağlar kadar fark vardı.
Kenan aklına bir şey koydu mu mutlaka yapardı. Şimdi böyle sessiz olması onun bir planı olduğunu gösterirdi. Elif onu herkesten iyi tanırdı. Çünkü kimseye göstermediği yüzünü bir tek Elif ve Hacer bilirdi. Onun ne kadar hastalıklı bir beyne sahip olduğunu bilen ve buna maruz kalan bir tek kendisiydi. Sessizlik içinde geçen yolculuğu Hacer'in cırtlak sesi bozdu.
"Kız bana bak valizi kontrol etmedim evden birşey yürütmedin dimi vallaha fark edersem yolarım seni." Diyen Hacer'e cevap Baki'den geldi.
"Bağırıp durma kulağımın dibinde! Bırak ne hali varsa görsün defolup gidiyor sonunda."
Elif duydukları ile hüzünlü gözlerini pencereden dışarı çevirdi. İçinde belirsizliğin oluşturduğu korku ile öylece yola dalıp gitti. Bir süre sonra nikah salonunun önüne gelmişlerdi. Hepsi içeri girdiğinde saatin yaklaşmasına rağmen Kerem henüz ortalıkta görünmüyordu. Bu durum Baki'yi de Hacer'i de çok germişti.
"Ulan vaz mı geçti acaba ne yaptı. Saat kaç oldu nerde bu."
"Ben sana gelirken alalım dedim dimi."
" Kendi ben gelirim gerek yok dedi ne bileyim ben böyle yapacağını."
İkili kendi aralarında konuşurken Kenan yavaşça Elif'e yaklaştı.
"Kırk yılda bir koca bulmuştun oda vazgeçti görüyor musun? Ulan benim gibi adamı kaybettin sen derdine yan. Artık açlıktan birlikte ölürsünüz."
"Senin gibi birinin karısı olacağıma gider sokakta köpeklerle yaşarım daha iyi. En azından onlar seni gibi itlik yapmazlar. En kötü yer bile senin yanından iyidir. Açlıktan ölsem de olur.
Kenan kızın söylediklerinden sadistçe bir zevk alarak sırıtmaya başladı.
"Ah be küçüğüm nasıl iyi biliyorsun beni neyin ateşlediğini. Ben senin bu tavrına bitiyorum kızım. Ama dur sen bunun zevkini çıkarmaya bak. Açısını fena çıkaracağım senden. Gün gelip altımda inim inim inlerken hatırlatacağım sana bu sözlerini." Dediğinde Elif ona tiksinerek baktı.
"İğrenç şerefsizin tekisin." Sözlerini bitirdiğinde kolunda hissettiği acı ile dudaklarını birbirine bastırdı. Kenan iki gün önce çatal sapladığı yere bastırarak canını yakıyordu.
"Bu sözlerin hepsini yedireceğim sana." diyerek kızı bıraktı. Elif kolunun acıyan yerini ovuşturarak ileride nikâh sırası bekleyen bir çifte doğru ilerledi. O kadar mutlu görünüyorlardı ki imrenmeden edemedi. Çiftin etrafı sevdikleri ve onlar için mutlu olan insanlarla doluydu.
Hayatı boyunca hayal ettiği tek manzara buydu. Etrafında sevdiği insanların olması ama hiçbir zaman böyle bir çevreye sahip olamayacağını biliyordu. Artık hayal bile kuramayacaktı. Evde yaşadığı her kötü olayda hayallerine tutunurdu. O hayallerde başlarda okuyup o evden kurtulmak vardı ama beş sene önce babasının onu eve kapatması sonucunda bu hayali suya düşmüştü.
Daha sonra yaşı ilerledikçe bu hayallerinin yerini onu seven bir eş ve içerisinde mutlu olabilecekleri bir yuva almıştı ama artık o da mümkün değildi. Sevmediği ve sevilmediği biriyle nasıl mutlu olabilirdi ki.
