"Nasıl? O, değil mi? Tegan o çocuk." Sedat ile birlikte ayağa kalkan Ateş 'Ne yapacağız' dercesine Savaş'a baktı. Tekrar Sedat'a döndüğünde gözlerinin renginin açılmaya başladığını gördü. "Saçmalama Sedat."
"Zihin kontrolüyle topu aldı, gördüm."
"Delilerle aynı özelliklere sahip vampirlere ne deniyordu? Deli vampir mi?"
"Maç birazdan bitiyor Ateş... Görüşürüz." diyerek oradan uzaklaştığında sinirli bakışları sahada Emir'i aradı ancak çoktan arkadaşlarıyla kutlama yapmaya başlamıştı. Bunun hesabını ona soracaktı. Hızla soyunma odasına gittiğinde içeride sadece Rüzgâr'ın olması onu rahatlatmıştı. Sessizce içeri girip kapıyı kapattığında Rüzgâr ayağa kalktı. Yüzün bir anda endişeli bir ifade almıştı.
"Ateş? Vallahi benim bir suçum yok. Ben sadece anahtarları getirdim."
"Onu sen mi kurtardın?" Ateş'in yüzü sert bir ifade aldığında Rüzgâr söylediklerini hiç söylememeyi diledi.
"Bilmiyor muydun?"
"Geri zekâlı! Nasıl bir hata yaptığının farkında mısın? Herkesin önünde zihin kontrolü yaptı."
"Ama kimse bir şey anlamadı. Ayrıca kendisini nasıl kontrol edeceğini bilmediği halde dönüşmedi de."
Gencin yakalarına asılarak onu dolaba fırlattı. "İkiniz de aptalsınız. Vampirler onun Tegan olduğunu öğrendi."
Yüzünü buruşturarak omzunu ovmaya çalıştı. "Nasıl ya?"
"Acaba nasıl?"
"Peki, şimdi ne olacak?"
"Bilmiyorum... Onu oraya neden kelepçelediğimi biliyordun. Ve onu çözdün. Yardım ettiğini sanıyorsun ama aslında büyük bir hata yaptın. Eğer onların eline geçerse, kolumuzu sallaya sallaya gidip alabilir miyiz sanıyorsun?"
"Özür dilerim."
"Keşke kalbin onu çözerken de böyle endişeli atsaydı. Belki birazcık durup da 'ben doğruyu mu yapıyorum' diye düşünürdün."
Dışarıdan gelen sevinç çığlıklarıyla ikisinin de yüzü kapıya döndü. Ateş Rüzgâr'a dönerek konuşmaya başladı. "Maç mı bitti?"
"...Evet."
Tabureye tekme attığında duvara çarparak yere düştü. "Allah kahretsin!" Kapıyı açarak dışarıya çıktığında Rüzgar da peşinden çıktı.
"Bir yolu bulunur ama değil mi?"
"Sonra Rüzgar. Şu an çok sinirliyim."
"Ama-"
"Sonra!" diye bağırarak hızla okuldan çıktığında genç, saçlarını suçluluk ifadesiyle çekiştirdi. Neden ona yardım etmişti ki? Kurtarayım derken daha fazla tehlikeye atmıştı onu.
"Rüzgar!" Karşısında elinde kendi ceketi ve bir avuç anahtarla sinirli bir şekilde ona bakan babasını görünce yavaşça ona yaklaşmaya başladı.
"Özür dilerim."
"Özür dilerim mi? Rüzgar yaptığının mantıklı bir açıklaması var mı? Okuldan kaçmanın nedeni benim ofisime gelerek kelepçe anahtarları çalmak mı?"
Başı öne eğik bir şekilde babasını dinlerken basket takımı yanlarından sevinçle geçerek soyunma odasına gitti. Babası onlar geçerken susmuştu. Kapı kapanınca oğluna yaklaşarak elini omzuna koydu ve hafifçe sıktı. Ateş onu dolaba fırlattığında aynı yerini vurmuştu. İster istemez yüzünü buruşturdu. Babası aniden elini çekti. "Eve gidince konuşacağız Rüzgar."
Bir süre babasının arkasından baktıktan sonra dolan gözlerini hızla silerek soyunma odasına doğru yürüdü. İçeriye girdiğinde koçun rahatsız edici bakışlarıyla karşılaştı. "Sen neredeydin?"
