İnsanların düşüncesizliği ve düşünmeden yaptıkları şeylerin bedelleri bazen çok ağır olabiliyordu. Bende düşüncesizliğimin ve unutkanlığımın bedelini karnımdaki sabiyle ödeyecektim belki de hayatını mahvedecektik.
Bir halt ettik korunmayı unuttuk sonrasında da olaylar üst üste gelince ben hap almayı unuttum bir nevi benim yüzümden.
“Ne dedin anlamadım?”
“Aldıralım dedim Mete.”
“Saçmalama.”diye ayaklandığında elimle anlımı ovdum.
“Saçmalamıyorum.”
“Bu ikimizin çocuğu sen sırf çocuk bakamam diye kapris yapıp karnındaki cana kıyacaksan gerçekten sandığım gibi bir kadın değilsin demektir.”
“Kapris yaptığım için mi çocuk istemiyorum sanıyorsun?”ayağa kalktığımda karşısına dikildim. “Ben niye çocuk istemiyorum biliyor musun? Bakamam diye değil eşek gibi de bakarım gerekirse hayatımın sonuna kadar sırtımda bile taşırım.”
“Ne o zaman?”
“Ben kimim Mete?”
“Karacasın.”
“Hayır öyle değil ben kimim benim işim ne?”
“Sen bir katilsin, süikastçisin.”
“Doğru peki sen kimsin?”
“Bir silah tüccarı mafyanın gelecek vadeden oğluyum.”
“Bizden çıkacak çocuğun başına en iyi ne gelebilir?”
“Ölmez hayatta kalır.”
“Şimdi anladın mı ne demeye çalıştığımı? Ben bir seri katilim süikastçiyim bir gün deşifre olacağım düşmanlarım benim kim olduğumu öğrenecekler o zaman ne olacak sanıyorsun? Şu zamana kadar bir sürü adam öldürdüm ben sayamayacağım ve hatırlayamayacağım kadar çok benim kim olduğum anlaşılınca ne olacak sanıyorsun benim yedi ceddimi sikmeye gelecekler.”derin bir nefes aldığımda kalktığı koltuğa geri oturdu.
“Haklısın biliyorum ama-“
“Ne ama benim karnımdaki bu çocuk var ya senin benim yüzümde başına neler gelebileceğini aklın hayalin alıyor mu senin? Bizim düşmanlarımızdan tekinin eline geçse ne olur? Bu adam iz bilir mi racon bilir mi parça parça ederler bizim çocuğumuzu bizim suçlarımızın bedelini bu bebek öder.”
“Sonuna kadar haklısın ama sende şunu düşün karnındaki bir canlı ikimizden parça olan bir canlı. Her canlı gibi yaşamaya hakkı olan bir canlı büyüyecek doğacak dünyaya gelecek o bir can senin içinde büyüyor olabilir ama bu onun nefesini kesme hakkını sana vermez.”
“Doğrudur ama onu işkence çekeceği doğru düzgün yaşamayacağı bir hayatın içine de sokamam.”
“Kaderine sen karar veremezsin en azından bir süre düşünelim.”
“Tamam düşünelim.”gülümsediğimde oda gülümsediğinde kollarını açtığında gelip kucağına oturdum ve kafamı onun göğsüne yasladım. “Ama birlikte karar verelim güzel bir karar verelim.”
“Tamam güzel bir karar vereceğiz.”
“Bizim için değil onun için en iyi kararı verelim.”
“Tamam.”biraz duraksadığımda aklıma bir şey gelmişti hızlıca kafamı onun göğsünden kaldırdığımda gözlerinin içine baktım. “Sen.”elimi karnımın üzerine götürdüm. “Bebeğimizin yaşamasını mı istiyorsun?”kafasını usulca salladığında gözleri dolu doluydu benim gözlerim de dolarken alt dudağımı ısırdım. “O halde onun sağ salim yaşaması ve güzel bir hayat kurması için tek çıkar yolumuz var.”
“Neymiş o?”
“Melek.”dediğimde yutkundum biraz zor olacaktı ama olacaktı. “Bebeğimiz doğduğunda onu Meleğe vereceğiz ikisine de güzel bir pasaport ve yepyeni bir kimlik hazırlayacağız. Onları bizden en uzağa göndereceğiz kimsenin onları tanıyıp bilmeyeceği ve kolay kolay bulamayacağı bir yere biliyorum vazgeçmek asla kolay olmayacak ama bizim bile sonumuz belli değilken bir çocuğun kaderini yazamayız.”
“Peki ya biz anne babası olarak?”
“Çocuğumuzun iyiliği için onu görmeyeceğiz kendi iyiliği için ise oda bizi bilmesin Mete, Melekle güzel bir hayat yaşasınlar biz onlara para sağlarız. Melek ister çocuğumuzun annesi olsun ister teyzesi ister halası ister eniştesi hiç fark etmez ona iyi baksın yeter.”
“Melek buna ne diyecek bakalım.”
“Melek tanıdığım gördüğüm kadarıyla narin bir kadın ince, zarif yani sizin içinize gökten düşmüş gibi.”
“Melek üvey.”
“Nasıl?”
“Meleği evlatlık almışlar işte daha biz hiç ortada yokken.”kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktı.
“Bende diyorum bu kız niye size benzemiyor.”güldüğünde beni tekrar göğsüne çekti.
“Doğru benim babamda annemde sarışın hatta Melike de sarışındı ama Melek bizden çok farklı kahverengi saçlı esmer.”
“Bizimkisi sarışın kızıl karşımı bir şey çıkar herhalde.”
“Sağ salim çıksın da sonrasını zaten bir şekilde planlayacağız nasıl olsa.”gözlerimdeki doluluğu sildiğimde bakışlarımı ona çevirdim.
“Berkay ile olan tüm defterler kapandı yakın zamanda bütün işimi bitireceğim.”
“Sana bir şey yapma desem asla dinlemezsin bunu biliyorum o yüzden dikkat et olur mu?”
“Olur.”
“Ha bir de madem çocuğumuz olacak evlensek mi biz?”
“Gebertirim lan seni yok evlilik falan istemem kimse öldüğü için acık çekmek de istemem kimse benim ardımdan acı çeksin de istemem.”
“Şu bebeğimizin kaderini şimdilik rafa kaldıralım nede olsa önümüzde dokuz aylık bir süreç var.”
“Doğrudur.”
“Bundan sonra başına bir şey geldiğinde falan bana haber vereceksin biliyorum sevmiyorsun böyle şeyleri ama en azından dokuz ay.”
“Ay iyi tamam haber ederim.”dediğimde kucağından sehpaya eğilip yarım kalan dürümümü aldım ve tekrar göğsüne yaslanırken yemeğe devam ettim.
“Şu bebek haberi tüm iştahımı kaçırdı resmen ulan ben baba oluyorum.”
“Sözde oluyorsun unutma iyiliği için bizimle olmayacak.”
“Onu daha detaylı düşüneceğiz dedim bir defa.”dürümü kafasına vurdum.
“Suslan anası olarak evin reisi benim ben ne dersem o olur.”
“Oldu canım başka bir isteyin?”
“Bir de bir git duş al Allah aşkına üstümü başımı ayran ettin.”
“Ayranı kafamdan aşağıya sen döktün.”
“Hak ettin.”kucağından kalktığımda oda ayaklandı.
“İyi gidip yıkanayım.”o salondan çıkıp gittiğinde bende oturduğum koltukta dürüm yemeğe devam ettim. Sırtımı koltuğa yaslarken düşünmeye başladım, böyle planlar kuruyorduk doğru ama hiç kolay olmayacaktı.
Bir annenin evladından vazgeçmesi bu kadar kolay olamazdı da zaten ama yaşamasını ve doğru düzgün bir hayatı olmasını istiyorsak buna mecburduk. Bu hatanın bir ikincisi olmayacaktı bir daha asla hamile kalmak gibi bir hata yapmayacaktım.
Mete’yi beklerken telefonum çalmıştı cebimden çıkardığım telefonuma baktığımda dedemin aradığını gördüm açıp kulağıma yasladığımda dinlemeye başladım.
“Alo Karaca kızım neredesin?”
“Evdeyim.”bitirdiğim dürümün poşetini sehpaya bırakırken tekrar koltuğa yaslandım.
“Hemen buraya gelebilir misin acil?”
“Neden bir şey mi oldu?”
“Oldu.”
“Ne oldu illa sormam mı gerek.”
“Oğuz burada.”dediğinde titrek bir nefes aldım.
“Ne zaman geldi?”
“Az önce.”
“Tamam geliyorum.”telefonu kapattığımda ayağa kalktım etrafta kağıt kalem aramaya başladım. Bulduğumda ufak bir not yazıp çıktım evden hızlıca arabama bindiğimde dedeme ait olan dağ evine sürdüm.
Geldiğimde arabayı büyük demir kapının önünde bıraktım ve anahtarı korumaya attım. Hızlıca demir kapının ardına geçtiğimde koşar adım içeriye ilerledim bahçe kapısından eve girdiğimde onu görmek beni şaşırtmıştı bir daha buraya döneceğini düşünmemiştim.
“Selam.”bakışları bana döndüğünde ilk ayaklanan dedem oldu. Yanıma gelip bana sarıldığında bende ona sarıldım sonra Oğuz geldi yanıma kollarını açtığında bende ona sarıldım. “Hoş geldin Oğuz abi.”diye mırıldandığımda omuz silkti.
“Bir yaş var aramızda Karaca.”
“Doğru.”kollarından ayrıldığımda ikimizde koltuğa oturduk. “Hayırdır ben seni bir daha dönmezsin sanıyordum?”
“Birinin peşinden geldim işimi bitirip döneceğim.”dediğinde kaşlarımı çattım.
“Kim o?”
“Tanıyacağını sanmıyorum oda benim gibi buraya yeni geldi geleli birkaç gün olmuştur yani.”
“Anladım.”Oğuz benim halamın oğluydu oda benim gibi tüm ailesini kaybetmişti sonra kendine en baştan tertemiz bir sayfa açmaya karar verdi. Sevdiği kadınla evlendi iki çocuğu oldu ama hayat ona yine acımadı benim gibi düşmanları vardı hiç birine acımadılar.
Oğuz birkaç yıl akıl hastanesinde kalmıştı ama o zaman bu zaman eskisinden de beter hale geldi. Ben ömrümde gördüm gördüm ama Oğuz kadar psikopatını da görmedim. Ben birsem o bire on basardı o derece yemişti kafayı zaten onu akıl hastanesinden salan doktorda da vardı biraz sanırım böyle bir insan dışarıya salınır mıydı?
“Bana yardım eder misin?”dediğinde kafamı belli belirsiz salladım.
“Ne yapacağız ki?”
“Birlikte bir maskeli baloya katılacağız orada öldürmemiz gereken birisi var ama kalabalık bir ortam olacağı için kaza süsü vermemiz gerek kimse bizden bilmemeli.”
“Nerede olacak bu balo? Ayrıca kimin peşindesin biraz anlatsan mı?”
“Akıl hastanesinden çıktığımda ilk işim ailemi öldürenleri bulmak oldu karımı öldüren adamı öldürdüm detay verip midenizi bozmama gerek yok sanırım. Şimdi ise çocuklarımı kaçırıp satan adamı buldum Onur Soylu bu gece evinde büyük bir kutlama var maskeli balo olarak hazırlandı.”
“Oğuz çocukların yaşıyor mu?”duygusuz bakışlarını bana çevirdiğinde kafasını olumsuzca salladı.
“Benim çocuklarımı bir adama satmış onlarda çocuklarımı dilenmeye falan çıkartmışlar ellerine bir poşet peçete verip trafiğin ortasına atmışlar çocuklarımı tabi ben o sıra akıl hastanesinde olduğum için bir şey yapamadım. Bir gün trafikte mendil satarken bunlar el ele yürüdükleri için ikisine de araba çarpıyor öylece ölüp gidiyorlar.”elini tuttuğumda hafifçe sıktım.
“Anlaşılan hayatımız boyunca rahat nefes alamayacağız.”
“Ben nefes aldığımı hissedemiyorum şahsen sen alıyor musun?”dediğinde güldüm.
“Ne kadar nefes almak denirse.”
“Çok merak ediyorum sende benim gibi katil olmasaydın eğer ne gibi bir mesleğin olurdu?”dediğimde sırtını koltuğa yasladı.
“Ben bütün bunlar olmadan önce galiba şu Kapadokya da var ya hani balon turları yaptırıyorlar onlardan olmak isterdim.”dediğinde sırıttım.
“Benimde normal bir hayatım olsaydı eğer çoluk çocuğa karışır evimde mutlu mesut yaşardım.”
“Sen? Sen ve çoluk çocuğa karışmak işte buna gülünür sen çocuklardan nefret edersin.”aslında herkes çocukları sevmediğim için onlardan nefret ettiğimi zannediyordu ama çocuk sevilmez mi? Ben yaşadığım hayattan ötürü çocuklardan nefret ediyormuş gibi davranıyordum çocuk istemiyormuş gibi aslında içten içe ne güzel olurdu da demeden edemiyordum.
Ben çok küçük yaşta kaçırıldığım için ailemin ölümünü hatırlamıyordum bana anlatıldığı kadarıyla biliyordum. Ama Oğuz öyle değildi işte o ailesinin ölümünü saniye saniye izlemişti saklandığı yerde korkarak titrerken hepsini izlemişti o zamanlar yedi yaşında bir çocuk olarak korkması çok normaldi.
Kafamı Oğuz’un omzuna yasladığımda oda kafasını benim kafama yasladı. Dedeme iki torun güzel bir görüntü sunarken ben azıcık da olsa Oğuz’un aklındakilerden tırsıyordum kim bilir o aklından yine nasıl sadistlikler geçiyordu.
Ne yaparsın bizim ailenin genlerinde de psikopatlık var yakında bende Oğuz gibi akıl hastanesine düşersem şaşırmam.
“Yukarıda senin eski odana elbiseyi ve maskeyi bıraktım hazırlan da gidelim.”
“Elbise bedenimi nasıl buldun?”
“Bulmadım senin ölçülerini biraz salladım sadece.”
“İyi bok yedin gerçekten.”ayağa kalktığımda onları salonda bırakıp çıktım ve üst kata ilerledim eskiden kaldığım o odaya girdiğimde yatağın üzerindeki siyah elbise dikkatimi çekti.
Yatağın üzerindeki elbiseyi aldığımda yüzümü buruşturdum bir beden küçük almıştı inşallah düdük gibi olmazdı. Derin göğüs dekolteli omuzları açık ama kolları kapalı kısa bir elbiseydi bunu rast gele aldığını o kadar emindim ki alışverişten nefret ederdi çünkü.
Üzerimi değiştirmeye başladım pantolonumu ve tişörtümü çıkardım elbiseden görünmemesi için südyenimi de çıkartmıştım. Elbiseyi üzerime çekiştire çekiştire giydiğimde esnekliği sayesinde rahatça üzerime olmuştu daha doğrusu tüm vücudumu sarıp sarmalamıştı.
Şansıma söverken yatağın üzerindeki maskeyi aldım ve yüzüme yaslarken aynaya baktım aslında güzel olmuştum. Yatağın köşesinde duran topuklu ayakkabıları da aldığımda ayağıma giydim bu defa ayakkabı numarasını tutturmuştu tutturamasaydı eğer kafasına fırlatırdım.
Saçlarımı tokadan kurtarıp salık bıraktığımda aşağıya indim. Dedemlerin yanına geldiğimde Oğuzda hazırlanıp gelmişti bana bakarken ufak bir ıslık öttürdü.
“Ben bu elbiseyi mi almışım? Ben bunu daha kapalı bir şey sanmıştım.”
“Tabi sen direk ilk gördüğün elbiseyi kapmak sureti ile aldığın için elbiseyi görmemen çok normal.”
“Neyse arabada ye başımın etini gidelim.”o salondan çıktığında dedem yanıma gelip hafifçe kolumu tuttu.
“Dikkat et.”dediğinde kafamı salladım bu daha çok yanındaki deliye sahip çık ortalığın amına koymasın demekti. Dışarıya çıktığımda şık siyah spor bir araba bekliyordu kapının önünde Oğuz benden önce ilerlemiş ve kapımı açmıştı.
“Buyurun hanım efendi.”
“Ay hiç kibarlaşma yakışmıyor sana ayrıca o senin sırıtman var ya yemin ederim karşımda şeytan gülüyormuş gibi hissediyorum.”dediğimde daha çok sırıttı.
“Şeytanlık bizim işimiz Karaca.”
***
Midem bulanıyordu hem de daha önce hiç bulanmadığı kadar. Arabanın camını açtığımda esen rüzgarın yüzümü yalpalaması biraz olsun midemdeki bulantıyı sakinleştirmişti. Daha önce hiç böyle bir sıkıntım olmamıştı sanırım hamilelikten kaynaklıydı.
Elim istemsizce karnımın üzerine gittiğinde dudaklarımda oluşan tebessüme engel olamadım ama bu olmamalıydı işte bu bana yasaktı. Elimi hızlıca çektiğinde yüzümü buruşturup camı kapattım ve arabanın koltuğuna yaslandım.
“Gelmedik mi daha?”
“Sende görüşmeyeli amma mızmız olmuşsun.”dediğinde omuz silktim.
“Biz seninle en son görüştüğümüzde seni polis aramıyor muydu?”
“Hala arıyor.”dediğinde göz devirdim.
“Ne işin var o zaman senin burada?”
“Sence ben işimi bitirmeden yakayı ele verecek adam mıyım? Ele versem bile kaç defa kaçtım lan hapishaneden.”
“Doğru sormam hata zaten sen en son müebbet yemiştin değil mi unutmuşum.”dediğimde sırıttı.
“Müebbet yedim ama kaç senedir kaçağım onu ne yapacağız?”
“Off yakalanacaksın benimde başımı yakacaksın ya.”
“Bir şey olmaz.”omuz silktiğinde arabayı büyük bir evin bahçesinden içeriye soktu. Birlikte arabadan indiğimizde ikimizde yüzümüze maskeleri taktık ve içeriye ilerledik. Kalabalık salondan içeriye girdiğimizde herkes maskeliydi yüzünde maskesi olmayan sadece birkaç kişi vardı. “Maskesizler parti sahipleri bizim aradığımız adam da parti sahiplerinin içinde.”
“Hangisi?”diye mırıldandığımda kafasıyla saçları griye boyanmış kendi yaşlarındaki adamı işaret.
“Aha o piç.”
“Planın ne?”
“Şimdi sen adamı ayartacaksın muhteşem seksi karizmanla sonra adamı yukarı odaya çıkaracaksın ki beceremeyeceğinden şüphem yok gerisini orada halledeceğiz.”
“Bütün işi ben yapacaksam ne bok anladım bu işten?”
“Sen odaya çıkart sonrası bende yavrum hadi sana hayırlı işler.”omzuma vurup içkilerin olduğu tarafa ilerlediğinde bende bana gösterdiği o adama doğru yürümeye başladım. Tam yanından geçerken bile isteye sanki ayakkabım yamuk dönmüş gibi davranıp kendimi kolların bırakmıştım.
Elinde tuttuğu kadehi beni tutmak için bıraktığında kadeh yeri boylamış ve bardak paramparça olmuştu. Param parça olan bardağın sıçrayan camı yanlışlık ayağıma geldiğinde canım yanmasa da hafifçe inledim.
Küçük bir kesik oluşmuştu bana göre çokta önemli bir şey değildi ama adamın bana yardımcı olması açısından sanki canım yanmışçasına bir izlenim vermiştim.
“İyi misiniz?”dediğinde hafifçe yutkundum.
“Ayağım kesildi ve sanırım bileğimi burktum rica etsem beni sakin bir yere götüre bilir misiniz?”nazik tavrım suratında samimi bir gülümsemeye sebep olmuştu birazdan Oğuz’un yamultacağı o gülümseme.
“Tabi sizi üst kattaki odalardan birine çıkarayım biraz dinlenin hem bileğinize buz da getiririm.”beni nazikçe kucakladığında partideki tüm gözler bize dönmüştü. Yüzümde maske olduğu için bunu dert etmiyordum birlikte merdivenleri yavaşça çıkarken ellerimle omzuna tutundum.
“Parti sahibi siz misiniz?”
“Evet.”
“Çok şık bir organizasyon doğrusu.”
“Teşekkür ederim tabi sizin kadar şık değil.”iltifatı gururumu okşarken kocaman gülümsedim. Merdivenleri bitirdiğimizde karşısına çıkan ilk odaya girmiştik beni odada yatağın üzerine bıraktığında eğildi ve ayağımı eline aldı. “Şimdi bir bakalım.”ayağımdaki topuklu ayakkabıyı çıkardığında hafifçe bileğime dokundu. “Acıyor mu?”dediğinde hafifçe sırıttım.
“Benim değil ama senin canın acıya bilir.”
“Anlamadım?”dediğinde odanın banyosundan çıkan Oğuz adamın ensesinden yakaladığı gibi odanın içindeki banyoya çekti. Daha neyin ne olduğunu bile anlayamazken adamın kafasını iki üç defa banyo küvetine sertçe vurmuştu.
Adamın bayıldığından emin olduğunda ise su dolu küvetin içine bıraktı. Ben ise sadece kapıya yaslanmış onu izliyordum birkaç dakika öldüğünden emin olduğunda ayağa kalkıp bana döndü.
“Ayakkabını al gidelim işimiz bitti.”yanına ilerlediğimde gömleğinin kolunu işaret ettim.
“Kan bulaşmış.”banyodan çıkmadan musluğun altına soktum ve oradaki sabunla biraz geçirmeye çalıştım. Geçire bildiğim kadar geçirdim gerisini saklamak onun işiydi odanın ortasından ayakkabımı alıp ayağıma giydiğimde birlikte odadan çıktık ve aşağıya indik.
Dikkat çekmemek adına biraz daha buralarda oyalanmaya karar vermiştik o sırada Oğuz gidip güvenlik kameralarını silecekti bizim üst kata çıktığımız görüntüler kaydedilmiş olmalıydı. Her ne kadar maskeli olursak olalım işimizi şansa bırakmak istemiyordum.
O gittiğinde bende bar tezgahına yaslanıp kendime göre bir şeyler aramaya başladım. Gördüğüm portakal suyu ile hafifçe gülümsedim ve bir bardak aldım. Bardağı koklayıp içindekinin portakal suyu olduğundan emin olduğumda içmeye başladım.
Oğuz’un işi uzun sürebilirdi güvenlik kameralarının olduğu odada muhtemelen güvenlik de vardı çünkü. Ben öylece oyalanırken birinin omzuma çarpması ile elimdeki portakal suyunun birazı üzerime dökülmüştü sinirle o kişiye döndüğümde hiç beklemediğim bir yüz ile karşılaştım.
Karşımda Berkay duruyordu maskesini yüzünden çıkarttığında tamamen emin olmuştum, hafifçe yutkunduğumda hiç bulaşmadan çekilecektim ki kolumdan tuttu.
“Karaca bu sen misin?”dediğinde göz devirdim.
“Evet ayı!”sinirle söylendiğimde sırıttı.
“Vay seni burada görmek ne büyük lütuf hayırdır Mete gelmedi mi müstakbel baba adayımız.”
“Birincisi koluma mengene gibi yapışmana gerek yok.”dedim ve kolumu elinden çektim. “İkincisi siktirtme belanı defol git şuradan.”
“Sen hayırdır önceden sessiz sakin utangaç kız ayakları yapardın şimdi de asi kız tavırlarına mı döndün?”ayağımdaki topuklu ayakkabının topuğu ile ayağına sertçe bastığımda yüzünü buruşturdu.
“Seni doğduğuna pişman ederim Berkay dua et kalabalıktayız ama ben elbet seni tenha da da bulurum.”
“Bul güzelim.”kolunu zorla belime sardığında Oğuz’un sesini işittim.
“Şişt hayırdır bilader?”belimdeki elini ittiğimde Oğuz yanımda yerini almıştı.
“Vay herkese veren biri olduğunu bilseydim eğer tutumum farklı olurdu.”bana yaptığı ima gözümü öfkeyle karartırken Oğuz benden önce davranıp suratına yumruğu indirmişti. Partide Oğuz’un yumruğu ile bir takım çığlıklar oluştuğunda Oğuz hafifçe gülümseyip kalabalığa döndü.
“Sıkıntı yok! Relaks.”sonra tekrar Berkay’a döndü ve yakasından tutup bahçe kapısından dışarıya çıkardı bende peşlerinden alelacele koştururken birisi daha arkamızdan geliyordu, maskeyi çıkarttığımda arkamızdan gelene dönüp baktım.
Karşımda Mete’yi gördüğümde bir an dona kalmıştım. Berkay’ın yaptığı iğrenç imayı o kalabalığın içinde duymuş muydu acaba? Ya da Oğuzla beni yanlış yorumlamış olabilir miydi? Aman yanlış yorumladıysa da bunca zaman beni tanımamış demektir.
Mete bana bir şey demeden Berkay ile Oğuzun arasına girdiğinde Berkay’a sert bir kafa indirmesinden benim tarafımda olduğunu anladım. Birbirlerinin kim olduğunu bile umursamadan iki kişi Berkay’a giriştiklerinde hafifçe dudağımı ısırdım.
“Ya durun!”uyarımı kimse dikkate almamıştı hatta tam gaz Berkay’ı tekmelemeye devam ettiklerinde göz devirdim. “Ya ortalık karışacak şimdi Oğuz bak polis gelecek zaten yemişsin müebbet’i.”kimse beni yine takmadığında en sonunda arkamı döndüm. “Ne haliniz varsa görün amına koyayım bir de sizinle mi uğraşacağım.”
Yürümeye başladım büyük evin bahçesinden çıktığımda nasıl olsa arkamdan gelecekler diye umursamadan orman yolunda yürüdüm. Ormanın ortasında bir yolda yürümek de iyi gelmişti sonuçta temiz orman havası vardı.
Ayağımdaki topuklularla yürümek zorlaştığında ayakkabılarımı çıkarıp çıplak ayak yürümeye başladım. Bir yarım saat kadar yürüdüğümde ileride bir benzinlik görmüştüm oradan bir taksi çağırırım diye düşündüm çünkü bunların geleceği yoktu.
İlk önce benzinliğin ilerisindeki lavaboya ilerledim ayakkabılarımı tekrar giydiğimde lavaboya girdim. Elimi yüzümü yıkarken saçlarımı toplayıp bileğimdeki tokayla bağladım her daim bileğimde bir toka bulundururdum çünkü saçlarım beni çok bunaltırdı.
Üzerimdeki bu elbiseden ötürü umarım bana bulaşan olmazdı diye düşünüyordum şayet birini dövmek istemeyecek kadar yorgun hissediyordum. Lavabodan çıkıp benzinliğin marketinden içeriye girdim ve dolaptan soğuk bir su ve vişne suyu aldım.
Kasaya gelip ücretini ödediğimde çıktım ve dışarıda bir köşeye oturdum. Çantamdan telefonumu çıkarıp taksi durağını aradım ve adresimi verip bir taksi çağırdım. Taksiyi beklerken vişne suyunu açıp içmeye başladım kaldırıma oturmuştum altım gözükmesin diye öyle tuhaf bir şekilde oturmuştum ki kendim bile rahatsız olmuştum.
Vişne suyunu yere bıraktığımda derin bir nefes aldım ve gözlerimi hafifçe yumdum yutkunup gözlerimi araladığımda sanki arkamda birinin olduğunu hissettim. Kafamı hafifçe arkama çevirdiğimde bir şey görememiştim kuruntu yaptığımı düşünürken kafamı tekrar önüme çevirdim ki olan o anda olmuştu birkaç saniye içinde kafama inen sert darbe ile bilincim yerle bir olmuştu.
Sesler geliyordu kulağımı dolduran ağlama sesleri. Gözlerimi aralayıp ortamın netleşmesini beklediğimde kulağıma çalınan seslerin bebek ağlaması olduğunu hissettim. Elim karnımın üzerine giderken üzerimdeki siyah elbisenin eteklerinden kan sızdığını fark ettim.
Hızlıca ayaklanıp yürümeye başladım bir ormanın ortasındaydım. Bebek ağlamasına doğru gitmeye çalışıyordum otların arasından geçiyordum bir sürü ağacın içinde geçiyordum ama bir türlü o ağlayan bebeğe yakınlaşamıyordum.
Sanki ben yaklaştıkça o uzaklaşıyor gibiydi. Bir süre böyle devam etti ben koştum o uzaklaştı en sonunda sese yakınlaşa bildiğimi duyduğumda daha hızlı koşturmaya başladım. Ormanın ortasındaki küçük kulübeye ilerledim.
Kulübenin tahta kapısını hafifçe ittiğimde içeriye girdim. İçeride mavi bir beşik vardı yavaşça beşiğe yaklaştım ama içinde bebek yoktu. Hırsla ellerimi saçlarım arasından geçirirken kulübenin içine bakındım ama kimse yoktu.
Tekrar dışarıya çıktığımda bebek ağlama seslerini daha yakından duymaya başlamıştım. Kulübenin arkasından tekrar ormana koştum bir süre sonra ormanın ortasında onu gördüm. Kucağında küçük mavi battaniyeye sarılı ağlayan bir bebek vardı.
“Hey?”bağırdığımda bana dönmemişti. Beni umursamadan yürümeye devam etmesi sinirlerimi alt üst etmişti arkasından koşarak gittiğimde omzunu tuttum ve kendime çevirdim kucağındaki bebeği hızlıca aldım.
Kucağımda duran ve ağlamaktan yüzü kızarmış masum minik bebeğe bakarken hafifçe gülümsedim. Bakışlarımı o kadına çevirdiğimde bir anda ortadan kaybolduğunu fark ettim umurumda da değildi cehenneme kadar yolu vardı.
“Buradayım bir tanem korkma ağlama.”küçük bebeğin anlına ufak bir öpücük kondurduğumda ağlama kesilmişti yüzüme bön bön bakarken oda gülmeye başladı.
“Ben buradayım.”onu kucağımda hafifçe sallaya sallaya kulübeye doğru ilerlemeye başladım. Kulübeye geldiğimde içeriye girdim kucağımdaki bebeği mavi beşiğe yatırdığımda bu kez orada sallamaya başladım.
Uyuduğundan emin olduğumda kapı çalmıştı. Dikkatli bir şekilde kapıya ilerledim onu kimsenin benden almasını istemiyordum. Kapıyı yavaşça araladığımda Mete’yi görmek içimi rahatlatırken hızlıca açıp kollarımı ona doladım.
Mete ise beni hafifçe kenara itip içeriye geçmişti. Beşiğinde uyuyan minik bebeğe yaklaşıp onu kucakladığında bebeği uyandırmıştı ben ne yaptığını şaşkınca izlerken o beni kenara itip kulübenin kapısından dışarıya çıktı.
Bebek tekrar ağlamaya başladığında hızlıca Mete’nin arkasından ilerledim. Ne yaptımsa durmamıştı bebeği de vermiyordu bir türlü nereye gittiğini veya ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum.
“Mete?”
“Mete dur lütfen.”
“Mete onu nereye götürüyorsun?”
“Kime diyorum!”
“METE!”çığlık çığlığa arkasından bağırdım ama yine durmadı kucağında yırtınırcasına ağlayan çocukla beni umursamadan yürüdü. Hızlıca ardına takıldığımda bende peşinden ilerliyordum bir kuyunun başına gelmişti adımlarımı hızlandırırken ona yetişmeye çalışıyordum.
Kucağındaki bebekle uzun uzun kuyuya baktı ben kötü bir şey yapmasından korkarken hızlıca yanına geldim. Mete’den bebeği almaya çalışırken beni itmişti kucağındaki bebeği kuyudan aşağıya bıraktığında güçlü bir çığlık atarken ellerimle kulaklarımı kapattım ve gözlerimi yumdum.
Korku ile gözlerimi araladığımda görüşümün netlik kazanması açısından birkaç kez gözlerimi kırpıştırdım. Derin nefesler alırken gördüğüm kabusun etkisiyle terlediğimi anlamıştım ellerimi kaldırmak istediğimde yapamamıştım.
Bileklerimi hareket ettiremiyordum bakışlarımı bileklerime indirdiğimde zincirle bağlanmış olduğunu gördüm. Göz devirirken etrafıma bakınmaya başladım, hastane gibi bir yerde sedye benzeri bir şeyin üzerine bağlanmıştım.
Aklımdan geçirmek istemiyordum ama doğum yapan kadınların oturduğu sedyeye benziyordu. El bileklerim ayak bileklerim ve belimden bağlanmıştım yattığım yere. Hareket edemiyordum zinciri kıracak kadar güçlü bir Hulk olmadığıma göre buradan tek başıma çıkamazdım.
Benim anlamadığım burada ne işim vardı? Beni kaçırabilecek sadece birkaç kişi vardı gerçek yüzümü gören buda Mete’nin amcası ile Berkay olabilirdi. Peki hastane ne alakaydı? Ulan yoksa organ mafyası mı kaçırdı beni? Organ mafyası kaçırmış olsa doğum yapılan sedye de mi yatardın Karaca?
Göz devirdim ve hafifçe yutkundum, etrafta bir sürü değişik ameliyat eşyasına benzer eşyalar vardı. Hamile olduğumu sadece bir ben birde Mete biliyordu ama doğru ya birde Berkay vardı. Ama Berkay Mete ve Oğuz ile kavga ederken beni kaçırmış olamazdı bu işin içinde başka bir iş vardı.
Hamile olduğumu bir başkasına söylemiş olabilir miydi? Eğer söylediyse kime söylemişti benim burada ne işim vardı? Bir insan bir insanı niye sedyeye bağlar. Ahh düşündükçe aklımı kaçırıyor gibi oluyordu beynim çatlayacaktı kafama kim vurduysa acısı yeni yeni çıkıyordu.
Başıma giren ağrı ile olduğum yerde kıvrandım. Başımın arkasındaki bandajı hissettiğimde birisinin kafamı yardığına emin olmuştum. Kim yaptıysa bende onun kafasını patlatacaktım o zaman görsün oda kafamda tepinen filleri.
“Kimse yok mu?”hafifçe bağırdığımda hiçbir yerde çıt çıkmamıştı.
“Ya beri kaçırıyorsunuz adam gibi bir yere bağlayın bu ne amına koyayım?”
“Kime diyorum alo? Amma misafir perversiniz ha insan kaçırdığını bir başına bırakır mı?”
“Kime diyorum lan?”artık kim beni kaçırdıysa cidden canına susamış olmalıydı madem bu kadar ölmek istiyordu gidip intihar etseydi niye benimle uğraşıyor. Bileklerimi çekiştirdiğimde hiçbir halta yaramayacağını biliyordum. Sıkıca zincire bağlamışlardı bir an kendimi hayvan gibi hissetsem de umursamadım.
İçeriden kapanan kapı sesi ile irkildim. Adım seslerini duyduğumda yanıma birinin geldiğini duyabiliyordum yavaş yavaş sesler yaklaşıyordu benim olduğum odanın kapısı aralandığında girişinde bir adam duruyordu.
Kim olduğunu tam görememiştim gözlerimi kısıp hafif diklenmeye çalıştım ama mümkün değildi adam kapıda duran birine bir şey söyleyip içeriye girdiğinde gözlerim şaşkınlıkla aralandı. Üzerinde yeşil bir ameliyathane kıyafeti olan bir doktor vardı karşımda.
“Lütfen bana organ mafyası olmadığını söyle!”