Ne güzel söylemişti Yaşar Kemal “ İnsan, düşleri öldüğü gün ölür.” Diye. Elif ‘in de hayata dair hiçbir düşü kalmamıştı ve bugünden itibaren oda yaşayan bir ölü olacaktı. Sevmediği sevilmediği daha da önemlisi tanımadığı biriyle nasıl mutlu olabilirdi ki. Babası ve Kenan dan farklı şeyler yaşatmayacağı belliydi. Dolu gözlerle karşısındaki çifte bakarken babasının kolundan çekiştirmesiyle sinirden kıpkırmızı olmuş bir Baki ile karşılaştı.
"Gördün mü lan gelmedi adam. Senin yüzünden vazgeçti. Anladı senin ne mal olduğunu uğursuz sürtük. Kurtulamadım lan bir türlü senden."
"Öldür artık beni ikimiz de kurtulalım." dedi Elif fısıltıyı andıran bir yalvarışla.
Elif'in cevabıyla iyice sinirlenen Baki koluna daha fazla baskı uygulayarak tükürürcesine konuşmaya başladı.
" Ulan başımın belaya girmeyeceğini bilsem bir dakika nefes aldırır mıyım acaba sana? Anan gibi sende lanetlisin. Bitmiyor bir türlü uğursuzluğun."
O sırada kapıdan giren Kerem önce Kenan'ı gördü. Daha sonra Baki'yi. Baki vücuduyla kızı kapattığı için ne olduğunu anlayamamış ve Elif'i görmemişti.
Kerem Baki ile konuştuğu geceden sonra uzunca bir süre kendisine gelemedi. Evine geldiğinde gözü kararmış bir şekilde burnundan soluyordu. Üzerindeki emanet kıyafetleri bir hışım çıkarıp kendi eskimeye yüz tutmuş giysilerini giydi. Yattığı çek yata oturarak boş bir şekilde karşıya dikti sinirden kızaran gözlerini. Bir ayağını altına alıp diğerini kırarak göğsüne doğru çekmişti. Kolunu dizine dayayıp elini hevesle yaptığı saçlarına getirip sertçe çekiştiriyordu.
Başta sinirinin de etkisiyle yaptığı şeyin doğru olduğunu düşünse de bir süre sonra sakinleşince hatasının farkına vardı. Sırf inat olsun diye kabul etmişti bu evliliği. Şimdi sakin kafa ile düşündüğünde ise saçmaladığının farkına vardı. Öfke ile hareket etmişti ama zararı sadece kendisine olmayacaktı.
Evleneceği kıza verebileceği hiç bir şey yoktu. Bu evde nasıl yaşardı? Kendisine zor bakarken birde ona nasıl yeterdi? Daha da önemlisi mahallede sürekli dedikodusu dönen bir kadını nasıl eşi yapardı? Zaten sinirli, ufacık bir şeye patlayan bir adamdı. Milletin karısı ile ilgili söylediklerine nasıl dayanırdı. En iyisi vazgeçmeliydi bu işten. Bir iş nasıl başlarsa öyle giderdi. Bu evlilikte yanlış bir şekilde başlayacaktı ve öyle giymesi de muhtemeldi.
Kerem sabaha kadar hiç uyumamış, soğukta buz gibi evin içinde öylece oturmuştu. Düşüncelerini toplamak uzun bir zamanını almıştı ama sonunda kararını vermişti. Nazlı ve ailesi haklıydı. Onun evleneceği kişiye verebilecek hiçbir şeyi yoktu. Her ne kadar arkasından kötü şeyler konuşulsa da hiç kimse böyle bir evde sevgisiz bir evliliğe mahkum edilmemeliydi. Verdiği kararın hafifliği ve artık vücudunun dayanamamasıyla birlikte uykuya yenik düştü.
