- 10 -

3515 Words
Küçüklüğümden beri başıma gelen bunca şeyden sonra kendimi hayata kapatabilirdim ya da hayattan vazgeçebilirdim ama kendimi aciz bir hayattan daha değerli gördüğüm için hayata karşı bir savaşa girmiştim. Ve bu hayat beni ancak öldüğüm zaman yenmiş olacaktı çünkü ben ölene kadar kendi hayatımla savaşmaya devam edecektim. Hayat bana ne ile gelirse gelsin beni pes ettirmeyi başaramamıştım, yetimhanedeki müdire hanım benim için inatçı bir oğlan çocuğuna benziyorsun derdi. Çünkü onlara göre kız çocuğu dediğin zarif, nazlı ve savunmasız olandı erkek çocuğu ise hırçın, yaramaz ve her şeye sahip olabilendi. Bu yanlış anlayıştan oldum olası nefret etmişimdir insanlara bir kadının da pek ala bir erkekle eşit olabileceğini çok kez ispatlamıştım. Mete ile yaptığımız dövüşte bile kendime bunu bir kez daha kanıtlamıştım. Mete benden uzun ve cüsseli bir adamdı ben ona göre daha kısa ve ufak tefektim doğru ama bu onu dövemeyeceğim anlamına gelmiyordu önemli olan insanın boyu cüssesi değil işlevi ve zekasıdır. Kahvaltımı edip mutfaktaki soframı toparladığımda bugün aklıma Berkay ile onların evinde buluşacağım gelmişti. Her zaman ki gibi planımı yapmıştım ama oraya gitmeden önce biraz rahatlamaya ihtiyacım vardı. Kendimi sebepsizce stresli hissediyordum ve bu hiç hoşuma gitmiyordu. Evimin bodrum katına indiğimde aşağının ışıklarını kontrol eden şarteli kaldırdığımda dans odası olarak tasarladığım yerin ışıkları ışık ışıl yanmaya başlamıştı. Stres atmak için dövüşmek, spor yapmanın yanı sıra direk dansı yaptığım da oluyordu ama bunu bir dans şekli olarak yapıyordum tabi ki de. Beni çok eğlendiren bir dans şekliydi öğrenirken bir taraflarımı kırdığım olmuştu ama değerdi. Üzerimde siyah dantelli bir büstiyer vardı altımda ise siyah bir tayt ayağımdaki benim katil kişiliğimi bozan penguenli pofuduk terliklerimi çıkarıp kenardaki küçük masanın üzerinde duran müzik aletini açtım ve rast gele bir şarkı seçtim. Katty Perry’in Dark Horse şarkısının eşliğinde elimi direğin üzerine yerleştirdim. İki elimle direği tutunduğumda bedenimi hızla yukarıya doğru çekerken direğin dönmesiyle birlikte bende bedenime şekil vererek dans etmeye başlamıştım. Kollarımla sıkıca tutunurken bacaklarımı havaya kaldırıp sert bir hareketle dönmeye başladığımda direk de benimle birlikte dönüyordu. Dönmemin şiddetiyle yüzüme vuran rüzgar hoşuma giderken ufak bir kahkaha atmıştım. Bedenimi düz tutarken bacaklarımı da alçalttım tek kolumu güzelce direğe doladığımda elimi de serbest bıraktım ve bacaklarımı tekrar havaya çıkarıp döndüm. Boştaki elimle direğin biraz aşağısına tutunduğumda direğe sardığım kolumu serbest bırakıp daha rahat bir şekilde tutundum. Bacaklarımı sıkıca direğe sardığımda ellerimi bıraktım ve belimi aşağıya doğru sarkıtırken döndüm bu kez. Kendimi şarkının ve dönen direğin hızına bırakırken gözlerimi huzurla yumdum ve dönmemim şiddetiyle yüzümü yalayıp geçen rüzgarı hissetmeye başladım. Birden değişen şarkı ile bakışlarım müzik çalara yöneldi. Müzik çaların başında duran ve müziği değiştirip bana şaşkınca bakan Mete ile şaşırma sırası bendeydi evime nasıl girmişti bu? “İnsan bir kapıyı çalar.”diye söylendiğimde belimi düzeltip iki elimle direğe tutundum ve bacaklarımı serbest bıraktım ayaklarım en sonunda yere değdiğinde direkten inmiştim. “Çaldım zaten.”dediğinde istemsizce güldüm. “Müzik sesinden duymamış olmalıyım evime nasıl girdin?”dediğimde sinsice sırıttı. “Demek ki bende senden bir şeyler öğrenmişim.”göz devirdim. “Direk dans performansın baya iyiymiş böyle meziyetlerin olduğunu bilmiyordum bir turda çıplak dönsene?”dediğinde yerde duran pofuduk ama altı plastik olan terliğimi alın suratına fırlattığımda kıl payı kaçmıştı. “Seni gebertirim terbiyesiz.”kızıl saçlarımı sağ omzumun ardında ittiğimde yanıma gelip tam önümde durdu ve eğilip dudaklarıma bir öpücük kondurdu. “Bir turda benim için dönsene.”dediğinde omuzlarına vurup hafifçe geri ittim. “Ben çok döndüm hadi sen dön bir kere de.”dediğimde kaşları çatıldı. “Ben!”dedi parmağıyla kendini gösterirken. “Hıhı.” “Saçmalama hayal edebiliyor musun beni şu direğin üzerinde dönerken.”kafamda ufak bir canlandırma yaptım, Mete’yi yarı çıplak direk dans yaparken düşünmek beynimi felç ettiği için direk aklımdaki düşüncesi sildim. “Vazgeçtim ibreti alem için yerinde otur sen.”derin bir nefes aldığımda yutkundum. “Şuan bütün zevkimi kaçırdın neyse duş alıp çıkacağım seninle uğraşamam işim var benim.” “Senin ne işin olabilir ki? Azrail’in İstanbul distribütörü gibisin ölüm saçıyorsun.” “Her şeyime burnunu sokmayı devam edersen bir gün o burnunu koparmam gerekir!”omzundan sertçe ittiğimde ışıkları kapatıp üst kata çıktım. Arkamdan geldiğinde banyoya ilerledim üzerimdeki bustiyeri ve altımdaki taytı çıkardığımda hala arkamda olduğunu fark ettim. “Ne yapıyorsun?”diye mırıldandığımda şirince gülümsedi. “Sırtını keseleyeyim mi?”bahanesi bana gür bir kahkaha attırırken yüzündeki o şirin ifadeye dayanamamıştım. “Gel hadi başımın belası.”üzerindeki tişörtü bir çırpıda çıkarttığında pantolonunda düğmesini çözüp altından çıkarttı. Birlikte banyoya girdiğimizde südyenimin kopçasını çözüp açtım ve yere attım kilodumu da çıkardığımda oda soyunmuştu. Musluğu ayarlayıp küvetin tıpasını taktığımda musluğu açtım ve küvetin dolmasına izin verdim. Daha önceden yurt dışından aldığım köpük çıkaran sabun tarzı taşları küvete attığımda Mete’ye döndüm ve ellerimi boynuna çıkardım. Parmak uçlarımda yükselip dudaklarını öpmeye başladığımda hiç yabancılamadan kollarını belime doladı ve beni kendi bedenine yasladı. Birkaç dakika süren öpüşmemizin ardından musluğu kapatmak için dudaklarından ayrıldım. Musluğu kapattığımda köpüklerin arasına önce Mete girmişti bende onun ardından girip küvette onun kucağına oturmuştum. Altımdaki sertliği umursamadan popomu ona yasladım ve hafifçe bedenimi ona döndürdüm. Parmaklarımla göğsünde daireler çizerken boynuna ufak ufak öpücükler kondurdum ellerini karnımın üzerinde birleştirdiğinde kafasını eğdi ve dudaklarımı öpmeye kaldığı yerden devam etti. Alt dudağımı dişlerinin arasına alıp ısırdı ve çiğnedi ağzıma gelen kan tadı ile gülümsedim dudaklarımla biraz daha uğraştıktan sonra bırakmıştı. Burnumun üzerine ani bir öpücük kondurduğunda kıkırdadım. Berkay biraz bekleye bilirdi şuan yeterince meşguldüm. Kenarda asılan banyo lifini eline aldığında limonlu duş jelimden biraz life sıktı ve iyice köpürttü beni hafifçe öne ittiğinde ciddi ciddi sırtımı keselemeye başlamasıyla ufak bir kahkaha patlattım. Sırtımı, kollarımı, göğüslerimi, bacaklarımı ve özel bölgemi köpürtmüştü. Saçlarımı da şampuanlayıp köpürttüğünde beni küçük bir kız çocuğu gibi yıkayıp durulamıştı kenarda duran havluyu bana sardığında beni banyodan kovdu. İşime gelmişti aslında yoksa banyo faslı uzayıp gidecekti. Odama girdiğimde fön makinesini fişe takıp saçlarımı kuruttum ve dolabımı açtım lacivert iç çamaşırlarımı giydim, üzerime siyah dantelli derin göğüs dekoltesi olan bir büstiyer giydim ve altıma da siyah dar bir kot pantolon giydim. Tansil süet siyah önü açık topuklu ayakkabılarımı giydiğimde kırmızı ojelerim açığa çıkmıştı. Elimdeki kırmızı ojelerimi de tazelediğimde makyaj masama oturdum ve saçlarımı tepeden sıkı bir atkuyruğu yaptım.  Ben işimi bitirdiğimde Mete altındaki havlu ile odama girdi. “Bana uygun kıyafetin vardır umarım Karaca?”dediğinde sırıttım bana bakıp hafif bir ıslık öttürdüğünde yanına ilerledim. “Ayı kostümü var olur mu?”göz devirdi. “Dalga geçme o kadar yıkadım seni bıcı bıcı yaptırdım.” “Egemen’e ait bir şeyler vardı bazen burada kalır da.”misafir odasına yürüdüm misafir odasındaki dolaptan Egemen’e ait olan birkaç parça kıyafeti alıp Mete’ye getirdim. Ona göre biraz dar olmuştu ama giymişti sonuçta çıplak kalmadığına şükretmeliydi. “Bu Egemen iyice batmaya başladı bana niye senin evinde kalıyor kızım bu? Kendi evi yok mu?” “Sana ne lan? Sen niye benim banyomda yıkanıyorsun senin banyon yok mu?” “Neyse nereye gidiyorsun? Bende geleyim mi?”dediğinde kendimi tutamayıp güldüm. “Bu halde mi yerinde olsam eve gidip üzerimi değiştirirdim yani maşallah giydiğin gömlek patlayacak gibi duruyor ve pantolon da haddinden dar gelmiş gibi.”hafifçe sırıttı. “Haklısın eve gideyim de sen nereye?” “Hiç dolanacağım biraz işim var öyle.” “Tamam.”yalan söylediğimi anlamış mıydı acaba? Neyse işim var demiştim zaten yalan değildi bu benim işimdi. İkimizde aynı anda evden çıktığımızda Mete kendi arabasına binmiş bende kendi arabama binmiştim. Telefonumu arabaya bağlarken Berkay’ı aradım normalde buluşmamızı dün Egemen’in yanından ayrılırken ayarlamıştık Berkay ile konuşup ama yine bir aramak istedim. “Geliyor musun?”diye açtığında telefonu gülümsedim. “Geliyorum evinde misin?” “Evet bizim için evdekileri yolladım baş başa olacağız.” “Tamam bekle beni.”telefonu kapattığımda bir eczanenin önünde durdum ve arabadan inip içeriye girdim. Eczaneden bir tane uyku ilacı aldığımda ücreti ödeyip çıktım tekrar arabama bindiğimde Berkayların evine sürdüm. Kısa süreli bir yolcuğun ardından evlerine geldiğimde arabadan inip korumaların olduğu kapıyı geçtim ve villaya yöneldim. Açık kapıdan içeriye girdiğimde Berkay çok güzel bir yemek masası hazırlamıştı akşam birlikte yeriz diye konuşurken bana özel bir masa hazırlamasını beklememiştim. “Ben geldim.”diye heyecanla içeriye girdiğimde bakışları bana döndü yanıma gelip beni kolları arasına aldığında bende kollarımı ona doladım. “Hoş geldin masada birkaç eksik var onları tamamlıyordum bende.” “Birlikte tamamlayalım.” “Hay hay.”elimi tuttuğunda birlikte mutfağa ilerledik. Tezgahın üzerinde içlerinde yemek olan birkaç servis tabağını içeriye masaya götürdüğümüzde eksikler tamamlanmıştı. Sandalyemi kibarca çektiğinde oturdum oda karşıma oturduğunda gülümsedi. “Birlikte vakit geçirme teklifin aslında çok hoşuma gitti bizimkilerin zaten dışarıda işleri vardı akşamda davete katılacakları için geç gelecekler.” “Seninle vakit geçirmek eğlenceli.”diye mırıldandığımda önümdeki servis tabağında duran eti kendi tabağıma aldım diğer servis tabağında duran sebzeden de biraz kendi tabağıma aldığımda yemeğe başladım. Oda kendi tabağına yemek aldığında ayaklanıp bardaklarımıza kırmızı şarap doldurdu bu romantik yemek gururumu okşarken ben akşam olacakları düşünüyordum. Yemeği sağ salim güzel sevgi sözleriyle geçiştirdiğimizde birlikte masayı toparladık Berkay film seçmek için salona giderken bende çekmeceden çıkardığım birkaç cips poşetini tabaklara döktüm. Berkay’ın masanın üzerine bıraktığı viskiyi alıp bardaklara doldurdum tek fark onun bardağına ilaç atmıştım. İlacın iyice erimesini sağladığımda her şeyi tepsiye koyup salona ilerledim. Büyük plazma televizyonda filmi ayarladığında ikimizde koltuklara oturduk elimdeki viski bardağını ona uzattım ve bende kendi bardağımı alıp oturdum. İkimizde içmeye başladığımızda ben az az içiyordum o bana karşı bütün bardağı tek dikişte bitirmişti. Bu kadar hızlı içmesine rağmen etkilenmemişti bile demek ki viskiye bünyesi alışıktı tabi içindeki ilaç hariç. Esnemeye başladığında bardağı bırakıp bende onun göğsüne yaslandım o uyuya kalırken sanki bende onunla birlikte uyumuşum izlenimi veriyordum. Uyuduğundan yeterince emin olduğumda hızlıca kalktım. İlk işim aşağıya inmek olmuştu alt kattaki kamera odasını bulduğumda içeriye girdim ve bugüne ait tüm kaydı silip kameraları kapattım. Kamera odasından çıktığım gibi üst kata çıktım çalışma odasını bulduğumda içeriye girdim. Masanın üzerinde pek bir şey yoktu birkaç beni ilgilendirmeyen belge vardı ama kenardaki kasa dikkatimi çekti. Dijital kasaya yaklaştığımda telefonumu elime alıp yere oturdum ve kendi özel programladığım uygulamaya girdim. Kasanın adını ve modelini telefona girdim ve birkaç bilgi daha girdiğimde şifresini çözmek adına otomatik döngüyü başlatmıştı. Kasa dijital olmasaydı kendim daha kolay açabilirdim ama dijital olduğunda böyle sıkıntılar çıkıyordu. On dakikanın sonunda şifre çözüldüğünde kasaya açtım ve içindeki belgeleri alıp kurcalamaya başladım. İçinde kalın bir dosya vardı dosyayı elime aldığımda sayfalarını hızlıca çevirdim her sayfa da bambaşka yabancı uyruklu bir insanın bütün sağlık bilgileri vardı içlerinde Türklerde vardı ama bütün sayfalar sağlık bilgileriyle doluydu. Bu belgenin ne olduğunu düşünmeye başladım bir sürü insanın sağlık bilgilerini neden kendi evindeki kasada saklardı ki bir insan? Eğer organ mafyası değilsen tabi? Yabancısından türküne bir düzine insanın sağlık bilgileri anca organlarının düzgün çalışıp çalışmadığını anlamak için yaptırılırdı diye düşünürken tüm düşüncelerimi dağıtan dışarıdan gelen araba sesiydi! Titreyen ellerimdeki dosya avuçlarımdan kayıp düşerken hızlıca ayaklandım ve pencereye yanaştım. Berkay’ın anne ve babasının geldiğini görünce hızlıca yere düşürdüğüm dosyanın bir sayfasının fotoğrafını çektim ve dosyayı kasaya koyup kasayı kapattım. Hızlı bir şekilde masanın üzerini düzeltip neredeyse koşar adım odadan çıktım ve aşağıya indim. Koltuğa oturduğumda anahtar sesi duymuştum kafamı tekrardan Berkay’ın göğsüne yasladığımda gözlerimi yumdum ve uyuyormuş pozu vermeye başladım. Kapının açılıp kapanma sesinden sonra ayak sesleri kulağıma ilişmişti birkaç dakika sonra ise bir kadının fısıltısını duydum. “Ay uyuya kalmış çocuklar dur ben bir üzerlerine örtü getireyim sende ses yapma.”diyerek uyarmıştı kocasını. Uzaklaşan ayak seslerinden salondan çıktıklarını anladım yaklaşık bir beş dakika sonra elinde bir örtü ile yanımıza gelip üzerimizi örtmüştü. Bozuntuya veremediğim için bütün gecemi Berkay’ın koynunda geçirmek zorunda kalmıştım. Sabah uyandığında sanki bende onunla birlikte ayılmışçasına kalkıp gözlerimi ovdum ve derince esnedim. Göz göze geldiğimizde hafifçe boynumu oynattım ama tutulmuştu canım yandığı için hafifçe mızmızlandım. “Günaydın.”diye mırıldandığımda kocaman gülümsedi. “Sana da günaydın ama üzerimde bir ağırlık var neden bilmem geçte uyumadık ama.”dediğinde gülmemek için zor durmuştum, ayağa kalkıp bana elini uzattığında bende kalktım. “Bizimle kahvaltıya kalır mısın?”dediğinde kafamı olumsuz anlamda salladım. “Eve gitsem iyi olur hem üstümü başımı değiştiririm burada boynum tutulmuş biraz yatağımda uyurum falan en iyisi sen beni eve bırak.”diye kapıya yürüdüğümde bileğimden tuttu. “Gitmeni istemiyorum kal işte.”dediğinde hafifçe tebessüm edip bileğimi çektim. “Sonra görüşürüz Berkay.”bu defa kolumu tuttu sıkıca. “Gidemezsin.”gözlerimi sıkıca yumduğumda dişlerimi de sıktım. “Bırak kolumu.”diye uyardığımda daha çok sıktı. “Adam gibi gitme dedim.”ani bir hareketle kolumu tutan elini döndürüp arkasına yasladığımda sertçe biraz daha sıktığımda acıyla inledi. “Bir insana zorbalık yapacaksan bari doğru düzgün yap öyle küçük kızlar gibi tutmakla benim canımı yakamazsın.”biraz daha döndürdüğümde kulağına yaklaşıp fısıldadım. “Bir daha ne bana ne de başka birine böyle bir şey yaparsan senin yedi ceddini sikerim!”kolundan tutup ittiğimde beklemediği için yere kapaklanmıştı. “Gerizekalı!”diye inlediğimde dışarıya çıktım. Cebimdeki araba anahtarımı çıkarıp arabamı açtım ve bindim çalıştırdığımda sürmeye başladım. Anlaşılan Berkay ile işimiz buraya kadardı onun da suyu kaynamaya başladı hatta fazla bile yaşadı denebilir. Hedefimde üç kişi kaldı Yusuf, Yaren ve Berkay bu üç kişinin ailesi kaldı. Doğrusu bu kişiliksizler biraz daha şanslarını zorlarlarsa aileleriyle birlikte onları da gömeceğim özellikle Berkay bugün iğrençliğin sınırını aştı. Kendimi ona savunmasız narin bir kız gibi gösterdim tabi kolunu çevirip show yaptığımda bütün savunmasızlığım kayboldu ama olsun keşke bir temiz dövseydim başka zamana artık. Arabamı Egemen’in evine sürdüm geldiğimde indim ve sürpriz yapmak adına yatak odasının penceresine tırmandım duvarın taşları değişik bir şekilde olduğu için tırmanmak biraz riskli ama imkansız değildi. Açık bıraktığı pencereden içeriye yavaşça girdiğimde mutfaktan sesler geliyordu evde yoğun kızartma kokusu hakimiyet sürüyordu. Yavaş adımlarla mutfağa ilerlediğimde kızartma tenceresinde patates kızarttığını gördüm. “Bütün evi leş gibi kokutmuşsun.”dediğimde korkuyla yerinde sıçradı. “Kapı diye bir şey icat edildi biliyorsun öyle değil mi?” “Camdan girmek daha eğlenceli.”diye sızlandığımda elinde tuttu yağlı kızartma kaşığını bana doğrulttu. “Seni kızartırım kadın!”dediği anda tenceredeki yağ patlamış ve birazı suratına atlamıştı. “Hay senin ananı! Ulan yüzüme geldi.”diye bağırdığında kahkaha atmaya başladım. “İtlik yaparsan böyle çarpılırsın.” “Hayırdır ya sen niye geldin bir de saçın başın dağılmış geceden kalma gibisin.” “Geceden kalmayım zaten.”gelip masaya oturduğumda ağzıma masadaki salatalıklardan birini attım. Cebimdeki telefonu çıkarttığımda resmini çektiğim sağlık dosyasının bir sayfasını gösterdim elimden aldığında bakmaya başladı. “Berkay’ın babasının kasasındaydı bütün gibi daha tonlarca insanın vardı türküydü yabancısıydı hepsinin sence ne anlama geliyor?” “Bir sağlık raporunda olması gerekenden daha fazlası var.” “Bu adamların ne iş yaptığı belli ama bence başka bir iş daha yapıyorlar bizim görmediğimiz.” “Organ kaçakçısı mı diyorsun? Bende öyle düşünüyorum ayrıca alelade bir sağlık dosyası olsaydı adam bunu neden kasasında tutardı ki? Saçma tabi organları paha biçilemez bir değer taşıyor ve bu sağlık bilgileri de doğru müşteriler için paha biçilemez bir değer taşıyor.” “Doğru.” “Ne yapmayı düşünüyorsun?”dediğinde omuz silktim. “Bilemiyorum işlerini taş koyup önce bir süründürsem mi bunları?” “Sevkiyat tarihini, insanların getirildiği yeri ve kaçak ameliyat yapılan yeri ayrıca organların nereye gittiğini bulmak sıkıntılı iş içeriden bir adamımız olsaydı eğer her şey daha kolay olabilirdi.”aklıma dedem gelirken sırıttım. “Belki de vardır.”telefonumu elinden alırken dedeme kısa bir mesaj çektim. Gönderilen: Baş harfi dedem Berkay’ın babasının içinde eğer bir adamın varsa bana telefon numarasını gönder acil lazım!! Mesajın karşılığını beklerken telefonu cebime sıkıştırdım ve Egemen ile kahvaltı etmeye başladım biz kahvaltıyı bitirdiğimizde mesajın karşılığı anca gelmişti. Gönderen: Baş harfi dedem Bülent diye bir adamım var içeride telefon numarası 053******** Mesajda gelen numarayı çevirip ayaklandım ve salona geçtim. Telefon birkaç çalıştan sonra açıldı kaba bir erkek sesi karşılamıştı beni. “Alo?” “Bülentle mi görüşüyorum?”diye mırıldandığımda karşı taraf hafifçe öksürdü. “Evet siz kimsiniz?” “Selçuk Aksoy’un torunuyum ben Karaca Aksoy acil görüşmemiz lazım.” “Telefonda olmaz mı?” “Yüz yüze.” “Tamam yarım saat sonra Sarıyer de Hünkar börekçisi var orada buluşalım.” “Tamam.”telefonu kapattığımda mutfağa yöneldim. “Ben çıkıyorum.” “Nereye?”sözüne karşılık vermeden çıktım evden hızlıca aşağıya indim ve arabama bindim. Börekçiyi internetten araştırıp adresi bulduğumda sürmeye başladım adamdan erken gelmiştim. İçeriye girip boş bir masaya oturduğumda bir porsiyon su böreği ile çay siparişi verdim arada sırada homidi gırtlaklığım tutuyordu oda bu zamana denk gelmişti. Garsonun önüme bıraktığı böreği çatalıma takıp yemeğe başladım birkaç dakika sonra beklediğim adamın geldiğini tüm masalara bakınmasından anlamıştım. Elimi kaldırıp gel işareti yaptığımda hızlıca ilerleyip masama oturmuştu. “Bülent?”dedim sorarcasına, kafasını evet anlamında salladığında masada duran çayımdan bir yudum aldım. “Aç mısın?” “Yok sağ olun beni neden çağırdınız dönmem gerek de.”derin bir nefes alırken hafifçe öksürdüm. “Bu senin patronun yani içine girdiğin adam organ kaçakçılığına merak salmış öyle bir duyumum var doğru mu?” “Yeni yeni giriyor o işe.” “Bir orayı karıştırmamıştı orospu çocukları zaten.” “Benden ne istiyorsun abla?” “Şimdi bana oranın adresini bulmanı istiyorum.” “İş daha yeni yeni kuruluyor abla kaçak bir ameliyathane kurduklarını duydum ama henüz yerini bilmiyorum ya da teslimatlar henüz belli değil.” “Pekala o halde öğren.” “Emrin olur abla.” “Öğrendiğinde bana haber yolla numaramı kaydet 7 24 ulaşa bilirsin.” “Tamamdır abla bittiyse gidebilir miyim?” “Hay hay.”masadan kalktığında dükkandan çıkıp gitti bende önümdeki yemeği bitirmekle meşguldüm. 3 Hafta Sonra Elimdeki hamilelik testi ile koltukta oturmuştum şimdi kutuya göre tek çizgi yırttın çift çizgi hayırlı olsun geliyor junior Karaca demekmiş. Saatime baktığımda üzerinden beş dakika geçtiğini fark ettim henüz sadece tek bir çizgi belirmişti biraz daha bekleyeyim dedim yine de. Bir süre sonra ikinci çizgi de çıktığında göz devirdim. “Bir sen eksiktin junior Karaca tabi ananın bok yemesi senin bir suçun yok.”avucumda sıktığım hamilelik testi ile düşünmeye başladım. Sanırım şimdi gidip Mete ile konuşmalı ve ortak bir karar vermemiz gerekiyordu doğrusu bu duruma daha kendim alışamamışken Mete’ye haber verme fikri beni pek açmıyordu. Ben bir çocuğu bakıp büyütecek potansiyele sahip miydim ondan bile emin değildim ki? Kapım kırılırmışçasına çalarken ayaklandım ve usulca kapıyı açtım. Karşımda Berkay’ı görünce şaşkınca kala kalmıştım üç haftadır beni rahat bırakmadığı gün kalmamıştı ama hiç birini iplememiştim. “Oğlum sen mal mısın? Hayır yani mala anlatır gibi de anlattım ama sen yine anlamadın galiba benim seninle bir işim kalmadı.” “Benim seninle bir işim var ama dün gece Mete’nin senin evinde ne işi vardı? Sabaha karşı çıktı bir de.”bu herifin beni bu kadar takıntı haline getireceğini düşünememiştim gerçi babası ne ki o ne olsun. “Bir söz vardır bilmem bilir misin? Sa-na-ne!” “Beni ilgilendir bu mevzu!”yine kolumdan tuttuğunda kendini ispatlamaya çalışıyormuşçasına sıktı kolumu. “Sen benimsin kızım.” “Hah klasik sen benimsin ayakları da başladı sırada ne var ya benimsin ya kara toprağın mı?”beni sertçe kendine çektiğinde elimdeki hamilelik testini yere düşürmüştüm tam bir şey söyleyecekken bakışları yerdeki hamilelik testine kaydı. Kolumu bırakıp yere eğildiğinde testi eline aldı ve dikkatlice baktı bakışları tekrar bana döndüğünde öfkeyle dudaklarını ısırdı. “Sen hamile misin?” “Ne görüyorsan o.” “Mete piçinden değil mi bu?” “Gerçekten canımı sıkıyorsun zaten yeterince sıkkın bide sen çıkma başıma hayde yallah!”omzundan ittirip kapının dışına attım. Kapıyı sertçe suratına kapattığımda içeriye ilerledim ve dolabı açtım dolaptan ceketimi alıp tekrar kapıya ilerledim. Evden çıktığımda o çoktan gitmişti bende arabama ilerledim ve kapımı açıp bindim. Emniyet kemerimi taktığımda arabayı çalıştırdım ve sürmeye başladım. Mete’nin kendi evine geldiğimde inip içeriye ilerledim kapıyı birkaç defa yumrukladığımda açmıştı. “Hoş geldiniz Karaca Hanım siz benim evimi bilir miydiniz hani hep ben geliyorum ya.” “Konuşmamız lazım.” “Tabi buyur çekinme kendi evinmiş gibi.”içeriye ilerlediğimde salonun dağınıklığı ile yüzümü buruşturdum gerçi alışkın olmam gerek genelde ev toparlamayı bende sevmem. “Aç mısın?”dediğinde kafamı salladım. “Yemek yiyecek fırsatım olmadı.” “İyi yemek söylüyorum ne yersin?” “İki tane dürüm yerim.” “Tamam bekle burada.”ilerleyip koltuğa oturduğumda oda sipariş vermek için telefonunu alıp gitmişti. Bir yarım saat içinde söylediği dürümler geldiğinde paketi kapıdan alıp sehpaya bıraktı ve iki ayran açıp önümüze koyduğunda dürümlerin tekini alıp açtım ve yemeğe başladım. “Hayırdır hangi rüzgar attı seni?”dediğinde omuz silkti. “Önemli bir mevzu var.” “Anlat dinliyorum.”dediğinde cebimden çıkarttığım hamilelik testini sehpaya bıraktığımda uzanıp aldı. “Bu ne? Derece falan mı hayırdır ateşin mi çıktı?” “Hayır gerizekalı dur tanıştırayım.”dedim ve hamilelik testini işaret ettim. “Hamilelik testi Mete Mete hamilelik testi.” “Haha çok komik ee ne olmuş buna?”dediğinde göz devirdim. “Hamileyim!” “Ha ne güzel işte Allah analı babalı büyü- pardon?” “Sürpriz baba oluyorsun?” “Kim ben?” “Yok ebem.”sehpada duran ayranı alıp kafasından aşağıya döktüğümde sinirle soludum. “Ayıldın mı şimdi biraz mevzuya.” “Ananı si*eyim oha!” “Anama ne küfür ediyorsun?” “Ağzımdan kaçtı vallaha.” “Mete artık bir kendine gelebilir misin ciddi bir sorunumuz var bilmem farkında mısın?” “He baba oluyorum sende ana oluyorsun?”dediğinde bir anda gülmeye başladı. “Ne gülüyorsun lan?” “Seni bir hayal ettim de şöyle karnı burnunda adam öldürürken falan yok sana hiç yakışmaz analık.” “Mete bebeği aldıralım.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD