Bölüm 1: Hayırdır Aslanım

1847 Words
**Ne oldu aslanım?** "Hello my darling," diyerek salona inerken bağırdığımda ingilizceden asla anlamayan annem seslendi. "Sana da günaydın Kızım." Ah kıyamadığım cevap bile veremiyordu. "Sen bana takıldın mı Sultan'ım?" Yanağından makas alıp hazırladığı kahvaltı masasına geçtiğimde dünyanın en karizmatik babasını öptüm. "Sana da hello my baby." "Ah babacığım, bana böyle cevaplar verdiğinde nasıl da mesut oluyorum bir bilsen..." "Bilmem mi?" dedi gülerek. Severim keratayı. "Bana bakın gençler," dedi annem karşımıza oturduğunda, "Bugün lise 3'ün ilk günü ve siz erkek çocuklarım, sizin okuduğunuz meslek lisesinde biz okurken okulun reisliğini yapan birisi olurdu." "Hâlâ var anam." dedi Aydın Alparslan. "Ben de oraya geliyordum. Ve ben sizin o reislik muhabbetine girmenizi istemiyorum, aynı şekilde babanız da..." Babam hiç öyle görünmüyordu ama işime gelir. Bir de okulda erkek kardeşlerimin reislikleriyle mi uğraşacağım? Mis gibi halay çekmek varken, aman sen reisin kardeşisin, öyle halay çekilmez diyecekler, vur beynine beynine. Mahmut Tuncer ağamız, Demet Akalın giderlisi ablamız. "Anne, yaz boyunca bundan bahsettin, istesen de olmayız zaten." dedi Ayhan Mete. "Biliyorum oğlum, sizin sadece derslerinizle ilgilenmenizi istiyoruz. Kavga, gürültü, şikayet yok. Üniversite okuyacaksınız ve başına geçmeniz gereken bir fabrikamız var." Kıyamadığım anam bana bu ikiliyi emanet eden gözlerle baktı. Emanetin güvende annem, sen hiç merak etme. EvelAllah üstesinden gelirim. O iş bizde Mısra sultan. Evet, bir de şu durum vardı. Şimdi siz diyorsunuz ki, fabrikanız var ama neden devlet meslek lisesinde okuyorsunuz? Neden kolejli değilsiniz? Hemen anlatıyorum. Çünkü annem ve babam da bu meslek lisesinden mezun. Aynı zamanda bizi bu zamana kadar zaten koleje, özel okullara göndermediler. Kafası olan her insan evladı, okumak isteyen her çocuk, okul ayrıcalığı gözetmeksizin okurdu. Bizim de şikayetimiz yoktu zaten. Çünkü neden olsundu? Memnunduk bu durumdan. Ben makina ressamlığı bölümü okuyordum, iki erkek kardeşim makina cnc falandı. Hımm.. Şimdi nereden başlasam bilemedim. Okulun ilk günü, birbirimize olan özlemimizi gidermek adına Bursa'nın en büyük meslek lisesinin, üç büyük kantininden en büyüğünde oturuyorduk. "Naber?" diye sordum yanımdakine. "Kardeşim, sen neden öyle gülüyorsun bana? Hayır aklınla bir zorun varsa, söyle bilelim. Ona göre davranalım..." "Baktım," dedim gri gözlerine bakarak, "Şikayetin mi var aslanım?" "Senden ne şikayetim olacak?" dedi gülümseyerek. Şimdi bu konuştuğum şahsiyet benim abim olur. Ama öyle bir kaç yaş büyük abi falan değil. Kendisi sene başında doğmuş ve babamın azmi apartman yıkmış. Neden mi? Çünkü Aydın Alparslan daha bir aylık bir bebekken annem bize hamile kalmış da ondan. Aynı senede üç çocuk doğuran annem, ne kadar zorlansa da bizi bu yaşa getirmişti. Hem de kafayı yemeden. Abilik değil de, daha çok üçüzmüşüz gibi davrandı bize karşı. Uzattın ama. "Aydın Alparslan!" diye bağıran bir ses duyduk, "Sevgilim neredesin? Aşkım?" Masada üçümüzde gülmeye başladık, olayı biliyorduk. Işık'ın başına yine sapıklarından biri dadanmıştı, o da kendini kurtarmak için bizim oğlanla sevgili numarası yapıyordu. Sesini duyduğu an ayaklanıp kantin kapısına, Işık'ın yanına gitti. "Hani nerede?" dedi Aydın