Henüz bir kaç saat uyumuştu ki Sedat giysileri almaya gelmişti. Adamın yüzünün halini görünce işlerin istediği gibi gitmediğini anlamıştı. Kerem bu süre boyunca sessiz kalsa da çocuk abisi bildiği adamın kızarmış gözlerinin ardındaki hayal kırıklığı, üzüntü ve öfkeyi anlayabilmiş bir şey sormamıştı.
Kerem bütün gün evden çıkmadan öylece oturmuştu. Önceden bir amacı vardı. Bir aile kurabilmek için hapisten çıktığı günden beri iş peşinde koşturuyordu. Artık bunun da bir önemi kalmamıştı. Akşama kadar umutsuzluk içinde bazen sinirlenerek bazen de üzülerek geçirmişti zamanını. Akşam üzeri ise kapısı çaldığında Sedat olduğunu düşünerek açmıştı. Fakat karşısında mahallenin çocuklarından birini görmüştü. Ne olduğunu sorduğunda ise çocuk hızlı bir şekilde cebinden çıkardığı kimliği adama verip “Baki amca dedi ki iki gün sonra nikah varmış." genç adam donmuş bir şekilde bekliyordu. Bu kadar kısa sürede olacağını düşünmediği için henüz evliliğin iptalini bildirmemişti Bakiye.
Tam cocukla haber gönderecekken çocuk konuşmasına fırsat bile vermeden hızlıca diyeceklerini deyip uzaklaşmıştı. Kerem ise geride kafa karışıklığı ile kalmış iki gün boyunca nikaha gitmeyeceğini kendisini ikna etmişti. Fikrini değiştiren şey ise sabaha karşı gördüğü unutulmayacak rüyasıydı.
Genç adam binadan içeri girer girmez Hacer Keremi görmüş ve hemen yalakalığa başlamıştı.
"Kerem oğlum nerde kaldın? Biz getirseydik keşke seni de evladım.”
Hacer’in sesiyle Baki de hızlıca Elif'i bırakıp Kerem’e doğru yürümeye başladı. Gülerek bir eline omzuna atarak karısına eşlik etti.
"Sıkma hanım oğlanı. Geldi işte aslan damadım." Kerem bu hareketlerin yapmacık olduğunu bilecek kadar çok tecrübe yaşamıştı ama yine de sesini çıkarmadan sadece başını sallamakla yetindi.
Baki ise yavaş adımlarla Kerem'i Elif'e doğru ilerletiyordu. Genç adam henüz kafasını kaldırmadığı için kızı görememişti. Genç kızın önünde durdukları anda Baki yılışık sesiyle konuşmaya devam etti.
"İşte bu da müstakbel karın. Gerçi biliyorsundur ama neyse işte." Dedi ve geri çekilerek ikisini yalnız bıraktı.
Kerem kafasını kaldırarak karşısındaki kıza baktı. Elif babasının kaş göz yapmasıyla elini uzatarak “merhaba” dedi kısık bir sesle. Kerem bir süre kızı süzerek elini uzattı ve sadece başını salladı.
Beklediği gibi birine benzemiyordu. Gerçi ne beklediğini o da bilmiyordu. Nazlı haricinde pek kimseyle ilgilenmezdi. Ve açıkçası onun gibi çok samimi davranışları , abartılı mimikleri olan birini beklemişti. Ama karşısında ki kız konuşmasıyla duruşuyla düşündüğünün tam tersiydi. Hatta belli bir asillik vardı duruşunda. Gözlerinin dolu olmasına rağmen asi bir bakışı vardı ve inanılmaz güzellikte bir yüze sahipti.
Kerem böyle birini hiç beklemiyordu. Elif'i çocukluğundan bilirdi ama büyüdüğünde hiç görmemişti yada dikkat etmemişti ama şu anda gördüğü kişi ile onun hatırladığı kişi arasından epey bir fark vardı.
