- 12 -

3414 Words
Herkes aynı anda geceyi yaşar ama herkesin karanlığı farklıdır demiş Ramiz Karaeski. Herkes aynı gecenin altında toplanır ama herkesin içindeki karanlık sadece kendini yutar. Benim içimdeki karanlığa ışık tutmak için inmiş bir melek vardı rahmimde. Tek korkum şuanda ona bir zarar gelmesiydi her ne olursa olsun o benim bebeğimdi ben onun annesiydim ve bir karar vereceksem de bunu ancak Mete ile ikimiz yapa bilirdik. Karşımdaki doktor kıyafetli adam yanıma geldiğinde yüzüme gelen saçlarımı hafifçe arkaya itti. “Çek o iğrenç elini kopartmayayım!”yüzüne iğrenerek baktım suratına okkalı bir şekilde tükürdüğümde birkaç adım geri çekildi ve yüzünü koluyla sildi. “Yerinde olsam böyle şeyler yapmazdım.”dediğinde kenardaki masanın yanına geldi ve eldiven kutusundan eldiven aldı. Eldivenleri eline yerleştirdiğinde masanın üzerinde duran şırıngayı aldı ve ilaca batırıp ilacı içine çekti. “Ne yaptığını sanıyorsun sen onu benden uzak tut!” “Şişt söz veriyorum acımayacak doktor Fikret Eroğlu sözü.”hafifçe güldüğünde sinirden deli olmak üzereydim. Elindeki iğne ile adım adım yanıma geldiğinde bileklerimi çekiştirdim ama sonuç pek değişmiyordu. “Senin belanı sikerim sakın bana dokunmaya kalkma yemin ederim bütün aileni öldürürüm yemin ederim!” “Bu kadar abartma ama sen güçlü bir kıza benziyorsun ufak bir operasyon sonra da bitti gitti.”bebeğimden bahsediyordu! “Sakın bebeğime dokunma yemin ederim acımam bende senin çocuğuna!” “Bu kadar sinir iyi değil ama.”çıplak kolumu pamukla sildiğinde bana bir iğne yaptı içimdeki sinirin ister istemez dindiğini fark ettim kendimi mayışmış hissediyordum beni bayıltmamıştı ama sakinleştirici vermişti sanırım. “Yapma lütfen.” “Emirleri senden almıyorum tatlım.”başka bir iğne aldığında elbisemin eteklerini göğüslerime kadar çekti ve yarımdan aşağımı uyuşturdu. Kafamı hafifçe aşağıya doğru bakmak için eğdiğimde kendi omzuma yasladım. Kenarda duran sandalyenin üzerinden yeşil bir örtü aldı ve çıplak bacaklarımın üzerine örttü. Yanına masayı çektiğinde üzerinde birkaç tane malzeme vardı. Kendimi o kadar kötü hissediyordum ki bana verdiği sakinleştirici yüzünden üzerimde koca bir yük varmış gibiydi. Üzerimdeki ağırlığı yorgunluğu atlatamıyordum ne yaptığını görmeye çalışıyordum ama göremiyordum. Kalbim bedenimden çıkacakmışçasına hızlı atıyordu gözlerim dolu dolu olurken bileklerimi hareket ettirecek karşı koyacak mecalim yoktu. “Lütfen bak lü- lütfen yapma.”örtüyle kapattığı altıma eğildiğinde sedyenin bacak koyma yerlerini havaya kaldırdı ve benim göremediğim bir şey yaptı. Kenara attığı şeyi gördüğümde onun benim iç çamaşırım olduğunu fark ettim yanaklarımdan aşağıya istemsizce yaşlar süzülürken ağzımdan küçük bir hıçkırık kaçtı. “Lütfen bak seni son kez uyarıyorum!”kafamı sedyeye vururken sesimin çıkabildiği kadar bağırdım ama bunu bile doğru düzgün yapamamıştım. “Onu benden koparırsan eğer benimde nefesimi kesmen gerekir duydun mu beni!” “Seni tamamen bayıltmamak hataydı!”diye sinirle soluduğunda yerimde çırpınmaya çalıştım. Ağladığım için görüşüm bozuluyordu ama yine de ne yaptığını anlamaya çalışıyordum hiçbir şey hissetmiyordum ama iyi bir şey yapmadığı belliydi. “Bırak bebeğimi!”diye bağırdığımda hıçkırarak ağlamaya başlamıştım. Ben söylemiştim bana hayal kurmak bile yasakken bu hayali gerçeğe dönüştürmek haddime bile değildi! Hayat bana bir kez daha haddimi bildirdi. “Çek o ellerini!”çığlık ata ata ağladığımda altımdan çıkarıp masanın üzerine bıraktığı birkaç kanlı sargı bezini görmüştüm. “Yapma!” “Hey sakin ol bana bir sakinleştirici daha harcatma.” “Sana bırak diyorum yemin ederim seni öyle bir öldüreceğim ki beni tanıdığına lanet edeceksin ölmemek için yalvaracaksın ayaklarıma kapanacaksın sana söz veriyorum!” “Bitmek üzere.”diye mırıldandığında daha çok ağladım uyuşturduğu için belimden altını zaten oynatamıyordum yukarımda ise hal yoktu. “Öldür beni.”diye mırıldandım. “Ne?” “Öldür beni yoksa bunu yapmadığına çok pişman olacaksın.”işini bitirmiş olacak ki kenara çekildi ve ellerindeki kanlı eldivenleri çıkardı. “Artık bitti.”dediğinde daha çok ağladım normalde de olmasını istediğim bu değil miydi? Ama fikrimi değiştirmiştim aslında bunun olmasını hiç istememiştim ki. Yanaklarımı yalpalayıp geçen gözyaşları gözlerimi acıtırken umursamadım ilk defa böylesine ağlıyordum. Doktor odadan çıkmadan önce son kez bana döndü. “Ağlamayı kes artık bir bebeğin yok.”o son iki kelime kulaklarımda yankılanmıştı sanki. Birisi karşıma geçip de bu bebeği bu kadar çok istediğimi söyleseydi ona ihtimal bile vermezdim ama istiyormuşum işte. Bu adam ve onun tasmasını tutan kim varsa artık ölü sayılırlar çünkü buradan çıktığım zaman hepsinin canını okuyacağım bu kez en ufak bir acıma bile olmayacak. Benim canım nasıl yandıysa bugün onlarınki de yanacak. Ona beni öldürmesini söyledim beni kale almayan oydu bunun bedelini sevdikleriyle ya da kendi canıyla ödeyecek ama sıradan bir ölüm olmayacak acıta acıta alacağım canını. Eğer bu yaralara rağmen hala ayaktaysam asıl şimdi korkmaları gerek benden. Buradan öylece çıkamayacağımı anladığımda kendimi bıraktım. İçimde sanki büyük bir boşluk vardı o boşluğun ateşiyle kavruldu içim. Derin bir nefes aldım ve gözlerimi sıkıp yutkundum sakinleştiricinin etkisi ve kendimi perişan etmemden ötürü daha fazla uyanık kalamamıştım. Ya bayılmıştım ya da uyuya kalmıştım bilmiyordum, gözlerimi araladığımda yumuşacık bir yataktaydım. Üzerimde gri bir pijama takımı vardı bakışlarımı tavandan çekip yan tarafıma çevirdiğimde gördüğüm Mete ile gözlerim tekrardan dolmuştu. “Mete.”titreyen sesime hakim olamamıştım bu sinirimi bozsa da umursamadım. “Sakin ol buradayım.”kalkmak istediğimde izin vermeyip uzanmamı sağladı. “Uzan dinlenmen gerek.”gözlerim onun üzerinde gezinirken gözlerine takıldı ağlamaktan kızarmışlardı. “Be- bebeğim?”dedim sorarcasına elim karnımın üzerine giderken alt dudağını ısırıp kafasını olumsuzca salladı. “Yok Karaca bebek artık