Alparslan. Koruma gibi adam. Boy desen o biçim, tipe zaten diyecek yok. Allah, Grey gibi bir göz vermiş, gerisini koyvermemiş. Kahve saç, kumral ten de vermiş. Işık'ın sapık işini halledip oturdukları zaman, "Kız Işık," dedim gülerek. "Söyle Beste bebeğim." "Senden mi devam etsem acaba anlatmaya?" "Buyur?" dedi kaşlarını çatıp masaya eğilerek, "Kime, neyi anlatıyorsun?" "Hiç," dedim omzumu silkerek, "Öylesine sordum." Açık kahve gözleri, "delisin," dedi, onayladım. Öyle güzel bir kızdı ki, okuldaki çoğunluğu erkekten oluşan gruplarda sapıkları çok fazlaydı. Kendisi çocukluk arkadaşım olur, yanlış olmasın. Annesi ve babasıyla, annem ve babamın liseye dayanan dostlukları mevcuttu elimizde. "Sen ne yapıyorsun Beste?" diye sordu diğer yanımdaki kişilik, "Bir değişik haller?" "Her zamanki halim," dedim gülerek ona baktığımda. Kendisi annemle aynı karnı, aynı anda paylaştığım insan evladı. İkizim, Ayhan Mete. Koyu kahve gözleri, koyu kahve saçlarıyla aynı babama benziyordu. Biz de aslında birbirimize benziyorduk ama ben daha çok anneme benziyordum bence. Ortaya karışık bir şeyler. "İlginçsin," dedi tuhaf tuhaf bakarak. "Şikayetin mi var kıyamadığım?" Yanağımdaki gamzelere parmaklarını bastırıp geri çekti. "Şikayetim varsa Allah çarpsın." Saçlarını karıştırdım, itinayla düzeltmeye başladığında, "Sevgilin olmadığı sürece sıkıntı yok ikizlerin kızı," dedi Aydın Alparslan. Abi demedik ama bağrımıza bastık neticede, illa abi tavırları yapacak. "Bebekler," deyip ayağa kalktım işime gelmediği için, "Hava güzel ve biz neden bahçeye çıkmıyoruz?" Tam o sırada kantine Esma girdi. Ah Esma, inatçı kekim. "Geliyor," dedi ikizim, "Gönlümün yar ve yardımcısı." Ben yerime otururken o ayağa kalktı. Geçen sene Işık, Esma, ben, Aydın Alparslan, Ayhan Mete, hepimiz aynı sınıftaydık ve Ayhan Mete, Esma'ya fazlasıyla yanıktı. Hatta yanmakla kalmıyordu, ne yaptıysak Esma'nın gönlünü bir türlü yapamıyorduk. Hayır yani, benim ikizim o. İkizim gibi bir erkeği bulmuşsun, daha ne istiyorsun? Sonuçta benim ikizim. Cillop gibi herif. "Herkese selam," dedi çokça bağırarak, "Yeni eğitim ve öğretim yılımız hepimize hayırlı ve bereketli olsun. Bol kazançlı olsun. Umarım çok çok puanlar alır ressamlık bölümünü her sene olduğu gibi, okulun birinci bölümü yaparız." O kendi kendini gaza getirirken bizim oğlan bir yandan eriyordu. Esmer teni, koyu kahve saçları, koyu kahve gözleriyle kendine baktıran bir kızdı ama Ayhan Mete geçen seneden beri kızın pek çok kısmetini döverek kapattı. "Olsun canımın içi," diyen tabi ki ikiz şahsiyetti. Esma sandalyeyi ters döndürerek masaya oturduktan sonra muhabbete başladık. Tatilde herkes ne yaptığını anlatıyordu. Biz üç kardeşler zinciri olarak babamın fabrikasında tezgahta çalışmıştık. Tezgah dediğimde, araba kalıpları falan yani. Makina yağı değiştirdim mesela, kocaman araba kalıplarını taşladım. Var mı öyle üç kuruşa beş köfte? Fabrikanın başına geçmeden önce babam makina yağı yapıyor her yerimizi. Amaç, hiçbir şey kolay elde edilmez. Muhabbet koyulup ders saatini unuttuğumuz sırada zil çaldı ve derse gidin çağrısında bulundu. Ayhan Mete ve Aydın Alparslan geçen seneden tanıdıkları sınıf arkadaşlarını kantinden toplayıp bölümlerine gittiler. Biz de binanın en üst katında bulunan makina ressamlığı bölümüne çıkmaya başladık. Merdivenlerde daha arkamızdan duyduğumuz