Elif için değişen bir şey yoktu. O beş yıl önce hatırladığı adamı bulmuştu karşısında sadece yılların getirdiği bir olgunluk vardı üzerinde ve yüz hatlarında. Mesela önceden gülümseyerek hatırladığı yüzü şimdi daha asıktı. Kaşlarını çatmış dudaklarını birbirine bastırmış ve şu an içinde bulunduğu ortamdan rahatsız olduğunu belli eden bir ifade takınmıştı. İkisi de birbirlerini incelemeyi bırakıp başlarını başka yönlere çevirdiler.
Baki Kerem'i Elif’den uzaklaştırıp nikâhın kıyılacağı odanın önüne getirmişti. Az kişi oldukları için salonu gereksiz görmüştü. Kısa bir süre sessizlik içerisinde bekledikten sonra içeriye çağrıldılar. Nikah memuru geldiğinde prosedür gereği sorular soruldu ve iki taraftan da ruhsuz ve isteksiz cevaplar alındı ve imzalar atıldı. Nikah memuru bu çiftin her zaman ki mutlu çiftlerden olmadığını anladığı için nikah defterini Elif’e uzatarak hayırlı olsun demekle yetindi ve odadan çıktı.
Aralarında en mutlu kişi şüphesiz Baki’ydi. Yıllardır sırtında taşıdığı kamburdan kurtuluşunun kanıtıydı Elif‘in elinde tuttuğu defter. Yerinden kalkarak Kerem'e sarılıp “hayırlı olsun oğlum” dedi ve Elif'e hiç bakmadan yerine geçti. Hacer ve Kenan ise sadece karşıdan başlarını salladılar.
Binadan çıktıklarında Kerem ne yapacağını bilemiyordu. Henüz kendisine bile bakamıyorken birini daha düşünmek kendisini çaresiz hissettiriyordu. Farkında olmadan onları takip ederek Baki’nin arabasının önüne kadar geldi. Düşüncelerine o kadar dalmıştı ki Baki’nin kızın valizini çıkarıp önüne koyduğunu bile çıkan tok sesten anlamıştı. Kendine geldiğinde anlamamış bir şekilde valize baktı.
"Mahalle de alırdık niye buraya kadar getirdiniz?"
"Oğlum kusura bakma sözüm sana değil ama bu kız bir daha benim evime giremez o yüzden getirdim. Sabah çıktı ve bir daha asla girmeyecek. Sen istediğin zaman gel ama olur mu?"
Kerem bu duruma hem çok şaşırmış hem de çok sinirlenmişti. Ne demekti kendi kızını eve almamak. Göz ucuyla kıza baktığında mahcupça yere bakmak yerine inadına dik dik iğrenircesine babasına bakıyordu. Kerem isteksizce göğsünün kabardığını hissetti. Madem bir halt yemiş evlenmişti. O zaman eşini de layığıyla koruyacaktı.
"Karımın olmadığı yerde benim de işim yok. Madem öyle bundan sonra bende sizi Elif ‘in çevresinde istemiyorum. Hadi eyvallah.” Deyip bir elinde valiz diğeriyle Elif’in elinden tutup uzaklaşmaya başladı.
Arkasında bıraktığı iki şaşkın bir sinirli yüze hiç bakmadan gözden kayboldu. Kenan bu duruma çok kızmıştı. Başta annesinin söylediği mantıklı gelmişti ama şimdi Elif'i o herifin yanında görünce kanı beynine sıçramıştı. Elif onun hakkıydı yıllardır beklemişti onu. Böyle bitmesine izin vermezdi. İstediği her şeyi Elif’den alacak ve onu bir daha kimse kullanamayacak hale getirip beklediği yılların acısını çıkaracaktı. Sadece sabırlı olmalıydı sadece sabır.
Kerem ise köşeyi döndükleri gibi Elif ‘in elini bırakmıştı ama Elif için Kerem'in orada yaptıkları onu sahiplenmesi hayatı boyunca tatmadığı bir duyguydu. Kendisini sıkmasa ağlayacaktı. Çünkü bu zamana kadar hep tek başına karşı çıkıp dik durmaya çalışmıştı. Başlarda bağırırdı inkar ederdi karşılık verirdi ama o evdekilerden cevap olarak duyduğu tek şey hakaretler ve vücuduna vurduklarında çıkan seslerdi. Şimdi ise birinin onu koruması bütün direncini kırmış bu adama sığınma isteği uyandırmıştı. Ama yapmaması gerektiğini de biliyordu. Güvenmemeliydi. Kerem'in nasıl biri olduğunu tam olarak bilmiyordu. Belki de gerçek yüzünü göstermemişti. Bu yüzden yelkenleri suya indirmeden ince iyice tartıp biçmeliydi. Kafasındaki düşüncelerden adamın sesiyle sıyrıldı.
" Yürüyeceğiz eve kadar sorun olur mu? Gerçi olsa da yapacak bir şey yok ama neyse işte."
Elif adamın sorusuna başını olumsuz anlamda sallayarak cevapladı. Hava çok soğuktu. Aralık ayının başıydı. Kar yağıyordu. Çatıların saçakları buz tutmuştu. Elif içinin ürperdiğini hissetti. Önünden giden genç adama baktı. Montunun yakalarını kaldırmış kafasını öne eğerek soğuktan korunmaya çalışıyordu. Valizi tutan eli soğuktan kıpkırmızı olmuştu. Diğer elini ise ısıtmak ister gibi cebine sokmuştu. Montu bu hava da giyilmeyecek kadar ince ve yer yer söküktü. Elif'in o an için acımıştı bu adama ama sonra kendisi de artık böyle yaşayacağını bildiği için vazgeçti bu düşünceden. Derin bir nefes aldı ve başını dikleştirdi. Her şeyin üstesinden gelebileceğini düşündü. Tek istediği Kenan'dan ve babasından kurtulmaktı ve bunun olmasını sağlayan bu adamla her türlü zorluğa katlanırdı. Yeter ki ruhu daha fazla incinmesindi.
Genç kız düşüncelerinin arasından sıyrılarak asıl fark etmesi gerekeni atladığını anladı. Beş yıl sonra ilk defa dışarı çıkmıştı. Etrafına baktığında hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığını anladı. Her şey ona yeni gibi geliyordu. Çok kalabalıktı ve bu kalabalık onca yıllık yalnızlıktan sonra genç kızı korkutmuştu. Kendi bile farkında olmadan biraz daha hızlı yürüyüp Kerem'e doğru yaklaştı.
Elif'in yanına yaklaştığını bile fark etmeyen Kerem de içinde başka bir savaş veriyordu. Kızın evi gördüğünde vereceği tepkiyi. İş bulamazsa ikisini birden nasıl doyuracağını. Bu soğukta o evi nasıl ısıtacağını düşünüyordu. Öfkeyle yola çıkmıştı ama şimdiden pişman olmaya başlamıştı. Kendisiyle birlikte bu kızın da hayatını mahvedecekti. Haklıydılar işte Nazlı'yı ona vermemekte haklıydılar. İşe yaramaz herifin tekiydi.
Düşünceler içerisinde eve varmışlardı. Kerem valizi taşırken üşüyen elini cebine sokup anahtarı çıkardı ama soğuktan işlemeyen eli anahtarı yere düşürdü. Eğilerek diğer eliyle anahtarı yerden aldı ve demir kapıyı açtı. Kenara çekilerek kıza geçmesi için yol verdi. Elif sokağı döndüklerinde evi görmüştü.
Hazırlandığından daha kötü durumdaydı. Evin içerisi de dışarısı gibiyse epey işi vardı. Ama ne görürse görsün tepkisini adama belli etmeyecekti. Üzülmesini istemezdi. Onu korumasına, bu karşılığı verecekti. Elif önde Kerem arkada dar ve kısa bir koridora girdiler. Koridorda üç kapı vardı. İlk kapıdan girdiklerinde burasının oturma odası olduğu anladı Elif.
Camın önünde kirden rengi bile belli olmayan üçlü çekyat vardı. Çaprazında tekli koltuk vardı. Tekli koltuğun yanında üzeri çöp dolu küçük bir maşa ve iki sandalye vardı. Karşısındaki duvar da ise kuzine şeklinde soba vardı. Yerde artık siyaha dönmeye başlayan bir kilim vardı. Duvarların ise çoğu yeri dökülmüştü ve eski rengi belli bile olmuyordu. Elif küçük olan odada her detayı inceleyerek bakarken Kerem de Elif’in vereceği tepkileri inceliyordu.
Nazlı yı ilk buraya getirdiğinde iğrenerek yüzünü buruşturup “ Ne yani burada mı yaşıyorsun iğrenç” deyip evi terk etmişti. Kerem kızdı kendisine. Elif ile Nazlı'yı kıyaslamayı bir an önce bırakmalıydı. Belki ki karşısında iki farklı karakter vardı. Çünkü Elif hiç kötü bir tepki vermemişti. Kerem mahcupça elini ensesine attı.
"Burası oturma odası ama aynı zamanda da yatak odası başka oda da yok zaten. Karşısı mutfak yandaki kapı da banyo ve tuvalet. Sizin eve benzemez biliyorum ama bu kadar işte." Diyen Kerem'e hiç beklemediği cevap geldi Elif'den.
"Temizlik yapabilir miyim?"
Kerem daha çok “burası çok kötü iğrenç beni buraya mı getirdin” tarzında bir sitem bekliyordu ama Elif hiç aklına gelmeyen şeyi sormuştu. Şaşırdığını belli eden yüz ifadesi ile ne diyeceğini bilemedi.
"Aaa şey evet. Evet yapabilirsin tabi ama evde hiç deterjan falan yok."
"Önemli değil ben getirmiştim." dediğinde Kerem iyice şaşırmıştı.
"Ne? Neden?"
"Ben biraz temizlik hastasıyım da ondan. Senin için bir sorun olur mu?" diye sordu tedirginlikle.
"Yok olmaz aksine pislikten hasta olmaktan kurtulurum." Kerem gülerek bunu söylediğinde Elif'de istemsizce kendisini gülerken bulmuştu. Adam kızın gülüşünü görünce bir kaç saniye takılı kaldı. Sonra hızlıca toparlanarak kendine geldi. Kaşlarını çatarak konuşmaya başladı.
"Evde yemek için bir şey yok ben gidip alıp geleyim. Sende montunu çıkartma ev soğuk. Maalesef yakacak hiçbir şey yok. Hasta falan olursun uğraşamam seninle."
Elif adamın aniden değişen yüz ifadesinden korkmuştu. Çünkü Kenan'ın da böyle değişimleri olurdu ve sonu Elif için hiç iyi bitmezdi. Çekinse de aklında ki soruyu sormadan edemedi.
"Elektrik süpürgesi var mı?" diye sorduğunda Kerem güler gibi nefes verdi ve dalga geçerek sorusunu cevapladı.
"Sen önce elektrik var mı diye sormalısın. Süpürge yok anamdan kalan çalı süpürgesi var yıllardır ne durumda bilmem oda mutfakta bir yerlerde olacaktı." Deyip hemen odadan çıkıp mutfağa girdi ve dolabın altını kapatan perdeyi kaldırarak altına baktı ve bulduğu süpürgeyi kıza uzattı.
"Al bu var sadece işini görür herhalde." Elif kafasını sallayınca devam etti. "Neyse ben gidiyorum hadi eyvallah." Deyip hızlıca evden çıktı. Elif ise adamın arkasından bir süre şaşkınca baktı.