"Babamla konuşuyordum."
"Çetin'in ayağı iyileşene kadar o yedekte. Rüzgar ve Yusuf, siz de. Burak, Demir ve Emir ilk beştesiniz. Diğer takımdaki iki kişiyi de Hakan Hoca açıklayacak. Hadi giyinin. Tekrar tebrikler!"
Koçun ardından Emir, Rüzgar'ın yanına gitti. "Bir sorun mu var?"
Zorlukla gülümseyerek, "Hayır. Tebrik ederim."
"Bırak şimdi tebriği. Babamlayım derken yalan söyledin. Neredeydin?"
"Ateş'le konuştuk."
Şaşkınca ona baktı. "Burada mıydı? Okula mı girdi?"
"Bir sürü azar işittim. Yapmamalıydım anlıyor musun? Seni çözmemeliydim. Ceketim babamdaydı, anahtarları gördü. Ondan da azar işittim. İyi bir şey yapıyorum sandım ama yanılmışım. İşe yaramazın tekiyim."
"Saçmalama Rüzgar. Dönüşmedim di mi? Önemli olan bu."
"Senin Tegan olduğunu öğrenmişler. Benim yüzümden."
"Ateş mi soktu bunları aklına?"
"Gerçekleri söyledi."
"Nesi gerçek ya bunların?"
"Sana benim yüzümden bir şey olursa kendimi affetmem Emir."
Emir bir hışımla Rüzgar'ın yanından geçti ve dışarı çıktı. Rüzgar da peşinden koşmaya başladı. "Nereye?"
"Birilerine haddini bildirmeye!"
Hızla koşarken arkasından Rüzgar'ın da geldiğini biliyordu. Hemen hemen herkes gitmişti. Okulun bahçe kapısından çıkarken bahçeden çıkan arabayla duraksadı. Geçmesini beklerken arabanın içinde gördüğü ela gözlerle kalp atışlarının hızlandığını hissetti. Kız ona gülümseyince ister istemez yüzünde bir gülümseme oluştu. Avcı'nın arabası geçince tekrar ormana doğru koşmaya başladı. "Emir okula dönelim." Rüzgar'ı umursamadan koşmaya devam etti. Ormana girdiğinde duraksayarak etrafa bakmaya başladı.
"Ateş! Çık ortaya!"
"Nazikçe çağırsaydın da gelirdim." Elleri deri ceketinin cebinde ona doğru rahat adımlarla gelirken, Emir onun aksine hızlı adımlarla yanına vardı ve karşısına dikildi.
"Ben sana ilk tanıştığımızda da söylemiştim. Bana bakıcılık yapmanı istemiyorum. Maçta oynamak son zamanlarda kendi adıma aldığım tek karardı. Bana sormadan hayatıma karışmandan bıktım."
Ateş'in yüzü alaycı bir ifade aldı. "Hayatına karışabilir miyim Emir?"
"Hayatımdan, mümkünse olabildiğince uzak dur Ateş Körel."
Yüzü ciddi bir hal aldı. "Anlamıyorsun di mi? Şu anda bile burada olabilirler. Kendini nasıl bir tehlikeye attığından haberin bile yok."
"Ben ne yaptığımı biliyorum. Bana karışmandan bıktım artık."
"Ateş hep böyleydi." Üç gencin gözleri aynı anda sese doğru dönünce kendilerine bakmakta olan üç çift gözle karşılaştılar. Sedat'ın ona bakan emin bakışlarıyla Ateş Rüzgar'ın ve Emir'in önüne geçti. "Hiç değişmeyecek de." diyerek sırıttı.
Ateş kaşlarını çattı. "Yaptınız di mi? İnsanları dönüştürdünüz?"
Bu sefer konuşan Fırat'tı. En güçlüleri. "Sen bu işleri bizden daha iyi bilirsin Ateş. Fuat'ı dönüştürmeye çalışırken nasıl öldürdüğünü anlatsana."
Emir ve Rüzgar'ın şaşkın bakışları Ateş'e döndü. "O sen miydin?" diye sordu Emir. Ateş başını sallamakla yetindi. "Peki, bel boşluğunda ısırık izi olan diğer çocuk?"
"Hepsini ben öldürdüm! Buradayım, karşınızda. Ne yapacaksanız bir an önce yapsanız iyi olur."
Fırat, "Üç kişisiniz." dedi alayla.
"Siz de." diye cevap verdi. Rüzgar bir adım daha gerileyerek Ateş'in arkasına sığındı. Fırat gülmeye başladı."Ne kadar fedakar arkadaşların varmış Ateş. Bunların hiçbir şeyden haberleri yok. Şunlara bir baksana. Sadece iki kurtadamsınız."
Sedat araya girerek konuşmaya başladı."Alfanız da vardı diye hatırlıyorum Ateş."
"Kendimi bu zevkten mahrum bırakacak değildim." Altı kişinin başı sese doğru döndüğünde Ateş gülümsedi. Savaş gelmişti, Alfa. Savaş Ateş'in yanındaki yerini alırken Sedat bakışlarını tekrar Ateş'e çevirdi. "Tekrar üç oldu. Var mı arttıran?"
"Var!" Demir'in kendinden emin adımlarla yanlarına geldiğini gören Ateş'in gülümsemesi genişledi. Rüzgar şaşkın bir şekilde bakarken Emir de ona eşlik ediyordu. "Öğrenmemiz gereken başka kurtadamlar da var mı?"
Savaş Rüzgar'a bir bakış attı. "Şimdilik hayır. Ama orada durmaya devam edersen bir vampirimiz olabilir ve bu hiç de iyi olmaz." Rüzgar biraz daha geriledi."Ben Serdar'ı almak istiyorum. Bugünkü maçta çok top çaldı." dedi Demir bakışlarını Serdar'a dikerek. Ateş Emir'in kulağına eğildi. "Sen Rüzgar'la kenarda dur. Eşit bir şekilde savaşalım. Dikkatli ol." Emir başını sallayarak Rüzgar'ın yanına geçti. Savaş Ateş'e döndü. "Sen Sedat'ı al." Gencin yüzü Sedat'ın üzerinde dolaştı. Savaş'a dönerek, "Onu sen al."
Sedat hafifçe gülümsedi."Ne o Ateş? Korktun mu benden?"
Ateş kısa bir gülümseme atarak dönüştü. "Çekilmek için son şansın." Sedat'ın üstüne atlamasıyla savaş başladı.
***
Emir ve rüzgar saklandıkları kayanın arkasından savaşı izliyorlardı. Bitmek bilmeyen hırlama sesleri ikisini de korkutuyordu.
"Sen maçta nasıl oldu da dönüşmedin?'' Rüzgar'ın sesiyle taşın arkasına biraz daha eğilerek ona döndü.
''Gamze'nin benim için söylediklerini duydum.''
''Onun sayesinde mi yani?''
''Bilmiyorum. Ah!'' diyerek ellerini yumruk yaptı. Buruşturduğu yüzüne bakılırsa acı çekiyordu.
''Emir, iyi misin?'' Rüzgar Emir'in ellerine baktığında pençelerinin çıktığını gördü. ''Dönüşüyorsun. Ne yapacağız?''
''Uzaklaş lütfen. Sana zarar vermek istemiyorum.''
''Yapamam.''
Emir'in gözleri sarıya döndüğünde onu omuzlarından tutarak gözlerine bakmasını sağladı. ''Yine düşün. Gamze'nin senin için söylediklerini düşün.'' O sırada Ateş'in hırlamaya benzer bağırışını duydular. Demir, ''Emir yardımına ihtiyacımız var.'' diye bağırdı. Rüzgar 'hayır' dercesine başını salladığında genç kurtadam başını taşın arkasından çıkararak onlara bakmaya çalıştı. "Kendini nasıl kontrol edeceğini bilmiyorsun."
"Ateş yaralı, hadi!"Demir tekrar bağırınca Emir ayağı kalktı.
"Emir hayır." Rüzgar'a son bir bakış atan Emir, pençelerini çıkararak Sedat'ın üstüne atladı.
***
Koç dışarıdaki kalabalığı görünce öğrencilerden birini yanına çağırdı. "Neden hala buradalar?"
"Koç, onlar Emir'in, Rüzgar'ın ve Demir'in ailesi."
"Neden buradalar?"
"Ortalıkta yoklarmış."
"Ne demek ortalıkta yoklar? Bunlar da kaybolmaya alıştı."
"Buraya doğru geliyorlar."
Leyla'nın kızarmış gözleriyle ve İlker'in endişeli yüz ifadesiyle karşılaşan koç bir an afalladı. "Oğlum nerede Murat Bey?"
"Bilmiyorum Leyla Hanım. Tüm öğrenciler gitti."
İlker söze karıştı. "Sordurttuk ama gören olmamış."
O sırada Burak'ın babası göründü. "Murat Bey?" diyerek ona doğru endişeli bir yüz ifadesiyle yürüdü.
"Size ne oldu Kemal Bey?"
"Oğlum yok... Burak yok!"
***
Sedat gülerek Emir'i üzerinden itti. "Bayağı işimize yarayacağa benziyorsun Emir Varol."
"Size asla katılmayacağım."
O sırada Demir'in bağırışı ormanı doldurdu. "Ahh!" Emir o tarafa baktığında Serdar'ın Demir'i kayalıklara fırlattığını gördü. O an gözüne gelen fener ışığından gözünü kaçırmaya çalışsa da sahibini açık bir şekilde gördü; Korhan Avcı'ydı bu. Hemen Rüzgar'ın yanına koştu.
"Korhan Avcı geldi. Beni görmemesi lazım."
"Hepinizi bir arada görmek beni şaşırttı. Hiçbirini sağ görmek istemiyorum."
Silah sesleri gelirken Emir omzuna bir elin dokunduğunu hissetti. Arkasına döndüğünde Burak'ı gördü. Yüzünü şaşkınlık ifadesi kaplarken genç sırıttı. "Gamze'nin babasının tüm bunlardan haberdar olması beni çok şaşırttı."
Rüzgar ve Emir aynı anda "Burak?" deyince Burak 'ne var' gibisinden bir bakış attı. "Arabam arkada çabuk olun."
Ateş'in onlara doğru ilerlediğini gören Emir, kanlı koluna endişeyle baktı. "Ateş iyi misin?"
"Ben iyiyim. Serdar vuruldu. Galiba kalbinden bilmiyorum. Savaş da yaralı. Onu almalıyız. Siz Demir'i arabaya taşıyın."
Ateş'in ardından Burak ve Emir, Demir'i zorlukla arabaya kadar taşıdı. Rüzgar bagajı açtığında tereddüt etseler de hızla onu bagaja koydular. Ateş sesleri kesilince üç genç birbirine baktı. Ya bitmişti, ya yarım kalmıştı. "Korhan amca bizi görmemeli." Burak'ın sesinde endişe gizliydi.
Emir, "Ateşleri beklemek zorundayız." diye diretti.
"O zaman siz burada bekleyin. Ateş'e yardım etmeye gidiyorum. Tek başına zorlanıyordur. O da yaralı." Sesindeki anlayışı fark eden Rüzgar ona inanmak istemiyordu. Daha dün Emir'le bu yüzden tartışan birisi şimdi bu kadar anlayışlı davranamazdı. Kendisini ölüme sürükleyemezdi.
"Tek başına gidemezsin."
"Bırak gitsin."dedi umursamaz bir tavırla Rüzgar.
Emir kısa bir tereddütte kaldı."Eğer iki dakikaya gelmemiş olursanız peşinizden geleceğiz."
Burak hafifçe başını sallayarak ortadan kayboldu. Biraz sonra iki el silah sesi duyulduğunda Emir yanlarına gitmek için yeni harekete geçmişti. Kimin vurulduğunu az çok tahmin edebiliyordu.
***
"Anlamıyorum. Nereye gitmiş olabilirler ki?" Leyla İlker'in ofisinde saatlerdir bir haber gelmesini bekliyordu.
"Kötü bir şey olsaydı çoktan haberimiz olmuştu Leyla. Benim oğlum da kayıp."
"Evet, oğlunuz kayıp ve sizin bu denli sakin olmanız beni çıldırtıyor."
"Oğlumu ne kadar merak ettiğimi bilemezsiniz."
O sırada Faruk içeri girdi. İkisinin de gözleri ona çevrildi. "Amirim, orman yolunda silahlı saldırı ihbarı aldık."
İlker Leyla'ya döndü."Siz evinize gidin. Bir gelişme olursa..."
"Burada bekleyeceğim!"
"Amirim? Bir şey daha var. İhbarı yapan kişi Rüzgar'dı."
"Ne?"
***