"5 kişi 1 kişiye dalmak mı?" Ne diyor Beste bu reis? Sus ben de anlamadım.
"Evet, sizin az önce yaptığınız gibi," dedim başımı dikleştirerek. "Beste çekil aradan..." deyip beni yana çeken ikizlerin erkeği reisin karşısına dikildi. "Bana iyi bak Poyraz reis," dedi sesiyle döver gibi, "Bu okula reis olabilirsin ama barbar olamazsın."
"Ne olacağımı senden mi öğreneceğim?" dediğinde yüzüne alaycı bir gülümseme ekledi. "Gerekirse öğreneceksin reis efendi. Bu çocuk yalnız değil, arkasında biz varız." Eliyle bizi işaret etti Poyraz reisin gözlerine sertçe bakarak. "Sokaktan gelmedi buraya..."
"Ayhan Mete tamam," dedi Esma ikizimin kolundan çekerek, "Uzatmayın, belli ki bir yanlış anlaşılma var..." Poyraz reise baktı. "Reis Poyraz, sen de topla arkadaşlarını istersen..."
İşaret parmağını ikizim bebeğime doğrultan reis, "Bir hata yapmanızı bekliyorum," dedi gözlerinden mermiler yağdırarak, "Tek bir hata!" İkizim üzerine yürümeye kalktığında Esma tekrar araya girip en büyük zaafını kullandı. "Yapma, biraz hatırım varsa..." Bir an gerçekten Esma'yı kenara itip Poyraz reise kafa atacakmış gibi geldi ama öyle yapmadı. Ona kıyamaz senin ikiz. Yumruğunu sıkıp sıkıp açarken kenara çekildiğinde gözüm Aydın Alparslan'a takıldı.
Tufan denilen çocukla alınları neredeyse birbirine değmek üzereydi. Koyu renk gözleri, serseri görüntüsü veren koyu renk saçları vardı Tufan'ın. "İstediğimi yaparım, sana mı soracağım?" dedi Aydın Alparslan ters bir sesle.
"Tufan," diye seslendi Poyraz reis ama Tufan duymadı. Aydın Alparslan, "Bu çocuğun kılına zarar gelsin," derken sözünü kesip, "Kardeşime yaklaşırsa," alayla güldü, "Bak bakalım kıl kalıyor mu ortada..." İğrenç şey. Reisin tekrar seslenmesiyle Işık da Aydın Alparslan'ı geriye çekti. "Herkes dağılsın!" diye bağıran Poyraz reisin sözünü dinlemek istemiyordum ama şurada biraz daha durursak eğer, kavga bitmeyecekti. Fena olmazdı. Ama neden olsundu? Kanlı bıçaklı bir hale gelecekti. Kardeşlerimin kollarına girdim, ortamdan uzaklaşmak en iyisiydi.
"Hadi gidelim kardeşlerim," dedim reisin gözünün içine bakarak. O da ters ters benim gözümün içine bakıyordu.
"Daha ilk gün be, ilk gün!" diye bağırdı Işık bahçede otururken Uğur'a doğru, "Lan ilk günden ortalığı ayaklandırdın. Senin çapkınlığına sıçayım, kardeşlerin yüz karası. İlk günden bizi reisin çetesine düşman ettin. Mutlu musun?" Sinirden ağlamak üzereydi. Salak salak sağa sola yürüyordu tırnaklarını yerken. Kız haklı be Beste, ortalık karıştı.
"Tamam Işık," dedi ikizim, "Sakin ol artık. İsteyerek yapmadı o da zaten. Değil mi abicim?" Uğur'a baktı, "Bilerek gidip yavşamadın o kıza. Hayır yavşayacaksın bari alttan alttan yap. Kantinin ortası neden?"
"Abicim bir daha çapkınlık yapacağın yere sıç da," dedi Aydın Alparslan sinirden dizini titrettirirken, "Gübre olsun..."
