İlkler iyidir derler ve ben ilk defa birilerine yardım ediyorum. Öyle sıradan bir yardım değil ben birileri için adam öldürürüm evet ama birileri için ilk defa adam kurtarıyorum sanırım. Bu hayatta her şeyin bir ilki vardır benimde ilklerimden birisi bu işte.
Eymen abi gitti biz çocukla kaldık ben daha dedemin bana vereceği işler için bile onun adamlarını kullanmazken burada elin adamlarıyla iş çeviriyordum. Bendeki dengesizlikte çığır açmış durumda doğrusu, kafamı olumsuzca iki yana sallarken kendi kendime güldüm.
Sırtımı minibüse yaslarken etrafım bizim korumalarla doluydu daha doğrusu Eymen abinin adamları ile onlar şuanda ben ne dersem onu yapacaklardı. Yanımdaki çocuğun elini tutmuş bekliyordum, köprünün karşı kısmında diğer adamlar ve Mete vardı.
İkimiz bakıştığımızda göz devirdi senin burada ne işin var dercesine kısa bir bakış attı. Tipini fena kaydırmışlar baya suratına falan çalışmışlardı yüzü gözü kan hatta üzeri de öyleydi tişörtü yırtılmış kan olmayan bir yeri kalmamıştı.
“Torunumu yolla!”diye bağıran adamla göz devirdim.
“Önce bir selam verilir allahın selamı hani? Sonra biz de bir aleyküm selam deriz falan ondan sonra bir geçeriz olayımıza edepsiz herif.”az salla biraz Karaca edepsiz diyorsun bir de kendine bak kızım. “Neyse uzatmayalım zaten senin veledinle de uğraşamayacağım canımı okudum eşşoğlu eşek.”
“Düzgün konuş lan!”
“Nasıl konuşacağımı sana soracak değilim bey amca yalnız bizimkinin makyajı biraz fazla mı olmuş yani ayıp be.”dedim işimi dalgaya vururken.
“Oyun oynamaya gelmedik yolla çocuğu al adamını.”
“Alacağım almasına da ne acelemiz var lan puşt!”adam sinirle burun kemerini sıktığında güldüm ve çocuğu elinden çekiştirip birkaç adım ileri gittim. “Hadi bakalım yavrucuğum git dedene.”tam gidecekken kapşonundan tutmuştum. “Ee hadi ama bizimkini de yollayın artık.”çocuğun kapşonunu bıraktığımda onlar da Mete’yi bırakmışlardı.
Mete yarım yamalak düşe kalka yürürken adamın torunu sanki bu başına ilk kez gelmiyormuşçasına bir rahatlıkla ilerliyordu. Çocukla Mete yan yana geçtikten sonra ilerlemeye devam ettiler, Mete yanımıza ulaştığında kendimi tutamadım ve hızlıca sarıldım.
“Babam yok mu ya?”diye mırıldandığında kıkırdadım.
“Acil işi çıktı onun vekil olarak beni yolladı.”
“İ- iyi sende ida- idare edersin.”tek kolunu omzuma attığımda minibüse doğru yürümesine yardım etmeye başladım tam minibüse binecekken uzaktan bir el silah sesi kulaklarımı doldurduğunda yüzüme sıçrayan kan ile irkildim.
Mete’nin acı dolu inlemesini duyduğumda hızlıca onu minibüse doğru ittim ve zar zor minibüse çektim. Birlikte bindiğimizde ben koltuğa otururken o kucağıma yığılıp kalmıştı, ne yapacağımı bilemez halde baktım.
Üzerimdeki beyaz tişörtü çıkarıp siyah südyenimle kaldığımda tişörtü hızlıca elimin içinde top gibi yapıp karnından oluk oluk kan akan kurşun yarasına bastırdığımda bağırdım.
“HASTANEYE!”beynim durmuş gibiydi minibüsün kapısı kapanmadan önce karşıdaki adamlara son bir bakış attığımda kaşlarım çatıldı. Aşiretin reisinin bir planı olduğunu düşünmüştüm ama adam olan biteni öyle bir şaşkınlıkla izliyordu ki onu gören sanki suikaste habersizce onun kurban gittiğini düşünürdü.
Galiba bu olandan onunda haberi yoktu. Beklediği ya da planladığı bir şey olsaydı eğer böylece öküzün trene baktığı gibi kalakalmazdı herhalde öyle değil mi? “Mete dayan!”ağzımdan çıkan ikinci kelimelerdi yarasına bastırıyordum ama mesafe çok fazlaydı en yakın hastane iki saat uzaklıktaydı ve bu kanamayla bu kadar dayanabileceğini sanmıyordum.
Köy benzeri yerin önünden geçerken arabayı kullanan çocuğa seslendim. “Durdur arabayı!”araba durduğunda bana döndü hafifçe yutkunurken köyde bir sağlık ocağının olmasını diliyordum. “Çabuk gidin bir bakın sağlık ocağı falan bir şey var mı? Dayanamaz bu kadar yolu kaldıramaz mümkün değil!”
“Tamam abla.”arabadan indiklerinde köyün içine girmişlerdi ve ben ilk kez bir şey hissettim. Bana çok yabancı bir duygu hissettim sanki yüreğimde bir şeyler yanıyordu içimi içime sıkıştıran bir şeyler vardı. Bu duygu korku muydu? Korku ve endişe karışımı mıydı? Ben korkmazdım ki ben endişelenmezdim ki?
Neden şimdi gömülü duygular gün yüzüne çıkıyordu neden bunca zaman sonra? Mete’den hoşlandım diye mi oluyor bunlar? Onu kaybetmekten mi korkuyorum doğru ya o ölürse diye korkuyorum. Önceden hiçbir şeyden korkmazdım çünkü bir başımaydım kaybedecek bir canım vardı o kadar ama şimdi.
Derin bir nefes aldım ve Mete’nin kurumuş kan olan anlına ufak bir öpücük kondurdum. Benim yarasına bastırdığım beyaz tişörtüm onun kanının rengiyle kıpkırmızı olmuştu. Kulağımı kalbinin üzerine koyduğumda kalbinin atış seslerini dinlemeye başladım. Kanın kokusu buram buram burnumu doldururken aklım geçmişten birkaç kare ile dolmuştu.
“Vurun vurun pis hırsız!”karnıma yediğim tekmelerle ağzıma gelen kanı tükürürken kucağımdaki ekmeğe daha çok sarıldım. Gözlerim bulanık görürken göz kapaklarımı zar zor açık tutabiliyordum algılaya bildiğim tek şey kanın kokusu ve midemdeki açlıktı.
Küçük bir çocuktum ben bedeni yediği bunca darbeyi kaldıramayacak küçücük aç bir çocuk. Bakkalın önünde duran ekmek sepetinden bir tane ekmek alıp karnını doyurmak için kaçan ama bir sokak sonra yakalanan o çelimsiz küçük kız çocuğuyum.
Bu dünyadaki insanlar o kadar acımasızlar ki sadece bir ekmek uğruna küçücük bir çocuğu hırsız ilan edip dövebiliyorlar. Üzerimdeki baskılar çekildiğinde hiçbir şey göremiyor duyamıyordum çünkü halim bile yoktu. Karnıma yediğim darbelerden ağzım kanla dolup taşmıştı ağzımdaki kan tadı bütün tat alma duyumu yok etmiş gibiydi sadece kanın kokusu hatırlıyordum bayıldığımda bile içime işleyen o kan kokusu vardı.
Şimdi yine aynı kan kokusu içime içime işliyordu. Bu kez çocuk değildim oda değildi ama hoşlandığım ve değer vermek ne demekmiş uğruna korkmak ne demekmiş anladığım adam şimdi kucağımda kanlar içinde.
Ellerime sürülen kanlar ilk defa bu kadar canımı acıtıyordu. Bu kadar adamın kanı bulaştı elime ama hiç biri böylesine kor ateş gibi düşmedi içime işlemedi. Minibüsün kapısı ani bir hareketle açıldığında korkuyla yerimde sıçradım, bakışlarımı o tarafa çevirdiğimde korumalardan biri bana hitaben konuşmaya başladı.
“Bir sağlık ocağı var ama pek öyle tedarikli bir yer değil.”
“Olsun onu kurtara bilecek malzemelerimiz olsun da fazlasına gerek yok! Yardım edin hadi.”dışarıdaki korumaların yardımıyla Mete’yi minibüsten indirdiğimizde köyün içindeki sağlık ocağına kadar taşıdık.
Gerçekten de çocukların dediği gibi pek tedarikli bir yer değildi ve içeride doktor bile yoktu. Ne yapacağımı ya da ne yapmam gerektiğini bilmiyordum kurşun karnının içindeydi ama beynim durmuş gibiydi.
Daha önce birisinin karnından kurşun çıkartmıştım kendi karnımdan! Ama şimdi nasıl yapabileceğimi düşünüyordum çünkü bu duygu karmaşası benim aklımı tamamen uçurmuştu. Tek umudum umarım iç organlarına hasar gelmemiş olmasıydı ya da herhangi bir iç kanaması yoktur yoksa gerçekten sıçtığımızın resmidir.
“Abla ne yapacaksın?”diyen çocuğa döndüm.
“Adın ne senin?”
“Sedat abla.”
“Tamam bana morfin bulun hadi dolaplara bakın karıştırın bir şey yapın!”
“Tamam abla.”
“Biri de gitsin doktoru bulsun!”birkaç kişi dolaplarda morfin ararken diğerleri doktor bulmak için çıkmıştı ben eski sedyeye yatırdıkları Mete’nin karnına baskı uygulamaya devam ederken onları bekliyordum.
Dakikalar sonra korumalardan biri koşarak içeriye girdiğinde bakışlarımı ona çevirdim. “Doktor şehre gitmiş abla!”
“Sikerim lan böyle işi ben!”elim ayağım titremeye başladığında gözlerimden damlayan yaşlarla ağladığımı fark ettim. En son ağladığımda sanırım on bir yaşımdaydım öyle bir dayak yemiştim ki beni en sonunda öldü zannedip bırakmıştı beni bıraktıkları çöplükte acıdan inleye inleye birileri beni bulana kadar ağlamıştım ondan sonra da bir daha asla ağlamamıştım.
İnsanın bir sevdiğinin olması çok kötü bir şeymiş bu bana çok acı veriyor daha şimdiden acı veriyorsa eğer bununla nasıl başa çıkacağım? Her duyguyla başa çıkabilirim ama bu duygular bana yabancı ben bu duyguları bilmiyorum bilmediğim bir duyguyla başa çıkamam!
“Biri ne olur morfin bulduğunu söylesin.”diye mırıldandığımda adamların bakışları bana döndü.
“Burada yok.”dedi içlerinden biri.
“Bu dolapta da yok.”
“Bura da bulamadık abla.”
“Her ilaçtan var ama morfin bitmiş sanırım abla.”
Tamam az bir zamanımız var çok kan kaybetti bir şekilde halletmem gerek bir şekilde soğuk kanlı halime dönmem gerek. Derin bir nefes aldım ve gözlerimi kapatıp kendime gelmek için ona kadar saymayı başladım.
Bir
İki
Üç
Dört
Beş
Altı
Yedi
Sekiz
Dokuz
Ve on!
Gözlerimi araladığımda karşımda dikilen Sedat’a döndüm. “Gidin tek tek evlerin kapısını çalın bula bildiğiniz kadar buz bulun getirin madem morfin yok o zaman bizde buzla uyuştura bildiğimiz kadar uyuştururuz.”
“Tamam abla hemen.”adamların bir kısmı tekrar akın akın dışarıya çıktıklarında ben birkaç adamla kalmıştı duvara yaslanmış adamı döndüm bu kez.
“Senin adın ne?”
“Yücel.”
“Buraya gel Yücel.”ellerini tutup benim baskı uyguladığım tişörtün üzerine bastırdım. “Batır sakın bırakma.”hızlıca dolapları kurcalamaya başladım.
Kenara birkaç serum ayarlayıp bıraktım bize lazım olacaktı elbet. Aletleri kurcalamaya başladım kenarda bulduğum neşteri de kenara koydum ve dolaptaki dezenfektanı aldım artık elimizden ne geldiyse yapacaktık çünkü başka çaresi yoktu.
Yarayı temizlemek için kullanılan pansuman eşyalarını da bir kenara dizdim ve iğne aramaya başladım. Ağrıları olacaktı elbet en azından buradan çıktıktan sonrası için ağrı kesici bir iğne ampulü buldum bir de ateş düşürücü.
Yarasının mikrop kapmasını önlemeliydik. Kenarda duran eldiven kutusundan iki eldiven alıp taktım ve dezenfektanın bir kısmını demir bir kutuya döktüm içine neşteri koydum ve güzelce dezenfektanla temizledim.
“Buz geldi!”Sedatlar buzu getirdiklerinde küçük bir teknenin içinde biraz vardı. Yücelin yanına gelip çekilmesini sağladım ve bezi kaldırdım kenardan temiz bir sargı bezi alıp yarasını sildim. Kanaması durmuş gibiydi buzları yarasının etrafına tek tek dizdim ve biraz bekledim.
Yarasının olduğu yer ve çevresi buz gibi olmuştu. Baygındı biliyorum ama umarım acısından ayılmazdı şayet baygın olması daha iyiydi en azından yapacaklarımı hissetmezdi.
“Abla ne yaptığını biliyorsun değil mi?”
“Daha önce yaptım umarım yine başarılı olur.”diye mırıldandım. Neşteri elime aldığımda alt dudağımı ısırdım ve yavaşça yarasına yaklaştırdım derin bir nefes aldığımda neşteri yarasına batırıp kesmeye başladım.
Mete’nin acı dolu çığlığını duyduğumda gözümden yaşlar su gibi akmaya başlamıştı. Canını kendi ellerimle böylesine yakmak istemiyordum ama yapabileceğim bir şey yoktu işte. Yarasını kestiğimde içindeki kurşunu bulmaya çalıştım ama şanslıydım ilk defa bu kadar şanslıydım ki kurşun derinde değildi.
Mete’nin acı dolu bağırışı kulaklarımı doldururken yüzümü buruşturdum ve bir çırpıda kurşunu çıkardım. Kenarda duran sargı bezleri ile kanayan yerleri temizledim ve köşede duran tentürdiyotu alıp yarasına döktüm ve çevresine yaydım.
“Şimdi yarayı dikmem lazım.”diye mırıldandım kendi kendime. Gidip dolapları kurcalamayı başladım altını üstüne getirdiğimde bir dikiş iğnesi ve az kalmış bir dikiş ipi buldum. İki eşyayı da dezenfaktana bandım ve güzelce temizledim Mete’nin yanı başına geldiğimde terlerin birikmiş olduğu anlına ufak bir öpücük kondurdum.
“Son bir acı bir tanem yemin ederim bitiyor lütfen sabret.”gözyaşlarımın birkaç tanesi yüzüne damladığında hafifte olsa tebessüm ettiğini gördüm ya da bana öyle geldi bilemiyorum. Hızlıca işime dönmeye başladım iğne ile ipi aldım ve yarasına yaklaştırdım, zar zor iki etini birbirine birleştirdim.
Titreyen elimle dikmeye başladığımda Mete’nin yumruk yaptığı elini fark ettim zor da olsa kendini tutmaya çalışıyordu dayanıyordu ama canının nasıl acıdığını tahmin bile edemiyordum. Dikmeyi bitirdiğimde hızlıca tekrar tentürdiyot döktüm ve gazlı bezi yarasına yapıştırıp bantladım.
Yarasının çevresini de temizleyip iyice kapattım ve derin bir nefes aldım. Kan kaybetmişti ama toparlayacaktı şimdi zor da olsa tekrar yola çıkmamız gerekiyordu ama canı öylesine yanıyordu ki onu hareket ettirmeye korkuyordum.
Kenarda duran serumları karıştırıp içeriklerinde göz gezdirdim ve ağrı kesici serumu aldım tarihine baktığımda hızlıca serum iğnesini aldım ve geldim. Damarını bulduğumda birkaç deneme sonucunda damar yolu açtım ve bir şekilde serumu takmayı başardım.
Daha önce çok kez kendi yaralarımı sarmıştım ve bu serumun ona birkaç dakika içinde etki etmeye başlayacağını da biliyordum, tekrar adamlara döndüm. “Sedyeyle çıkaracağız elimizden geldiğince sarsmamaya dikkat edelim lütfen canı acıyor.”diye mırıldandığımda yanımıza geldiler.
Mete’yi dikkatlice arabaya taşıdığımızda koltuğa yatırdık serumu arabanın kenarına astım. Mete’nin saçlarını okşarken diğerleri arabalara binmişti minibüs hareket ettiğinde Sedat bana seslendi.
“Hastaneye mi abla?”
“Yok size bir adres vereceğim oraya geçeceğiz.”diye mırıldandım cebimdeki telefonu çıkarttığımda Egemeni aradım birkaç çalıştan sonra telefon açıldı.
“Ooo Karaca Hanım hayırdır hangi dağda kurt öldü de siz avukatınızı hatırlar oldunuz.”dediğinde derin bir nefes aldım.
“Boş yapma Egemen bizim kliniği ayarla oraya bir hasta getireceğim.”
“Biz hayır kurumu muyuz Karaca hastaneye götürsene.”
“Hastaneye götürünce hastane polisine ne diyeceğim ha pardon efendim bir arkadaş silahını temizlerken kazayla ateş aldı mı diyeceğim bir kere keskin nişancı tüfeğinden çıktı mermi!”
“Tamam ben kliniğe geçeyim o zaman oraya gel sende.”
“Tamam geliyoruz.”telefonu kapattığımda kliniğin haritadan konumunu açıp Sedat’a gösterdim.
“Buraya.”
“Tamam abla.”
Mete’nin yanına döndüğümde anlına bir öpücük kondurdum sıcaklığı fark ettiğimde hafifçe yutkundum. Ateşi çıkıyordu ya durumu kötüleşiyordu ya da yarası mikrop kapmış olabilirdi bende bundan korkuyordum.
Gözlerimi yumduğumda gözümden bir damla yaş aktı o yaş onun göz kapağına düştüğünde sayıkladığını duydum duyduğum o isim beni şaşırtmaya yetmişti zaten.
“Karaca.”
Her kalpte bir mezarlık vardır. Benim kalbimde ise koca bir mezarlık var her mezarında başında da dikili bir taş var. Bu mezarlığa bir kişinin daha eklenmesine asla izin vermeyeceğim hele ki bu kişi Mete ise.
İnsanın bazı duyguları kaybetmek üzere olduklarını veya kaybettiklerini gördüğünde gün yüzüne çıkar ama bu kaybettikten sonra bir halta yaramaz tabi. Bazı şeylerin değeri kaybedilmeden bilinmeli ki bir faydası olsun.
Mete’ye bir şey olsaydı eğer ben yine tek kalırdım ama doğru ya gözyaşlarını tek başına silen insanları yalnızlıkla korkutamazsınız. Parmaklarımı Mete’nin saçlarında gezdirdim, yumuşacık pamuk gibi saçları vardı.
Saçlarının bazı yerlerine de kanlar bulaşmıştı ama yine de güzeldi. Klinikte yarasına bakılmış gerekenler yapılmıştı benim kurşunu çıkarıp yarayı dikmem bir ön müdahale olarak işe yaramıştı ama bünyesi zayıf düştüğü için ateşlenmişti.
Şimdi ise her şey yolundaydı Eymen amcaya haber vermiştim konumda yollamıştım olan biteni telefonda anlatmıştım. Şuan iyi olduğunu biliyordu ve buraya geliyordu o geldiğinde ise ben çıkacaktım. Klinikteki çalışanlardan bir tane sade bir tişört bulup giymiştim kendi tişörtümü yarası için feda ettiğimden ortalıkta südyenle dolaşmaktan kurtulmuştum.
Kenarda duran bezi suya batırdığımda yüzündeki kalan kanları temizledim ve anlına bir öpücük kondurdum. Parmaklarımı dudaklarında gezdirdim sonra bir öpücük de dudaklarına kondurdum, duyduğum öksürük sesiyle oturduğum yerden ayaklanırken kapıya döndüm.
Eymen amca gelmişti, yanımıza yaklaştığında önce dolu gözleriyle oğluna baktı sonra bana döndü ve hiç beklemediğim bir şey yaptı. Kollarını açtı sarılmam için kollarını açtı kendime engel olmayıp sarıldığımda oda bana sarılıp saçlarımı okşadı.
Ama öyle bir okşamak değil ilk defa baba sıcaklığını hissettiğimi fark ettim içim sıcacık oldu. Gözlerimdeki kurumuş yaşların yerine yenileri geldiğinde kafamı sıkıca göğsüne yasladım.
“Ağlama kızım.”bana dedi kızım dedi ilk defa birisinin kızım demesi bu kadar içime işledi. Başımı okşadı beni sarıp sarmaladı her ne yapmış olursam olayım bana kızım dedi bana kucak açtı işte bu ölsem unutmayacağım bir şey ölene kadar benimle gelecek bir vefa borcu.
Titreyen elimle gözlerimi sildiğimde Eymen amcadan ayrıldım ve hızlıca kendimi toparlamaya çalıştım. “Oğlun iyi daha iyi olacak inşallah.”
“Onu buraya getirmekle doğru yaptın.”
“Tamam şey benim ufak bir işim var ben gidiyorum bir şey olursa ararsınız.”
“Tabi kızım.”tam gidecekken omzumdan tutup beni durdurmuştu. “Dikkat et kızım.”kafamı salladığımda kendimi klinikten dışarıya zor atmıştım. Soğuk hava yüzümü yalpalayıp geçtiğinde kendime geldiğimi hissettim, hızlı hızlı ilerlerken arabasına yaslanan Egemenin yanına ilerledim.
“Anahtarı ver.”
“Ne yapacaksın?”
“VER!”bağırmamı beklemediği için irkilmişti anahtarı uzattığında aldığım gibi arabanın sürücü koltuğuna yerleştirdim ve arabayı çalıştırdım. Hızlı bir kalkış yaptığımda Egemenin bağırışlarını umursamadan çıktım kliniğin bahçesinden.
İki saat arayla takasın olduğu yere geldiğimde indim ve Mete’nin vurulduğu yerde durdum. Kafamı kaldırıp keskin nişancının atış alanını hatırlamaya çalıştım, güzel mevzilerde göz gezdirdim ve birkaç yeri gözüme kestirdim.
Yürümeye başladım benim yürüyüşüm baya sürmüştü gözüme gezdirdim mevzilerde dolanmaya başladım bir yandan da yerlere bakıyordum belki bir şey bulabilirim diye. Gözüme çarpan mermi kovanını gördüğümde durdum.
Eğilip boş mermi kovanını aldım üzerindeki amblemde parmağımı gezdirdim bu amblem merminin özel yapım olduğunu gösteriyordu. Üzerinde kurt amblemi vardı bu boş kovanın sahibini bulursam eğer keskin nişancı tüfeğini kimin ateşlediğini de bulurdum.
Mermi kovanını avucumun içinde sıktığımda geldiğim yönden aşağıya inmeye başladım. Bu dolaşma saatlerimi alırken aşağıya inmek de saatlerimi almıştı, sonunda arabaya geldiğimde bindim. Telefonumu çıkarıp Egemeni aradım üçüncü çalışında telefon açılmıştı.
“Neredesin kızım sen bir gittin bir gittin yoksun ortalıkta kaç saattir.”
“Bir işim vardı. Sana bir şey soracağım sen bütün silahçıları tanırsın değil mi? Dedemin işinden ötürü.”
“Evet tanırım.”
“Tamam bana herkesi hemen hemen tanıyabilen bir silahçının adresini verir misin sormam gereken bazı şeyler var.”
“Tamam konum atarım ama bir sorun yo-“telefonu kapattığımda konumu atmasını bekledim. Konum geldiğinde sürmeye başladım, saatler sonra bir sürü dükkanın ve imalathanenin olduğu bir yere gelince indim ve ilk girdiğim dükkandaki çalışana döndüm.
“İdris Rasimoğlu diye biri varmış burada tanıyor musunuz dükkanını arıyordum da?”amca bana döndüğünde parmağıyla karşıdaki iki dükkanın ilerisindeki büyük yeri gösterdi. “Sağ ol abi.”
“Bir şey değil.”dediğinde hızlıca oraya yöneldim girerken kapıyı hafifçe tıklattım ve içeriye girdim.
“Kimse var mı?”içeriden birkaç gürültü koptuğunda üstü başı toz olan birisi çıkıp yanıma geldi. Etrafımda bir sürü tahta sandık ve birkaç eşya vardı ne olduklarına fazla göz gezdirmeyip direk lafa girmiştim.
“Buyurun.”
“Şey siz silahçıymışsınız sanırım ve İstanbul üzerinde hemen hemen bütün silah üreticilerinin de imalatını tanıyormuşsunuz diye duydum.”dediğimde kıvrak bir hareketle belindeki silahı çıkarıp bana doğrulttu.
“Kimsin sen?”
“Cumali Aksoy’un torunuyum ben.”silahı indirdiğinde kaşları çatıldı.
“Cumali amcanın daha önce niye söylemedin kızım geç şöyle.”hızlı adımlarla yanına ilerledim ve gösterdiği sandalyeye oturdum. “Çay getireyim mi?”
“Yok yani akşam oluyor zaten bir şey sorup gideceğim.”karşıma oturduğunda hafifçe öksürdü.
“Buyur kızım.”avucumdaki mermi kovanını ona uzattım.
“Size bu kimin üretimi? Özel bir mermi kovanı olduğunu düşündüm.”mermi kovanını eline aldığında boynundan asılan gözlüğü gözüne taktı ve incelemeye başladı.
“Namı Kurt olan bir silah üreticisi ve kaçakçısı tanıyorum bu onun üretimi olmalı bildiğim üzere sadece aile üyelerinin kullandığı özel amblemli mermiler.”
“Kim bu kurt?”
“Çok az kişi bilir gerçek adını bizde sevkiyat yaptığımız insan olduğu için biliriz.”
“Tamam işte adı ne?”
“Eymen Karan.”duyduğum isim yutkunmama sebep olmuştu.
“Nasıl yani? Eymen Karan dedin değil mi?”
“Evet öyle dedim.”kaşlarımı çattım ve elindeki boş mermi kovanını geri aldım. “Sen aile üyelerine ait dedin sadece öyle değil mi? Aile üyelerinden başkası bu kovanlardan kullanmaz yani?”
“Kullanmaz.”
“Anladım amca sağ ol.”arkamı dönüp dükkandan çıktığımda arabaya ilerledim arabaya binip kapıyı sertçe kapattığımda titreyen ellerime hakim olmak için direksiyonun üzerine koydum ellerimi.
Kafamı ellerime yasladığımda zar zor yutkundum. Aile üyelerine ait boş bir mermi kovanı tam da Mete’yi hedef alan mevzide yani ailesinden birisi mi Mete’yi öldürmek istemişti? İyi ama neden bir insan niye kendi ailesinden birini öldürmek ister?
Eymen amca mı? Niye yapsın oğlunu kurtarmak istemiyor muydu sonuçta ama yarı yolda geri döndü beni tek gönderdi kendi oğlunu mu vurmak istedi? Bir baba neden kendi oğlunu öldürmek ister ki? Bunu eğer o yaptıysa gerçekten Mete’ye zarar vermesine izin veremem.
Ben Mete’ye karşı bir şeyler hissederken bu hisler bana bu kadar hoş gelirken asla ona bir şey yapmalarına izin veremem. Beynim acıyordu resmen ya da durmuş olabilir bu hayatta çok şey gördüm sanırım en kötüsü ailenin sana ihanet etmesiydi.
Şimdi ise klinikte babası ile bir başına! Onu babasıyla tek bırakmayacağım. Arabayı çalıştırdığımda kliniğe sürmeye başladım bir yandan acele etmeye bir yandan da kafamı toparlamaya uğraşıyordum.
Kısa sürede kliniğe vardığımda hava çoktan kararmıştı koşarak içeriye girdim ve Mete’nin olduğu odaya girdim. Uyanmış tavanı izliyordu hızlıca yanına geldiğimde yarasına dikkat ederek sarılmıştım ona.
Kafamı boynuna gömüp derin bir nefes aldım ve kokusunu içime çektim. Gözlerim tekrar dolarken bu ani duygu dalgalanmalarına lanet ettim kafamı boynundan kaldırdığımda hafifçe güldüm.
“Görmeyeli baya sulu göz olmuşsun.”göz devirdim.
“Endişelendik herhalde.”
“Belliydi elinde neşter beni keserken.”güldüm.
“Ben olmasaydım şimdi nalları dikmiştin.”
“İyi borcum olsun bir gece yarısı gelirim bende senin südyenini keserim ödeşiriz.”gür bir kahkaha attım.
“Ulan ölüyordun be ölüyordun aklın hala benim südyenimde mi?”
“Hiç gitmedi ki aklımdan vallahi elinde neşter üzerinde siyah südyen baya seksi duruyordun tabi canımdan can giderken çok şey edemedim ama olsun.”
“Gerçekten sapıksın Mete.”
“Senin sapığın olabilirim.”
“Ya başka biri südyenimle ilgili ileri geri konuşsa yeri mezarlıktı var ya ama sana kıyamıyorum.”yanağına ufak bir öpücük kondurdum.
“Bu kesmez yalnız.”
“İyileşince gel haydi.”
“İyi be inatçı.”
“Göğüs benim südyen benim sana ne oluyor da trip atıyorsun bide.”
“Sen benimsin gibi klişe şehir eşkiyası sözleri bekleme benden sen benim falan değilsin ayrıca birine ait olman için de mal olman lazım ama izninle kalbin benim olabilir.”
“Yürü git öyle aşkmış meşkmiş hiç o toplara girme belalı işler oralar uğraştırma beni.”
“Yatak arkadaşı olabilir miyiz o zaman?”
“Ya oha gerçekten sana narkozu mu bastılar diyeceğim narkozsuz ameliyat ettik ama belli ki senin kanaman beynine doğru yönelmiş.”
“Olabilir de olmaya bilir de.”
“Sen bir an önce iyileş bak söz veriyorum yarım kalan tüm işleri bitireceğiz.”deyip göz kırptığımda sırıtmaya başladı.
“Ya şimdi sırası değil ama kim vurdu lan beni?”
“Bilmiyorum uzak mesafe keskin nişancı gibi görünüyorum o mesafeden atış yapılan uygun yerlere çıkıp baktım ve şunu buldum.”cebimdeki boş mermi kovanını çıkarıp ona gösterdim. “Sizin aile üyelerinizin kullandığı özel üretim bir mermiymiş.”bana şaşkınca baktığında kaşları çatıldı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Seni vuran sizin aileden birisi.”güldü sadece güldü.
“Mümkün değil.”
“Bunun başka açıklaması olamaz.”
“Versene bir.”boş mermi kovanını avucuna bıraktığımda mermiyi alıp gözünün dibine soktu ve incelemeye başladı. “Bu bizim baskılardan doğru amblemde bize ait ama bizim seriden olduğunu sanmıyorum ustalara sormadan bunu anlayamayız taklit de olabilir Karaca.”
“O halde iki seçenek var ya aileden birisi yaptı ya da birisi ailedenmiş izlenimi veriyor.”
“Bu mermi kovanını gören herkes bizim yaptığımızı düşünür sende öyle düşündün hatta.”
“Doğru peki ya sizin aileden birisi çıkarsa?”
“Onu o zaman düşünürüz Kara kız.”sırıttım.
“Adım Karaca ama pek kara kız sayılmam saçlarım kırmızı gözlerim açık kahve.”
“Doğru ama olsun sen benim gönlümün kara kızısın.”gülümsedim.
“Sende benim gönlümün bir tanecik Metesisin.”
“Bu mermi işini ayaklanınca araştıracağım.”
“Sizin ustaların kim olduğunu söyle ben araştırayım.”
“Hayır ben yapacağım dedim.”
“Bende hayır dedim sen ayaklanana kadar bunu yapan kişinin tekrar denemeyeceği ne malum o yüzden ben araştıracağım!”
“Karaca-“
“Sakın! Sana ben yapacağım dedim bitmiştir bana ustanın adresini ver yeter.”
“Pekala pes ediyorum sen kazandın.”