yok.”sinirle onu ittim ve hafifçe diklendim. “Ne işin var senin burada ha? Nereden buldun beni nasıl buldun?”dudaklarım titredi böyle bir şeyin olma olasılığı bile beni sinirden deliye döndürüyordu. “Yoksa se- sen mi yaptırdın?”kaşları çatılırken sinirle kalktı yataktan ve hırsla çıktı odadan kapıyı kırarcasına çarptı. Birkaç dakika içinde geri geldiğinde öfkeyle önüme siyah bir zarf attı. “Bununla buldum! Bana yaptığın bu itham var ya insanlığa sığmayacak bir şey ben niye kendi çocuğumu zorla aldırayım lan?”bağırdığında önüme attığı zarfı alıp açtım. Titreyen ellerimle zarfın içindeki küçük beyaz not kağıdını çıkardığımda okumaya başladım. Bebeğin için üzgünüm ama eğer istersen sevdiğin kızı gidip alabilirsin :) Adres: Çarşı mahallesi No:174 numaralı binanın en alt katındaki daire. “Bak özür dilerim tamam mı?”dediğimde not kağıdını top yaptım ve avucumun içinde buruşturup sıktım. “Ben özür dilerim Karaca.”derin bir nefes alıp yanıma oturduğunda elini başıma koydu ve başımı da göğsüne yasladı. Yanağıma ufak bir öpücük kondurduğunda onun kolları arasında ağladım bu kez. “Be- ben bu kadar üzülebileceğimi dü- düşünmemiştim.”dediğimde saçlarımı okşadı. “Tabi ki de üzülecektin kara gül sende bir insanın kalbin var.”eli sol göğsümün üzerinde durdu. “Bizim minik bebeğimiz annesinin kalbinde yaşamaya devam edecek.”elini tuttuğumda buruk bir tebessüm oluştu yüzümde. “Onu elimden aldılar Mete.” “Sakin ol.”beni destek olurcasına sıkıca kolları arasına almıştı bu kez benimde birinin desteğine ihtiyacım vardı. Bende kollarımla sıkıca ona tutundum ağlamamak için dudaklarımı ısırdım ama gözyaşları bizden izin almıyordu işte. “Onları öldüreceğim.” “Biliyorum öldüreceğiz.”diye düzeltti beni. “Ama öyle kolay yoldan değil canını yaka yaka yapacağım bunu yemin ederim beni tanıdıklarına bin pişman olacaklar keşke ecelimizle ölseydik de bu kadına bulaşmasaydık diyecekler.”elimi karnımın üzerine götürdüm. “Söz veriyorum bebeğim.”diye mırıldandım. “Kendini nasıl hissediyorsun?”dediğinde omuz silktim. “Bok gibi nasıl hissede bilirim?” “Onu demiyorum yani sonuçta hijyenik olmayan bir ortamda bir operasyon geçirdin sen uyurken doktor gelip ilgilendi ama yine de soruyorum fiziksel anlamda nasıl hissediyorsun?” “Boş bomboş içimde koca bir boşluk var sanki ne bileyim o varken tuhaftı şimdi yokluğu kendimden büyük bir parça eksilmiş gibi hissettirdi.”başımı öptüğünde yüzümü yüzüne çevirdi. “Uyumak ister misin?”dediğinde usulca kafamı salladım bugün dinleyip gücümü toparlamam gerekiyordu yarın ise cehennemde şeytanların arasında olacaktım. Bunu bana yapandan başlayacaktım ilk o doktorun defterini dürecektim sonra ise bunu yaptıranlara gelecekti sıra. Mete’nin amcası siyah zarf onu işaret ediyordu ama bunu öylece öğrenmiş olamazdı benim hamile olduğumu ikimizden başka Berkay biliyordu ve benden bunun öcünü almak istediğini adım gibi biliyordum. Mete ile birlikte yatağa uzandığımızda o bana arkamdan sarılmıştı. Komodinin üzerinde duran telefonumu fark ettiğimde Mete’nin uyumasını bekledim sakinleşen ve düzene giren nefesinden ardından telefonumu alıp sessize getirdim. Egemen’e mesaj atmak için mesaj kutusunu açtım ve parmaklarımı hareket ettirerek yazmaya başladım. Gönderilen: Egemen Bana bir doktor bulman gerek muhtemelen diploması yok yer altı ameliyathaneleri falan var çok acil bu kez hayat memat meselesi her ne bok yapıyorsan bırak ve hemen bulup bana dön! Adı Fikret Eroğlu olmalı. Telefonu komodine bırakırken ekranda her an yanabilecek bildirim ışığını takip ediyordum. Bütün gece uyumak istesem bile gözümü dahi kırpamamıştım ne zaman gözümü kırpsam rüyamda gördüğüm bebek gözümün önüne geliyordu. Sabahın beşine kadar telefon ekranını izlemiştim mesaj gelmesini beklemiştim sonunda beklediğim mesaj sabahın altısına doğru gelmişti. Gönderen: Egemen Buldum sana konum atıyorum nedenini bilmiyorum ama umarım cidden hayat memat meselesidir kızı yatakta bıraktım çünkü! Mesajına hafifçe tebessüm ettiğimde attığı konuma odaklandım. Mete’yi uyandırmadan yavaşça yataktan çıktım ve onun tarafında olan komodine yürüdüm. Komodinin üzerinde duran Mete’nin silahını aldığımda dolu olup olmadığını kontrol ettim. Dolu olduğunu gördüğümde silahı belime yerleştirdim. Saçlarımı dağılmış tokadan kurtardım ve güzelce tekrar toparladım. Banyoya ilerledim ve elimi yüzümü yıkadım aynada kendime baktığımda her zamankinden daha kötü bir Karaca karşılamıştı beni. Tırnaklarımı avuç içlerime batırırken odadan çıktım ve salona ilerledim belli ki Mete beni kendi evine getirmişti. Salondaki sehpanın üzerinde duran araba anahtarını aldığımda sessizce çıktım evden garajın önünde duran arabasına doğru yürüdüm. Arabasına bindiğimde çalıştırdım ve sürmeye başladım. Sanki hissizleşmiş gibiydim içimde dışımda bomboş kalmış gibiydi duygularım donmuştu sanki. Konumda gösterdiği eve doğru sürmeye başladım yaklaşık yarım saat sonra ıssız bir yerde olan bir eve gelmiştim. Egemen bana göre uğraşmadan kolayca insanların olduğu yerleri bulabiliyordu. Avukat kimliği sağ olsun erişimini ve çevresindeki dostları sayesinde aradığı kişiyi kolayca buluyordu. Dolayısıyla buda benim işime geliyordu, zorla bebeğimi alan doktoru dışarıya çöp atarken gördüğümde yarım ağız öfkeyle güldüm onu uyarmıştım beni de öldürmeliydi! Hata yaptı! *** Bu dünyada hayatta kalmanın tek mantıklı yolu, kural tanımamaktır. Bazı kurallar vardır bizi koruyan bazı kurallar vardır bizi yerle ihsan eden her kurala uyamazsın zorunda olsan bile. Bugün benim canımı yakan yarın bir başkasınınkini yakacaktır bu yüzden yaptığım şey hiçbir zaman vicdanımı sızlatmamıştı. Şimdiye dek hiçbir zaman masum olduğunu düşündüğüm insanları öldürmedim ya da kendime hesap veremeyeceğim bir şey yapmamıştım. Bugün de böyle olacaktı değişen bir şey olmayacaktı yaptıklarımdan sonra pişmanlık duyacağımı düşünmüyordum. Cebimden çıkardığım telefonumla dedemi arayıp telefonu kulağıma yasladım birkaç dakika içinde telefon açıldığında hafifçe sırıttım. “Nasılsın dedeciğim?”benden böyle bir tavır beklemediği için şaşırmıştı. “Karaca iyi misin kızım?” “Çok iyiyim ama birazdan daha iyi olacağım tabi istediklerimi kabul etmen taktirinde benim için ne kadar önemli olduğunu tahmin bile edemezsin.” “Ne istediğine bağlı?” “Bana büyük depolarından biri lazım çıkışların bütün anahtarlarının olduğu bir depo ve bana biraz adam lazım.” “Bir şartla.”dediğinde hafifçe yutkundum. “Dede.” “Yoksa yapmam.” “Ne istiyorsun?” “İşleri devralacaksın.” “Bunu konuştuk.” “Hayır tatlım sen konuştun.” “Tamam istediğini alacaksın işleri devralacağım.” “Hepsini silah sevkiyatlarını da kumarhaneleri de barları da.” “Ben kumarhaneden anlamam ki?”sitemimle derince bir of çekmişti. “Öğrenirsin Karaca.” “Neden kumarhaneleri Oğuz’a vermiyorsun.” “Aklını mı kaçırdın müebbet yemiş bir adama kumarhaneyi nasıl verebilirim ilk polis baskınında tutuklanır ayrıca o deli kumarhaneyi yönetmez yakıp yıkar.” “Ona bakarsan bende deliyim.” “Senin yine sabrın var ama o raporlu deli.”güldüm gerçekten de öyleydi. “Tamam dede tamam.” “O halde istediğin her şeyi ayarlayacağız.” 3 Gün Sonra Yazardan Karaca bu üç gün içerisinde aklındaki her şeyi tamamlamış ve oyununu kurmuştu o adamla kedinin fareyle oynadığı gibi oynayacaktı. O adamı hem fiziksel hem de psikolojik mahvetmek istiyordu, henüz gün aymadan adamın evinden çıkması ile Karaca planının ilk aşamasını uygulamıştı. O doktorun bir karısı bir de küçük oğlu vardı ama şimdi ikisi de Karacanın insafına kalmışlardı. Hiçbir şeyden haberi olmayan iki masum insan bu ateşin ortasında yanacaktı. Sevgili doktor öğlene doğru telaşla evine koşturduğunda görebildiği tek şey kül olmuş evini söndürmeye çalışan itfaiye arabasıydı. Korku ve dehşetle çöktü dizlerinin üzerine karısını ve çocuğunu kaybetmenin korkusu vardı yüzünde. İtfaiye görevlisi gelip de adama içeride ceset bulamadıklarını söyleyene kadar Karaca doktoru izlediği kameradan sırıtıyordu. Onun o çaresizliği gözüne o kadar güzel gelmişti ki buna devam etmekten kendini alı koyamadı ve doktorun telefonunu görüntülü aradı. Hattı yerini asla bulamayacakları özel ve tek kullan atlık bir hattı. Doktoru aradığında birkaç çalıştan sonra açılmıştı kamerayı kendine çevirdiğinde keyifle sırıttı. Karaca’dan “Selam orospu çocuğu beni hatırladın mı?”kamerada beni gördüğünde zorla yutkunmuştu. “Sana beni öldürmeni söylemiştim öyle değil mi? Bak bakalım burada ne varmış?”telefonun kamerasını odanın içindeki bilgisayardaki kameralara çevirdim. Hem karısının hem oğlunun kafasına silah dayanmış görüntüleri görmek onu deliye döndürmüştü onun bu delirmesini keyifle izlerken sabırsızca bacağımı sallıyordum kamerayı tekrar kendime çevirdiğimde gıcıkça gülümsedim. “Seni orospu bırak onları!” “Ah bende sana bebeğimi bırakmanı söylemiştim.” “Lütfen bak oğlum karım onlar masum insanlar.”gözlerim hafifçe yanmaya başladığında hafifçe kafamı sallayıp kendime geldim. “Benim doğmamış bebeğimin ne suçu vardı?” “Tamam haklısın özür dilerim onları bırak beni al lütfen.” “Hay hay sana bir konum yolluyorum yalnız gelmelisin yoksa sanırım uyarmama gerek yok.” “Tamam geliyorum.”telefonu kapattığımda ona konum yollayıp telefonu kapattım ve arkama fırlattım. Güvenlik odasında oturmuş bütün odalara kurulan kameraları izliyordum her şeyi adım adım planlamıştım bu işin sonunda hem intikamımı almış hem de tatmin olmuş olacaktım. Bir saatin içinde deponun giriş kapısından içeriye girdiğini gördüğümde derin bir nefes alıp önümdeki mikrofona doğru eğildim. “Hoş geldin doktor!”diye alayla konuştuğumda bütün öfkesini kusarcasına bağırdı. “NEREDE KARIMLA ÇOCUĞUM?” “Hadi ama çok sıkıcısın.”elimi çeneme yaslarken hafifçe güldüm. “Ne istiyorsun?”dediğinde omuz silktim. “Tombala oynamayı biliyor musun?”ben onu oyalarken giriş kapısı kapanıp kilitlenmişti zaten çıkabileceği başka bir yerde yoktu çünkü fare deliğine kadar her yer kilitlenmişti. “Ne saçmalıyorsun?” “Önünde duran masada siyah bir torba var onun içinden bir sayı çekeceksin ama unutma iki şansın var. İki sayı biri oğlunun olduğu odayı diğer karının olduğu odayı gösterir eğer yanlış seçersen ikisi de ölmüş olacak.”sonra mikrofona karısıyla oğlunun ağlama seslerini yansıttım sesleri duyan doktor iyice tutuşurken bağırdı. “DELİSİN SEN BU KADAR SAYI İÇİNDE ŞANSIM NEREDEYSE HİÇ YOK!” “ONU İNSANLARIN HAYATINI SİKMEDEN ÖNCE DÜŞÜNECEKTİN BEN SENİ UYARMIŞTIM BENİ ÖLDÜRMEN GEREKTİĞİNİ SÖYLEMİŞTİM SEN İSE SADECE GÜLMÜŞTÜM ŞİMDİ GÜLME SIRASI BENDE!”ellerimle masaya vurup ritim tutarken ufak bir melodi mırıldandım ve tekrar mikrofona döndüm. “İlk sayıyı seçmek için otuz saniyen var yoksa yine ölecekler ilk listede karın var ve süren başladı!”bilgisayardan bir tuşa bastığımda deponun ortasındaki dev ekranlı televizyondan geri sayım başlamıştı. Sevgili doktorcuk başka çaresinin olmadığını bildiği için hızlıca elini siyah torbanın içine soktu gözlerini sımsıkı kaparken dua eder gibi bir hali vardı. Hoş köpeğin duası kabul olsaydı eğer gökten kemik yağardı. Torbadan bir sayı çektiğinde hızlıca koşturmaya başladı muhtemelen o sayının yazdığı kapıyı arıyordu. Oturduğum yerden keyifle onun o delirmiş halini izlerken oldukça keyif alıyordum benim o çaresizliğimi şuanda bu adam dibine kadar hissediyordu. Sonunda bulduğu odadan içeriye girdi ama oda boştu tabi ki de yanlış odaya girmişti, mikrofona doğru eğilip gür bir kahkaha attım. “Çok şanssız bir adammışsın doğrusu!” “SAKIN ONA DOKUNMA!” “Imm üzgünüm oyun kuralları.”ayağa kalktım bilgisayardan deponun ortasındaki dev ekran televizyonu karısının olduğu odanın kamerasını yansıttım. Kendi olduğum odadan çıkıp karısının odasına girdim ve belimden silahı çıkardım. Ağzı bağlı eşinin göğsüne üç el ateş ettiğimde sandalye devrilmiş ve büyük ihtimalle ölmüştü. Odaya geri döndüğümde kameraların başına oturdum o doktorun çaresiz çığlıkları olduğu yerde kendini paralaması içimdeki yangını biraz olsun dindirmişti. Birkaç dakika ağlayıp ağıt yakması için ona