sesle olduğumuz yerde kalıp seslere döndük. Bu kızlarla da eskiden beri arkadaştık ve şu anda aynı sınıfta okuyacaktık. Elif koşarak merdivenleri çıkarken, Nevin daha sakin adımlar atarak yanımıza geldi. "Efsane geri döndü," dedi Elif ela bakışlarını havaya kaldırıp elinin yumruğunu yüzünde tutarak, "Sene başlıyor ve biz," bize baktı, "efsanelere ismimizi yazdırmaya geldik..." Yumruğunu bize yönlendirip hepimize tuttu ve indirirken ani duygu değişimiyle hepimizi sırayla öptükten sonra bizi beklemeden merdivenlere yöneldi. "Naber Fındık'larım?" diye sordu Nevin. Sarıldıktan sonra Elif'in peşinden bölüme ilerledik. "İyilik fındık," dediğimde Esma sözümü kesti. "Fındık demeyin, canım fıstık istiyor..." Bu kızın da Antep fıstığı takıntısı vardı. Sürekli onu yemek istiyor, hatta yemek yemeyip fıstıkla doymak istiyordu. "Başladı gene ya," dedi Nevin isyan eder gibi, "Senden naber Fındık'ım?" Siyah saçları, beyaz tenine çok yakışıyordu bu kızın. "İyilik, sağlık kıyamadığım," dedim ona bakarak, "Geldik ve yeni seneye merhaba dedik." Sınıfa girdiğimizde hiç erkek olmadığını görünce oldukça fazla sevinerek Esma ve Elif'in sıranın üstüne çıktığını gördüm. "Erkeksiz hayat," diye bağırdı Nevin öğretmen masasının önünde, "Oh çok rahat," diye devam ettirdi ama kızların bir çoğu göz devirdi. Çantamı sıranın bir tanesine koyup, "Bütün kızlar toplandık," demeye başladım ki şarkının tarzıyla alakası olmadığı halde halay çekmeye başladık. "Toplandık, toplandık. Biz onlardan hoşlandık, hoşlandık, hoşlandık..." diye bağırırken sınıfa üç erkek girdiğini görüp durdum. Ben durunca herkes durmak zorunda kaldı. "Hayırdır Aslanım," dedim diklenerek, "Yanlış bölüme mi geldiniz?" "Yo," dedi uzun boylu, zeytin gözlü olan, "Ressamlık 11/Ş değil mi burası?" "Doğru," dedi Nevin, "Ama biz sadece kız olacaktık bölümde. Erkek olmayacaktı." Öyle bir kaide olduğunu sanmıyorum. "Kusura bakma güzellik," dedi aynı çocuk, "Aynı sınıfta okuyacağız bu sene." Yanağından makas alıp en arka sıraya ilerledi. Diğer sarışın çocuk elini uzattı. "Merhaba, Ben Tuğra, sınıf arkadaşıyız." Nevin de bayılır zaten seninle muhattap olmaya. "Memnun oldum, ben de Nevin," dedi beş karış suratla. Bu kız neden erkeklerden nefret ediyor anlamıyorum ki. Sonuçta bu bölümde erkek de okuyabilir, kız olacak diye bir kural yok. Hem gelmişsin 4500 erkek olan okula, hem erkek istemiyorsun. Hem ayranım dökülmesin, hem tostum bitmesin. Diğer kumral çocuk da ellerini birleştirip çenesinin altına koydu. "Şey," dedi çekinerek, "Merhaba arkadaşlar..." Diğerleri Nevin'in tavrı yüzünden biraz bozuldular ama bu çocuk gayet kibardı. Hatta fazla kibardı. Sınıfımızın soğan erkeği. "İsmim Berkcan..." Bölüm hocasının sınıf girmesiyle herkes boş bulduğu yere oturdu, tanışma gerçekleşti. Aslında az önceki çocuklar da kötü sayılmazdı. Uzun boylu çocuğun adı Cihan, sarışının adı Tuğra, diğer kibarcık da Berkcan'dı zaten. Molaya kadar bu sene neler yapacağımızı konuşup, hocayı dinledikten sonra zilin çalmasıyla en alt kattaki kantine inmeye başladık. Bir alt katımızdaki bölüm elektrikti ve Işık'ın kardeşi o bölümde okuyordu. Kendisi bizden 2 yaş küçük olmasına rağmen sırf Işık okula gidiyor diye erken başladığı için Uğur bu sene 10. sınıfa başlamıştı. Ablası laf atmasına rağmen yüz vermeden merdivenleri inip binadan çıktı. "Mal bu çocuk," dedi Işık isyan eder gibi, "Nasıl kardeşiz, hâlâ bilmiyorum..." Gülerek kantine girdiğimizde Esma telefonunu kurcalıyordu. "Lan," dedi bağırarak, "Bu sene reis Poyraz Ömer Hancı olmuş." "O kim ya?" diye sordu Nevin umursamaz bir tavırla. "Eskiden tanıyorum bu çocuğu," dedi Esma ciddi bir mesele konuşur gibi, "Metal bölümünde okuyor..." Şerefsiz metal erkeği demek ki kız Beste. Öyle gibi duruyor. Kendime limonata alırken diğer kızlara çay alıp masanın birine geçtik ve kızlarla muhabbete devam ettik. Biraz sonra kantin kapısında kadrajıma Uğur girdi. "Geldi senin belalı kardeşin," dedim Işık'a gülerek, yaklaştıkça yüzünde asık bir ifade, hatta yer yer kızarıklıklar fark edip ayağa kalktım. "Amk gene kiminle kavga ettin Uğur?" diye bağırdı Işık hayattan bezmiş, kendinden geçmiş bir halde. "Sana ne abla ya?" deyip masamıza oturdu. "Geri zekalı gene ne yaptın? Bak babamı arar söylerim, anlat çabuk. Kim dövdü seni?" Kaşındaki hafif kızarıklığa soğuk limonata şişemi koyup şişmesini engellemek istemiştim, canı acıdı. "Anlatsana Uğur," dedim sabırsızca. "Eğitim binasına gitmiştim," diye anlatmaya başladı sırf baba korkusundan. Sürekli kavga eden serseriydi ve Atakan amcam artık bıkmıştı bu çocuktan. "Geçen seneden beri hoşlandığım bir kız vardı, onu bulayım diye gittim, sonuç bu," yüzünü gösterdi, "Yeni reis Polat Alemdar kılıklı Poyraz'ın yanında Memati kılıklı Tufan mı ne varmış, o piçin kardeşiymiş kız. Kantinde beni kızın yanında gördükleri zaman artistlendiler, ben de kavga etmeye başladım." "Pek kavga etmişe benzemiyorsun Uğur," dedim öne eğilerek, "Daha çok dayak yemiş gibisin..." Güldü. Valla Işık'ın dediği kadar var bu çocuk, mal. "Aydın Alparslan abimle, Ayhan Mete abim ilgileniyorlar şimdi onlarla. Onlar gönderdi zaten beni sizin yanınıza." Eyvah be Beste, anan ne dedi, bunlar ne bok yiyor? "Ben ilgilenirim şimdi o piçle," dedi Işık hışımla ayağa kalkarak. Hayır annem sabah bizim sadece derslerimizle ilgilenmemizi istemişti, bizimkiler Uğur yüzünden ilk günden kavga etmeye başladılar bile. Hem de reis ve çetesiyle. "Bekle beni Işık," deyip arkasından giderken diğer kızlar da peşimden geliyorlardı. Binadan hızlıca çıktık. Okulun çok büyük olduğunu söylemiştim, iki ayrı bölgeye ayrılıyordu ve eğitim binasının olduğu bölgeye ulaşmak için ana caddenin üzerinde bulunan köprüden geçiyorduk. Köprüdeki kalabalığı gördüğümüz an bizimkilerin olduğunu anladım. Adımlarımı hızlandırıp yanlarına ulaştığımızda Aydın Alparslan Tufan denen çocuğa, Ayhan Mete Poyraz reise kafa tutuyordu. Ha desen birbirlerini öldürecek gibi Beste hepsi. "Ne oluyor burada?" deyip Ayhan Mete ve reisin arasına girip yüzümü Poyraz reise döndüm. "Sen kimsin?" dedi sert bir sesle. Zümrüt yeşili gözleri, kahve dağınık saçları, geniş omuzları, uzun boyu vardı. Yani bana göre uzundu. "Kimsem kimim, sana ne?" dedim en az onun kadar sert bir sesle. "Çekil şu aradan kızım, canımı sıkma..." Kaşlarını çatıp eliyle çekilmem için işaret verdi. "Ne olur canın sıkılsın." dedim ama cevap vermeden koyu kahve gözlerime baktı çenesini sıkarak. "Ne oldu aslanım? Bir çocuğa 5 kişi dalmak da neyin nesi? Adamlık mı yaptınız sanıyorsunuz? He yoksa, reis oldun diye boyun eğeceğimi mi?" Anlamamış gibi yapıp başını hafifçe bana doğru eğdi. "5 kişi 1 kişiye dalmak mı?"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD