
"Bir adam bir kadını bir masada kaç kez terk eder? Ben bir gece yarısı sessizce, bir ömür boyu ise töreyle terk edildim."İstanbul’un pırıltılı ışıkları altında, Aşkın’ın ruhu ilk kez kanatlanmıştı. Cihan Ateş Haznedaroğlu’nun gözlerinde saklı o kor ateş, genç kadını kendine çekiyordu. Ancak o gece, bir telefon sesiyle masadaki tüm mumlar söndü. Ateş, arkasına bile bakmadan gittiğinde; Aşkın sadece bir adamın gittiğini sanmıştı. Oysa giden, onun özgürlüğüydü.Abisinin günahı, Aşkın’ın boynuna bir kement gibi geçirildi.Mardin’e dönen o uçak, aslında geçmişin karanlığına havalanıyordu. Silahların gölgesinde, iki ailenin onuru arasına bir hayat kurban edildi. Hüküm verildi: Kan, kanla değil; can, canla takas edilecekti.Aşkın, şimdi onu bir akşam yemeğinde hiçe sayıp giden adamın konağına, "Berdel Gelin" olarak giriyordu. Ama bu kez Ateş’in gözlerinde aşk değil, bir aşiretin ağırlığı ve ihanetin soğukluğu vardı."Sen benim sevdiğim kadın değilsin artık Aşkın... Sen, abinin kaçırdığı kız kardeşimin bedelisin!"Bir yanda İstanbul’da yarım kalmış bir rüya, diğer yanda Mardin’in taş duvarları arasına sıkışmış bir kâbus. Kalp unutur mu? Töre affeder mi? Ve en önemlisi; celladına aşık bir kurban, o konaktan sağ çıkabilir mi?