"Ya başlarım onun çapkınlığına ama. İlk gün ya, ilk gün. Sabah evden çıkarken anneme yüzlerce yemin etti kavga etmeyeceği için. Bırak, çarpılmıyor da hani, nasıl oluyor merak ediyorum."
"Şey yapalım," dedim gerginliği üzerimizden atmak için, "Ders falan yok nasılsa, bize gidelim hadi."
"Valla bana uyar fındık," dedi Nevin ayak bileğini dizinin üzerine koyarken. Rahatlığın da anası ağladı hani. "Gidiyoruz..." Başını kaldıran Elif elini yine yumruk yaptı ve yüzünün önünde tuttu. "Bence de gitmeliyiz."
Hepsini toparlayıp ilk günün bize vermiş olduğu yetkiye dayanarak kavganın üzerine ilk günden okuldan kaçma şerefine nail olduk. Kavga olmasaydı da olurdu. Hani bence gerek yoktu. Neden reis ve çetesiyle muhattap olacaktık ki? Bu iş burada bitmez Beste. Bitmez bence de. Keşke başkasıyla kavga etseydik.
"Sen nereden tanıyorsun o çocuğu?" diye sordum Esma'ya. Metroda sessiz sedasız bize gitmeye çalışıyorduk. "Eskiden ya, çok eskiden," deyip başını çevirdi cevap vermek istemiyormuş gibi. Üzerine gitmedim, en azından ikizim bu tanışıklığı duymasındı. Yoksa iş git gide uzardı.
"Yes be," diye bağırdı Elif eve girdiğimizde, "Ne mutlu Türk'üm diyene. Ve geldik Dinçsoy'ların evine." Gelirken kardeşlerimi markete göndermiştim ve bir süreliğine kızlarla yalnızdık.
"Of amk ya!" dedi Işık sinirini üzerinden atmadan, "Lan bu bok Uğursuz yüzünden kavga çıktı iyi mi?" Telefonunda sürekli olarak bir şeylere bakıyordu, neye baktığını merak edip telefona baktım.
"Ama sana da yuh Işık!" dedim bağırarak. Diğerleri de telefonun başına gelip ekrana baktılar. "Harbiden oha kızım. Tufan'a mı bakıyorsun sosyal medyadan?" Nevin'in sorusuyla yayılarak koltuğa oturan Işık yayılarak gülmeye başladı. "Ne yapsaydım be? Uğursuz herif yüzünden kavga çıktı, üzüldüm. Lan okuldaki sapıklarımdan bin kat yakışıklı çocukla kardeşim yüzünden kavga ettik lan, hay ben böyle şansın!"
"Tövbeler olsun," dedi Nevin onaylamayan gözlerle bakarak, "Nerede kaldı kavga, nerede kaldı düşmanlık? Ressamlık kızısın sen kendine gel!"
"Kız haklı," dedim kaşlarımla Nevin'i işaret ederek, "İkizime ve abime yürüdüler. Senin kardeşini dövdüler." Olsun be Beste, her şeyde vardır bir hayır.
"Uğursuzun suçu, bana ne? O da gidip Tufan'ın kardeşine yavşamasaymış. Gitti gül gibi Tufan..."
"Ay bu kız ciddi," deyip yere, tam Işık'ın önüne oturdu Elif. Eliyle Işık'ın alnını yokladı. "Ateşi falan yok, durumu stabil." Telefonu yavaşça Işık'ın elinden alıp orta sehpaya koydum, tekrar Işık'a döndüm. "Şimdi uzanıyoruz ve az önce konuşulanları unutuyoruz..." Koltuğa yatırdım. "Birazdan senin security gelir ve eğer o çocuğun adını duyarsa yarın cenaze namazını kılarız. Sonra ver elini Aydın Alparslan mapushane..."
"Çok ciddiyim!" diye bağırdı Işık, "Gerçekten ciddiyim. Abi hoşlandım çocuktan, elimde değil."
"Sus kız," deyip elimle ağzını kapattım. "Kesinlikle susmalısın. Kardeşlerimi kaybetmek istemiyorum." Dizlerimin üstüne çöktüm. "Onlarsız bir hayat düşünemem Işık. Ne olur yapma! Birisiyle aynı anda aynı karın içinde büyüdüm. Diğeri benden 10 ay önce çıkmıştı ama aynı karnı paylaştım," dedim ağlamaklı bir şekilde, "Onlara beyaz kıro atleti ve don götürmek istemiyorum."
"Tamam Beste bebeğim," dedi çenemi tutarak ciddi ciddi, "Sen de o zaman siyah kıro atleti götürürsün." Ay bu yakmış abayı. "Kız," diye bağırdım, "Maytap geçme benimle." Gülmeye başladı. "Sen geçiyorsun kızım ya. O değil de yalnız Poyraz reis sana nasıl baktı, gözümden kaçmadı..."
"Nasıl baktı?" diye sordum saf saf. Öldürecekmiş gibi bakmıştı. Elinde kalacakmışım gibi.
"Ahha," dedi Elif elini şaklatarak, "Flaş flaş flaş sevgili seyirciler. Okulda ilk gün çıkan kavgada iki kız kendine düşman edinirken aynı zamanda aşık oldular. Görgü tanıkları olayı şöyle anlatıyorlardı..." Mikrofon tutuyormuş gibi yapıp Esma'ya uzattı elini. "O değil de Ayhan Mete çok kötü baktı Poyraz'a..." Tanışık olma sebepleri acaba eskiden sevgili falan mı olmuşlardı?
Elif elini bu kez de Nevin'e uzattı çünkü Esma'dan istediği tepkiyi alamadı. "Siz ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında Nevin hanım?"
"Benim düşündüğüm tek bir şey var fındık," dedi kollarını koltuğun arkasına doğru koyarak, "Bu ev çok büyük amk..." Evimiz büyüktü, doğru. Ama konuyla ne alakası vardı, onu bilmiyorduk. "Saf kız," dedi Elif Nevin'e ve mikrofonu Işık'a uzattı. "Olay mahallinde neler hissettiniz Işık hanım?"
"Çok şeyler be," dediğinde ilk kez onu böyle gördüğümü düşündüm. Işık erkeklerle işi olan bir kız değildi. Sevgilisi daha önce olmamıştı, hatta hiçbirimizin olmamıştı. Benim zaten ihtimalim bile yoktu. Anlarsınız sonra. Gözlerini de devir Beste, tam olsun.
Mikrofon tekrar Esma'ya çevrildi. "Siz de kozlarınızı kullanmayı iyi biliyorsunuz Esma hanım. Tek bir cümleyle nasıl geriye çektiniz ama Dinçsoy erkeğini..." Esma neden inat ediyordu bilmiyorum ama Ayhan Mete'ye karşı boş olduğunu düşünmüyordum.
Mikrofon bir kez daha Nevin'e çevrildi. "Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı Nevin hanım?"
"Var..." Düşünür gibi yaptı. "Tavşanlar sürekli havuç yiyor. Havuç gözlere faydalı diyorlar ama neden tavşanların kulakları uzuyor? Bizi senelerdir kandırıyorlar mı? Eğer öyleyse havuç yemem, kulaklarım uzar. Düşünsenize bir sabah kalkıyorum ve tavşan gibi kulakla okula geliyorum..." Siyah gözlerini kocaman büyüttü.
"Neden kıyamadığım?" dedim alay ederek, "Annen sana sadece havuç mu yediriyor?"
"Yok kız, annem güzel yemekler yapar ama aklıma takıldı işte..." Bir anda koltuktan kalkıp, "Yalnız ilk günden reis ve çetesiyle kavgaya girdik ya. Yanarım yanarım ağızlarını kırmadığımıza yanarım." deyip tekrar koltuğa attı kendini. O sırada çalan kapıyla kızlara susmaları gerektiğini söyleyip kapıyı açtım. Karındaşlarım gelmişlerdi. Ellerindeki poşetleri mutfağa bırakıp salona giderlerken, "Ellerinizi yıkayın," diye uyardım. Annemin en sevmediği şey dışarıdan gelince ellerin yıkanmamasıydı ve geldiğimizde kızlara da yıkatmıştım.
Ayhan Mete hızlıca yıkayıp Esma'nın yanına oturduğunda cebinden bir şeyler çıkarttı. Ne olabilir ki zaten. Antep fıstığı almıştı. "Sana aldım ressamlık kızı..." dedi yavşak yavşak gülerek. Çok yüz veriyor Beste bu çocuk.
"Teşekkür ederim," dedi cilveli cilveli Esma ve elinden paketi alıp yemeye başladı. Resmen kullanıyor bizim ikizi. Esma'yı tanımasam ben de aynı şeyi düşünürdüm.
Ayhan Mete hayran hayran Esma'nın Antep fıstığı yemesini izlerken Aydın Alparslan düşünceli bir halde Işık'a bakıyordu. "Işık," dedi sert bir sesle, "Bu Uğur koca kafalısına bir ayar vermek lazım. Her gün birisiyle kavga ederse işimiz iş." Sen daha liselisin be kıyamadığım, nedir bu hep korumacı abi tavırları?
"Valla kaderdaş ben de diyorum ama akıllanacak gibi durmuyor. Hayır dayak yiyor yani, bir rahat dur..."
"Salak," dedi Aydın Alparslan küfür eder gibi, "Size de bulaşacak olurlarsa bizi buluyorsunuz. Ayar oldum bu reise, haddini bildirmek için elimden geleni yapacağım."
"Ya saçmalayın, uzatacak bir şey yok bence," dedi Esma hızlı hızlı, "Ne gerek var kavgaya falan?"
"Sana ne?" diye tersledi Ayhan Mete, "Hem sen niye okulda da o çocuğa konuştun?"
"Kavga etmeyin diye tabi ki, neden olacak?" Acaba? Kafamda kentsel dönüşümler aga.
"Hadi bakalım kızlar," deyip ayaklandım, "Bir şeyler hazırlayalım ve gömelim hepsini." Mutfağa giderken hepsini yerinden kaldırıp mutfağa götürdüm. Annemin pizzası çok güzel olurdu, tarif defterini bulup onu yapmaya başladık. Eskiden beri anneme yardım etmeyi üç kardeş de severiz, yanında bir şeyler yapmışlığımız çoktur ama kız olarak ben daha fazla yaptım elbette.
"Of amk," dedi Işık sessiz sessiz. "Ne oldu Işık bebeğim?" Diğer kızlar masada malzemeleri doğruyorlardı. Göz ucuyla onlara bakıp sessizce benimle konuşmaya devam etti. "Aga sıçtık be. Güzelim çocuk kaçtı. Bırak bizim oğlanlar da düşman bellediler bizim salak Uğursuz yüzünden."
"Ay Işık," dedim baygın baygın, "Bunu mu taktın kafaya?"
"Ne yapsaydım?" Elindeki bardağı tezgaha vurdurarak bırakınca kızlar bize baktılar. "Ay elim kaydı," dedi ama aklında başka şeyler vardı. Hayra alamet değil mi desem, kaderin bir oyunu mu? Bilemedim bak şimdi.
Akşamüzeri olup pizza hazır olduğu zaman saate baktım. Annemle babamın fabrikadan gelme saatleri yaklaşmıştı. Mutfaktaki masayı değil de, salondaki masayı hazırlamaya karar verdim. Kızların yardımıyla hazırlarken kapı açıldı, karizmatik babamla, güzel suratlı annem geldi.
"Ah benim aşk kuşlarım," dedim bağıra bağıra. Yanlarına gidip etraflarında dolandım. "Bebeklerim, aşklarım, ballarım. Kıyamadıklarım. Hoşgeldiniz." Yaşları kaç olursa olsun, evliliklerinin üzerinden kaç sene geçerse geçsin aşkları hiç bitmiyordu. Aksine gün gün daha da güçleniyordu. Sebebi neydi, böyle nasıl bağlıydılar birbirlerini bilemeyeceğim ama çok farklı bir bağ vardı aralarında. Birbirlerine baktıkları zaman bile ne anlatmak istediklerini anlarlardı.
"Giderli prensesim..." dedi babam, durdu ve kaşlarını çattı, "Yoksa sadece ressamlık kızı mı deseydim?" Ona gülüp anneme baktım. "Anam, evimizin sultanı, baş tacı, hoşgeldin." Burnumun ucuna dokunup, "Hoşbulduk gençliğim." dedi gülümseyerek. Aynı anneme benziyorum da, ondan.
Tekrar babama baktım. "İstediğini diyebilirsin babacım..." Yalaka prenses daha iyi bence. Evet resmen kavgadan dolayı yalakalık yapıyordum aslında. Ben söylemezdim ama onlar bir şekilde öğrenirlerdi. Anlayınca da annem gider yapar, babam otorite kurardı.
"Mısra sultan, Aykut bey," deyip elimle masayı işaret ettiğimde kızları gördüler. Onların yanına gitmeden annem babamı da zorla lavaboya, ellerini yıkamaya götürdü.
"Ah ah!" diye iç geçirdi Elif arkalarından, "Şöyle bir aşkımız olmadı ki..."
"Aşk yalan Fındık," dedi Nevin her zamanki gibi, "Onlar sadece kitaplarda ve dizilerde olur..."
Annem lavabodan çıkıp yanımıza geldiğinde hepsiyle tek tek sarıldı. "Nabersiniz yeni ressamlık gülleri?"
"İyi valla," dedi Elif eli çenesinde hayran hayran annemi izlerken, "Bergüzar Korel teyzem, başladık işte yeni seneye..."
"İyi bakalım," dedi annem gülerek, masaya baktı, "Eksikler var masada..." Mutfağa giderken bluzunun kollarını sıvamaya başladı. Yanımıza babam geldiğinde öncelik olarak Işık'ı selamladı. "Şerefsiz baban nasıl Işık?" Senelerdir arkadaşlar ama babam sürekli Atakan amcama şerefsiz der. "İyidir herhalde Aykut amcam bebeğim, eve gidince selamını söylerim..." Nevin ve Elif'le konuştuktan sonra Esma'ya baktı. Esma çekinerek babama bakarken, "Ah!" dedi babam şaşırmış gibi, "Benim gelinim de buradaymış..."
"Aykut amca ya," dedi utanarak. Bizimkiler eve geldiklerinden beri PlayStation oynuyorlardı. İkizime kalsa oynamazdı ama Aydın Alparslan zorla oynatıyordu kesin.
"Şaka yapmıyorum," dedi babam gülerek, "Bir gün gelecek gelinim olacaksın ve o gün amca değil baba diyeceksin." Hepsiyle alay etme kotasını doldurduktan sonra annemin peşinden mutfağa gitti, biz de yardım etmeye diye gittik.
"Karım," dedi babam annemin beline sarılarak, "Ne yapıyorsun, kızlar pizza yapmış galiba?"
"Sadece pizza olmaz kocam, çorba yapayım bir de..." Çenesini annemin omzuna koyduğu için iş yapmasını engelliyordu. Biz de kapıda saf saf annemleri röntgenliyorduk resmen. "Şöyle bir sevenimiz olmadı ki," dedi Elif bir kez daha iç geçirerek, "Mısra teyzem bebeğim gibi güzel değiliz diye mi?"
"O sadece benim Mısra teyzem bebeğim yalnız," diye tersledi Işık. Zaten sinirleri bozuk. "Ne deseydim? Mısra yengem bebeğim mi?"
"Ya Mısra teyzem bebeğim, şu Elif'e bir şey söyle. Sen sadece benim teyzem bebeğimsin..." Annem kapıya bakıp güldüğünde babam nispet yapar gibi anneme yardıma başladı. Güya biz yardım edecektik ama resmen babam gömleğinin kollarını sıvayıp işe koyuldu.
"Aykut amcam gibi sevenimiz yok ki," dedi Elif bir kez daha.
"Lan yeter!" dedim kızarak, "Nazar değireceksin benim çifte kumrularıma. Gören de 40'ına geldi de evde kaldı sanacak."
"Öyle deme kız Beste. Baksana aşka. Maşallah," ellerini havaya kaldırdı, "Duy sesimi yarabbim. Biz aciz kullarına da bir adet Aykut Dinçsoy gönder. Çok amin. Aminlercesine..."
"Elif," dedi annem şakayla karışık giderlenerek, "Ben kıskanç bir eşim yalnız. Sevdiğim kadar da kıskanırım. Kızımın arkadaşı bile olsa."
"Ah be Mısra teyzem," dediğinde babam lafını böldü. "Yeryüzünde bir Mısra daha olma ihtimali olsaydı da, ben yine seni bulurdum karım..." Aşka inancım vol 7262528272626.
"Nasıl bulacaktın peki bebeğim?" Nabzından öpüp geri çekildi. Babam resmen boy gösterisi yapıyordu bize. "Buradan tanırdım..." Kendimi bildim bileli babamın bir nabız takıntısı vardı, bizleri de sürekli nabzımızdan öperdi. Ama anneme öpüşü elbette farklıydı.
Esma çekingen çekingen masaya oturduğu zaman kaldırıp, "İkizimi çağır kız," dedim. "Ya Beste..." dedi göz ucuyla anneme bakarak. Ayhan Mete'ye yüz vermiyor diye annem ona karşı daha mesafeli davranırdı.
Baktım ki gidecek gibi değil Işık'ın da dahil olduğu PlayStation'ın fişini çekip oyunu kapattım. "Aaa!" dedim hayret ederek, "Elektrikler kesildi herhalde."
"Beste!" diye bağırdı Aydın Alparslan. Anında salona kaçmaya başladım. "Lan kazanıyordum ne güzel, niye kapatıyorsun?"
"Baba kurtar beni," deyip babamın sandalyesinin arkasına saklandım. "Oğlum ne oluyor?"
"Baba oyunun bitmesine iki dakika kalmıştı zaten, fişini çekti ya."
"Dünyanın sonu mu?"
"Baba," ellerini beline koydu, "Aynı şeyi annem de sana yapmıştı. Hatırlarsan, ne kadar çok sinirlenmiştin..." Anında taraf değiştirdi. "Valla bak haklısın. Son dakika oyun mu kapatılır Beste? Bitirip gelirlerdi..." Ya sen fabrikatör adamsın, PlayStation nedir be Aykut Dinçsoy?
"Hey!" diye bağırdı Ayhan Mete, "İkizime laf etmeyin. Ayrıca da kırk yılın başında beni yenemeyince mi bu kadar sinirlendin evin büyük erkek çocuğu?" Keyfi de pek bir yerindeydi, geçip Esma'nın yanına oturdu. "Her ne olursa olsun ikizime laf ettirmem..."
"Lan salak, sanki laf ediyorum. Senden önce ben vardım, ben laf ettirmem asıl ona. Ayrıca da Esma'nın yanındasın diye artistlik yapma. Geçen akşam ağlıyordun yenildin diye..."
"Valla yalan," dedi Esma'ya bakarak. Yalansız kekim, doğrucu kekim. Yalandan nefret eden kekim. Ayhan Mete, ikiz kekim benim. Küçüklüğümüzden beri her şeyde bana öncelik tanırdı, herkese karşı beni koruyup kollardı. Ama hiçbir zaman Aydın Alparslan'ın hakkını yiyemem. On ay gibi kısa bir süre bile olsa yine de Ayhan Mete'ye de abilik yapar, onu da koruyup kollardı. Koruyucu kekim benim. Aile keklerim. Bir annem, bir babam, iki erkek kardeşim... Hayata başlangıcımda olanlar, hayata başladıklarım, hayatı öğrendiklerim, hayatım boyunca yanımda olmalarını istediklerim...