zaman tanımıştım ama bu sümsük hali sinirimi bozduğu için tekrar mikrofona yöneldim. “Evet oyunun ikinci turuna hazır mısın?” “SENİ OROSPU ÇOCUĞU SENİ ÖLDÜRECEĞİM DELİ KADIN!” “Hadi ama birde doktorlar soğukkanlıdır derler bu kadar abartmamalısın.”sakinliğim gerçekten insanı çıldırtacak derecedeydi. “MANYAKSIN SEN SENİ TIMARHANEYE KAPATMALARI GEREK!” “Belki de? Neyse ne hadi ama sıkıldım ben oyunun ikinci turu başlasın!”geri sayımı açtığımda tekrar o siyah torbayı eline aldı ve bir sayı çekti. Hızlıca koşarak çektiği sayının yazdığı odayı buldu ve içeriye girdi. Çocuğunu bulamadığındaki o surat ifadesinde kendimi görmüştüm benimde çocuğumu elimden alırken aynı şeyleri hissediyordum şimdi aynı acıyı dibine kadar yaşayacaktı. Kamerayı küçük oğlunun olduğu odaya çevirdim ve televizyona yansıttım. Küçük bebeğin olduğu odaya girdiğimde mavi battaniyesine sarılı bebeği kucağıma aldım ve kameraya dönüp gülümsedim. O sırada kucağımdaki bebek ağlamaya başladı ama umursamamıştım şuanda görenler beni tamamen bir canavar olduğumu düşünüyor olabilirde ama öyle değildi işte. Arka cebimden çıkardığım bıçağı kameraya doğru gösterdim ve hafifçe sırıttım. Bıçağı birkaç kez bebeğe sapladığımda yüzüme hafifçe kan sıçramıştı ilk sapladığımda bebek ağlama sesleri odayı doldururken ikincisi ve üçüncüsünde sesler kesilmişti. Kenarda duran korumaya kafamla işaret ettiğimde televizyonu kapatmıştı. Bende derin bir nefes alırken kucağımdaki battaniyeye sarılı içinde kan torbası olan oyuncak bebeği yere attım. Bir insanın canını yakacağım diye onun suçsuz ailesini katledecek kadar manyaklaşmadım henüz. Bebek seslerine gelince bir bebeği ağlatmak için kucağına almamak bile yetiyorken bu sesleri kameraya kaydetmek oldukça kolaydı. Karısına gelince eğer dikkatle izleseydi vurulduğunda üzerinden hiç kan çıkmadığını fark ederdi çünkü üzerinde çelik yelek vardı. İşin özü kimseyi öldürmemiştim henüz bugün ölecek bir kişi vardı oda içeride sevdiklerinin katledildiğini düşünerek alev alev yanan adamdı. Ellerime sıçrayan kanı hafifçe üzerime sildiğimde ilerledim ve aşağıya indim. Doktorun sesleri git gide yaklaşırken biraz uzağında durup gür bir kahkaha attım. Beni gördüğü anda üzerime saldırmak istemişti öylesine öfkeyle koşuyordu ki bastığı yere dikkat bile etmemişti ayağını ayı kapanına sıkıştırdığında acı çığlığıyla olduğu yere düşmüştü. “Ahh nasıl bir hismiş sevdiklerinin gözünün önünde senin yüzünden ölüşü?”ayağını sıkıştıran kapanı gösterdim bu kez. “Bak bu fiziksel acı ama o izlediklerin hepsi çaresizlik ve vicdanının acısıydı. Şimdi gelelim fasulyenin faydalarına şaka şaka sadece işimize bakacağız.” “ÖLDÜRECEĞİM LAN SENİ BURADAN ÇIKAR ÇIKMAZ HEM DE.”dediğinde kahkaha attım. “Gerçekten buradan çıkabileceğini inanıyor musun?”kenarda duran demir çubuğu aldığımda hızlıca üzerine indirdim bütün öfkemi boşaltırcasına defalarca vurdum kemiklerini kırmak istedim. Hiçbir zaman masum olduğunu düşündüğüm insanları öldürmedim hiç kimseye hesap vermedim ben bu hayatta ama bir kişi hariç kendime hesabını veremeyeceğim bir şey yapamazdım. “Şimdi biraz eğlenelim öyle değil mi? MÜZİK!”parmağımı şıklattığımda deponun büyük hoparlöründen açılan müzik sesi ortamı doldurdu. “Şimdi sen birinin mercimeğisin seni haşlayıp çorba yapmamız gerek!”ellerimi havaya kaldırıp alkış tuttuğumda korumanın biri yanıma bir kova kaynar su getirmişti. “Bak şimdi benim içimin yangınına benzemez ama beni bir nebze anlamanı sağlayacak bir şey!”kovanın tamamını üzerine boşalttığımda doktorun üzerinden dumanlar çıkarken çığlık çığlığa acıyla bağırıyordu. “Evet Karaca Aksoy’un mekanına hoş geldiniz iyi eğlenmeler!”diye dalga geçtiğimde demir sopa ile haşlanan yerlerine sertçe geçirdim. Kenarda duran sarı çizmeleri alıp ayağıma geçirdiğimde duvardaki şartele yöneldim öyle bir sistem vardı ki doktorun ayağındaki ayı kapanına elektrik veriyordu. “Hadi biraz benim için dans et ha ne dersin?”şarteli indirdiğimde bu kez çarpılmanın verdiği o yoğun titreme ve acı etkisiyle bağırıyordu. Belimi sallayıp şarkıya ayak uydururken gür bir kahkaha attım. “Bana eşlik etmen ne hoş.”şarteli indirdiğimde olduğu yerde tükenmişçesine uzanıyordu. “Hadi ama bu kadar çabuk mu yoruldun?” “Tü- tükendim.”dediğinde yanına gelip eğildim. “Hadi canım benim bebeğimi alırken pek bir enerjiktin.”kafasına hafifçe vurduğumda tekrar konuştum. “Şimdi bana emri kimin verdiğini söyle?”dediğimde hiç uğraştırmadan konuşmuştu. “As-Aslan Bey ve Be- Berkay Bey.” “Siktiğimin herifleri ben sizinde sülalenizi kurutmaz mıyım orospu çocukları.”o Berkay’ı ağaç kesme makinesiyle ortadan ikiye ayıracağım! Sinirle yumruklarımı sıktım ve kenarda duran korumanın bıçağını alıp döndüm. Bıçağı açtığımda direk kalbine saplamıştı gözleri sonuna kadar açıldığında ağzı kanla dolup taşmıştı. “Benim bebeğimi benden zorla kopardığında benimde kalbim böyle acımıştı.”bıçağı döndürdüğümde kalbini yardığıma emindim ağzından oluk oluk kan akarken bıçağı kalbinden bırakıp kalktım. Korumaların başında olan Murat abinin yanına yöneldim. “Ailesine önce ufak bir uyarı çekin görmediler duymadılar bilmiyorlar ondan sonra da bırakın nereye gidiyorlarsa gitsinler ha bu arada depoyu yakın adamı da gömün bir yere.”dediğimde bir cevap vermesini beklemeden çıktım oradan yukarıya çıktığımda odaya girdim ve kapıyı kapattım. Üzerimi değiştirip getirdiğim yedek kıyafetleri giydim ve ıslak mendiller kan bulaşan yerlerimi iyice sildim. Sırt çantamı alıp sırtıma taktığımda depodan dışarıya çıktım ve ilerde duran arabama ilerledim, üç gündür gizli saklı bunu planlıyordum kimsenin telefonlarına bakmıyordum Mete şimdiye delirmiş olmalıydı ama umurumda değildi bir de onunla uğraşamazdım şuan. Araba bindiğimde ellerimi direksiyona koyup kafamı da yasladım ve düşünmeye başladım, sırada sadece iki kişi kalmıştı ondan sonra asıl intikamıma dönecektim ve işlerin başına geçecektim ama asıl önceliğim Aslan ve Berkay.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD