- 6 -

4374 Words
“Gerçekten aklıma bile gelmemiştin gerçi haberim bile yoktu senden o adam bahsedene kadar.”karşımdaki dikilmiş elindeki silahı bana doğrultmuştu. “Hadi ateş etsene korkmuyorum senden.” “Korkmadığının farkındayım.” “Vur o halde sen vurmazsan ben seni öldüreceğim çünkü.” “Seni buradan elini kolunu sallayarak yollardım ama planlarımı bozarsın.” “Sen tımarhaneden kaçmış bir delisin.” “Bunu inkar edemem doğru geçmişte kapanmamış bir hesabı kapatmaya geldim.”kollarımı iki yana açtım. “Vur hadi yoksa dediğim gibi ben seni öldürece-“elindeki silah patladığında göğsüme saplanan kurşunu hissettim arkaya doğru sendelediğimde takılan ayağımla sırt üstü düşmüştüm. Göğüs kafesimdeki baskı ile nefes alamazken gözlerim karardı başım dönerken kendimi karanlığa bıraktım. 1 Gün Önce Elimdeki adres kağıdına bakarken kafamı Mete’nin yattığı hastane yatağına yasladım. Saat gecenin beşine geliyordu ve benim uykusuz geçen ikinci gecem oluyordu. Normal şartlarda uykusuzluktan kıvranıyor olmam gerekirken şimdi içimdeki tereddütle kıvranıyordum. Sabah o silah ustasının adresine gidecektim ama zaman bir türlü geçmek bilmiyordu. Ne ben uyuyabiliyordum ne de zaman geçiyordu, Eymen amcanın ise karşı koltukta uyuyuşu beni ayrı tedirgin ediyordu. Mete’yi bırakıp nasıl gidecektim? Bir şekilde halletmem gerekiyordu ama nasıl halledeceğimi bilmiyordum. Bir şekilde hızlıca gidip gelmem gerekiyordu, en iyi şekilde emaneti Mete’nin yastığının altına bırakır çıkardım artık. Neden bilmiyorum ama beni ürküten tek şey Eymen amca değildi sürekli bu odanın etrafında dolanan hemşire de beni deli ediyordu. Sarışın hemşire ne zaman bu odanın önünden geçse benim uyanık olduğumu görüp gidiyordu. Bunu her saat başı tekrarlıyordu biraz daha devam ederse onu içeriye sıkıştırıp bir güzel ağzına sıçacaktım çünkü fazlasıyla gözüme batıyordu. Gerçi neden ben bunu düşünmedim ki? Ayaklandığımda odanın kapısının önüne geldim ve dışarıya kısa bir bakış attım ve odadan çıktım, karşı ki odaya girdiğimde kapıyı hafifçe örttüm ve kısacık aralıktan bakmaya başladım. Hemşirenin ne yapacağını merak ediyordum yaklaşık bir yirmi dakika sonra hemşire tekrar koridorda göründüğünde pantolonumun arka cebinden çakımı çıkardım ve açtım. Aynı hemşire tam kapının önünde durduğunda bakışlarını benim oturduğum yere yöneltti beni göremeyince odadan içeriye girmişti. Mete’nin yanına kadar iliştiğinde odadan çıktım ve sessizce usulca yanına yaklaştım. Elindeki şırıngayı gördüğümde elimdeki bıçağı boğazına dayadım ve diğer elimle ağzını kapatıp odanın dışına çıkarttım. Karşı odaya sokup içeriye ittiğimde ardımdan kapıyı kapatıp kilitledim ve ışığı yaktım bıçağı tekrar hemşireye doğrulttuğumda yarım ağız güldüm. “Kimsin lan sen?” “Hi- hiç.” “Bana bak kızım çok yanlış bir insana çattın o yüzden konuşsan iyi olur yoksa seni burada dilimlerim!” “Ben bir şey yapmıyordum hemşireyim işimi yapıyordum.”ayağa kalkıp yanımdan geçmeye çalışırken saçlarını elime dolayıp tekrar önüme fırlattım. “Ben yemem kızım bu saf ayaklarını! Neden her saat başı odanın önünden geçip benim uyuyup uyumadığıma bakıyorsun? Odayı beş dakika boş bıraktım içeriye girdin elinde de bir iğne ne ayaksın kızım sen?” “Hiçbir şey yapmıyordum nöbetçiydim sadece.” “Ben bu kliniğe ilk defa gelmiyorum gerizekalı nöbetçi hemşire koridor koridor gezmez bir yeri vardır orada durur salak mı sandın beni dingil! Kimse benim sevdiğim adama yaklaşamaz onu var ya mahvederim.” “Yemin ederim bir şey yapmıyordum!” “Öyleyse bu iğne ne?” “Ağrı kesici ilaç sadece.” “Senden ağrı kesici isteyen mi oldu?”yutkunduğunda elindeki şırıngayı alıp ani bir hareketle boynuna sapladım ve bütün ilacı enjekte ettim. “Madem ağrı kesici sana bir zararı da olmaz.”boyun bölgesi bir ilacı diğer bölgeleri göre daha hızlı vücuda yayan ve etki eden bir bölgeydi o yüzden fazla beklememe gerek kalmayacaktı. “Ne yaptın? Lütfen çekil gitmem lazım lütfen.”ayaklandığında kapının önünde durdum. “Neden panikledin şimdi? Hani sadece ağrı kesiciydi ha?”kolumu tuttuğunda ağlıyordu. “Lütfen yalvarırım çekil!” “Çekilmeyeceğim bana kimin adamı olduğunu söyleyeceksin kim yaptırıyor bunu sana?”kafasını olumsuz anlamda salladı. “Söyleyemem ailemi öldürür o zaman olmaz lütfen çık şuradan aç şu kapıyı.” “Yo madem söylemiyorsun sen öl.” “Saçmalama yalvarırım çek- çekil!”bir adım arkaya doğru sendelediğinde ağzı kan dolmuştu ağzından damlamaya başlayan kanlar ile ona acırcasına baktım. Dizlerinin üzerine düştü göz bebekleri arkaya doğru kayarken zemine düştü ve gözleri kapandı sanırım ölmüştü. Yanına gelip elimi şah damarının üzerine getirdiğimde öldüğünden emin oldum ve odadan çıktım bu gizli klinik bize ait olduğu için benim pek bir şey yapmama gerek yoktu. Hademe Selim abiyi aramaya başladım genelde bu ceset işleriyle burada o ilgileniyordu. “Selim abi?” “Buyur Karaca.”elinde temizlik kovası ile çıkıp geldiğinde parmağımla odayı işaret ettim. “Bir temizlik işi varda sende.”koluna hafifçe vurduğumda kafasını salladı. “Tamamdır kızım.” “Sağ ol.”Mete’nin olduğu odaya döndüğümde Eymen amca uyanmış oğlunu izliyordu bu beni tedirgin ederken Mete’nin yanına oturmak için itelediğim koltuğa gerisin geri kendimi bıraktım. “Günaydın.”diyen Eymen amca ile sahte bir tebessüm sundum. “Günaydın Eymen” biraz duraksadıktan sonra daha çok gülümsedim. “Amca.”tavrım onu şaşırtmıştı ama fazla kurcalamadı. “Sen buradaysan benim halletmem gereken birkaç iş var.” “Tabi buradayım.” “Tamam akşam gelirim ben kızım Mete’yi eve götürürüz.”işte bu kesinlikle olmaz. “Tamam.”ceketini alıp odadan çıktığında bende ayaklandım ve belimdeki silahı çıkarıp Mete’nin yastığının altına sıkıştırdığımda uyanmıştı. “Ne yapıyorsun Karaca?” “Yastığının altına silah bıraktım kendine dikkat et hemen şu adamla görüşüp geleceğim.”tam yanından ayrılacakken hafifçe bileğimden tuttu. “Dur.” “Bir şey mi oldu?” “Bana bir söz vermeni istiyorum çok dikkat edeceksin.”elimi tutan elinin üzerine diğer elimi koyduğumda hafifçe okşadım. “Söz veriyorum.”kulağına eğilip hafifçe fısıldadım. “Seni yatağa atmadan ölmeyeceğim!” “Allah razı olsun beni de düşündün.”hafifçe güldüğümde oda güldü. “Hadi görüşürüz.”dudaklarına hızlıca bir öpücük kondurduğumda odadan çıktım. Klinikten de çıktığımda hala bende olan Egemen’in arabasına bindim. Arabayı çalıştırdığımda üzerimde geniş bir yorgunluk vardı tabi iki gece ebemde uyumasa benim gibi olur. Galiba Mete iyileşene kadar bana uyku haram olacak. Mete’nin bana verdiği adrese sürdüm geldiğimde arabadan indim ve kağıtta yazan yirmi altı numaralı binayı aramaya başladım. Apartmanı bulduğumda içeriye girdim ve üçüncü kata çıktım on iki numaralı dairenin önüne gelince kapıyı çaldım. Birkaç dakika içinde üzerinde çizgili pijama olan yaşlı bir amca kapıyı açtığında kaşlarını çattı. “Siz Haşmet Beysiniz öyle değil mi?” “Evet de sen kimsin?”adamın öyle bir surat ifadesi vardı ki sanki beni dövecekmiş gibi hissetmiştim. “Şey beni Mete gönderdi Mete Karan.”cebimde duran boş mermi kovanını çıkardım. “Bunun sizin üretiminiz olup olmadığını öğrenmeye çalışıyoruz yani sizin imalathanelerden mi çıkma?”adam önce mermi kovanını eline aldı sonra da kapının önünden çekilip içeriye geçmem için yol açtı. İçeriye ilerlediğimde girişte ayakkabılarımı çıkardım ve salon olduğunu düşündüğüm yere yürüdüm. Sehpanın üzerinde kahvaltılıklar ve yemekler duruyor hatta çay bardağı bile dolu duruyordu belli ki tek başına yaşıyordu evi çok dağınıktı. Koltuğun üzerinde duran kıyafetleri kenara itip bir kenara oturdum ve adamı izlemeye başladım. “Bir dakika hemen geliyorum.”içeriye gittiğinde büyütece benzer bir şey ve birkaç aletle gelmişti elinde benim ona verdiğim merminin başka bir benzerinden de vardı. İşini bitirip bir şeyler emin olduktan sonra bana döndü. “Evet bu bizim kalıplardan.”biliyordum aileden birisi yapmıştı bunu Mete’ye! “Ancak şöyle bir şey var bizim kalıplarımız değişti ve bu merminin kalıbı çok eskiden kullandığımız bir kalıp.”kaşlarımı çattığımda hafifçe boğazımı temizledim. “Ne kadar eski olabilir ki?” “Bir yirmi yada yirmi beş senelik vardır.” “Oha!”ağzımdan kaçırdığım şey ile adam hafifçe gülmüştü. “Yani emin misiniz bu kadar eski olduğuna?” “Ben Karanların otuz senelik silah ustasıyım bütün imalathanelerin başında varım bilmemem mümkün değil kalıpları kendi ellerimle seçip yaparım bu aileye olan özel mermiler ve silahları da ben yaptım o yüzden bilmemem imkansız.” “Peki bu mermiden hala kimde vardır?” “Aileden birisi olduğu belli ama o kadar çatışma iş vs derken bu mermilerin üzerinden seneler geçmiş yani birisi hususi saklamadıysa bu mermiden geriye kalmazdı zaten.”yani bu mermiyle ateş eden kişi bilerek bu mermiyi seçmişti kendinden bir iz bırakmıştı ya da suçu birinin üzerine atmak istiyordu. “Bu mermiden sizce kimde olabilir?” “Eymen de olduğunu sanmam daha geçen gün yeni üretimden evlerine bıraktım eski üretimi neden saklasın ki? Ama bir kişi daha var yaklaşık yine yirmi yirmi beş yıl öncesinde aileden reddedilen birisi o zamanlar oda bu kurşunları kullanıyordu.” “Siz kim olduğunu biliyor musunuz o kişinin?” “Onun ismi Karanların evinde anılmaz bile ailenin yüz karasıdır. Aslan Karan Eymen Karanın erkek kardeşi aynı mermi kovanlarını oda kullanırdı aileden kovulduğundan beridir hiç birimiz onu görmedik bile.” “Aileden neden kovuldu peki?” “O kadarını bilemem benim bildiğim budur.” “Teşekkür ederim bu kadarı da yeterli.”ne olur ne olmaz diye mermi kovanını alıp cebime koydum ve adama tekrar teşekkür edip evinden çıktım. Bu Aslan’ın kim olduğunu çok merak ediyordum ve belli ki öğrenmeden de bana rahat yoktu ama ben Mete’nin yanında olacaktım Aslan’ın kim olduğunu bana bir başkası öğrenecekti. Arabaya bindiğimde telefonumu arabaya bağladım ve Egemen’i aradım sonuçta avukattı öyle değil mi benim için birini araştıra bilirdi. “Alo hayırsız arkadaş?” “Off çok abartmıyor musun şu mevzuyu?” “İşin düşmese aramıyorsun ne diyeyim sana maşallah pek hayırlı bir arkadaş mı diyeyim?” “Tamam sonra atarsın tribini bana birini araştırmanı isteyeceğim.” “Hay hay isim soy isim alabilir miyim bir kağıda yazayım.” “Aslan Karan Eymen amcanın kardeşiymiş bir yirmi yıl yirmi beş yıl önce falan aileden kovulmuş. Şuan nerede ve ne yaptığını bulmanı istiyordum mümkünse açık adres ve neden aileden kovulduğunu öğrene bilirsen çok müteşekkir olurum.” “Tamam elimden geleni yaparım.” “Elinden gelenin fazlasını yap lütfen.” “Farkında mısın bilmem ama sen bu Mete konusuna fazla takıldın kendi işlerini ne zaman yapacaksın mesela bir hatırlatma yapayım Berkay meselesi gibi?”burun kemerimi ovduğumda hafifçe yutkundum. “Bir de o vardı değil mi?” “Sadece o değil duyduğuma göre Rüzgar iyileşmiş bir aileden intikamını aldın ama diğerleri kaldı sen hala Meteyle uğraşıyorsun.” “İşim biter bitmez kendi konuma döneceğim merak etme Egemen.” “Ne yapacaksan dikkatli yap.” “Tamam Egemen.” “Ben seni bir şey bulunca ararım.” “Tamam ha bir de sana zahmet olmazsa Berkay’a bir göz atsana benim yerime bir başka kız bulmuş mu? Bulduysa da bir şekilde icabına bakarım artık Berkay’a daha gördüğü yanlış anlaşılmayı açıklayacağım gönlünü alacağım falan of işim uzadı iyice.” “Mete’yi bırak kendi işine odaklan.” “Egemen sen benim işlerime karışma ha istersen?” “Haklısın canımı susamadım henüz.” “Görüşürüz.” “Görüşürüz.”telefon kapandığında arabayı çalıştırdım ve sürmeye başladım. Kliniğe geldiğimde inip hızlıca içeriye girdim Mete’nin yattığı odaya ilerledim odaya girdiğimde elinde siyah bir zarf tutuyordu. Bakışlarını bana çevirdiğinde kaşlarımı çattım, elindeki zarfı bana uzattı zarfın içindeki beyaz notu çıkardığımda el yazısıyla üzerinde yazılanlarda göz gezdirdim. Duydum ki beni arıyormuşsun? “Ne demek oluyor bu?”diye mırıldandığımda bakışlarımı tekrar Mete’ye çevirdim. “Bilmiyorum.” “Kim bıraktı bunu?” “Kurye getirdi.” “Üzerinde adres isim falan yazmıyor muydu?” “Hayır.”yandaki koltuğa oturduğumda notun önünü arkasını çevirdim ama hiçbir şey yoktu zarfta da bir şey yoktu. “Sen bir şey bulabildin mi?”dediğinde ona bildiklerimi anlatıp anlatmama arasında kalmıştım eğer bilirse daha fazla içine girmeme izin vermezdi aklı sıra beni korumak isteyecekti. “Görüşemedim evde değildi.” “Neden bu kadar geç kaldın o zaman.” “Arabanın lastiği patladı.”evet kesinlikle tek ayaküstünde kırk yalan dizmenin mastırını yapmış olmalıyım. “Anladım sen iyi misin?” “Evet neden sordun?” “Gergin gibisin?” “Yok yorgunum sadece.”hafifçe kenara çekildiğinde bana yanını işaret etti. “Hadi gel uyu biraz.”dediğinde odayı telefonumun zil sesi doldurmuştu. “Bir dakika.”cebimdeki telefonu elime aldığımda Egemen’in aradığını gördüm hızlıca odanın önüne çıktım ve telefonu açtım. “Efendim.” “Bir şeyler buldum daha detaylı araştıramadım ama en azından adresini buldum.” “Harika nerede hemen söyle de gideyim.” “İşte hemen gidebileceğin bir yer değil.” “Yol mu uzun ne olacak araban bende ne de olsa.” “Arabayla da gidebileceğin bir yer değil Karaca.” “Ay sakın ölmüş deme.” “Hayır ölmedi ama bir konuşturmuyorsun ki!” “Tamam neredeymiş söyle işte.” “Yurt dışında Bedlam İngiltere.”kaşlarımı çattığımda hafifçe güldüm. “İngiltere kısmını anladım da orası neresi be?” “Deliler hastanesi.” *** Burnuma dolan mentol kokusu ile bakışlarımı Mete’ye çevirdim. Kafasını göğsüme yaslamıştı saçlarının kokusu burnuma vururken gülümsedim. Parmaklarımı saçlarından geçirip hafifçe okşadım ve saçlarıyla oyalanmaya başladım. Mete’yi ailesinin evine getirmiştik şimdi ise pek hayalindeki gibi olmasa da koynumda uyuyordu. Eve giderken yol üzerinde telefonumdan İngiltereye uçak bileti almıştım Egemen bana Mete’nin amcasının fotoğrafını bulup telefondan yollamıştı bu şekilde onu tanımam kolay olacaktı. Birkaç saat içinde eve gidip hazırlanmam gerekiyordu ama Mete’nin yanından ayrılmak da içime sinmiyordu. O uyurken yanından sıyrılıp usulca yataktan kalktım ve onu uyandırmamaya dikkat ederek odadan çıktım. Mete normalde tek yaşıyormuş ama vurulduğu için annesi onu evde görmek istemişti oğluna bakacaktı kadın. Ben vurulduğumda bile bana bakıcılık edecek kimsem yoktu hoş ihtiyacım da yoktu şu zamana kadar gayet güzel bir şekilde idare etmiştim ve etmeye devam ediyordum. Merdivenlerden aşağıya inmeye başladım mutfakta su içen Eymen amcayı görünce yanına ilerledim. “Eymen amca ben artık gidiyorum.”dediğimde bakışları bana dönmüştü. “Nereye kızım?” “Eve zaten gecikmiş bir sürü işim var halletmem gereken.” “Doğru kaç gündür Mete’nin peşinde sende perişan oldun.”dediğinde yüzümdeki yorgun ifade ile gülümsedim. “Benim yorgun olmadığım bir gün yok doğrusu alışkınım yani.” “Pekala dikkat et kendine.” “Sizde.”mutfaktan çıkıp dış kapıya yöneldim evden çıktığımda ilerde duran arabama yürüdüm. Arabama bindiğimde derin bir nefes aldım dört saatlik bir uçak yolculuğum olacaktı ve o dört saat uyuyabilirdim. Arabayı çalıştırdığımda elim radyonun üzerine gitti radyoyu açtığımda rast gele bir kanala geçtim ve durdum. Başlayan şarkıya kulak verirken akşam trafiğine yakalanmanın verdiği hezimetle milim milim gidebiliyordum. Şarkının sesini açarken arkasından bende mırıldanmaya başladı. Zor bela unutabildim her şeyi. Zor bela avutabildim kendimi. Zor bela çıkarabildim kalbimden kurtuldum senden. Eve geldiğimde arabayı durdurdum ve indim. Hızlıca eve ilerledim içeriye girdiğimde kapıyı kapattım ve üzerimdeki kıyafetleri üzerimden çıkara çıkara banyoya ilerledim. Banyoya ulaşana kadar bütün koridora kıyafetlerimi serip çıplak bir şekilde banyoya girdim. Duşa girdiğimde soğuk suyu açtım ve tepemden aşağıya inmesine izin verdim. Huzurla gözlerimi kapattığımda suyun soğukluğu bir nebze olsun içimdeki yorgunluğu alıp götürmüş ve kendimi ayık hissetmemi sağlamıştı. Kenarda duran şampuanımı alıp saçlarımı köpürttüm ve bunu iki defa daha tekrarladım. Limonlu duş jelini alıp vücuduma sürdüm ve durulandığımda duşa kabinden çıktım kenarda duran havlumu vücuduma sardığımda içeriden gelen tıkırtı ile irkildim. İçeriye ilerlediğimde bir ürperti gelmişti bu ürpertinin sebebi ise açık camdan esen rüzgardı. Havalanan perdeyi gördüğümde cama ilerledim ve camı kapattım geri odama dönecekken sehpada duran siyah zarf çarptı gözüme. Zarfın yanına ilerledim ve elime aldım içindeki fotoğrafı çıkardığımda bakmaya başladım sonra arkasını çevirip aynı el yazısıyla yazılmış yazıyı okudum. Londra saat kulesi yarın akşam on bir de… Fotoğrafı avucumun içinde top haline getirdim ve sehpaya bırakıp içeriye yürüdüm. Odama girip kıyafet dolabımı açtım ve içinden siyah bir iç çamaşırı takımı alıp giydim üzerine siyah bir kapşonlu ve gri bir kot pantolon giydim. Beyaz çoraplarımı da ayağıma geçirdiğimde banyoya ilerledim banyodan saç kurutma makinesini alıp kızıl saçlarımı kurutmaya başladım. Saçlarımı kuruttuğumda sadece taradım ve çıktım öyle diğer kızlar gidi yarım saat süslenmekle uğraşamazdım üşenirdim bir kere diğerleri nasıl üşenmiyor onu bile anlamış değilim hala. Süslenip püslenen kızlara hep imrenmişimdir ben rahattan yana olmuşumdur hep bir defa rahat edemediğim kıyafetin içinde ne işim vardı ki? Beni seven böyle de sever arkadaş kimse için uğraşamam. Saçlarımı tepemde at kuyruğu yaptığımda komodinde duran toka ile bağladım ve komodinin dibinde duran küçük sırt çantamı aldım. Nasıl olsa gidip yarın dönecektim, telefonumun şarj aletini ve kulaklığımı koydum cüzdanımı da koyduğumda çantayı sırtıma aldım ve çıktım. Evden çıkıp arabaya ilerledim şu arabayı da Egemene geri vermem gerek ama inanın ona bile üşeniyorum. İhtiyacı olduğunda ister arabasını bizim aramızda senin benimin lafı mı var canım. Arabaya bindiğimde sırt çantamı yan koltuğa fırlattım yanıma herhangi bir silah veya kesici alet almamıştım zaten alsam bile uçağa binmeden güvenliğe bırakmam gerekirdi artık silah işini oradan halledeceğim. Havalimanına sürdüm arabayı Mete artık beni ararsa bir günlüğüne ulaşamayı versin canım sonuçta yurt dışına çıkacağım orada Türkiye hattımı kullanamam. Bu iş gittikçe Arap saçına dönmeye başladı şu amcayı bir bulsam döve söve konuşturacağım yeter be şebeğe döndüm. Ayrıca şu siyah zarfları da kim gönderiyorsa onu da bulup sikeceğim bir rahat nefes aldırmadı orospu çocukları sonra niye Karaca asabi niye Karacanın ağzı bozuk bir salın abi Karacayı! Evet sonunda kendi kendimi için için yemeye de başladım hayırlı uğurlu olsun aklımı kaçırmış bulunmaktayım hazır deliler hastanesine giderken kendi kaydımı da yaptırayım bari. Birkaç yıl öncesinde Egemen bana Pac-Man lakabı takmıştı sebebini sorduğumda ise beni o oyundaki Pac-Man’a benzettiğini söylemişti. Benimde peşimde beni arayan yakalamaya çalışan hayaletler vardı ama ben onlardan başarıyla kaçıyordum. Pac-Man oyunu bile hala telefonumda kayıtlı olan bir oyundu oynamayı seviyordum ve her seferinde yenilmeden oyunu bitirmeyi becerebiliyordum. Galiba gerçekten de hayatım Pac-Man’in hayatına dönmüştü benimde kıçımdan ayrılmayan ama bir türlü de yakalayamayan düşmanlarım vardı aynı Pac-Man’in götünden ayrılmayıp onu kovalayan hayaletler gibi. Havalimanından içeriye girdiğimde Egemenin arabasını otoparka bırakıp çıktım ve güvenlikten geçip biletimi almak için ilerledim. Görevliden internetten kestirdiğim bileti aldım ve ilerledim, içeriye geçtiğimde kendi uçuşumun olduğu yeri aramayı başladım. B bloğuna geçtiğimde İngiltere uçağının salonunu bulmuştum herkes gibi yerime oturduğumda çok beklemem gerekmemişti yaklaşık on dakika sonra uçağın kapıları açıldığında biletimi görevliye verip içeriye geçmiştim. Kendi koltuğumu bulduğumda cam kenarı olmadığı için üzülmüştüm yaşlı teyzenin biri cam kenarına geçmişti bende yanına oturduğumda telefonumu uçak moduna alıp kulaklıklarımı taktım ve şarkı dinlemeye başladım. Bir yandan da Pac-Man oynuyordum yaşlı teyze tip tip bana bakarken ben ona bakmamak için direniyordum bir yandan da olay çıkartmamak için kendimi tutmaya çalışıyordum. Uçak kalkışa geçtiğinde teyze biraz irkilse de bakışları tekrar bana dönmüştü bu teyze inene kadar bana böyle bakacak mıydı acaba? Hafifçe bakışlarımı teyzeye çevirdiğimde hala kaşlarını çatmış pis pis bana bakıyordu. Telefonu kapatıp çantama koyduğunda bakışlarını üzerimden çekip cama çevirmişti galiba teyzenin uçak modundan haberi yoktu ve uçakta telefonumu açık tuttuğum için kızmıştı. Hayır teyze olmayaydın ben seni uçaktan atardım ya neyse yaşlılara saygım sonsuz sus o yüzden Karaca için için kendini kemir yavrum. Kafamı koltuğa yaslarken gözlerimi yumdum uçağın ufak tefek sarsıntıları ve sessiz dolu ortamı ile uyumam sadece birkaç dakikamı almıştı. “We'll be landing in about fifteen minutes.” Kulaklarımda çınlayan uyarı anonsu ile irkilirken ayıldım. On beş dakika sonra uçak inecekte bir sonraki uyarı kemeri bağlamamız içindi kemeri zaten çıkartmadığım için bağlama gereği de duymamıştım. Uçak inene kadar kös kös beklemiştim şu uçağın indikten sonra pistin içinde yarım saat park etmek için dolaşması beni sıkıntıdan öldürüyordu. En sonun da uçak durduğunda neredeyse herkesten önce ben fırlamıştım ayağa. Acele acele uçaktan indiğimde havalimanından dışarıya çıkıp bir taksiye bindim. Farklı milletlere gelince dilimi değiştirmek canımı sıkıyordu ama dedeciğim sağ olsun zorla aldırdığı dersler bir işime yaramıştı. Telefonumdaki adresi adama gösterdiğimde sürmeye başladı. Kafamı cama yasladım sabahın erken saatleriyle ve ben allahın unuttuğu yerdeki bir tımarhaneye gidiyordum. Mete kesin uyanmış ve bana ulaşamamıştır bende onu aramayacağım merak ediyorum beni bulamayınca ve ulaşamayınca ne yapacak bakalım. Yarım saat içinde büyük ev gibi bir yere gelmiştik geniş bahçesinde hastane kıyafetleri ile dolaşan bir sürü insan vardı. Taksinin ücretini verip indiğimde içeriye ilerledim büyük kapıdan geçip içeriye girdiğimde danışma benzeri yere ilerledim ve konuşmaya başladım. “Bir hastayı arıyordum Aslan Karan diye buraya yatırılmış.”kadın söylediğim ismi bilgisayarında aratmaya başladı birkaç dakika içinde bulduğunda bana döndü. “Altı numaralı odada lütfen hastaları rahatsız etmemeye dikkat edin.”kafamı hafifçe sallayıp merdivenlere ilerledim ve bir üst kata çıktım. Tek tek oda numaralarına bakıp altı numaralı odanın önüne geldim kapıyı iki kez tıklatıp içeriye girdiğimde etrafa bakınmaya başladım. Büyük odada bir yatak bir masa ve sandalye vardı. Odadaki adam sandalyesine oturmuş masanın üzerindeki yap bozu yapmakla meşguldü. Ağır adımlarla yanına ilerlerken bir yandan da telefonumu çıkarıp Egemenin bana gönderdiği fotoğrafı açtım, adamın önüne geçtiğimde hafifçe boğazımı temizledim. “Merhaba?”adam bana bakmazken önündeki yapbozu yapmaya devam ediyordu. Kafası önüne eğikti bende hafifçe eğilip baktığımda bunun fotoğraftaki adamla alakası olmadığını fark ettim bir adım geri atarken adam masanın altından siyah bir zarf çıkarıp bana uzattı. Zarfı aldığımda hızlıca odadan çıktım ve kapıyı kapatıp sırtımı kapıya yasladım ve elimdeki zarfı açtım içinden beyaz bir kağıt çıkmıştı elime alıp okumaya başladım. Tebrikler beni buldun şimdi biraz dinlen ve on bir de saat kulesinin içinde ol. Harika anlaşılan yaşlı bir abiyle alicengiz oyunları oynayacağız pekala akşama kadar pek dinleneceğimi sanmıyorum sanırım biraz hazırlık yapsak iyi olacak. Biraz Londraya geçip dolaşmak iyi olacaktır madem bilmediğimiz bir şehre geldik o halde biraz dolaşalım. Hastaneden çıktığımda telefonumla dedemi aradım ilk arayışımda numaram farklı olduğu için açmamıştı ama ikinci arayışımda açmıştı. “Kimsin?”aynı kaba sesi duyduğumda güldüm. “Ayıp be telefon böyle mi açılır?” “Karaca? Neredesin sen?” “Bir işim var yurt dışındayım bana Londra üzerinde silah falan alabileceğim bir yer bulabilir misin ya da bildiğin bir yer var mı?” “Var tabi ki Londrada ticaret yaptığımız az adam yok çok gidip gelirdik babanla.” “İyi o zaman bana bir tanesinin adresini ver şimdi normal bir silahçıya girip de yok ruhsatıydı falan uğraşamam bana acil lazım.” “Tamam adresini mesaj atarım.” “Peki adamın adı ne?” “George Dean iyi adamdır malları da iyidir ama biraz tuzludur paran var mı?” “Tabi ki de dede.” “O kadar çok adam öldürdün ki onlardan gelen parayla bir şehir kurarsın sende haklısın.”güldüm ve ilerledim bir taksi durağını gördüğümde derin bir nefes aldım. “Hadi telefonu kapatıyorum bana adresi yolla ve önceden haber ver geleceğimi sonra bir sıkıntı çıkmasın.” “Tamam kızım.”telefonu kapattığımda taksiye binmiştim adres geldiğinde telefonumu taksiciye uzattım. Yolun uzun sürmemesini dilerken sanki lanetlenmiş gibi yol bir saat sürmüştü ve biz ormanlık bir alandaki bir eve gelmiştik. Harika burada biri beni dilimlese kimse görmez ama beni dilimlemek de o kadar kolay değil doğrusu. Hayatı öyle bir yaşıyorum ki her sabah kalktığımda şeytan hassiktir yine uyandı bu orospu çocuğu diyordur artık arkamdan. Taksiciye beni beklemesini söyleyip taksiden indim ve içeriye doğru ilerledim ve korumaların arasından geçip kapıyı çaldım. Belli ki dedem önceden haber vermişti kimse bana sen kimsin? Hayırdır kime baktın? Gibisinden şeyler bile sormamışlardı. Hepside hanzo gibi arkadaş bu kadar kalıplı adamı nereden bulduysa Londranın tamamı bu bahçede herhalde, kapı açıldığında takım elbiseli orta yaşlı saçlarının arasında sıra sıra beyazlar olan bir amca açmıştı. “Hoş geldin Karaca.”dediğinde hafifçe tebessüm ettim. “Hoş bulduk sanırım dedem sizinle konuştu.”kafasını ağır ağır salladığında içeriye geçmem için işaret etti. “Emanet lazımmış.”dediğinde içeriye girdim. “Evet ama sadece emanet değil eğer varsa çelik yelek istiyorum bir tane.” “Tabi ki de var müşterilerim için her şey var ama hangi silahtan istiyorsun.” “Büyük bir şeye gerek yok 9 mm’lik yeter bana.” “Tamam biraz bekle burada.”salondaki geniş koltuğa oturduğumda adamı beklemeye başladım. Kısa sürede yanıma geldiğinde silahları önüme bıraktı siyahtan giriye doğru uzanan bir sürü değişik şekillerde vardı ama çokta abartıya gerek yoktu düz mat siyah silahı elime alıp incelemeye başladım. “Bu olur ne kadar fiyatı?” “2300 dolar.”kafamı sallamakla yetindim.” “Çelik yelek?” “O benden olsun siz yabancı değilsiniz.” “Teşekkürler.”telefonumu çıkarttığımda adama döndüm. “Banka numaranızı alabilir miyim ödeme için?”telefonumu elimden aldığında kendi havale için numarasını girdi parasını banka üzerinden gönderdiğimde işim bitmişti bana elini uzattığında bende elini sıktım. “İyi alışverişti dedene selam söyle.” “Söylerim.” “Üzerimi değiştire bilir miyim?”dedim çelik yeleği gösterirken.” “Tabi üzgünüm sen değiştirince çağırırsın.”salondan çıktığında bende üzerimdeki siyah kapşonluyu çıkarttım ve çelik yeleği altıma giydim üzerime de kapşonluyu giydiğimde düzelttim. “Teşekkürler ben gidiyorum.”silahı belime taktım ve kenarda duran çantamı alıp çıktım. Dışarıda beklemekten taksinin dışına çıkmış amcanın yanına geldiğimde direk taksiye bindim oda bindiğinde beni saat kulesine götürmesini istedim. Beni saat kulesine getirdiğinde tabiri caizse taksi parası bir taraflarıma girmişti tabi sen ecnebi memlekette adamı dışarıda bekletirsen öyle çakar sona onca doları! Taksiden inip sinirli bir şekilde saat kulesine ilerledim on saat girişi aramıştım dön dolaş derken en sonunda bulunca bu defa güvenliği atlatıp içine girmek sıkıntı olmuştu. Kazasız belasız içeriye girdiğimde merdivenlerden çıkmaya başladım. En üst kata geldiğimde karşımda arkası dönük bir adam vardı koskoca saatin içindeki dişliler ve bir sürü büyük aletler işlevlerini sürdürürken orta yaşlardaki adam tam karşıda duruyordu. “Bey amca bu siyah zarfları tacizci gibi sen mi yolluyorsun hayırdır?”bana doğru döndüğünde hafifçe gülümsedi. “Neden Mete’yi kurtarıyorsun?” “Sen Mete’den ne istiyorsun?” “Bu eski bir mesele babasına da o zaman söylemiştim bir oğlun olursa benim yaşadıklarımı yaşatırım diye yaşatamadım şimdi öcünü almaya geldim diyelim.” “Lan derdin babasıylaysa eğer babasına gitsene orospu çocuğu!”şuan çok yanlış bir hakaret oldu sanırım ucu Metelere de dokanmış olabilir bu küfürün, karşımdaki adam hafifçe güldüğünde bana döndü. “Aşık mısın Mete’ye.” “Ne alakası var?” “Aşık değilsen burada ne işin var?” “Benimki iş aşkı biliyor musun bey amca ben öldürmeyince duramıyorum işte hastalık gibi olmuş artık.” “Kimin kimi öldüreceği hiç belli olmaz evlat.” “Doğru.”elindeki duran gri metal silahı bana doğrulttuğunda benimde elim belimdeki silaha gitti ama aklıma gelen ayrıntı ile beynimi yerinden çıkarıp aşağıya atmak istedim. Ben Karaca Aksoy zeki diye övünen gerizekalı silahı alırken keşke bir şarjör de mermi almak aklına gelseydi! Kendi aptallığıma gülmeye başladığımda adamın kaşları çatıldı. “Son gülüşlerin.” “Gerçekten aklıma bile gelmemiştin gerçi haberim bile yoktu senden o adam bahsedene kadar.”karşımdaki dikilmiş elindeki silahı bana doğrultmuştu. “Hadi ateş etsene korkmuyorum senden.” “Korkmadığının farkındayım.” “Vur o halde sen vurmazsan ben seni öldüreceğim çünkü.” “Seni buradan elini kolunu sallayarak yollardım ama planlarımı bozarsın.” “Sen tımarhaneden kaçmış bir delisin.” “Bunu inkar edemem doğru geçmişte kapanmamış bir hesabı kapatmaya geldim.”kollarımı iki yana açtım. “Vur hadi yoksa dediğim gibi ben seni öldürece-“elindeki silah patladığında göğsüme saplanan kurşunu hissettim arkaya doğru sendelediğimde takılan ayağımla sırt üstü düşmüştüm. Göğüs kafesimdeki baskı ile nefes alamazken gözlerim karardı başım dönerken kendimi karanlığa bıraktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD