Ateş’in gözlerindeki o dingin ama tehlikeli ifade bir anda yerini tamamen vahşi bir arzuya bıraktı. Elini saçımdan çekip ensemden sıkıca kavradı ve beni kendine öyle bir hızla çekti ki, göğüslerimiz çarpışırken nefesim kesildi. "Şimdi bu kahvenin tadını senin dudaklarında bulalım mı Aşkın?" diye fısıldadı. Sesi bir emir gibiydi. Daha cevap vermeme fırsat kalmadan, dudakları dudaklarıma bir balyoz gibi indi. Bu, sabahki o sakin adamın öpücüğü değildi; içinde biriktirdiği tüm o gece yarım kalmışlığın, öfkenin ve bastırılmış tutkunun patlamasıydı. Diliyle ve dudaklarıyla ağzımın içine hükmederken, kahvenin o yoğun, şekerli tadı ikimizin arasında eriyip gidiyordu. Beni öyle bir hırsla, öyle vahşice öpüyordu ki, sanki beni yutmak, kendi ruhuna katmak istiyordu. Ellerim istemsizce omuzları

