- 7 -

4009 Words
Denizin dibinde oksijensiz kalmış balık gibi hissediyordum nefes almak istiyordum ama nefesim tıkanmış gibiydi göğsümü delecekmişçesine bir baskı vardı üzerimde. Gözlerimi sonuna kadar araladığımda zar zor derin bir nefes almaya çalıştım her ne kadar başarılı olamasam da. Tepemde çalan dev saat kulağımı sikse de bir şekilde ters döndüm ve içime giydiğim yeleğin cırtcırtlarını açıp sertçe çektim ve kapşonlunun altından çıkardım. Çelik yeleği bir kenara fırlatırken tekrar sırt üstü uzandım ve derin nefesler almaya çalıştım. Yakın mesafe atışı yapmıştı ve sıktığı her kurşunun baskısı beni bayıltmaya yetmişti. Vücudumda izlerinin kaldığına yemin edebilirdim ve sanırım kaburgam kırılmıştı hala zar zor nefes alıyordum.  “Siktir!”zar zor dikelmeye çalıştım ayağa kenara tutunarak kalktığımda öksürmeye başladım. Ciğerim delinmiş gibi öksürürken tutuna tutuna merdivenlerden inmeye başladım. “Allah seni bildiği gibi yapsın orospu çocuğu kabuslarım böğrümü deldi lan sanki.” Yarım saat içinde saat kulesinden indiğimde biraz ilerideki banka yürüdüm ve kendimi banka zor attım. Arka cebimdeki telefonumu çıkarttığımda kendime küfür ettim yere düştüğüm zaman ekranı kırılmış olmalıydı ama hala çalışıyordu saate baktığımda geri dönüş uçağına yaklaşık iki saatimin kaldığını fark ettim. Biraz dinlenip ayağa kalkarım diye planladım ve hafifçe kapşonlumu sıyırdım bir karnımda bir de göğsümde mermi izleri vardı. Neyse postu deldirmediğime şükretmem gerek başıma bir bok geleceğini tahmin ettiğim için adamdan bir de çelik yelek istemiştim tabi çelik yelek isteyen aklım mermi istemeyi akıl edememişti. “Amına kodumun çocuğu seni bir yakalayayım üzerine çelik yelek giydirip o yelek delinene kadar taramazsam bende Karaca değilim!”elimle karnımı ve göğsümü ovdum yarım saat bekledikten sonra canım yansa da kalktım yetişmem gereken bir uçak vardı. Meydan gibi bir yerden geçen taksiye bindiğimde havalimanına gitmesini istedim. Havalimanına geldiğimde dönüş biletimle birlikte içeriye girmeden önce belimdeki silahı çöpe attım ve içeriye girip güvenlikten geçtim. Kendi uçuş alanıma geçtiğimde salonda bekleyenlerin yanına oturdum ve uçuş saatini beklemeye başladım belki geri dönene kadar kaburgalarımdaki ağrı geçerdi zaten geçmezse net kırılmış demektir. Uçuş saati gelip kapılar açıldığında uçağa girdim bu kez cam kenarını tuttura bilmiştim oturduğumda yanıma yakışıklı bir çocuk oturmuştu. Uçuş boyunca çocuğu mu kessem acaba diye düşündüm ama şimdi Mete’yi koynuma almayı planlarken çocuğu kesmek bana yakışmazdı. Neyse ne geri döndüğümde umarım Mete tepeme binmez şayet böyle şeylere alışkın değilim kimse bana nereye gittin nereden geliyorsun neden geç kalmadın diye hesap sormadığı için bende haliyle alışık olmuyordum. Kemerimi takıp kafamı küçük cama yasladım uçak kalktıktan sonra yerdeki böcek gibi görünen evleri izlemeye başlamıştım. Dağ tepe bayır deniz bilmem ne derken sabah karşı inmişti uçak kaburgalarım daha iyiydi uçaktan indiğimde hızlıca dışarıya çıktım. Egemene arabasını geri vermemekle mükemmel bir iş yapmıştım, havalimanının otoparkına indiğimde hızlıca bıraktığım arabaya yöneldim. Arabaya bindiğimde sürmeye başladım çıkışa geldiğimde güvenliğin önünde durdum ve otopark parasını ödeyip çıktım. Tam gün boyunca arabayı otoparkta bıraktığım için okkalı bir otopark parası da buradan girmişti. Ondan sonra Karaca niye parayla adam öldürüyor ulan ekonomi yüzünden para mı var amına koyayım üniversite öğrencisi bile simit satıyor. O değil de resmen cehennemi garantilemişim arkadaş işe bak artık şeytanla orada hesaplaşırız yapacak bir şey yok. Arabayı sürmeye başladığımda kendi evimle Mete’lere gitmek arasında gidip geliyordum, cebimdeki telefonumu açtığım anda çalmaya başlamıştı. Mete’nin numarasını gördüğümde sırıtmaya başladım bana bir ego gelmişti böyle telefonumu açar açmaz araması falan, bekletmeden telefonu açtığımda tüm öfkesini kusmaya başladı. “Soktuğumun telefonunu tuvalete falan mı düşürdün de bir gündür açılmıyor.” “Aslında hayır.” “O zaman ne bokuma taşıyorsun lan telefonu at gitsin boşa yük.” “Yurt dışında bir işim vardı.” “Niye haber vermiyorsun lan o zaman?” “Niye haber vereyim ki?” “Doğru Mete kim ki baş çavuşun eşeği!”telefonu suratıma kapattığında alt dudağımı ısırdım. Arabayı onların evine sürmeye başladım geldiğimde güvenlikten geçip arabayı bırakmıştım güvenlik artık beni tanıdığı için sıkıntı çıkartmıyorlardı. Mete vurulalı yaklaşık bir hafta olmuştu tabi sürekli ortalıkta pervane olduğum için günlerin nasıl geçtiğini anlamamıştım bile dikişleri hemen hemen iyileşmiş olmalıydı buda ayaklanmasını açıklıyordu. Evden içeriye girdiğimde ortalık çok sessizdi Mete merdivenlerin tepesine dikilmiş bana tip tip bakarken arkasını dönüp yukarıya çıkmaya başladı. Bende peşinden ilerlediğimde birlikte onun odasına girdik arkamızdan kapıyı kapattığımda bana döndü. “Yurt dışında ne yapıyordun insan bir haber verir?” “Niye haber veriyim?” “Bir gece yarısı yanımdan sıyrılıp gittiğin için olabilir mi?” “Tamam haklısın.”derin bir nefes aldığımda kalçamı odadaki küçük masaya yasladım. “Yurt dışında amcanı buldum yani seni öldürmek isteyen oymuş onun izinden gittim aslında yani baban ya da aileden biri değil öldürmek isteyen amcan.”kaşları çatılırken omuz silkti. “Bunu bulmaya tek başına mı gittin?” “Söyleseydim sende gelmek isterdin.” “Tabi ki de!” “Ben hallettim sadece amcanı bulmakta kaldı iş.”yanıma geldiğinde eliyle üzerimi kontrol etmeye başladı. “Bir yerinde bir şey yok öyle değil mi?”tişörtüm hafifçe yukarıya sıyrıldığında karnımdaki morluk açılmıştı ben kapatmaya çalışırken Mete fark etmişti bile. “Ne oldu karnına?”ben onu durdurmaya çalışırken o sertçe kapşonlumu çekip çıkarmıştı. Karnımdaki ve göğsümde morluklarda parmaklarını gezdirdiğinde alt dudağını sinirle ısırdı ve bakışlarını yüzüme çevirdi. “Vurulmuşsun.” “Hayır-“ “KARACA BEN SALAK DEĞİLİM BU ÇARPMA VURMA İZİ DEĞİL KURŞUN İZİ!”göz devirdim. “BAĞIRMA LAN BANA!” “BAĞIRIM!”bağırırken eş zamanlı olarak elini kaldırarak konuşması beni deli ederken sertçe eline vurdum. “SİKERİM LAN SENİN O ELİNİ HAKİM OL BİR TARAFLARINA!” “NE DİYORSUN KIZIM SEN?” “ASIL SEN NE DİYORSUN BE!”omuzlarımdan tutup sarstığında itmeye çalıştım. “NİYE CANINI TEHLİKEYE ATIYORSUN LAN ÖLEBİLİRDİN.” “SANA NE YA SANA NE?” “NE DEMEK SANA NE MESELE BENİM MESELEM!” “ALLAH ALLAH TAPUSU SENDE Mİ-“dudaklarını dudaklarıma yapıştırdığında kollarını sıkıca belime sarmıştı bende bu tartışmanın daha fazla büyümemesi taraftarı olduğum için sıcacık öpüşüne karşılık vermeye başlamıştım. Ellerimi saçlarından geçirdiğimde oda tek elini çıplak sırtıma çıkarmış südyenimin kopçasıyla oynuyordu. Kopçayı açtığı gibi dudaklarımdan ayrılıp hızlıca üzerimdeki südyeni çıkardı, tekrar dudaklarını dudaklarımla birleştirdiğinde ellerini göğüslerimin üzerine koydu. Bende ellerimle onun tişörtünün eteklerini tuttuğum gibi tepesinden çıkardım. Mete dudaklarını dudaklarımdan ayırıp kafasını hafifçe eğdi ve iki göğsümün üzerine ufak ufak öpücükler kondurmaya başladı. İki eliyle belimi sararken kafamı arkaya attım göğsüme kondurduğu her öpücük ile hafifçe inlerken adımlarımızı nereye attığımızın farkında bile değildik. İkimizde nereye doğru yürüdüğümüze bakmıyorduk Mete bir yere takıldığında kollarını belime sardığı için o düşmüştü bende onun üzerine düşmüştüm. Bizim sert düşüşümüzün ardından büyük bir gürültü koptuğunda ikimizde yorganların arasına gömülmüştük. Ben Mete’nin üzerinde kalırken Mete dikişlerinin acısıyla inledi ben hala şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışırken olduğum yerden zar zor kalktım ve Mete’yi de kaldırdım. “Mete iyi misin?” “İyiyim iyiyim ama yaramı siktin Karaca.” “Sen düştün gerizekalı ben bir şey yapmadım.” “Ne oldu lan öyle neyin gürültüsüydü o?”hafifçe yutkunduğumda gülmemek için zor tutuyordum kendimi. “Galiba yatağını kırdık Mete.”Mete’nin bakışları yatağına döndüğünde göz devirdi. “Şansımı sikeyim lan bir kapı çalar bir yatak kırılır böyle işin amına korum.” “Sen onu bunu bırak da annenlere ne diyeceksin şimdi? Nasıl kırdın bu yatağı diye sormayacaklar mı?” “Soracaklar tabi ya.” “Eee?”bileğimi tuttuğunda yerdeki kendi tişörtünü alıp başımdan geçirdi ve beni çekiştirmeye başladı. “O yüzden evden kaçıp sevişmemize kaldığımız yerden bizim evde devam ediyoruz.”beni odasından çıkartırken hafifçe bağırdım. “Südyenim içeride kaldı!” “Bir şey olmaz hatıra kalsın.”bileğimi çekiştirerek beni aşağıya indirdiğinde birlikte garaja girdik Mete’nin arabasına bindiğimizde bana döndü. “Bizimkiler getirir senin arabanı.” “Tamam.”itiraz etmeden kafamı koltuğa yasladığımda alt dudağımı ısırarak onu izliyordum. Üzeri çıplak bir şekilde araba kullanırken çok seksi duruyordu yarasının üzerindeki küçük bandajda iyiydi üzerinden bir hafta geçtiği için fazla zorlanmamıştı tabi. Mete arabadaki sessizlikten huzursuz olup radyoyu açtığında çalan şarkı yüzünden kahkaha atmaya başlamıştı. Al artık koynuna beni karam! Günahın boynuna can karam. Anladım sensizlik haram. Gel artık insafa be karam! Ellerimle yüzümü ya sabır dercesine okşarken Mete kahkahalarla gülüyordu bana döndüğünde sırıtarak konuşmaya başladı. “Bak artık evren bile bizim sevişmemizi istiyor.”kollarımı göğsümde birleştirirken güldüm. “Almazsam ne yapacaksın?” “Yemin ederim inşaatın tepesine çıkar bağırırım Karaca beni koynuna almazsa atlarım diye.” “Ne meraklısın koynuma girmeye.” “Bak ikidir o göğüslerine bakıyorum ama yanaşamıyorum içimde kalıyor.”güldüğümde daha çok gaza bastı. “Biz nereye gidiyoruz?” “Benim eve.”kafamı bilmiş bir şekilde salladım. “Oradaki yatağı da mı kıracağız?” “Bu defa düşerek değil sevişerek kırarız fena mı?” “Ha diyorsun ki mobilyacıları zengin edelim hay hay.”kendi evine geldiğimizde arabayı durdurdu ikimizde indiğimizde evin girişine ilerledik. Tek katlı küçük villa şeklinde müstakil bir evdi Mete anahtarla kapıyı açtığında birlikte içeriye ilerledik. “Yatak odası ilerde.”diye mırıldandığında tepkimi ölçmeye çalışıyordu ki kolundan tuttuğum gibi odaya ittirdim. “Yeter be şu şeytanın bacağını artık kıralım yoksa ben bir taraflarımı kıracağım!”diye çemkirdiğimde yanıma gelip üzerimdeki tişörtü bir çırpıda çekip attı. “Pantolonu mu çıkartacak mısın?” “Pantolonla yapılmıyor maalesef o yüzden çıkartacağım.”önümde dizlerinin üzerine çöktüğünde gülümseyerek baktım ona ellerini sürterek pantolonumun üzerinde gezdirdiğinde dudaklarımı ısırdım. Yavaşça fermuarımı açıp düğmemi çözdüğünde ağır ağır pantolonu bacaklarımdan sıyırması beni deli ediyordu ve bunu bildiği için bilerek yapıyordu. “Hızlı çıkartsana şunu piçlik yapma!” “Yok ağır ağır tadına vara vara güzelim.”elini kilodumun üzerinde gezdirdiğinde dişlerimi sıktım. Ellerimi iki omzuna koyduğumda elini kaydırarak bacak arama indirmişti hafifçe okşadığında bende dudaklarımı yaladım gözlerimi hafifçe yumup sıkarken içimde akan sıcacık his beni ısıtmaya yetmişti. İki elini kilodumun yanlarına getirdiğinde yavaşça kilodu bacaklarımdan sıyırıp çıkarttığında ayağa kalktı. Bende ellerimi onun yaptığı gibi kemerinde gezdirdim ve pantolonun kemerini çözdüm, kemeri kenara bırakırken önce fermuarını indirdim sonra da düğmesini çözdüm. “O piti piti Mete’nin karamela sepeti.”pantolonunu indirirken elimi baksırının üzerinden erkekliğine değdirdim. “İkimizin de ilk değil belli ki?”dediğinde sesi kısık çıkmıştı. “Doğru bir sorun mu?” “Yo.”pantolonunu çıkarttığımda kendi baksırını kendi çıkartmıştı. Kollarımı onun boynuna dolarken alt dudağımı hafifçe ısırdım sırtımı duvara yasladığında dudaklarımı sertçe öpmeye başladı. Öpüp bir yandan ısırıyordu bunu gören çölde susuz kalmış zannederdi. Dudaklarımdan ayrıldığında boynuma yönelmişti bende parmaklarımı onun saçlarından geçirirken hafifçe çekiştirdim. Tenim alev alev yanarken kısık sesli bir inleme kaçtı ağzımdan. Boynumu morarttığına adım kadar emindim, öpücükleri yavaş yavaş aşağıya indiğinde ağzımdaki inlemelere engel olamıyordum. Zevkin tadını çıkarırken kıkırdamaktan yerimde irkilip duruyordum dudakları göğüslerimi de geçip daha da aşağıya indiğinde kafamı arkaya attım. Dudaklarını kadınlığımın üzerinde hissettiğimde ufak bir çığlık kaçmıştı ağzımdan. Omuzlarından tutup Mete’yi kaldırdığımda yatağa doğru ittim, sırt üstü yatağa düştüğünde bu kez ben çıktım üzerine. Erkekliğinin üzerine oturup dudaklarına yapıştım ve alt dudağını ısırıp emmeye başladım ellerimi üzerinde gezdirirken onun elleri de kalçalarımda geziniyordu. “Mükemmelsin.”diye inledi Mete. “Fazla mükemmelsin Karaca!”anlımı anlına yasladığımda derin nefesler almaya başladım nefeslerimiz birbirine karışırken Mete beni ani bir hareketle altına almıştı. “Sıra bende karagülüm.”diye inlediğinde burnunu boynumda gezdirdi. “İzninizle hanım efendi.”boynumu emmeye başladığında sertliğinin içimi doldurduğunu hissettim kafamı yastığa bastırırken hafifçe çığlık attım. Ellerimi sırtına çıkardığımda onun hızına karşılık bende sırtına izlerimi bırakıyordum. Tırnaklarımı sırtına geçirip sertçe çizdiğimde inlemişti. İkimiz de zevkle harmanlanırken zevk sularımız birbirine karıştı boynumdan ayrılıp dudaklarını tekrardan göğüslerime indirdiğinde inledim. “Mete!”hafifçe çığlık attığımda göğsümü ısırdı. “Mete, Mete, Mete hızlı!” “Adımı mı ezberliyorsun karagülüm?”kafasını kaldırıp gözlerime baktığında hafifçe yutkundum ve onu üzerimden atıp ben onun üstüne çıktım ve erkekliğini tekrardan içime aldım.  “Hızlı hatunsun.” “Teveccüğün Meteciğim.”ellerimi onun kasları arasında gezdirirken usulca erkekliğinin üzerinde zıplıyordum. Ellerini kalçalarımın üstüne koyduğunda hafifçe sıktı ben zıplarken oda sıkmaya devam ediyordu. “Yarım kalan işimizi de bitirmiş bulunduk.”yüzüne doğru eğildiğimde burnumu burnuna sürttüm. “Sen bir daha beni nah görürsün!”üzerinden kalktığımda neye uğradığını şaşırmıştı. Yerdeki tişörtle kilodumu aldığımda koşarak odadan çıktım ve karşı taraftaki açık kapıdan banyoya girdim kapıyı kapatıp kilitlediğimde Mete peşimden gelip kapıya hafif bir yumruk attığında hırladı. “Karaca!” *** Banyodaki havluya sarılıp Mete’nin banyosundan çıktığımdan odaya doğru ilerlerken hafifçe ıslık öttürdüm. Yatakta uzanan Mete’nin bakışları bana döndüğünde hafifçe gülümsedim ve parmak uçlarımda yanına ilerledim. “Çok kızdın mı?” “Beni böyle evladını cami avlusunda bırakan anneler gibi terk ettin ya kızdım tabi.” “Hadi çok konuşma da kalk duş al.”üzerime sardığım havlu kısa olduğu için üzerimi zor örtüyordu ama umursamadım. Mete’nin dolabını açtığımda kıyafetlerini kurcalamaya başladım. “Kız kıyafetlerinin dolapta ne işi var?”diye sızlandım elime kot şortu alırken. “Ecenin onlar burada unutmuş galiba.” “Ece kim?” “Eski sevgilim.”yarım ağız güldüm. “İşime yaradılar giydikten sonra atarım.”dolaptaki crop ve şortu alıp giydim ve havluyla saçlarımı kurulamaya başladım. Mete’nin eşyalarını kullandığım için bende mentol kokuyordum benim ardımdan Mete de duşa girdiğinde onu beklemeye başladım. Salona indiğimde sehpanın üzerinde ağzı kapalı iki tane siyah zarf vardı. Mete banyodan çıktığında içeriye ilerledi bende koltuğa oturup zarfları elime aldım, zarfların birinde benim adım diğerinde Mete’nin adı yazılıydı. “Siktir lan telefonum sessizde kalmış babam kaç defa aramış bir şey oldu galiba.”diye söylenerek yanıma geldiğinde elimdeki zarflara bakıp sustu. “Bence de bir sorun var.”onun adının yazılı olduğu zarfı ona uzattığımda kendi zarfımı açtım. “Bekle önce babamı arayacağım ne olduğunu öğrenelim.”zarfı sehpaya bıraktığımda kafamı salladım. “Tamam.”Mete kendi telefonundan babasını aradığında sesi dışarıya verip konuşmaya başladı. “Alo, baba beni aramışsın birkaç kez sessizdeydi duymamışım.” “Melek ile Melike kayıp.” “Nasıl kayıp?”dediğinde ikimizde bakıştık. “Yoklar işte her yerde onları arıyorum.” “Tamam bizde çıkar bakarız şimdi hadi görüşürüz.”acele ile telefonu kapattığında kendi adının yazılı olduğu zarfı aldı ve açtı bende kendi adımın yazılı olduğu zarfı açtım. Melek Karan’a giden yoldan sen geçiyorsun. Biraz aklını çalıştırmayı dene bu zarfın sana gelmesinin bir nedeni var! Şimdi sana iki bilmece soracağım ve cevabını bilirsen eğer hedefe ulaşırsın ama dikkat et geç kalma. Ben giderim, o gider ben dururum o gider. Çarşısı yok pazarı yok geleni var gideni yok. İyi şanslar güzellik :) Kaşlarım çatılırken düşünmeye başladım, önümde bir bilmece vardı ve belli ki Mete’de de vardı. Mete ile bakıştığımızda elimizdeki zarfları değiştirdik ve birbirimizin zarflarını okumaya başladık. Melike Karan’a giden yoldan sen geçiyorsun. Biraz düşün ve cevaba ulaş kardeşini bul ama acele etmelisin unutma bu zarfın sana gelmesinin bir nedeni var. Yürür yürür iz etmez gider durur toz etmez. İki çubuğum var bir de makasım, hokkabaz mıyım hokkabazım. Ölüleri deniz kokar dirileri börek sever. İyi şanslar sevgili yeğenim :) Elimle anlımı ovarken bakışlarımı Mete’ye çevirdim. “Şimdi ne bok yiyoruz?” “Acele etmemiz gerektiği yazıyor yani istemesek de ikiye ayrılmak zorundayız sen kendi zarfında yazan yeri bul ve oraya git bende benimkinde yazan yeri bulayım.”kafamı salladım ve elindeki zarfımı aldım oda kendi zarfını aldığında birlikte çıktık. Mete’nin adamları benim arabamı daha doğrusu Egemen’in arabasını getirmişlerdi karşımda duran takım elbiseli adamdan anahtarı alırken hızlıca arabaya bindim. Mete de kendi arabasına bindiğinde ikimizde arabaları çalıştırıp sürmeye başladık bir yandan da düşünüyorduk. Ben giderim o gider ben dururum o gider. Ben dursam bile giden şey ne olabilir ki? Ulan hiçte sevmem bilmecelerle kafa patlatmayı be yaratacak başka aksiyon bulamadın mı anlamıyorum ki? Pekala ben dursam bile giden şey araba falan olamaz onu da ben sürüyorum ama zaman olabilir. Evet zaman ben duruyorum ama o gitmeye devam ediyor doğru peki ya diğeri? Çarşısı yok pazarı yok geleni var gideni yok. Çarşı yok Pazar yok gelen var ama geri giden de yok sadece gidiş var ve gittiği yerde hiçbir şey yok bir dakika ölürsek eğer gideceğimiz tek yer ahret olacak ve oradan da dönüş yok çarşı ve Pazar da yok. Şimdi bu herif Meleği ahirete mi gönderdi? Saçmalama Karaca ahirete göndermediyse o halde cevap mezarlık hem zaman hem mezarlık kavramı doğru ama hangi mezarlık? İnsan bir adres de atardı. Zarftaki notu tekrar kendime çevirdiğimde bir ip ucu aramaya başladığımda gözlerim tek bir paragrafta takıldı. “Biraz aklını çalıştırmayı dene bu zarfın sana gelmesinin bir nedeni var.”diye tekrar ettiğimde hafifçe yutkundum. Bir Mezarlık arıyordum ama hangi mezarlık olduğunu bile bilmiyordum nasıl? Bir dakika benim adım Karaca ve bu zarfın bana gelmesinin bir nedeni var. “Buldum hassiktir buldum Karaca Ahmet Mezarlığı!”arabanın içinde gür bir kahkaha patlatırken gaza bastım ve sürmeye başladım. Eğer Melike mezarlıktaysa bu deli manyak onu gömmüş olabilir? Ulan o kadar mezarın içinde ben nasıl bulacağım bu kızı! Arabayı mezarlığa sürerken aklım Mete’de kalmıştı o ne yapmıştı acaba bilmeceyi çöze bilmiş miydi? METE “Sikeceğim böyle bilmeceyi ama adam akıllı çağır işte şuraya şuraya diye illa bir tiyatro çevirecekler.”elimdeki kağıda bakarken kafa patlatmaya başladım. Yürür yürür iz etmez gider durur toz etmez.  Yürür ama izi olmaz gider ama tozu olmaz uçak olabilir mi diyeceğim ama sanmam hava da toz yok mu? Peki ya gemi? Evet gemi neden gemi olmasın ki. Ölüleri deniz kokar dirileri börek sever. Bunun ne olduğunu anlamamıştım işte hem denizin hem de böreğin meşhur olduğu yer neresi- Sarıyer! Sarıyer sahili ve gemi. “Çözdüm amına koyayım son bir tane kaldı be!”iki çubuğum var bir de makasım hokkabaz mıyım hokkabazım. İki çubuk bir makas iki çubuk iki bacak olsa bir makas da gaga olsa uzun bacaklı ve gagalı bir leylek var ama o ne alaka lan şimdi? Acaba geminin adı olabilir miydi? Olabilirdi zaten başka da bir şansım yoktu mecburen gidip bakacaktım benim bulabildiğimde anca bu kadar olurdu zaten. Arabayı Sarıyer sahiline doğru sürmeye başladım başka çaremde yoktu zaten leylek isimli bir gemi arayacaktım acaba Karaca ne yapmıştı gerçi o benden hızlıdır çoktan bulmuştur. KARACA Karaca Ahmet mezarlığına geldiğimde arabadan indim ve telefonumun flashını açıp mezarlığa ilerledim. Normalde insanlar gece vakti mezarlıklardan korkarlardı ama bir söz vardır ki mezarlıktan korkanın sevdiği ölmemiştir. Ben mezarlıklardan korkmazdım çünkü insanın ölüsünden değil dirisinden korkman gerek. Elimdeki telefonla gezebildiğim kadar mezar gezdim tek tek mezar taşlarını okumaktan gına gelmişti tam ümidimi kaybetmek üzereyken bir mezar çekti dikkatimi. Melek Karan Doğum: - Ölüm: 2021 Doğum günü yazmıyordu ama ölüm tarihi bu seneyi gösteriyordu ve mezar yeni kapatılmış gibiydi. Etrafıma bakındığımda mezarlık bekçisi falan görememiştim bende hızlıca mezarın üzerindeki toprağı ellerimle kazmaya başladım. Etrafa tekrar bakındığımda kürek olmadığına emin oldum ve ellerimle kazmaya devam ederken bir yandan da bağırdım. “MELEK!”ses çıkmazken daha hızlı kazmaya çalıştım. Avuçlarım topraktan tahriş olmuş ve acımıştı tırnak aralarıma kadar toprak girdiğinde umursamadan kazmaya devam ettim üstüm başım bile toz toprak olmuştu. Yarım saat içinde tabutu gördüğümde üzerindeki kalan toprakları temizledim şimdi bir şekilde bu tabutu açmam gerekiyordu. Kenarları çivilenmiş tabuta bakarken aklıma arabadan levyeyi almak geldiği için hızlıca koşturmaya başladım. Arabanın bagajından levyeyi alıp gerisin geri mezarın başına döndüğümde levyeyi tabutun kenarına sıkıştırdım ve tüm gücümle kapağını açmaya çalıştım. “Belim ayrılacak lan açıl!”levyeyi birkaç zorlamadan sonra küçük çaplı bir gürültü ile tahtaları ayrıldığında nefes nefese tabutun kapağını açmıştım. Meleğin toprak düşmüş yüzü görüş alanıma girdiğinde hızlıca yüzündeki toprağı temizleyip elimi nabzına koydum atıyordu ama çok yavaş atıyordu. Yüzü terlemişti büyük ihtimalle nefessiz kalmıştı hafifçe yanakların vurdum. “Melek beni duyuyor musun kendine gel?”birkaç denemeden sonra uyandıramayınca mecburen koltuk altlarından tutup kucakladım ve arabaya doğru sürüklemeye başladım. “Bir yakalayayım yemin ederim ölmekten beter edeceğim orospu çocuğunu götümden ter aktı lan!”Meleği arabanın arka koltuğuna yatırdığımda derin bir nefes aldım. “Kaç kilosun kızım sen belim koptu.”söylene söylene arabanın kapısını kapattığımda ön tarafa geçtim ve en yakın hastaneye sürmeye başladım. İnşallah bir şey olmaz diye düşünürken hızımı arttırdım acilin önünde durduğumda arabadan inip hızlıca bağırdım. “Bir sedye!”Meleğin olduğu tarafın kapısını açtığımda acilden sedye ile iki kişi gelmişti yardımları ile sedyeye yatırdığımızda birlikte acile girdik. Onlar müşahade odasına girdiklerinde bende kapıda beklemeye başladım, yaklaşık yarım saat içinde odadan doktor çıktığında hızlıca önüne geçtim. “Nesi var iyileşecek mi?” “Çok oksijensiz kalmış şimdi oksijen ve serumla vücudunda azalan sıvıya takviye yapıyoruz bir gece burada kalması gerek onun dışında bir sorunu görünmüyor.”kafamı hızlıca salladığımda gülümsedim. “Teşekkür ederim.” METE “Mete çıkar beni buradan!”çığlık çığlığa bağıran Melike ile ne yapacağımı şaşırdım. Onu bulmuştum bulmasına ama geminin içindeki su tankının içindeydi su tankı su dolmaya başladığı için çığlık çığlığa bağırıyordu. Bende tankın kapağını açmaya uğraşıyordum ama kapağın üzerindeki demir yuvarlak şey paslandığı için dönmekte çok zorlanıyordu. “Bir sus lan beynimi siktin!”diye sinirle bağırdığımda tekrar çevirmeye çalıştım demir iğrenç bir ses çıkarırken çok ağır ve zorlukla dönüyordu. “Boğulacağım burada hala sus diyorsun!” “Lan şeytan diyor bırak boğulsun!” “Mete!”çevirmeye çalışıyordum ama olmuyordu. “Mete ne olur su gırtlağıma kadar geldi ne olur çıkar beni!” “Sakin ol deniyorum ama açılmıyor.”kapağı açmak için başka bir yol denemem gerekiyordu etrafa baktım ama yardımcı olacak hiçbir şey bulamamıştım. El mecbur kendim açmaya çalıştım tekrar ittirdim tüm gücümle ama milim milim kımıldıyordu ancak. İçimde çok büyük bir karanlık vardı içimdeki acı adım adım artarken korku ve huzursuzluk beni bertaraf ediyordu bu kapağı açamama korkusu içimi yiyip bitiriyordu. Hızlıca telefonumu çıkarıp Karacaya konum attım ve aradım telefon açıldığında hızlıca konuşmaya başladım. “Buraya gel hemen acil!” “Tamam geliyorum.”soru sormadan ve itiraz etmeden kabul etmişti bende telefonu kapatıp tekrar kapağı açmaya çalışırken bağırdım. “Melike! İyi misin?”ama bu kez bana karşılık verecek bir ses gelmemişti. KARACA Mete’nin telefonundan sonra Eymen amcaya hastaneye gelmelerini söyleyip bende hastaneden çıkmıştım. Mete’nin sesi hiç iyi gelmiyordu belli ki kötü bir şey olmuştu, hızlıca hastaneden çıkıp arabaya bindiğimde arabayı çalıştırdım ve sürmeye başladım. Telefonuma attığı konuma doğru sürmeye başladım Sarıyer sahilinde leylek isimli bir geminin içinde olduğunu yazmıştı. Sahile geldiğimde arabadan inip gemilerin olduğu yere ilerledim bir yandan da gemilerin isimlerine bakıyordum, tek tek bakınırken en sonunda bulmuştum. Büyük gemiden içeriye girdiğimde her yer de Mete’yi aramaya başladım ama üst taraflarda yoktu aşağıya indiğimde de makine dairesi gibi birkaç yere baktım sonra su tankının olduğu yere geldiğimde onu gördüm. Sırılsıklamdı ve darmadağın olmuştu kucağında aynı şekilde sırılsıklam yatan Melikeye sarılmış öylece ağlarken karşı tarafa dikmişti gözlerini. “Mete!”ona doğru ilerlerken seslendiğimde bana dönmemişti bile hafifçe parmağını kaldırıp dudaklarının arasına yanaştırdı ve susmamı işaret etti. “Uyuyor.”diye mırıldandığında elini Melikenin saçlarına indirdi ve ıslak saçlarını hafifçe okşayıp anlına ufak bir öpücük kondurdu. “Ablam üşümüş.”dediğinde dolan gözlerime engel olamamıştım hızlıca üzerimdeki ceketi çıkarıp Melikenin üzerine örttüğümde Mete’nin bakışları bana döndü. Gözleri kıpkırmızı olmuştu usulca ağlarken bana hafifçe gülümsedi ve ablasının üzerini güzelce örttü. “Nefret eder ona ismiyle seslenmeme o benim ablam aslında bende sırf gıcık olsun diye adıyla seslenirim ama şimdi uyuyor ona abla diyebilirim çünkü artık gıcık olmuyor.” Yavaşça yanına gelip çömeldiğimde elimi Melikenin boynuna uzatıp nabzına baktım atmıyordu ölmüştü! Mete elimi onun boynundan çektiğinde kafasını olumsuz anlamda salladı. “Yapma huylanır yoksa.” “Mete o öldü.”hafifçe güldüğünde kafasını olumsuz anlamda salladı. “Hayır sadece uyuyor.” “Met-“ “Sus yoksa uyanacak!”gözlerimden yaşlar süzülürken iki elimle Mete’nin yanaklarına dokundum ve yüzünü kendime çevirip gözlerimi gözlerine diktim. “Mete ablan gitti.” “Hayır bak burada.”dedi kucağında Melikeyi sarsarken. “Mete o öldü. “Hayır bak uyuyor.”bana umutla bakıyordu onu onaylamamı istiyordu ablasının uyuduğuna inanmak istiyordu kabullenmek istemiyordu. “Mete.”yanaklarını okşadığımda hafifçe dudağımı ısırdım. “Mete ablan uyuyor evet ama bir daha uyanmayacak.”kafasını olumsuz anlamda sallarken beni sertçe itti. “ÖLMEDİ DİYORUM SANA!”arkaya doğru düşmemin şiddetiyle kolumu çarpmıştım kolumda hafif bir sıyrık oluşmuştu ama umursamadan tekrar Mete’nin yanına geldim ve suratına sert bir tokat patlattım. “Öldü o Mete!”kafasını yine olumsuzca sallarken bu kez ablasına sıkıca sarıldı gözyaşları ablasının yüzüne akarken gözlerini gözlerime dikti. “Ölmedi lütfen ölmedi o ölmedi değil mi? Ne olur ölmediğini söyle ölemez ne olur Karaca ölmedi de yalvarırım sana.”karşımda o kadar kötü ve perişan duruyordu ki dayanamayıp kollarımı ona sardım o ablasının cansız bedenine sarılmış ben ise ona sarılmıştım, kafasını omzuma yasladığında bakışlarını ablasına çevirdi ve hafifçe saçlarını okşadı. “Mete yapma böyle lütfen.” “Öl- ölmedi o!” “Mete.” “Sana ölmedi diyorum!”kollarımı Mete’den çekip omuzlarından tuttum ve onu sarsmaya başladım. “Mete kendine gel artık!”diye cırladığımda kafasını kaldırıp bakışlarını bana çevirirken dudakları aralandı. “Gitti mi?” “Gitti Mete.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD