bc

AĞA'NIN TAKINTISI; ZERYA

book_age18+
1.5K
FOLLOW
25.0K
READ
revenge
family
HE
opposites attract
decisive
heir/heiress
drama
bxg
serious
mythology
cruel
musclebear
like
intro-logo
Blurb

Mardin’in taş evleri, yüzyıllardır kinle aşkı ayırt etmeden saklar. Aynı duvara yaslanan iki ev gibi, insanlar da burada bazen düşmanlığı miras alır, bazen kaderi. Güneş Mezopotamya ovasına inerken, taşlar kızıl bir suskunluğa bürünür; her gölge bir geçmişi, her kapı aralığı yarım kalmış bir hesabı fısıldar. Mirza bu şehrin sertliğinden payını almıştı. Adımlarında inat, bakışlarında yıllanmış bir öfke vardı. Zerya ise Mardin’in gizli tarafıydı; sessiz, derin ve dokunuldukça can yakan. Aynı sokaklardan geçiyor, aynı rüzgârı soluyor ama birbirlerine düşman iki dünyanın insanı olarak yaşıyorlardı. Taş duvarlar onları ayırıyor, isimler ve kan bağları aralarına kalın çizgiler çekiyordu.Kimse bilmiyordu; Mardin’de en tehlikeli şeyin kin değil, taşın gölgesinde filizlenen bir aşk olduğunu. Ve bu hikâye, düşmanlıkla başlayan ama kaçtıkça insanı kendine çeken o yasak yakınlıkta doğdu.Kapı kapandığında, Zerya ilk hamleyi yaptı. Zerya: -"Sakın bana dokunayım deme. Bu evlilik sana hak vermez." Mirza ceketini yavaşça çıkardı. Ne sinirliydi ne aceleci. Bu, Zerya’nın sinirlerini daha çok gerdi. Mirza: -"Hak değil bu." dedi sakince. " Mecburiyet." Zerya sinirle; -"Mecburiyetle sevişebileceğini mi sanıyorsun?" Mirza başını kaldırdı. Gözleri karardı. -"Mecburiyetle değil." Bir adım attı. -"İnkârla." Zerya geri çekilmedi. Tam tersine, çenesini kaldırdı. -"Benim aklımda sen yokken…" Mirza bir anda mesafeyi kapattı. Eli, Zerya’nın kolunu kavradı; can yakacak kadar değil ama kaçamayacağı kadar sıkı. -"Sus!" dedi alçak bir sesle. -"Bu odada kimi düşündüğünü bilmiyorum. Bilmek de istemiyorum." Zerya nefesini tuttu. -"O zaman bırak gideyim." Mirza onu duvara doğru yönlendirdi. Hareketleri sertti ama kontrolsüz değildi. -"Hayır! Gitmek bu gecenin parçası değil." Zerya’nın sırtı soğuk taşa değdiğinde irkildi. Mirza ona hâlâ dokunmuyordu; asıl baskı buydu. -"Bana dokunmuyorsun bile… Neden beni rahat bırakmıyorsun?" Mirza yüzüne eğildi. Nefesi, Zerya’nın kulağında gezdi. -"Çünkü önce kabul edeceksin." Zerya dişlerini sıktı. -"Asla!" Mirza gülümsedi. Bu gülümseme, zaferden değil, sabırdan doğmuştu. -"Bedenin yalan söylemez, Zerya." Zerya öfkeyle itti onu. -" Ben senin oyuncağın değilim!" Mirza bu kez onu durdurmadı. Geri çekildi. Bir anlık boşluk… Sonra sesi, odanın içinde ağır ağır dolaştı: -"Hayır. Sen benim düşmanımsın."Zerya dondu. -"Ve düşmanlar…" dedi Mirza, -"En çok birbirini yaralar." Bir adım daha attı. Bu kez aralarında kaçacak boşluk kalmadı.Mirza’nın eli, Zerya’nın belinde durdu. Hareket yoktu; sadece ağırlık, sadece varlık. Zerya’nın sesi kısıldı. -"Senden nefret ediyorum." Mirza alnını onun alnına yasladı. -"Ben de" dedi fısıltıyla. -"Ama bu, durmam için bir sebep değil." Zerya gözlerini kapattı. O an, istemediği hâlde geri çekilmediğini fark etti. Gece, taş duvarların arasında ağırlaştı. Ve düşmanlık, geri dönüşü olmayan bir sınıra dayandı..

chap-preview
Free preview
ZORAKİ DÖNÜŞ..
İstanbul, Galata’da bir kafenin terasında baharın son demlerinde, serin bir akşamüstüydü. Zerya Eroğlu, önündeki mimarlık çizimlerine son rötuşları yaparken rüzgarın uçuşturduğu saçlarını kulağının arkasına itti. Yüzünde, Mardin’in sert güneşinden henüz eser olmayan, İstanbul’un nemli havasıyla beslenmiş bir parıltı vardı. Yanında oturan sevgilisi Cenk, kolunu Zerya’nın omzuna atmış, arkadaş grubuyla bir sonraki mezuniyet partisini planlıyordu. Cenk: -"Bakın buraya, bu yaz mezuniyetten sonra hepimiz bir teknede olacağız. Zerya da projelerini bitirmiş, dünyanın en başarılı mimarı olmaya ilk adımını atmış olacak." Zerya gülümsedi. Cenk’in ona olan ilgisi, İstanbul’daki hayatının en güvenli limanıydı. Cenk yakışıklı, modern ve Zerya’yı olduğu gibi, köklerinden bağımsız seven bir adamdı. Zerya: -"Umarım Cenk... Ama babamın son telefonları biraz huzursuz edici. Mardin’e, eve dönmem için baskı yapıyorlar. Mezuniyetten hemen sonra bir haftalığına gitmem gerekecek sanki." Cenk zerya’nın elini tutup hafifçe sıkarak; "Saçmalama güzelim. Artık kimse seni orada tutamaz. Sen İstanbul’a aitsin, bana aitsin. Bir hafta gider, hasret giderir, geri dönersin. Burada seni bekleyen bir hayat, bir kariyer ve... ben varım." Masadaki diğer arkadaşları, Aslı ve Mert kahkahalarla sohbete devam ediyordu. Zerya o an dünyanın en şanslı kadını olduğunu düşündü. Önünde Karaköy iskelesinden kalkan vapurun beyaz köpükleri, arkasında bin yıllık Galata Kulesi... Ve yanında, onu her türlü karanlıktan koruyacağına inandığı adam. Aslı: -"Zerya, hadi ama! Bırak şu çizimleri. Geleceğin binalarını zaten inşa edeceksin. Bugünün tadını çıkaralım. Akşam Karaköy'e iniyoruz, itiraz istemem!" Zerya kalemini bıraktı. Gülümsemesi tüm yüzüne yayıldı. O an, bu neşeli seslerin yerini yakında ağır taş duvarların sessizliğine bırakacağını bilmiyordu. Cenk’in gözlerinin içine bakarken, bu mutluluğun hiç bitmemesini diliyordu. Zerya: -"Tamam, tamam! Pes ettim. Akşam için hazırlanmam lazım." Zerya, Cenk’in omzuna yaslanırken, cebindeki telefon titredi. Ekrandaki isim her şeyi bir anlığına kararttı: >Babam Arıyor...< Zerya, neşeli gürültünün tam ortasında masadan biraz uzaklaştı. Galata Kulesi’nin gölgesi, güneş batarken üzerine devrilmiş gibi hissettirmişti bir an. Derin bir nefes alıp ekrandaki yeşil simgeyi kaydırdı. Zerya: -"Efendim baba?" Telefonun diğer ucundaki ses, İstanbul’un hafif meltemini saniyeler içinde Mardin’in kuru ve sert rüzgarına çevirdi. Babası Hazar Eroğlu'nun sesi, her zamankinden daha yorgun ve daha mecburiyet dolu geliyordu. Hazar Eroğlu: -"Zerya... Kızım. Okulun bitti, diplomayı aldın değil?" Zerya: -"Aldım baba, bugün son projeyi de teslim ettim. Her şey bitti artık. Arkadaşlarla kutlama yapmaya gidiyoruz, sana söylemiştim." Hazar Eroğlu: -"Eğlenceyi bırak Zerya. Bu geceki uçağa biletini kestirdim. Valizini topla, hemen havaalanına geç." Zerya’nın içindeki o neşeli balon bir iğneyle patlamış gibi söndü. Gözleri terasta gülen arkadaşlarına, ona göz kırpan Cenk’e takıldı. Zerya sesi titreyerek; -"Baba ne demek bu gece? Daha mezuniyet balosu var, planlarımız var... Bir hafta sonra geleceğim demiştim. Noluyor?" Hazar Eroğlu: -"Mesele sandığından büyük kızım. Araslar durmuyor. Toprak davası kapandı sanıyorduk ama Mirza... Mirza Aras her şeyi ateşe verdi. Sınır boyundaki köyleri boşalttırıyor. Eğer eve dönmezsen, senin can güvenliğini buradan sağlayamam. Seni korumam için yanımda olman lazım." Zerya: -"Baba, yıl olmuş 2026! Hâlâ Mirza Aras mı? Hâlâ sülale davaları mı? Ben mimarım baba, ben buraya aidim!" Hazar Eroğlu sesini yükselterek, otoriter bir tonla; "Sen buraya aitsin çünkü soyadın Eroğlu! Bu soyadı sana İstanbul'da ekmek veriyor olabilir ama Mardin'de canını koruyor. Tartışma bitmiştir Zerya. Araba kapıda bekliyor, seni havaalanına bırakacaklar. Gelmezsen... Gelmezsen babanı bir daha sağ göremeyebilirsin." Telefon yüzüne kapandı. Zerya öylece kalakaldı. Telefonu tutan eli titriyordu. Arkasını döndüğünde Cenk yanına gelmişti, endişeyle ona bakıyordu. Cenk: -"Zerya? Ne oldu? Yüzün kireç gibi..." Zerya: -"Gitmem lazım Cenk... Babam... Çok kötü konuşuyor. Bu gece gitmemi istiyor." Cenk: -"Saçmalama, bu gece olmaz! Biletini yakarız, ben konuşurum babanla." Zerya, Cenk’in bu "her şeyi çözeriz" havasındaki tavrına baktı. O an ilk kez, Cenk’in Mardin’deki o karanlığın ağırlığını, Mirza Aras’ın gözlerindeki o öldürücü hırsı asla anlayamayacağını fark etti. Cenk’in dünyasında her şey bir telefonla çözülürdü; ama Zerya’nın dünyasında bazı şeyler ancak kanla ya da esaretle çözülürdü. O gece İstanbul’un parıltılı ışıkları, havaalanının devasa camlarından içeri süzülürken Zerya için bu bir rüyadan uyanmak gibiydi. Elindeki valizin sapını o kadar sıkı tutuyordu ki parmak boğumları beyazlamıştı. Cenk, giden yolcu terminalinin önünde durmuş, Zerya’nın yüzünü avuçlarının arasına almıştı. Cenk: -"Zerya, bak bana... Bu sadece kısa bir ayrılık. Baban seni korkutmuş, anlıyorum ama burası senin evin. Senin ofisin burada hazır, projelerin burada. Oraya gidip sadece birkaç gün ailevi meselelerle ilgileneceksin ve sonra ilk uçakla geri döneceksin, tamam mı?" Zerya’nın gözleri dolmuştu. Cenk’in bu sarsılmaz iyimserliği o an hem tek sığınağı hem de en büyük korkusuydu. Cenk, Mardin’in toprağının ne kadar yapışkan olduğunu bilmiyordu. Eroğlu soyadının o coğrafyada sadece bir isim değil, bir hedef tahtası olduğunu ona anlatamazdı. Zerya, Cenk’i dinlerken bir yandan da onu izliyordu. Yüzündeki güven dolu ifadeyi, kelimelerindeki kesinliği… Cenk gerçekten inanıyordu söylediklerine. Bu inanç, Zerya’nın içini acıtacak kadar saf ve temizdi. Cenk için Mardin, haritada uzakta kalan bir noktaydı. O noktanın içinde büyüyen kinleri, erkekliğin miras sayıldığı öfkeleri, kadının ise bir denge unsuru olarak görüldüğü o ağır düzeni bilmiyordu. Zerya, Cenk’in dünyasında sevginin yeterli olduğuna inanılan bir yerden geliyordu; oysa kendi dünyasında sevgi çoğu zaman korunması gereken bir zaaftı. Zerya: -"Cenk, babamın sesi hiç böyle gelmemişti. Sanki... sanki veda eder gibiydi. Eğer bir şeyler ters giderse, eğer dönemezsem..." Cenk lafını keserek, kendine has o özgüvenli gülümsemesiyle; -"Şşşt, saçmalama. Dönemezsen ben gelip seni oradan alırım. Kim tutabilir seni? Orta Çağ’da yaşamıyoruz Zerya. Ben seni o tozlu konaklara bırakır mıyım sanıyorsun? Seni her gün arayacağım. Her saat başı." Zerya, Cenk’in boynuna sarıldı. Adamın pahalı parfümü ve yumuşak dokunuşu ona İstanbul’u, özgürlüğü ve modernliği hatırlatıyordu. O an, bu kokunun yerini yakında yanık tezek, toz ve barut kokusunun alacağını hayal bile edemiyordu. Zerya: -"Seni seviyorum Cenk. Lütfen... ne olursa olsun beni bekle." Cenk: -"Söz veriyorum güzelim. Benim hayatımda senden başkası olamaz. Hadi, uçağı kaçıracaksın. Git ve hemen dön." Zerya son bir kez arkasına bakarak çıkışa doğru yürüdü. Cenk el sallıyordu; yüzünde en ufak bir endişe kırıntısı yoktu. Zerya ise yürürken içindeki o boşluğun büyüdüğünü hissediyordu. Terminalin soğuk koridorlarında yankılanan topuk sesleri, sanki geri dönüşü olmayan bir yolun ilk adımlarıydı. Uçağın koltuğuna oturduğunda telefonuna bir mesaj düştü. Mesaj babasındandı: "Uçağa bindiğini haber aldım. Geliyorsun ya, artık ölsem de gam yemem Zeryam." Zerya iç çekip telefonu kapattı. Başını cama yasladı. Bulutların üzerine çıktığında İstanbul’un ışıkları yavaş yavaş silindi. Gözlerini kapadı. Birkaç saat sonra, taşın ve sessizliğin şehri olan Mardin’in o sarımtırak, boğucu ışıklarına uyanacaktı..

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Taht Uğruna

read
1.7K
bc

Aşk Nöbeti

read
12.3K
bc

LEONARD

read
3.5K
bc

Operasyon Kış Kuşu

read
8.2K
bc

Buzdan Kalpler +18

read
21.5K
bc

GERÇEĞİN VEBASI +18 (MAFYA SERİSİ 1)

read
6.9K
bc

YANLIZ KURT

read
4.4K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook